|
AHMED EMRÎ’NİN ESERLERİ
Yrd. Doç. Dr. Yakup Şafak
Değerli âlim, eğitimci ve
şairlerimizden Ahmed Yetkin, 1304/1886 yılında Amasya’da dünyaya
gelmiştir.
Bu şehirde, ilk öğrenimini bitirdikten ve bir müddet Mekteb-i Rüşdî’ye
gittikten sonra âlim ve edip bir zat olan babası Abdurrahman Kâmil
Efendi’nin müderris bulunduğu medresede tahsiline devam ederek 9
Rebîü’l-evvel 1326 (1908) tarihinde mezun olmuş; daha sonra o civarda
bulunan değerli âlimlerden dersler alarak Arapça ve Farsça ile dînî ve
edebî ilimlerdeki malûmatını artırmış ve 24 Receb 1329 (1911) tarihinde
ders-i âmm ehliyetnâmesi, ayrıca 20 Haziran 1325 tarihinde Amasya’da
açılan Dârü’l-Muallimîn’den diploma almıştır.
Aynı yıl Mekteb-i İbtidâî
muallimliğine atanan Ahmed Yetkin, sonraki yıllarda Dârü’l-hilâfe
Medresesi’ne öğretmen olarak tayin edilerek burada Türkçe ve Kitâbet
dersleri vermiş, ayrıca İmam-Hatip Mektebi’nde çeşitli dersler
okutmuştur. Mahkeme-i Şer‘iyye ve Nâfia dairesinde memuriyetlerde de
bulunan Yetkin, 1943 yılında emekli olmuş, 1973 yılında vefat etmiştir.
Bu yazıda, Arapça, Farsça
ve Türkçe olarak üç dilde şiir söyleme gücüne sahip bulunan ve
şiirlerinde “Emrî” mahlasını kullanan bu zatın, -Prof. Dr. Feridun Nâfiz
Uzluk’a yazdığı mektuplar ışığında biyografisine, ilmî ve edebî
kişiliğinin aydınlanmasına katkıda bulunabilmek amacıyla-
eserleri ele alınacak, söz konusu mektuplardaki muhtelif bilgiler bir
araya getirilerek ve Farsça, Arapça ibareler tercüme edilerek
araştırmacıların ve edebiyatseverlerin ilgisine sunulacaktır. Bu
mektuplarda Ahmed Emrî ile ilgili kaynaklarda verilen malûmata katkılar
sağlayacak bilgiler mevcuttur. Halen Selçuk Ün. Selçuklu Araştırmaları
Merkezi (SÜSAM) Uzluk Arşivi’nde bulunan ve hepsi de eski harfli olan
mektupların sayısı 30’u aşkındır.
Aslen ünlü bir tıp
mütehassısı ve tarihçisi olan F.Nâfiz Uzluk (1902-1974), meslekî
çalışmalarının yanısıra Türk kültürü ve tarihiyle, özellikle soyca bağlı
bulunduğu Mevlâna ve Mevlevîlikle de yakından ilgilenmiş, bu alanlarda
gerek neşriyat yoluyla, gerekse diğer sosyal ve kültürel etkinlikler
vasıtasıyla pek çok hizmetlerde bulunmuştur. Faaliyetlerini bilinçli ve
aktif bir şekilde ömür boyu sürdürmüş olan Uzluk, önemli bir kütüphane
ve arşiv meydana getirmeye de muvaffak olmuş, bu vesileyle yurt içinde
ve yurt dışında, gittiği her yöredeki değerli ilim ve kültür adamlarıyla
tanışıp dostluklar kurmuştur ki yazımıza konu olan Ahmed Emrî de
onlardan biridir.
