|
SON MESAJ
İslâm İnkılabının Büyük Rehberi
ve
İran İslâm Cumhuriyetinin Kurucusu
Ayetullahil Uzma İmam Humeyninin (ra)
Siyasi İlâhî Vasiyetnamesi
İMAM HUMEYNİNİN (RA)
VASİYETNAMESİ
ÖNSÖZ
Bismilâhîrrahmanirrahiym
Resulullah
sallallahu aleyhi ve
âlihi
ve sellem buyurdular: Sizlere
iki ağır ve
paha biçilmez emanet -sekaleyn- bırakıyorum: Kitabullah ve itretim
Ehl-i Beytim... Bu ikisi asla birbirinden ayrılmaz ve Havzda
birlikte bana gelirler.
Hamd, ancak Allahadır
ve - Allahım - sen münezzehsin, Muhammed ve Ehl-i Beytine
selamın olsun, rahmetin olsun; celâl
ve cemalinin mazharı, kitabının esrarının hazinedarlarıdır onlar.
O kitap ki Senden başkasının bilmediği ve sana mahsus olan bütün
isimlerle birlikte ahadiyyetin tecelli etmiştir onda. Muhammed
-saa- ve onun
âline
zulmeden habislik ağacının kökü durumundaki zalimlere de lânet
olsun...
Sekaleyn
hususunda eksik ve yetersiz - de olsa - kısaca bazı
hatırlatmalarda bulunmayı gerekli görüyorum. Ancak, bu hatırlatma
sekaleynin gaybî, mânevî
ve irfânî
boyutları açısından olmayacak elbet. Zira ben gibilerinin kalemi
Mülkten
meleküt-i Alâya
ve ondan lâhuta
varıncaya kadar idrâki
bütün varlık Alemine ağır gelen, ben ve sen gibisinin anlama
gücünü aşan ve manâsına
tahammülün tâkatleri
kestiği - hatta belki de imkansız olduğu - bir mertebeyi ele alma
ve mutlak büyük olan sıkl-ı ekber
dışında her şeyden daha büyük olan sıkl-ı kebîr
ve sıkl-ı ekberin yüce hakikatlerinin terkedilmesi - mahcur -
olması nedeniyle insanlığın başına gelmiş olanlardan, keza Allah
düşmanları ve entrikacı taağutlların
bu iki sıkla ettiklerinden - ki bunları saymaya da ne sınırlı
vakit ne de eksik bilgim elvermiyor - sözetme cüreti göstermekten
acizdir; ancak, bu iki sıklın başına gelenlere çok kısa ve özlü
bir şekilde değinmeyi uygun buluyorum.
Bu iki sıkl asla birbirinden ayrılmaz ve
Havzda
birlikte bana gelirler cümlesi, belki de hz. Resulullah
sallallahu aleyhi ve
âlihi
ve sellemin rıhletinden sonra bunlardan birinin başına gelenin
diğerinin de başına geldiği ve Havzda Allah Resulüne gelinceye
kadar bu mahcurlardan birinin mahcurluğunun / terk edilişinin
diğerinin de mahcurluğu olacağına işarettir. Bu havz, kesretin
vahdetle birleştiği
ve damlaların deryada kaybolup gittiği makam mıdır, yoksa
insanoğlunun akıl ve irfanına sığamayacak bir şey midir?.. Kezâ,
şunu da söylemek gerekir ki taağutilerin, Resulullah sallallahu
aleyhi ve
âlihi
ve sellemin bu iki ağır emanetine yaptığı zulümler Müslüman
ümmete, hatta bütün insanlığa yapılmıştır ki kalem bunu beyandan
acizdir.
Şunu da hatırlatmak
icabeder ki Sekaleyn
hadisi
bütün Müslümanlar arasında mütevatirdir ve
Kutub-u Sitteden
diğerlerine varıncaya kadar Ehl-i Sünnetin
bütün kitaplarında muhtelif beyanlarla ve defalarca Resul-ü Ekrem
sallallahu aleyhi ve Alihi ve sellemden nakledilmiştir ve bu
hadis-i şerif
muhtelif mezheplerin Müslümanları başta gelmek üzere bütün
insanlığa kesin hüccet tir ve kendilerine hüccetin tamamlanmış
olduğu bütün Müslümanlar bu konuda mesuliyetlerini yerine
getirmekle yükümlüdürler; bihaber cAhiller için herhangi bir
mazeret sözkonusu olsa da mezhep ulemAsı için yoktur.
Şimdi, ilâhî emanet
Kitabullah ve İslâm Peygamberi sallallahu aleyhi ve
âlihi
ve sellemden geriye kalanlara neler olmuş, görelim. Uğruna kan
ağlanması gereken son derece üzücü olaylar, hz. Alinin - s- şehâdetinden
sonra başladı.
Benciller ve tağutîler, Kuran-ı Kerimi Kuran düşmanı
iktidarlara alet ettiler, baştanbaşa bütün Kurânı
bizzat Peygamber-i Ekrem sallallah-u aleyhi ve
âlihi
ve sellemden öğrenmiş bulunan, aranızda iki ağır ve paha
biçilmez emanet bırakıyorum nidâsını
hala kulaklarında taşıyan ve Kuranın gerçek müfessiri ve
hakikatlere
âşinâ
olanları türlü bahane ve önceden hazırlanmış oyunlarda geri -
plana - iterek, gerçekte, Havza girinceye kadar insanlık için
maddi mânevi hayatın en büyük düsturu olan ve halâ
da öyle bulunan Kurânı,
bizzat Kuranla sahne dışı bıraktılar ve bu mukaddes kitabın
ülkülerinden biri olan ve hala da öyle bulunan ilâhî adalet
iktidarına iptal çizgisi çektiler; Allahın dininden, ilâhî sünnet
ve Kitaptan sapmanın temelini attılar ve derken iş öyle bir yere
vardı ki kalem utanır onu açıklamaya...
Bu eğri temel
ilerledikçe eğrilikler ve sapmalar arttı. O kadar ki, insanları
kemâle
erdirmek, bütün Müslümanların, hatta tüm insanlık ailesinin
birleşmesini sağlamak, insanlığı ulaşması gereken yere ulaştırıp,
kendisine isimler in öğretildiği bu Adem evlâdını
şeytanlar ve taağutların şerrinden kurtarmak, dünyayı tam bir
eşitlik ve adalete kavuşturmak; iktidarı, insanlığın hayrına
olacak kimselere devredebilmeleri için Allahın mâsum
velilerine -evvelinden
âhirine
tüm mahlukâtın
selamı onlara olsun- vermek gayesiyle yüce Ahadiyyet makamından
Muhammedi tam keşfe
nâzil
olan Kuran-ı Kerimi öylesine sahne dışı bıraktılar ki insanları
hidayete erdirmede adeta hiçbir rolü yokmuş gibi oldu ve iş öyle
bir noktaya vardı ki Kuranın rolü zâlim
iktidarlar, ve taağutilerden daha beter olan habis din adamları
tarafından zulüm ve fesad yaratma, Hak Tealaya inad edenler ve zâlimlerin
bahanesi olma mesâbesine
indirildi. Kuran, bu kader belirleyici kitap, komplocu düşman ve
cahil dostlar eliyle ne yazık ki mezarlıklar ve yas toplantıları
dışında rolü olmayan ve hala öyle bulunan bir hale getirildi;
Müslümanlar ve insanlığın vahdetini sağlaması, onların hayat
kitabı olması gereken şey ayrılık ve ihtilâf
vesilesine dönüştürüldü veya bütünüyle sahne dışı bırakıldı.
