|
DR. MUHAMMED MOÎN |
 |
Muhammed, ailesininin ilk çocuğuydu. 1918 yılında
Reşt kentinde dünyaya geldi. Babası
Şeyh Ebu'l-Kasım, dinî derslere çok
ilgi duyduğu için dinî bir medresede talebeydi. Büyük babası
Şeyh
Muhammed Takî Muînu'l-ulema ise zamanın büyük ulemasından sayılırdı.
Muhammed babasını çok az
görürdü, çünkü o daima,
ünlü alimlerin derslerine katılmak için
şehir şehir dolaşırdı. Hem
babasının hem
de annesinin hasta olduğunu, babasının namazdan sonraki
dualarından anlamıştı. Babası daima Allah'tan kendine ve eşine
şifa
dilerdi. Bunlardan üzüntü duyan küçük Muhammed bir gün acı bir haberle
sarsıldı. Babası hasta yatağındayken, annesi aniden fenalaşarak
öldü.
Zaten hasta olan babası bu olayın ardından, acılara dayanamayarak eşinin
ölümünden tam beş gün sonra vefat etti, ve böylece Muhammed büyük
babasının kucağında, bir taraftan ağlarken bir
yandan da geleceğinin ne
olacağını düşünmeye başlamıştı. O bunları düşünürken yakınları adeta onun
acılarını paylaşır gibi, "çocukcağız ne kadar da erken yetim kaldı"
diyorlardı.
Büyükbabası
Şeyh Muhammed Takî Muînu'l-ulema sevgi
dolu bir şevkle küçük Muhammed'i koruma altına alarak yetiştirmeye
başladı. Gilan eyaletinin Ruslar ve İngilizler tarafından işgal altında
olduğu dönemde okumak o kadar da kolay değildi. Ancak tüm bu zorluklara
rağmen, büyük babası onun eğitimini ihmal etmedi ve Muhammed ilkokulu
bitirdikten sonra burs alarak Tahran'a Darülfunûn okuluna gönderildi.
Tahran'da yaşamak onun için kolay olmuyordu. Bir taraftan gurbet diğer
taraftan tek dayanağı olan büyük babasından uzak kalmak bu zorlukları
daha da artırıyordu. Ancak Muhammed'in bütün düşüncesi okumak ve bir
yere varmak idi. Bir yaz tatilinde Reşt'e döndüğünde büyükbabasının çok
ihtiyar ve zayıf olduğunu gördü. Tatil bittikten sonra Tahran'a
dönmesi gerekiyordu ancak bu iş pek de kolay değildi. Büyükbabasının
ısrarıyla Tahran'a döndü ve bu gidiş, onunla büyükbabası arasında son veda
oldu. Altı ay sonra beklemediği o kara haber geldi. Amcasının
yazdığı bir mektupla büyükbabasının vefatını öğrendi. Bu haber onu o
kadar üzdü ki, üzüntüsünü bir yazısında şu cümlelerle ifade etmiştir: "Ey
hayatımdaki tek dayanağım, ey dileklerimin kabesi, ey hayatımın en
önemli unsuru, ey toprak altında yatan büyük insan, bu ebedi ayrılıktan
dolayı daima hüzünlüyüm ve ayrılıktan dolayı yanıyorum ve pak ruhunla
daima konuşmaktayım..."
Muhammed Darülfunûn medresesini bitirdikten sonra
Darülmuallimîn yüksek okulunda, felsefe ve edebiyat dalında eğitimine devam
etti. Burada Fransızca'yı çok iyi öğrenen Moîn bir gün Fransa'nın ünlü
şairi Lord Bayro'nun huzurunda Fransızca bir konuşma yaparak herkesi
hayrete düşürdü. Okulu bitirdikten sonra askere gitti ve daha sonra
Ahvaz'a öğretmen olarak atandı. Ahvaz'da bulunduğu dönemde, o sırada
tarihi Şuş şehrinde kazlar yapan bir Fransız arkeolog grubuyla
tanıştı. Fransız heyetinin başkanının ona, "İran'ın yöresel şiveleri
başkentte konuşulan şive karşısında hezimete uğramış ve kısa süre sonra
onlardan bir eser kalmaz" demesi Muhammed'i çok düşündürdü. Bu tarihten
sonra yöresel şiveleri korumak gibi bir görev hissetti kendinde ve
buradan çalışmalara başladı. "Şuş Hazinesi" ve "Harut ve Marut" adlarıyla
yayınladığı iki makalesi dönemin kültür bakanının dikkatini çekti.
Böylece Tahran'a çağırılarak Öğretmenlik Yüksek Okulu muavinliği ve
daha sonra aynı okulda öğretim üyeliği görevlerinde bulundu. Bir süre sonra Tahran
Üniversitesi Fars Dili ve Edebiyatı Bölümünden doktorasını aldı ve bu
sıralarda Dr. Ali Ekber Dehkhoda ile tanıştı. Bu tanışma onu kapsamlı
bir sözlük yazmaya teşvik etti. Dr. Moîn bunu çalışma için 400 öğrenciden yardım istedi ve hep birlikte işe başladılar. Bu çabaların
sonunda 1963 yılında, beklenen sözlüğün basımına başlandı. Bundan bir kaç yıl sonra bir gün Dr. Moîn üniversitede ders verirken
aniden fenalaştı. Birçok doktor tarafından muayene edildikten sonra
beyninde bir rahatsızlık tesbit edildi. Aylar geçmesine rağmen
durumunda hiç bir gelişme sağlanamadı. Bu durum tam dört buçuk yıl sürdü
ve sonunda Temmuz 1971'de ruhu, hastalıktan zayıf düşen
bedenine veda etti. Ruhu şad olsun.
Ondan geriye kalan altı ciltlik büyük bir
sözlük
başta olmak üzere bir çok kitap ve makale vardıır ki, bunların büyük bir
kısmı Fars dili ve edebiyat grameri, edebi konular, dil ve edebiyat
tarihi, kültür ve tarih, kitap tanıtımı ve felsefeyle ilgilidir.
|