Saadeddin Nüzhet Ergun’un
Türk Şairleri adlı eserinde Ahmed Emrî’nin-kendisi tarafından
yazılmış olan tercüme-i hâlinde- 4 adet eserinin ismi (Sübha-i Emrî,
İbrete Sâik Bir Nazm-ı Râik, Hikem-i Nâfia ve Cümel-i Câmia,
Nagamâtü’l-anâdil fî Riyâzi Emsileti’l-avâmil) zikredilmekte, ayrıca
şiirlerinin dağınık bir halde bulunduğu belirtilmektedir. Türk
Şairleri 1936-1945 yılları arasında yayınlanmıştır. Sonraki yıllarda
telif ve tercüme faaliyetlerini sürdüren şair, F. Nâfiz Uzluk’a
gönderdiği 12 Nisan 1964 tarihli mektubunun ekinde, Ergun’un eserinde
yayınlanan hal tercümesinin özetiyle eserlerinin isim ve muhtevâlarını
bildirmiştir ki bu listede Türk Şairleri’nin yayın tarihinden
sonraki çalışmalar da yer almaktadır.
1965 yılında, müellif
hayatta iken, Dr. Lütfi Doğan tarafından Ahmed Emrî’nin biyografisi ile
eserlerinden kısaca bahseden bir makale yayınlanmıştır.
Bu makalede yer alan liste ve eserler hakkında verilen bilgiler -yerinde
değinilecek bir iki husus dışında- 12 Nisan 1964 tarihli mektupta
sunulan malûmata aynen uymaktadır. Söz konusu makaledeki bilgilerin,
muhtemelen Ahmed Emrî tarafından yazara verilmiş olan malûmattan
özetlendiği anlaşılmaktadır.
Bu eserlere geçmeden önce
bir hususu aydınlatmakda fayda vardır: Ahmed Emrî’nin daha sonraki
tarihlerde gönderdiği mektuplardan F. Nâfiz Uzluk’un bu hal tercümesini
İran’daki mecmualardan birinde yayınlatmak amacıyla istediği
anlaşılmaktadır.
F. Nâfiz Uzluk, Mevlâna, Mevlevîlik, Selçuklu tarihi v.s. konularda
yaptığı çalışmalar, tercümeler ve bu alanlardaki Farsça eserleri
neşretme yolunda gösterdiği gayret münasebetiyle zamanın İranlı
yöneticileri tarafından gümüş ve altın Maârif Nişanlarıyla
ödüllendirilmiştir.
SÜSAM Uzluk Arşivi’ndeki
bazı belgelerden ve mektuplardan
anlaşıldığına göre, İranlı yetkililer tarafından, Türkiye’de Fars Dili
ve Edebiyatı alanında çalışmaları bulunan ilim adamları hakkında zaman
zaman F. Nâfiz Uzluk’tan bilgi istenmiş, o da bu amaçla Veled Çelebi,
Tahirü’l-Mevlevî, Ahmed Remzi Akyürek, M. Nuri Gençosman, Ahmed Emrî
Yetkin gibi şahıslara mektuplar yazarak onlardan biyografileri ve
çalışmaları hakkında malûmat talep etmiştir.
Yukarıda bahsedilen 12
Nisan 1964 tarihli mektubun ve mektupla birlikte gönderilen
biyografinin, bu münasebetle yazıldığı anlaşılmaktadır. Şairin bu
mektuptaki biyografisinde eserleri hakkında sunduğu malûmatı, diğer
mektuplarında her biriyle ilgili olarak verdiği bilgilerle beraber
takdim ediyoruz:
“ÂSÂRIM:
1. SÜBHA-İ EMRÎ:
Mesnevî olarak yazdığım bu risâle, 99 beyitten ibârettir. Bu manzûm
risâle, hamd-i Hudâ-yı mennânı ve tasliye-i Peygamber-i âlî-burhânı ve
teslîm-i âl ü ashâb-ı Habîb-i Rahmân’ı ve münâcât-ı Cenâb-ı Yezdân’ı ve
na‘t-ı Resûl-i seyyidü’l-ekvânı ve mâhiyyet-i kudsiyye-i Hazret-i
Kur’ân’ı ve evsâf-ı latîfe-i dîn-i mübîn-i celîlü’ş-şânı ve kalbin
mekârihten tathîr ve ıslâhının esbâbını te’mîn için mühim bir beyânı
ihtivâ etmektedir. Bu risâle hakkında manzûm ve mensûr takrizler
vardır.”