Nitekim gördük; birisi kalkıp da İslâm devletinden sözedecek olsa
ve İslâm, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve
âlihi
ve sellem, Kuran ve sünnetin baştanbaşa onunla dolduğu siyasetten
bahsedecek olsa Adeta en büyük günahı işlemiş sayılmakta ve
siyasetle uğraşan molla tâbiri
dinsiz mollayla eşanlamda kullanılmaktaydı ki bu durum şimdi de
böyledir...
Son zamanlarda
büyük şeytâni
güçler; kendilerini yalan yere islâma
yamamış bulunan İslâmî düsturlardan uzak sapık iktidarlar
kanalıyla Kuranın mahvı ve süper güçlerin şeytâni
maksatlarının tahakkuku gayesiyle güzel hatlarla Kuranlar
basmakta, öteye beriye göndermekte ve bu şeytanca oyunla Kuranı
sahne dışı sahne dışı bırakmaktadırlar. Muhammed Rıza Han
Pehlevinin
bastırdığı Kuranı hepimiz gördük; bazılarını bununla kandırdı,
islâmi
gayeden habersiz olan bazı din adamları da onun meddahlığını
yapmadaydı. Görüyoruz ki kral Fahdda
her yıl halkın sonsuz servetlerinin büyük kısmını Kurân-ı
Kerim basma ve Kuran düşmanı bir mezhebin propagandasını yapma
yolunda harcamakta ve Vahhabilik
gibi hiçbir esasa dayanmayan, baştan sona hurafe dolu bir mezhebi
yaymak suretiyle gafil milletler ve halkları süper güçlere
yöneltmekte; aziz İslâm ve Kuran-ı Kerimi yine İslâm ve Kuranı
yıkma yolunda kullanmaktadır.
Biz ve bütün
varlığıyla İslâm ve Kurana bağlı bulunan milletimiz; baştan sona
kadar Müslümanların, hatta bütün insanlığın vahdetinden sözeden
Kurânî
hakikatleri türbeler ve mezarlıklardan kurtarmak ve onu
insanoğlunun eline, ayağına, kalbine ve aklına dolanan; yokluğa,
yokoluşa, taağutilere esir ve köle olmaya sürükleyen bütün
zincirlerden kurtarabilecek yegâne
reçete olarak yüceltmek isteyen bir mezhebe mensup olmakla iftihar
ederiz. Keza, kurucusunun, Allah Tealânın
emriyle Allah Resulü sallallahu aleyhi ve
âlihi
ve sellem olduğu ve bütün bağlardan kurtulmuş olan Emirel
Müminin Ali b. Ebu Tâlibin
insanlığı tüm kölelik ve zincirlerden kurtarmakla
görevlendirildiği bir mezhebe mensup olmakla iftihar duyarız.
Kurandan sonra maddi ve mânevi hayatın en
büyük düsturu olan ve insanlığı kurtuluşa götürecek en yüce kitap
sayılan, mânevi ve devlet yönetimiyle ilgili emirleri en büyük
kurtuluş yolu bulunan Nehcul Belağa
kitabının bizim mâsum imamımıza aid oluşuyla övünürüz.
Ebu Talib oğlu Aliden, kadir Allahın
kudretiyle hayatta bulunan ve her şeye nezaret eden insanlığın
kurtarıcısı, zamanın sahibi hz. Mehdiye
- hepsine binlerce selam ve tahiyyât
olsun - varıncaya kadar tüm mâsum
imamların
bizim imamlarımız olmasıyla iftihar ederiz.
Kurân-ı
Said
adıyla anılan hayat verici duaların bizim mâsum imamlarımıza aid
oluşuyla övünürüz biz. İmamların Şâbâniyye
Münacaatı,
Hüseyin b. Ali aleyhisselamın
Arafat duâsı,
Muhammed soyunun Zeburu
olan Sahife-i Seccadiye
ve Allah Tealâ
tarafından Zehra-ı Merziyyeye)
ilham edilmiş olan Sahife-i Fâtımiyye
ile de iftihar ederiz.
Bâkırel
Ulumun
târihin
en yüce kişiliği olmasıyla övünç duymadayız biz; Allah Teâlâ,
Resul sallallahu aleyhi ve Alihi ve sellem ve mâsum imamlardan
başka kimsenin idrâk edemediği ve edemeyeceği o da bizdendir.
Mezhebimizin Câferi
oluşuyla övünürüz biz; ki sonsuz bir derya olan fıkhımız
onun eserlerinden biridir yalnızca... Ve biz, Allahın salat ve
selamı onlara olsun, tüm mâsum imamlarla iftihar ve onların yolunu
izleyeceğimizi taahhüd etmişizdir.
Allahın salat ve
selamı onlara olsun, mâsum imamlarımızın İslâm dininin
yüceltilmesi ve boyutlarından biri adil devlet kurmak olan
Kuranın uygulamaya geçirilmesi yolunda hapis ve sürgünlerde
yaşamış ve sonunda yaşadıkları çağın zâlim
iktidarları ve taağutilerini devirme yolunda şehid olmuş
bulunmalarından iftihar duyarız. Ve biz bugün Kuran ve sünnetin
hedeflerini uygulamaya geçirmek isteyişimiz ve halkımızın muhtelif
kesimlerinin bu kader belirleyici yolda şevkle ve can-u gönülden
malını, canını ve sevdiklerini Allah yoluna feda ediyor oluşuyla
iftihar etmedeyiz.
Yine övünmedeyiz ki
hanımlar, yaşlı ve genç kadınlar büyüğüyle, küçüğüyle kültürel,
iktisadi ve askeri sahnelerde hazır bulunup İslâm ve Kuran-ı
Kerimin gayelerinin yüceltilmesi yolunda erkeklerle omuz omuza
veya onlardan daha iyi bir şekilde faaliyet göstermiş;
saaaşabilecek güçte olanlar İslâm ve İslâmî ülkenin müdafaası için
önemli farzlardan olan askeri eğitime katılmış ve düşmanların
komplosu ve dostların İslâm ahkamı ve Kuranı bilmemeleri
neticesinde onlara, hatta İslâm ve bütün Müslümanlara zorla
yüklenmiş bulunan mahrumiyetlerden kendisini kurtarmış ve
düşmanların kendi menfaatleri için cahiller ve Müslümanların
maslahatından habersiz bazı din adamlarını kullanarak meydana
getirmiş olduğu hurafelerin bağımlılığından sıyrılmışlardır;
saaaşa katılma gücü olmayanlar da cephe gerisinde milletin kalbini
mutluluk ve sevince boğacak, düşmanlar ve onlardan daha beter olan
cahillerin yüreğiniyse öfke ve hışımla titretecek şekilde
çalışmaktadırlar. Ve biz, nice büyük kadınların hz. Zeynep aleyhâ
selamın misali
evlatlarını kaybettiklerini, Allah Tealâ
ve aziz İslâm uğruna herşeylerini feda ettiklerini haykırdığını
gördük defalarca; bununla iftihar ediyor ve biliyorlar ki buna
karşılık elde ettikleri şey, dünyanın naçiz metası bir yana
dursun, Naim Cennetlerinden
bile üstündür. Keza bizim milletimiz, hatta dünya mustazafları ve
Müslüman diğer milletler; yüce Allahın, aziz İslâm ve Kuranı
Kerimin düşmanı olan kimselerin düşmanı olmaları, bunların
uğursuz canice emellerine varabilmek için hiçbir cinayet ve
hıyanetten vazgeçmeyecek, başa geçmek ve istediği makamı elde
edebilmek için dost-düşman tanımayacak yırtıcı vahşilerden
oluşması ve baştanbaşa tüm dünyayı kasıp kavuran; iğrenç
emellerine ulaşabilme uğruna, kalemlerin yazmaya, dillerin
söylemeye utandığı cinayetler işleyen ve büyük İsrail gibi aptalca
bir hayalle
her cinayete sürüklenebilen dünya siyonizminin müttefiki
durumundaki bizatihi terörist devlet Amerikanın bunların başını
çekiyor olmasıyla iftihar duyar. Kezâ,
İslâmî milletler ve dünya mustazafları; Amerika ve İsraile
uşaklık yolunda bizzat kendi milletlerine her hıyaneti yapmaktan
çekinmeyen Ürdünlü kaatil tellal Hüseyin
ve kaatil Israille aynı torbadan yem yiyen ahır arkadaşları Hasan
ve Hüsnü Mübarek
gibilerinin düşmanı olmakla övünürler. Keza biz, dost-düşman
herkesin milletlerarası hukuk ve insan haklarını çiğneyen bir hain
olarak tanıdığı ve mazlum Irak milletiyle körfez emirliklerine
karşı işlediği zulümlerin İran milletine karşı işlediği
zulümlerden az olmadığını herkesin bildiği -Mişel- Eflakçı Saddam
gibi bir hainin bize düşman olmasıyla da övünürüz. Keza, biz ve
dünyanın mazlum milletleri, dünya kitle iletişim araçları ve
haberleşme sistemleriyle propaganda mekanizmalarının, biz ve
dünyanın bütün mazlumlarını cani süper güçlerin vereceği
direktifler doğrultusunda her türlü cinayet ve ihaneti işlemiş
olmakla suçlamalarından iftihar duyarız. Amerikanın onca
iddialarına, onca saaaş araç gereçlerine, sahib Olduğu onca uşak
ülkelere ve geri kalmış mazlum milletlerin sonsuz servetlerine
elkoyması ve bütün basın yayın organlarını elinde bulunduruyor
olmasına rağmen gayretli İran milleti ve kademine ruhlarımız feda
olası hazreti Bakiyyetullah
ülkesi karşısında kime başvuracağını bilemeyecek kadar çaresizlik
içinde şaşakalıp rezil olması ve yöneldiği herkesten red cevabı
almasından daha büyük ve daha yüce bir iftihar sebebi olur mu?
İşte bu, milletleri, özellikle de İslâmî İran milletini
uyandırarak şahlık zulmünun zulmetinden İslâm nuruna hidayet
buyuran hazreti Bari Tealanın -Celle Azametihi- gaybi
yardımlarından
başka birşey değildir.
Şimdi, zulüm görmüş muhterem milletler ve
aziz İran milletine tavsiyem odur ki ne mülhid
doğu ve ne de zaıim kafir
batıya bağımlı olmayan bu ilâhî doğru yola, Allah Tealanın onlara
nasip buyurmuş olduğu yola sağlam, azimli, ahdine sadık ve kararlı
bir şekilde bağlansınlar, bir lahza olsun bu nimetin şükründen
gaflet etmesinler, süper güçlerin ister harici ister hariciden
beter olan dahili mümessillerinin kirli elleri onların temiz
niyetleri ve demir iradelerinde sarsıntıya yol açmasın ve
bilsinler ki dünya kitle haberleşme araçlarıyla doğu ve batı
şeytani güçlerinin baskıya başvurmaları onların ilâhî kudretlerine
delidir ve Allah Teala onların mükafaatını hem bu alemde hem de
diğer alemlerde verecektir: Gerçekten de Allah tüm nimetlerin
sahibidir ve herşeyin saltanatı Onun elindedir. Keza acizane
olarak Müslüman milletlerden cidden şunu isterim ki mutahhar
imamların, insanlık aleminin bu büyük yolgöstericilerinin sosyal,
iktisadi, ve askeri kültürlerini can-u gönülden, fedakarca ve
sevdiklerini feda etme pahasına layıkıyla izlesin ve uygulasınlar.
Bu cümleden olmak üzere risalet ve imamet
okulunu ifade eden ve ister ahkam-ı evveliye, ister sâneviyyeyle
olsun - ki her ikisi de İslâmî fıkıh okuludur - milletlerin rüşd
ve azametinin garantisi olan geleneksel fıkıhtan
zerrece sapmasınlar, Hakka ve dine karşı inat gösteren Vesvas-ı
Hannaslara kulak asmasınlar, bir adım olsun sapmanın İslâm din ve
ahkamının, ilâhî adalet devletinin çöküş başlangıcı olacağını
bilsinler, keza namazın siyasi ifadesi demek olan Cuma
ve cemaat namazlarını
asla ihmal etmesinler; zira bu cuma namazı Hak Tealanın İran
İslâm Cumhuriyetine karşı en büyük inayetlerindendir; keza bu
cümleden olmak üzere mutahhar imamlara, özellikle de Allahın,
peygamberlerin, meleklerin
ve sâlihlerin
selam ve salatları onun büyük ve kahraman ruhuna olsun, Seyyid-i
Mazluman ve Server-i Şehidan hz. Ebâ
Abdullahil Hüseyne yas merasimleri
düzenlemeyi asla ihmal etmesinler ve bilsinler ki imamların
-aleyhimusselam- İslâm'ın bu
tarihi
kahramanlığını anma merasimleri münasebetiyle buyurmuş oldukları
ve
Âli
Beyte
zulmedenlere edilecek lanet ve beddualar, tarih boyunca gelmiş
geçmiş bütün zalim yöneticilere karşı milletlerin ilelebet
kahramanca feryatları demektir. Keza artık son bulmuş ve cehenneme
vasıl olmuş bulunmalarına rağmen Emevilerin
-Allahın laneti onlara olsun- işledikleri zulümleri lanetleme ve
bu zulümler dolayısıyla kargış ve feryat etmenin dünya zalimlerine
karşı haykırış ve zulmü yıkıcı bu haykırışı sürekli canlı tutuş
demek olduğunu da bilirsiniz. Keza Hakk imamları aleyhimusselamla
ilgili ağıtlar, mersiye
ve sena şiirlerinde her asır ve mekanın zalimlerinin işlemiş
olduğu kötülük ve zulümler ezici bir şekilde hatırlatılmalı ve
Amerika, Sovyetler ve bağımlı uşaklarıyla, bu cümleden olmak üzere
büyük
ilâhî
Hareme
ihanet eden Suudi hanedanı - Allahın, meleklerinin ve
Resullerinin laneti onlara olsun- eliyle İslâm'ın mazlumiyet çağı
olan bu çağda -onların işlediği zulümler- ezici bir şekilde
hatırlatılarak lanetlenmeli ve kargışlanmalıdır. Keza hepimiz şunu
bilmeliyiz ki Müslümanlar arasında vahdeti sağlayacak şey;
Müslümanların, özellikle, Allahın salat ve selamı onlara olsun
Eimme-i İsni Aşer/On İki İmam/Şiâsı'nın
kimliğinin
koruyucusu olan, bu siyasi merasimlerdir... Ve hatırlatmam gereken
nokta şudur: Benim siyasi-ilâhî vasiyyetim, şanı yüce İran
milletine mahsus değil, bilakis, bütün Müslüman milletler ve hangi
din ve millete mensup olursa olsun, dünyanın bütün mazlumlarına
bir tavsiyedir.