14.4.1954 tarihli
mektuptan: “Dâînizin de küçük büyük âsâr-ı kalemiyyem var ise de
hiçbirinin tab‘ına muvaffak olamadım. Hele 99 beyitli Sübha-i Emrî
ünvanlı ufak eserimi bile tab‘ ettiremedim.(...) Sübha-i Emrî
ünvanlı eser-i nâçîzimden:
Kur’ân-ı Kerîm:
En büyük mu‘cize
Kur’ân-ı Kerîm
En büyük hârika
Furkân-ı Hakîm
Lafz u ma‘nâsına herkes
hayrân
Onu tanzîr
adîmü’l-imkân
Fusahâ birbirine olsa
zahîr
Edemezler yine îrâd-ı
nazîr
Bulamazlar onu tanzîre
mecâl
Bir yere gelseler
ashâb-ı makâl
İndirince onu Hallâk-ı
cihân
Doldu nûru ile
bi’l-cümle mekân
Nûr-ı Furkân-ı Hudâ-yı
allâm
Eyledi mahv-ı şükûk u
evhâm
Mürşid-i râh-ı sivâdır
Kur’ân
Şübhesiz habl-i kavîdir
Furkân
Olmak istersen eger
nâil-i kâm
Hükm-i Kur’ân’a demâdem
ol râm
Habl-i Kur’ân’a sarılsa
insân
Olur eltâf-ı Hudâya
şâyân
İ‘tisâm eylemeyen
Kur’ân’a
Düşer elbette çeh-i
hüsrâna
Olmayan râzi-yi hükm-i
Kur’ân
Bulamaz râh-ı necâtı
bir ân
Her dem ol mu‘tasım-ı
habl-i metîn
Olasın âlem-i ukbâda
emîn
Eyle Kur’ân’a umûrun
tatbîk
Olasın lutf-i ilâhîye
hakîk
Emr-i Kur’ân ile Emrî
amel et
Fehm ü idrâkine hasr-ı
emel et”
27.1.1957 tarihli
mektuptan: “Vaktiyle yazdığım Sübha-i Emrî ünvanlı nâçiz
eserimin, Diyanet İşleri Riyâseti’nce tab‘ı takarrür etmiş ise de kâğıt
yokluğu münâsebetiyle neşri teehhur etmiştir. Mezkûr eser hakkında
İstanbul Müftüsünün mensûr ve İbnülemin Mahmud Kemal Bey’in manzûm
takrizleri vardır ve ulemâ-yı Arab’dan iki zâtın da manzûm ve mensûr
Arapça takrizleri vardır ve dâînizin eser hakkında Türkçe mensûr ve
Farsça manzûm ifâdelerim vardır.”