Allah-u Azze ve
Celleden acizane dileğim biz ve milletimizi bir an olsun kendi
halimize bırakmaması ve gaybi inayetlerini bu İslâm evlatları ve
aziz saaaşçılardan esirgememesidir.
RuhullahiI Museviyyil
Humeyn
Bismillahirahmanirrahiym
Kıymetli milyonlarca insanın, ölümsüz
binlerce şehid ve diri şehid
durumundaki aziz malullerin gayretlerinin semeresi ve milyonlarca
Müslüman ve dünya mustazaflarının umudu olan muhteşem İslâmî
inkılâbın
ehemmiyeti, değerlendirmesinin kalem ve beyanı aşacağı bir
ölçüdedir.
Bütün hatalara rağmen yüce Allahın büyük
kereminden umudunu kesmeyen ve tehlikelerle dolu yolunun azığı
ancak mutlak Kerimin keremine gönül verişi olan ben Ruhullah
Musevi Humeyni, diğer iman kardeşleri
gibi bu inkılaba, getirdiklerinin kalıcı olmasına ve giderek daha
fazla semere vermesine ümidvar olan hakir bir din öğrencisi
unvanıyla şimdiki nesle ve geleceğin aziz nesillerine tekrar
mahiyetinde de olsa bazı mevzuları vasiyet olarak arzetmek istiyor
ve bağışlayıcı Allah Tealâdan
bu uyarılarda niyet temizliği inayet buyurmasını niyâz
ediyorum.
1- Biz biliyoruz ki dünyayı sömüren
emperyalistler ve zalimlerin ellerini büyük İrandan çektiren bu
büyük inkılab ilâhî yardımlarla muzaffer oldu. Allah Tealanın
kudretli eli olmasaydı otuz altı milyonluk bir nüfusun İslâm ve
din adamlarına karşı girişilen onca propagandaya, özellikle şu son
yüzyılda matbuat ve konuşmalarda İslâm ve milliyet düşmanı meclis
ve mekanlarda kalem ve söz erbaplarının milliyet adı altında
yaptıkları sayısız onca bölücülüklere rağmen; aziz vatanın
ilerlemesi ve gelişip yükselmesi için çalışması gereken faal genç
nesli fasid şah ve kültürsüz babasıyla güçlü ülkelerin sefaretleri
tarafından millete zorla yüklenen kukla iktidar ve ısmarlama
meclislerin işlediği hıyanetler karşısında kayıtsızlık ve fesada
çekme gayesiyle düzenlenen onca abes şiirler, laubali mizahlar;
ayyaşlık, fuhuş, kumar, içki ve uyuşturucu maddeler karşısında;
daha da kötüsü ülkenin kaderinin kendilerine teslim edildiği
liseler, üniversiteler ve öğretim merkezlerinde, tamamen azınlıkta
kalmaları ve baskı altında tutulmaları cihetiyle müspet bir iş
yapamayan iyi ve dürüst kimselerin de aralarında bulunduğu, İslâm
ve İslâm kültürüne, hatta milliyet ve milliyetçilik adına doğru
milli ye de yüzde yüz karşı olan doğu veya batı çarpılmışı
öğretmen ve öğretmen üyelerinin çalıştırılması karşısında, bu ve
daha onlarca mesele ve bu cümleden olmak üzere din adamlarının
uzlet ve bir köşeye çekilmeye itilmesi ve propaganda yoluyla
bunların çoğunun fikri sapmalara sürüklenmesi gibi durumlar
karşısında bu milletin yekvücut halinde kıyam edebilmesi ve
memleketin dört bir yanında tek bir düşünce etrafında kenetlenerek
Allah-u Ekber feryadıyla,
insanı hayretlere düşüren mucizeyi fedakarlıklarla dahili ve
harici tüm güçleri sahne dışı bırakıp memleketin kaderini bizzat
ele alabilmesi mümkün değildi. Binaenaleyh hem ortaya çıkışı, hem
mücadele niteliği, hem de inkılab ve kıyamının saiki açısından
İran İslâm İnkılabının bütün inkılaplardan ayrı ve farklı
olduğunda şüphe etmemek gerekir. Bunun, yağmaya uğramış şu mazlum
millete Mennan Allah Teala tarafından lütfedilmiş
ilâhî bir
armağan ve gaybi bir hediye olduğunda da şüphe yoktur.
2- İslâm ve İslâmî devlet,
uygulanması halinde dünya ve ahirette evlatlarının saadetini en
iyi şekilde temin eden ve zulümlerin, çapulculukların, fesad ve
tecavüzlerin üzerine kıpkızıl bir kalem çekebilecek güce sahib
olan ve insanları, kendi uygun gördüğü kemale ulaştırabilecek bir
ilâhî hadise
ve tevhidi olmayan okulların tersine; hayatın ferdi, içtimai,
maddi, mânevi, kültürel, siyasi, askeri ve iktisadi bütün
boyutlarına nezaret ve müdahalede bulunan, insan ve toplumun
eğitimi ve maddi ve mânevi ilerleme üzerinde önemsiz sayılacak
kadar da olsa zerrece rolü olabilecek hiçbir noktayı gözardı
etmemiş olan bir okuldur; toplum ve bireyin tekamülü yolunda engel
ve müşkül olabilecek şeyleri hatırlatmış ve bunların giderilmesine
çalışmıştır. Allah Teala'nın yardım ve desteği sayesinde ve ahdine
sadık milletin güçlü elleriyle İslâm Cumhuriyetinin kurulmuş
bulunduğu ve bu İslâmî devlette sözkonusu tek şeyin İslâm ve
onun ileri hükümleri olduğu şu sırada şanlı İran milletine düşen
görev, İslâm'ın muhtevasının bütün boyutlarda tahakkukunu sağlamak
ve onu koruma ve kollama yolunda gayret göstermektir. Zira İslâm'ı
korumak bütün farzların başında gelir; Adem aleyhisselamdan
Hatem-un Nebiyyin sallallahu aleyhi ve
âlihi
ve selleme varıncaya kadar bütün yüce peygamberler bu yolda
canlarına malolan gayret ve fedakarlıklar gösterdiler, hiçbir
engel onları bu büyük farizâdan
alıkoyamadı ve aynı şekilde onlardan sonra da ahdine sadık ashab
Allahın salatı onlara olsun İslâm imamları, kanlarını verecek
raddeye varan bir gayret ve çabayla onu korumaya çalıştılar. Bugün
İranda resmen ilan edilmiş ve kısa sürede büyük neticeler vermiş
olan bu ilâhî emanetin olabildiğince korunması, kalıcılığı için
gerekenin yapılması ve önündeki engel ve sorunların giderilmesi
yolunda çaba gösterilmesi genelde bütün mülümanlara ve özelde İran
milletine farzdır ve umulur ki nurunun şuası bütün Müslüman
ülkelere yansır ve bütün devletler ve milletler bu hayati konuda
yekdiğeriyle görüş birliğine vararak dünya mazlumları ve
ezilmişlerini tarihin canileri ve dünyayı sömüren süper güçlerin
elinden ebediyen kurtarırlar.
Ömrümün şu son
nefeslerinde, bu ilâhî emanetin hıfzı ve bekasına yardımcı olacak
hususlar ve onu tehdid eden tehlike ve engellerin bir kısmını
şimdiki nesil ve geleceğin nesilleri için arzetmeyi bir vazife
biliyor ve alemlerin Rabb'inin dergahından herkes için tevfik ve
yardım niyaz ediyorum.
a - Şüphesiz İslâmî
inkılabın kalıcılığının sırrı, zaferin sırrından başka birşey
değildir, zaferin sırrını da millet bilmektedir ve gelecek
nesiller bunun iki temel prensibinin ilâhî saik ve İslâmî
hükumet yüce gayesiyle, bu saik ve gaye için baştanbaşa bütün
ülkede milletin el ve sözbirliği içinde bir araya gelmesi
olduğunu tarihte okuyacaklardır.
Şimdiki ve gelecek bütün nesillere şunu
vasiyet ediyorum: İslâm ve Allah devleti sürekli var olsun, dahili
ve harici sömürücü ve sömürgeci güçler ülkenizden el çeksin
istiyorsanız Allah Tealanın Kuran-ı Kerimde öğütlemiş olduğu bu
ilâhî saiki bırakmayın; zafer ve onun kalıcılığının sırrı olan bu
saikin karşısında amacın unutulması ve tefrika ve ihtilafa
düşme yer alır. Baştanbaşa bütün dünyanın propaganda borazanları
ve onların yerli uşaklarının bütün güçlerini bölücülük yaratıcı
söylenti ve yalanlara harcaması ve bu uğurda milyarlarca dolar
sarfetmesi boşuna değildir. İslâm cumhuriyeti muhaliflerinin
sürekli bölgeye gelip gitmeleri de sebepsiz değil ve maalesef
bunların arasında bazı İslâm ülkelerinin, kendi menfaatlerinden
başka bir şey düşünmeyen ve gözü kapalı kulağı tıkalı bir şekilde
Amerikaya teslim olmuş bulunan devlet ve yöneticileri de
görülmektedir; alim kılıklı bazıları da katılmış onlara... İran
milleti ve dünya Müslümanları için bugün ve gelecekte sözkonusu
olması ve ehemmiyetinin gözönünde bulundurulması gereken nokta
ocaklar yıkan tefrika yaratıcı propagandaları tesirsiz hale
getirmektir. Müslümanlara, özellikle İranlılara ve hassaten şu
çağda tavsiyem, bu komplolara tepki göstermeleri ve insicam ve
vahdetlerini mümkün olan her yolla arttırarak küffar ve
münafıkları
ümitsizliğe düşürmeleridir.
b- Son yüzyılda,
özellikle bu yüzyılın son on yıllarında ve bilhassa inkılâbın
zafere ulaşmasından sonra apaçık göze çarpan önemli komplolardan
biri de milletleri, özellikle fedakar İran milletini İslâm'dan
ümidi keser hale getirmek maksadıyla muhtelif boyutlarıyla
yürütülen geniş çaplı propagandalardır. Bazen açıkça ve acemice
1400 yıl
önce vazedilmiş olan İslâmî hükümlerin bu
çağda ülkeleri idare edemeyeceği veya ~İslâm genci bir dindir,
her türlü yenilik ve medeniyete karşıdır ve ülkelerin bu çağda
dünya medeniyeti ve bu medeniyetin getirdiklerini bir kenara
bırakması mümkün değildir.., vb. gibi ahmakça propagandalarla;
kimi zaman da İslâm'ın kutsallığından yanaymış gibi görünen bir
şeytanlık ve sinsilikle İslâm ve diğer ilâhî dinler mâneviyatla
ilgilenir; nefisleri ıslah, dünyevi makamlardan çekinme, dünyadan
uzak durmaya çağırma, insanı Allaha yaklaştırıp dünyadan
uzaklaştıran ibadet, zikir
ve dualarla
meşgul olmaya davetle uğraşırlar; devlet, siyaset ve iktidar ise
bu maksad ve büyük mânevi gayeye aykırı şeylerdir, zira bütün
bunlar dünyayı düzeltmekle ilgilidir ki bu da yüce peygamberlerin
yoluna aykırıdır! dediler ve maalesef bu ikinci yöntemle yapılan
propagandalar, İslâmî tanımayan bazı dindarlar ve dinadamlarını o
kadar etkiledi ki devlet ve siyaset işlerine karışmayı fısk ve
günah addettiler, halâ bu görüşte olanlar bulunabilir, İslâm'ın
müptela olduğu büyük bir faciaydı bu. Birinci grup için şunu
söylemek gerekir ki devlet, kanun ve siyasetten ya habersizdirler
ya da kendilerini kasten bilmiyormuş gibi göstermektedirler. Zira
kanunların kıst ve adi ölçüsüne göre icrası, zorba yönetim ve
zalimleri engelleme, ferdi ve içtimai adaleti yayma; fuhuş ve
türlü sapmaları yasaklama; akıl, adalet, bağımsızlık ve kendine
yeterlilik ölçüsüne dayalı bir hürriyet sağlama; sömürgecilik,
sömürücülük ve köleciliği önleme, bir toplumun fesad ve mahvını
önlemek gayesiyle adalet ölçüsüne dayalı kısas
had
ve tazir
cezalarını uygulama; topluma akıl, adalet ve insaf ölçülerine göre
bir siyasetle yol aldırma ve benzeri daha yüzlercesi, insanlık ve
sosyal hayat tarihi boyunca zamanın geçişiyle aşıma uğrayıp
eskiyecek şeyler değildir. Bu iddia, matematik ve akıl
kurullarının bu çağda değiştirilerek yerine yeni kuralların
oturtulması gerektiğini söylemeye benzer.