“Sübha-i Emrî hakkında
yazdığım manzûme-i Fârisiyye:
|
ÈÎæÇä
Çíä ÓÈÍå ÑÇ Çی ãÑÏ åÔíÇÑ
Ò ãÖãæäÔ ÇÑ ÈÇÔی ÎÈÑÏÇÑ
کÊÇÈ ãä ÊÑÇ ÈÇÔÏ æ áÒÇÑ
ÔæÏ åÑ ÈÍË Çæ æä äÌ ÇÓÑÇÑ
äíÇÈی áĞÊ ÇÒ İÊÇÑ æ ÇÔÚÇÑ
äãی ÎæÇåã ÏÚÇíی ÇÒ ÑíÇکÇÑ
Ò ÇåæÇáی ãÑÇ ÈÇÔÏ äåÏÇÑ
ãÑÇ ÑÍãÊ ÈÎæÇå ÇÒ ÑÈø ÛİøÇÑ
ÑİíŞÊ ÈÇÏ áØİ æ Úæä ÓÊøÇÑ
ŞÑíäÊ ÈÇÏ åÑ Ïã ÌãÚ ÇÈÑÇÑ
ÈÑÇی ÚİæÔ Çی íÇÑ æİÇÏÇÑ
|
ÇÑ
ÎæÇåی ÈíÇÈی ÏÑø ÔåæÇÑ
ÏáÊ ÈÇÔÏ æ Âííäå ãÌáی
ÇÑ ÈÇÔÏ ÏáÊ ãŞÑæä ÇäÕÇİ
ÈæÏ åÑ ÈíÊ Çæ ãÇääÏ ÏÑøی
ÇÑ ÈÇÔÏ ÍÓÏ ÏÑ Ïá åæíÏÇ
ØáÈکÇÑ ÏÚÇی Çåá ÕÏŞã
ÏÚÇی Èی ÑíÇی Çåá ÇÎáÇÕ
ÇáÇ íÇ ÕÇÍÈ ÇáŞáÈ ÇáãÕİی
ãÚíäÊ åÑ ÒãÇä ÊæİíŞ ÈÇÔÏ
ÓÚÇÏÊ ÏÑ Ïæ ÚÇáã íÇæÑÊ ÈÇÏ
ÏÚÇ ÎæÇåÏ Ò Êæ ÇãÑÆ ãÔÊÇŞ
|
9.9.1958 tarihli
mektuptan: “Sübha’daki na‘t-ı Peygamberî’yi gören bir şâir-i
munsıf hakk-ı âcizîde bir kıt‘a-i medhiyye yazmış ve “Niçin Ahmed
Emrî’yi medhediyorsun? diye vârid olacak bir suâl-i mukaddere karşı da
şu kıt‘ayı yazmıştır:
Ahmed Emrî kılınca medh
ü senâ
Na‘t-ı pâkiyle
Fahrü’l-ebrârın
Hemen oldum Resûl-i
bi’l-hakkın
Ben senâkârının
senâkârı”
26.11.1960 tarihli
mektuptan: “Fakîr-i pür-taksîr de ihvâna fâide-bahşâ olur mülâhazasıyla
ara sıra tesvîd-i vücûh-i kırtâs ediyorsam da hiçbirisi kisve-i tab‘ı
lâbis olamadı. Diyânet İşleri Reîs-i sâbıkı zamanında, ahibbâdan bir zat
Sübha-i Emrî ünvanlı nâçiz eserimin tab‘ı için mürâcaat eyledi ve
tab‘ına karar verildiği halde her nedense bir ârızaya uğradı. Bir
manzûmemde şöyle demiştim:
Saâdetmend olur
merkezdeki her şâir-i kırzâm
Kenârın şâiri sâhir de
olsa kâm-bîn olmaz
Şimdiki Reis’in Sübha hakkında takrîzi varsa da tab‘ı için henüz
mürâcaat etmedim.”
2.
“İBRETE SÂİK BİR MANZÛME-İ RÂİK: 23 beyitten ibârettir. Amasya’da
tab‘ ettirdiğim bu manzûmeyi mufassal sûrette şerh ve îzâh ettimse de
müsvedde halindedir. Tedkik ederek tebyîz edemedim. Bu nazmı Üsküdar’da
Selim Ağa Kütüphâne müdürü son asrın olgun ve dolgun ediplerinden Ahmed
Remzi merhum nefis bir sûrette taştîr etmiştir.”
Eşyâ-yı cihân ma‘rifet-i Hakk’a delâil
Her zerre anın vahdetine şâhid-i âdil
beytiyle başlayan bu manzûmeye Ahmed Remzi Dede (1872-1944)’nin yazdığı
taştîr, Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu tarafından hazırlanmış olan Ahmet
Remzi Akyürek ve Şiirleri (Ankara, 1987) adlı eserde yayınlanmıştır.
3. “TUHFETÜ’L-İHVÂN: Üç adet kasîde-i Arabiyyeyi hâvî
olan bu manzûm risâle Mısır’da Matbaatü’s-Saâde’de tab‘ edilmiştir.”