Yaradılışın
başlarında sosyal adalet sağlanmalı; zulüm, çapulculuk ve adam
öldürme önlenmeliydi; ancak, bugün atom çağında bulunduğumuzdan o
yöntemler eskimiş tir demek ve İslâm'ın yeniliklere karşı
olduğunu iddia ederek devrik -şah- Muhammed Rıza Pehlevi gibi
"Bunlar bu çağda hayvanlara binerek yolculuk yapmak istiyorlar
demek ahmakça bir ithamdan başka birşey değildir. Zira medeniyetin
getirdikleri ve yeniliklerden maksat, insanoğlunun medeniyet ve
ilerlemesinde rol oynayan buluşlar, icadlar ve teknik gelişmeler
ise ne İslâm, ne de diğer hiçbir tevhidi din buna karşı
çıkmamıştır ve çıkmayacaktır da. Bilakis, bilim ve teknik İslâm ve
Kuran-ı Mecid'in de önemle vurgulamış olduğu şeylerdir. Yok, eğer
medeniyet ve yenilikle, bazı profesyonel aydınların dediği gibi
Bütün kötü ve gayri meşru işlere ve fuhuşa, hatta
eşcinselliğe.... vb. şeylere serbesti tanınsın anlamı
kastediliyorsa; doğu ve batı çarpılmışları her ne kadar körükörüne
bir taklitçilikle onu yaymaya çalışsalar da bütün semavi dinler
bilim adamları ve akl-ı selim sahibi insanlar buna karşı
çıkacaktır. Sinsice bir rol üstlenen ve İslâm'ı devlet ve
siyasetten ayrı bilenlere gelince; bu cahillere Kuran-ı Kerim ve
sünnet-i Resulullah sallallahu aleyhi ve
âlihi
ve sellemin hiçbir konuda devlet ve siyaset mevzuunda olduğu
kadar hükmü bulunmadığını söylemek gerekir. Bilakis, İslâm'ın
ibadetle ilgili hükümlerinin çoğu ibadî-siyasîdir ki onlardan
gafil duş bunca musibete yol açmıştır zaten. İslâm Peygamberi -s-
de dünyanın diğer devletleri gibi bir devlet kurdu, ancak, sosyal
adaleti yayma saikiyle.... İslâm'ın ilk halifelerinin geniş
devlet yönetimleri vardı ve Ali b. Ebu Tâlib
aleyhisselamın hükumeti de aynı saikten hareketle daha geniş ve
daha kapsamlıydı, tarihin apaçık meselelerindendir bu. Ondan sonra
tedricen yönetim sadece isim itibariyle İslâmiydi; İslâm ve
Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve
âlihi
ve sellemin yolunda bir İslâm devleti olduğunu iddia edenler
bugün de çoktur.
Ben bu vasiyetnamede işaret ederek
geçiyorum, ancak yazarların, sosyolog ve tarihçilerin Müslümanları
bu yanlışlıktan kurtarmalarını ummaktayım; enbiya
aleyhimusselamın yalnızca mâneviyatla ilgilendiği, devlet ve
dünyevi iktidarın tardolduğu; enbiya, evliya ve büyüklerin ondan
uzak duydukları ve bizim de böyle yapmamız gerektiği yolunda
söylenmiş ve söylenegelenler, Müslüman milletlerin mahva
sürüklenmesi ve yolun kaniçici emperyalistlere açılmasıyla
sonuçlanan üzücü bir yanlışlıktır. Zira tard ve kınanması gereken,
sultacılık ve sapık gayeler için olan şeytani hükumetlerle
diktatörlük ve zulümdür; onların uzak durduğu dünya ise servet
yığma, mal biriktirme, kudret düşkünlüğü ve taağutçuluktur;
velhasıl insanı Hak Tealâdan gafil eden bir dünyadır.
Mustazafların lehine; zulmü ve kötülüğü önleme ve sosyal adaleti
sağlama gayesiyle - istenen - Hakk Hükumeti ise, tahakkuku için
Davud oğlu Süleyman,
şanı yüce İslâm peygamberi sallallahu aleyhi ve
âlih
ve değerli vasileri gibilerinin gayret gösterdikleri şeydir ki en
büyük farzlardan ve gerçekleştirilmesi en yüce ibadetlerdendir.
Nitekim bu -tür- hükumet ve devletlerde bulunan siyaset gerekli
işlerdendir. Uyanık ve zeki İran milleti İslâmî bir bakış
açısıyla bu komploları tesirsiz hale getirmeli ve ahdine sadık
yazar ve hatipler milletin yardımına koşarak komplocu şeytanların
kökünü kazımalıdırlar.
e - Bu tür
komplolarla aynı kumaştan, hatta daha da sinsice olanı ülke
çapında, daha çok da küçük yerleşim merkezlerinde yaydırılan
İslâm Cumhuriyeti de halk için birşey yapmadı; taağutun zaalim
rejiminden kurtulabilmek için onca şevk ve heyecanla fedakârlıkta
bulunan halk, daha beter bir rejimin eline düştü; müstekbirler
daha bir müstekbir, mustazaflar daha bir mustazaf oldular;
hapishaneler geleceğin ümidi olan gençlerle dolu, işkenceler eski
rejimdekinden daha beter ve daha bir insanlık dışı; İslâm adına
hergün birkaçını idam ediyorlar, eyvahlar olsun; şu cumhuriyete
İslâm adını vermeselerdi keşke! Bu devir Rıza Han
ve oğlunun devrinden daha kötü; halk eziyet, zahmet ve çıldırtıcı
pahalılık içinde boğuluyor; baştakiler bu rejimi komünist bir
rejime doğru götürüyorlar; halkın malına el konuluyor; halkın her
konuda hürriyeti elinden alınmış durumda.., ve planlı bir şekilde
sürdürülen buna benzer daha birçok söylentidir. Nitekim her birkaç
günde bir her köşe bucakta, her mahalle ve sokakta aynı
söylentinin dillere düşüyor olması, bunun hesaplanmış bir plan ve
komplo olduğunu göstermektedir.
Taksi dolmuşlarda
bu belli konu... Otobüslerde de aynısı... Birkaç kişilik
toplantılarda yine aynı konu konuşulur ve bir konu biraz
eskidiğinde bir başkası çıkıverir ortaya... Ve maalesef şeytani
hilelerden bihaber olan bazı dinadamları, komplocuların bir-iki
piyonunun kendileriyle temasa geçmesiyle meselenin -gerçekten-
öyle Olduğunu zannediveriyorlar. Meselenin püf noktası da bu tür
mevzuları duyup inanıverenlerin dünyadan, dünyadaki inkılapların
durumundan, inkılap sonrasının hadiseleri ve bunların doğurduğu
kaçınılmaz muazzam müşkülatlardan habersiz kimseler olmasıdır.
Nitekim tümü de İslâm'ın lehine olan değişim ve dönüşümlerden de
haberleri yoktur bunların; gözü kapalı ve meselenin aslından -
habersiz olarak bu gibi konulan duymuş ve kendileri de gaflete
kapılarak veya kasten onlara katılmışlardır.