27.1.1957 tarihli mektuptan: “Size bu defa Peygamber-i
âlî-burhânın ‘Tehâddû tehâbbû’
emr-i şerîfine imtisâlen bir aded Mısır’da tab‘ına muvaffak olduğum
Tuhfetü’l-ihvân ünvanlı nâçiz bir eserimi ihdâ ve takdim ediyorum.
Eserin son kısmında ahvâlimden bir nebze bahsettim. Hazret-i Sa‘dî-i
Şîrâzî’nin,
|
کå åÓÊی
ÑÇ äãی Èíäã ÈŞÇíی
کäÏ ÏÑ کÇÑ ÏÑæíÔÇä ÏÚÇíی
|
ÛÑÖ
äŞÔíÓÊ کÒ ãä ÈÇÒ ãÇäÏ
ãÑ ÕÇÍÈÏáی ÑæÒی Èå ÑÍãÊ
|
kavl-i latîfi
muktezâsınca şu âlem-i fânîde ibkâ-yı nâm ve celb-i ed‘iye-i havâss u
avâm mülâhazasıyla arasıra tesvîd-i vücûh-i evrâk eylemekteyim.”
Yazar bu mektubunda mezkûr
eserin Mısır’da basımına bir hayır sahibinin “bezl-i himmet” ettiğini de
yazmaktadır.
4. HİKEM-İ NÂFİA VE CÜMEL-İ CÂMİA: “Bu mensûr eser,
kütüb-i muhâdarâtta gördüğüm yüz aded nâfi‘ hikmetleri ihtivâ
etmektedir.”
5. NAGAMÂTÜ’L-ANÂDİL FÎ RİYÂZİ EMSİLETİ’L-AVÂMİL: “Bu
unvan ile yazdığım eser, Birgivî Mehmed Efendi’nin Avâmil’deki
emsilesinin şerhidir.”
6. TUHFE-İ EMRÎ: “Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî’nin
münâcât-ı şerîfe ve münâdât-ı latîfesinin mensûr ve manzûm
tercümesidir.”
6.12.1958 tarihli mektuptan: “Makine ile, nâçiz bir eserim
olan Şeyh-i Ekber’in münâcâtının mensûr ve manzûm tercümelerini ihtivâ
eden Tuhfe-i Emrî ünvanlı eserimi de teksir ettirdim. Ondan da bir nüsha
irsâl edeceğim.”
3.5.1959 tarihli mektuptan: “Münâcât-ı Şeyh-i Ekber’e
yazdığım ve Tuhfe-i Emrî tesmiye ettiğim ufak bir eserimi de ihdâ
ediyorum. Vaktiyle o münâcâtı mufassal sûrette şerh ettimse de müsvedde
hâlindedir ve muhtâc-ı tedkik ve ilâvedir.
Şeyh’in bu münâcâtta ‘Allâhümme’ lafz-ı şerîfini beş defa
zikretmesinin şüphesiz bir hikmeti vardır. Gelecek mektubumda
anlayabildiğim kadarını inşaallah yazarım.”
7. HIZÂNETÜ’L-CEVÂHİR: “Hazret-i Haydar-ı Kerrâr
kerrema’llâhu veche’nin yüz aded kelimât-ı latîfesinin şerhidir.
Kelimât-ı aliyye, mütenevvi kitaplardan cem‘ edilerek mufassal sûrette
şerhedilmiştir. Bu da henüz müsvedde hâlindedir.”
8. HIZÂNE-İ TA‘BÎRÂT VE ISTILÂHAT: “Bu eser, elfâz-ı
Arabiyye ile isti‘mâl edilmekte olan bin aded ta‘bîr ve ıstılâhın
mufassal şerhidir. Hecâ üzere mürettebdir.”
9. MECMAU’L-ELKÂB: “Bu eserde yüz aded elkâb beyan
olunmaktadır. Sâhib-i lakabın terceme-i hâli ve vech-i telakkub
yazılmıştır.”