Tavsiyem odur ki
dünyanın halihazırdaki vaziyetini incelemeden, İranın İslâmî
inkılâbıyla diğer inkılapların mukayesesine girişmeden, milletler
ve ülkelerin inkılap yaparken ve inkılaplarından sonra nelerle
karşılaştıklarını, ne badireler atlattıklarını inceleyip bunları
araştırmadan; Rıza Han ve ondan da beter olan Muhammed Rızanın bu
taağutzede millete yüklediği dertler ve çapulculukları boyunca
işleyip bu hükumete miras bıraktıkları evler batırıp ocaklar
söndüren bağımlılıklardan; bakanlıklar, devlet daireleri, iktisat,
ordu, ayyaşlık merkezleri ve içki satan mağazaların durumuna
varıncaya kadar hayatın bütün boyutlarında meydana getirilen
kayıtsızlık ve sorumsuzluklar, eğitim ve öğretimin durumu, liseler
ve üniversitelerin vaziyeti, sinemalar ve fesad yuvalarının
durumu, gençler ve kadınların hali; dinadamları, dindarlar, ahdine
sadık hürriyetperverler, zulme uğramış iffet sahibi hanımlar ve
camilerin taağut dönemindeki vaziyetini araştırmadan; idam olunan
ve hapse mahkum edilenlerin dosyalarını incelemeden, zindanlar ve
yetkililerinin uygulamalarının niteliğine bakmadan; büyük
sermayedarlar ve toprak ağalarının malvarlığını, stokçular ve
pahacıların durumunu araştırmadan, adliyeler ve inkılap
mahkemelerinin vaziyetini inceleyip bunları geçmişteki yargı ve
adliyeyle karşılaştırmadan; İslâmî Şûra
Meclisi
temsilcileri, hükumet üyeleri, valiler ve şu zamanda -inkılaptan
sonra - işbaşına gelmiş olan diğer yetkililerin durumunu araştırıp
inkılap öncesi durumla kıyasını yapmadan, hükumet ve Yeniden Yapım
ve Onarım Cihadı Teşkilatının
içecek su ve sağlık ocağına varıncaya kadar her türlü ihtiyaç
malzemesinden mahrum bulunan köylerdeki çalışmalarını incelemeden,
tahmili saaaş
ve onun getirdiği evsiz barksız kalmış milyonlarca insan, şehid
aileleri, saaaştan zarar görenler, Afganistanlı ve Iraklı
milyonlarca mültecinin
meydana getirdiği müşkülü de gözönüne alarak önceki rejimin
varlığı boyunca verdiği bütün hizmetlerle bunları kıyaslamadan,
Amerikayla dahili ve harici bağlılarının ekonomik ambargo ve ard
arda gelen komplolarını da gözönünde bulundurup bütün bunlara bir
de yeterli miktarda, meselelere aşina mübelliğ ve şeri hakimin
bulunmayışı ve İslâm muhalifleriyle sapmışlar ve hatta cahil
dostlar tarafından oluşturulan
kargaşa ve karışıklıkları...
vb. daha onlarca
meseleyi ekleyecek olursanız... Rica odur ki, meseleleri bilmeden
olumsuz tenkitlerde bulunmayınız, sudan bahanelerle yanlışlar
yamayıp sövüp saymaya başlamayınız ve yüzlerce yıl zorbaların
zulmü ve kitlelerin cehaletinden sonra bugün daha yeni yürümeye
başlamış ve dört bir yanı dahili ve harici düşmanlarla sarılmış
körpe bir yavrucak durumundaki şu garib İslâm'ın haline
acıyınız... Ve sudan bahanelerle yanlışlar yamamaya çalışan
sizler, düşünün bir, ezip yoketme yerine ıslah ve yardıma
çalışmanız; münafıklar, zalimler, sermayedarlar ve Allahtan
bihaber insafsız stokçuların tarafını tutma yerine mazlumların,
zulme uğramışlar ve mahrum bırakılmışların yanında yer almanız;
bozguncu gruplar, müfsid teröristler ve dolaylı olarak onlardan
yana olma yerine bir de mazlum ulemadan ahdine sadık hizmet ehli
mazlumlara varıncaya kadar terör edilmiş olanlara bir dönüp
bakmanız daha iyi olmaz mı?..
Ben bugün bu
cumhuriyette büyük İslâm'a bütün boyutlarıyla amel edildiğini ve
bazı şahısların cehalet, ukde ve disiplinsizlik yüzünden İslâmî
hükümlere aykırı davranmadığını asla söylemiş değilim ve söylemem;
ancak diyorum ki yasama, yürütme ve yargı organları onca yıpratıcı
zahmetlere katlanarak bu ülkeyi İslâmileştirmeye çalışmakta ve
onlarca milyonluk millet de onlara destek ve yardımcı olmaktadır
herşeyi bahane ederek yanlışlar yamamaya çalışan bu köstekleyici
azınlık eğer yardıma koşacak olursa bu emeller daha kolay ve daha
çabuk tahakkuk bulacak ve maazallah, bunlar kendilerine
gelmezlerse milyonluk kitleler uyanmış, meseleleri kavramış ve
sahnede olduğundan Allah Tealânın izniyle insani İslâmî arzular
gözkamaştırıcı bir şekilde gerçekleşecek, yok yere bahanelerle
yanlışlar yamamaya çalışanlar ve yoldan sapmış bulunanlar bu
muazzam coşkun sel karşısında mukavemet edemeyeceklerdir. Ben bu
çağdaki İran milleti ve milyonluk kitlelerinin; Resulullah
sallallahu aleyhi ve
âlih
dönemindeki Hicaz halkı ve, Allahın salavat ve selamı her ikisine
olsun, Emirel Müminin ve Hüseyin bin Ali dönemindeki Irak ve
Kufe halkından daha iyi olduğunu cüretle iddia etmekteyim. O
Hicaz ki, Resullullah sallallahu aleyhi ve
âlih
döneminde Müslümanlar bile kendisine itaat etmiyor ve birtakım
bahaneler öne sürerek cepheye gitmiyorlardı; Allah Tealâ, Tevbe
Suresinin
birkaç ayetinde onları kınamış ve azap vaadetmiştir. Ve o hazrete
o kadar yalan isnad ettiler ki nakledildiğine göre minberden
onlara bedduada bulundular. Keza o Irak ve Kufe halkı da Emirel
Müminine o kadar kötü davrandılar ve
itaatsizlik gösterdiler ki hazretin onlardan şikayeti
tarih ve nakil
kitaplarında meşhurdur; keza bu Irak ve Kufe Müslümanlarının
Seyyidüş şüheda aleyhisselama reva gördükleri... Ve olan oldu...
Şehadete ellerini bulaştırmayanlar da ya saaaş meydanından
kaçtılar, ya da yerlerine oturdular, tâ
ki
tarihin o cinayeti vuku buldu...
Ancak, bugün ordu ve kolluk güçleriyle
İnkılap Muhafızları
ve Seferberleri
gibi silahlı kuvvetlerinden; aşiretler ve gönüllülerle cephedeki
ve cephe gerisindeki sivil halk kuvvetlerine varıncaya kadar İran
milletinin tam bir şevk ve iştiyakla ne fedakarlıklarda bulunup
nice kahramanlıklar yarattığını görmedeyiz. Yine baştanbaşa bütün
ülkenin muhterem halkının ne değerli yardımlarda bulunduğunu
görüyoruz... Kezâ,
şehidlerin geride kalan yakınları, saaaş felaketzedeleri ve
ailelerinin kahramanca destanımsı bir çehre ve aşıkane ve güven
verici söz ve davranışlarla biz ve sizle karşılaştıklarını
görüyoruz ve bütün bunlar onların Allah Tealâya, İslâm'a ve
ölümsüz hayata olan dopdolu iman, ilgi ve aşklarındandır. Oysa ki
ne Resul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve
âlihi
vesellemin mübarek huzurlarındadırlar, ne de Mâsum İmam salavat-ı
aleyhimnin huzurunda... Ve saikleri de gayba iman ve güvendir ve
bu, muhtelif sahalârda başarı ve zaferin sırrıdır; İslâm böyle
evlatlar yetiştirmiş Olduğu için övünmelidir ve biz de böylesi bir
çağda ve böylesi bir milletin huzurunda olduğumuz için
övünmeliyiz.
Burada, muhtelif sâiklerle
İslâm Cumhuriyetine muhalefet edenler ve menfaat düşkünü fırsatçı
münafıklarla sapmışların kendilerinden faydalanmakta Olduğu
gençlere, kız olsun, erkek olsun, vasiyet ediyorum:
Tarafgirlikte
bulunmadan ve hür bir düşünceyle hüküm verin ve İslâm
Cumhuriyetinin devrilmesini isteyenlerin propagandalarını,
yaptıklarının niteliği ve mahrum kitlelere karşı nasıl
davrandıklarını, onları desteklemiş ve desteklemekte olan gruplar
ve devletleri, içeride onlara katılmış ve onları desteklemekte
olan dahili grup ve şahısları, kendi aralarında ve
sempatizanlarının yanındaki ahlâk ve davranışlarını ve muhtelif
hadiseler karşısında nasıl tavır değiştirdiklerini dikkatle ve
nefsani eğilimlerinize kapılmadan inceleyiniz ve bu İslâmî
Cumhuriyette münafıklar ve sapmışların eliyle şehid edilenlerin
hal ve durumlarını araştırınız, bunlarla düşmanları arasında bir
değerlendirme yapınız; bu şehidlerin -konuşma- kasetleri bir
ölçüde mevcuttur, muhaliflerin kasetleri de sizin elinizde vardır
belki; bakın bakalım hangi grup, toplumun mazlum ve mahrumlarından
yanadır...
Kardeşler! Bu
satırları benim ölümümden önce okumayacaksınız. Ben öldükten sonra
okumanız mümkün; o zaman da ben sizin aranızda olmayacağım ki
kendi menfaatime ve makam ve kudret elde edebilmek gayesiyle
ilginizi kazanabilmek için genç kalplerinizle oynamak isteyeyim...
Sizler, liyâkat
sahibi gençler olduğunuzdan her iki cihanın da saadetini
kazanabilmeniz için gençliğinizi Allah Tealânın
yolunda; aziz İslâm ve İslâm cumhuriyeti uğruna harcamanızı
isterim. Ve Gâfur
Allah Tealâdan
sizleri insaniyetin doğru yoluna hidayet etmesini; ben ve sizin
geçmişimizi geniş rahmetiyle affetmesini niyaz ederim. Sizler de
kendinizle başbaşa kaldığınız anlarda Allah Teâlâdan
bunu isteyin, zira Rahman ve Hâdîdir
O...
Bir vasiyet de,
değerli İran milletiyle faasid iktidarlara müptelâ
ve büyük güçlerin esareti altında bulunan diğer milletlere
ediyorum. Evvelâ
aziz İran milletine tavsiye ediyorum ki muazzam cihadınız
ve yiğit delikanlılarınızın kanlarıyla kazanmış olduğunuz nimetin
kadrini en aziz meseleler gibi biliniz; onu koruyunuz ve
kollayınız, muazzam bir ilâhî nimet ve büyük bir rabbani emanet
olan onun yolunda çaba sarfediniz ve bu Sırât-ı
Mustakıymde karşılaşılabilecek müşkülatlardan ürkmeyiniz, zira
Allaha yardım ederseniz 0 da size yardım eder ve adımlarınıza
sebat verir. Keza İslâm Cumhuriyeti devletinin müşkülatlarını
can-ı gönülden paylaşıp bunların giderilmesine çalışan hükumet ve
meclisi kendinizden bilerek kıymetli bir aziziniz gibi koruyun
onu. Keza meclise, hükumete ve yetkili makamlara tavsiyem şudur:
Bu milletin kadrini bilin ve onlara hizmette, özellikle gözümüzün
nuru ve cümlemizin velinimeti olan, fedakârlıkları
ve emekleriyle İslâm Cumhuriyetinin kurulduğu ve bu cumhuriyetin
devamlılığını da onların hizmetlerine borçlu olduğumuz
mustazaflar, mahrumlar ve zulme uğramışlara hizmette kusur
etmeyin; kendinizi halktan, onları da kendinizden bilin; kültürsüz
çapulcular ve beyinsiz zorbalar olan ve halâ
da öyle bulunan taağuti devletleri daima kınayın; ancak, bir İslâm
devletine yakışır davranışlarla tabii...
Müslüman milletlere
gelince; İslâm Cumhuriyeti Devleti ve mücahid İran milletini örnek
almanızı ve milletlerin isteklerine-ki İran milletinin isteğidir
bu-boyun eğmedikleri takdirde zalim devletlerinize olanca
gücünüzle haddini bildirmenizi tavsiye ederim; zira Müslümanların
bedbahtlığının sebebi doğuya ve batıya bağımlı devletlerdir, İslâm
ve İslâm Cumhuriyeti muhaliflerinin propaganda borazanlarına kulak
asmamanızı kesinlikle tavsiye ederim, zira hepsi de süper güçlerin
menfaatlerinin temini için İslâmî sahne dışı bırakma
gayretindedirler.
ç- Sömürücü ve
sömürgeci büyük güçlerin uzun yıllardır uygulanmakta olan ve
İranda Rıza Han zamanında doruğuna ulaşıp Muhammed Rıza döneminde
türlü yöntemlerle izlenen şeytâni
plânlarından
biri de din adamlarını inzivaya itmedir ki, Rıza Han döneminde
baskı, sindirme, din adamlarına kıyafet yasağı koyma, hapis,
sürgün, hürmetsizlik, idam ve benzeri usullerle ve Muhammed Rıza
zamanında daha başka plan ve metotlarla uygulama sahasına konuldu;
bunlardan biri de üniversitelerle din adamları arasında düşmanlık
yaratmaktı. Bu sahada çok geniş propagandalar yapıldı ve maalesef
her iki kesimin de süper güçlerin şeytâni
komplosundan habersiz olmaları sebebiyle, kayda değer neticeler
alındı. Bir yandan ilkokullardan üniversitelere varıncaya kadar
-bütün okullarda- öğretmen, hoca, öğretim üyesi, dekan ve
rektörlerin batı veya doğu çarpılmışlarıyla İslâm'dan sapmış
olanlar ve -ya- diğer dinlere mensup kimseler arasından seçilip
işbaşına getirilme |