Son olarak Ahmed Emrî’nin, mektuplarında varlığından söz
ettiği, fakat her nasılsa yukarıdaki listede bulunmayan Farsça küçük bir
eserinden bahsetmek istiyoruz. Söz konusu eser, Gül-i sad-berg
isminde olup mesnevi tarzında yazılmış yüz beyitlik bir manzûmedir.
Nitekim L. Doğan’ın verdiği listede Gül-i sad-berg, “Farsça yüz beyti
ihtivâ eden manzûm bir eserdir. Fotokopi ile çoğaltılmıştır” diye takdim
edilmiştir.
Bu eser hakkında şair,
27.1.1957 tarihli mektubunda, “Şu günlerde Şehnâme-i Firdevsî vezninde
yazdığım Gül-i sad-berg ünvanlı, yüz beyitli risâlemi yüz nüsha
olarak tab‘ ettirebilirsem kendimi bahtiyar addedeceğim” demekte ve
mektubun ekinde mezkûr eserin mukaddimesinden şu birkaç beyti
sunmaktadır:
|
Íکíã
ÚØÇ ÈÎÔ æ ÌÇä ÂİÑíä
ÑÍíã کÑã ÓÊÑ æ ãÓÊÚÇä
ÚÙíã ÎØÇæÔ æ æÒÔ ĞíÑ
ÒÈÇä ÏÑ ÈíÇäÔ ÔæÏ äÇÊæÇä
ÔæÏ Î᪠ÚÇáã ÇÒ Çæ ãÓÊİíÏ
Èå ÔکÑÔ äÏÇÑÏ ÊæÇä åí کÓ
|
ÈäÇã
ÔÑíİ ÎÏÇی ãÚíä
Úáíã ÔİÇÓÇÒ æ ÑæÒی ÑÓÇä
Íáíã æ áØíİ æ ÑÄİ æ äÕíÑ
äÚíãÔ İÑÇæÇä ÈÎ᪠ÌåÇä
ÓãÇØ ÚØÇíÔ Èå åÑÌÇ کÔíÏ
Ïæ äÚãÊ åæíÏÇÓÊ ÏÑ åÑ äİÓ
|
19.7.1963 tarihli
mektubunda ise “Bu defa da Farsça Gül-i sad-berg ünvanlı nâçiz
bir eserimi ihdâ ediyorum” diyerek eserin güzel bir ta’lik hatla
yazdırdığı nüshasının fotograflarını göndermiştir.
Şairin, gerek Sübha-i
Emrî’nin muhtevâsı hakkında verdiği bilgilerden, gerekse yukarıda
naklettiğimiz kısımdan anlaşıldığına göre, Gül-i sad-berg,
Sübha-i Emrî ile aynı şekil ve muhtevâdadır. Emrî, edebî çevrelerce
beğenildiği anlaşılan Sübha-i Emrî’deki konuları bir de Farsça
olarak yazmayı arzu etmiş olmalıdır. Anlaşılır, sade ve güzel bir
üslûpla kaleme alınmış olan Gül-i sad-berg’in, İranlı büyük
mütefekkir ve şair Sadî-i Şîrâzî’nin ünlü eseri Gülistan’ından
ilham alınarak yazıldığı âşikârdır.
Sonuç olarak, son devir
ilim adamı, eğitimci ve şairlerimizden Ahmed Emrî Yetkin (1886-1973),
yazımıza konu olan mektuplarında, çoğu yayın sahasına çıkamamış olan
eserleri ve şiirleri hakkında bazı aydınlatıcı ve bilinenlere katkı
sağlayıcı nitelikte malûmat vermektedir.
Emrî’nin Farsça ve Türkçe
şiirlerinden naklettiğimiz örnekler ise şairin edebî zevki, üslûbu ve
tercihleri konusunda ipuçları taşımaktadır. Ayrıca bu örnekler, onun
şahsında, yakın dönemde bilhassa klâsik tarzda şiir söylemeye devam eden
şairlerimizin Fars edebiyatına duydukları ilgiyi ve sevgiyi aksettirecek
mâhiyettedir.
|