|
SİYASAL TARİHİ

İran son yüzyıl içinde
toplumsal alanda büyük gelişim ve atılımlara sahne olmuştur. Biri,
asalet ve İslâmî değerlerin korumasını ve diğeri çağın yeniliklerinden
yararlanılmasının altını çizen iki büyük kültürel eğilim ülkenin siyasal
ve tarihsel yapısının oluşumunda köklü izler bırakmıştır. Bu kültürel
eğilimler özellikle de İslâm Devriminin zafere ulaşmasıyla bir uyum ve
bütünleşme sürecine girişmiştir. İşte İran İslam Cumhuriyeti bu uyum ve
bütünleşmenin sonucunda doğup ortaya çıkmıştır Devlet ve vatandaşlar
arasındaki karşılıklı hakların ve ayrıca içteki üç güç arasındaki
ilişkilerin şeffaflaştırılmasını ilke edinmek söz konusu kültürel
uyumun önünde duran asıl çaba ve mücadeledir.
Kültürel Değişim ve
Demokratik Toplumun Gelişimi:
Günümüzde, siyasal
gelişim sürecinin toplumun kültürel kimliği ile koordine edilmesi
gerektiği konusu uluslararası alanda benimsenmiş bir meseledir. Dünya
Kültür ve Kalkınma Komisyonunca 1996 yılında hazırlanan raporda yeni
yapım ve kalkınmaya yönelik her düşüncenin kültürel değerler ve sosyal
bilimler ekseninde gerçekleşmesi gerektiği vurgulanarak demokratik
oluşumların yalnızca dinsel ve ulusal değerlere sahip çıkmakla köklerini
sağlamlaştırabileceği belirtilmiştir.
Din ve Demokrasi
arasında uyum kültürünün gelişmesi, geçtiğimiz son 20 yılda İranda
demokratik bir toplumun oluşumu doğrultusunda atılan en önemli kültürel
adımlardan biridir. Din ve demokrasinin yeni anayasa düzenlenmesinde
etkili olacak şekilde gelişmesi, sonuç itibariyle temelini İslâmın ve
Cumhuriyetin teşkil ettiği bir devletin kurulmasına imkan sağlayacaktır.
Cumhurbaşkanlığı, İslâmî Şura Meclisi ve yasama, yürütme, yargı
organları gibi teamüller sonucu oluşan kuruluşların hepsi İslâm
Cumhuriyetinin kurulmasıyla İslâmın siyasal düşüncesi ve
çağın yenilikleri ile yoğrulup
meydana gelmişlerdir.
Demokrasinin devlet politikalarının düzeltilmesi ve devletin
şeffaflaştırılmasındaki verimliliğine olan ilgi İranda demokratik bir
toplumun gelişmesi önünde duran önemli çaba ve mücadelelerden biri
olarak karşımıza çıkmaktadır.
İslâm Devriminin Zafere Ulaşmasından Sonra Siyasal Gelişim
İranın kültürel ve
sosyal alanlarında son yıllarda meydana gelen gelişmeler ülkenin
ekonomik ve sosyal performansında güçlü etkiler yaratmış ayrıca insan
gelişim süreçleri de söz konusu ekonomik ve sosyal performanslardan
etkilenmiştir. Bu arada siyasal gelişim ayrı bir önem verilmektedir.
Siyasal gelişim; kanun devletinin varlığı, seçimlerin serbest oluşu,
parti ve basın özgürlükleri ile devletin şeffaflaşması yoluyla
gerçekleşmektedir. Son yirmi yıl içinde siyasal gelişim yönündeki
girişimlerin sonucunda elde edilen başarıları ve bu alandaki
noksanlıkları değerlendirmek için öncelikle ülkenin hukuksal ve siyasal
yapısının incelenmesi gerekir:
İslâm Devriminin
zafere ulaşmasıyla yeni bir hukuksal ve siyasal yapıya kavuşan İranda
1979 yılının Mart ayında yapılan referandum sonucu halkın oylarının
%98,2lik mutlak çoğunluğu ile ülkeye İslâm Cumhuriyeti adı
verilmiştir. 1979 Kasım ayında yapılan referandumda ise yeni anayasa
kabul edilerek ülkenin yeni hukuksal ve siyasal yapısı oluşmuştur.
Anayasanın 56.maddesine göre bu yeni yapılanmada dünya ve insan üzerinde
mutlak egemenlik hakkı Allahındır ve O insanı kendi toplumsal
yazgısına egemen kılmıştır. Halk ülkenin hukuksal ve siyasal
yapısındaki egemenliğini Rehberlik Makamı Uzgörler Kurulu aracılığıyla
Rehberlik makamını seçmek, Cumhurbaşkanı ve İslâmî Şura Meclisi
üyelerini seçmek, halk oylaması yoluyla yasama gücüne doğrudan doğruya
katılmak, yine halk oylaması ile Anayasa düzenlemesine katılmak, İslâmî
Şura Meclisi aracılığıyla Denetim Şurasına üye Hukukçuları seçmek ve
İslâmî yerel şuraların üyelerini seçmek yoluyla kullanır.
İran İslam
Cumhuriyetinde ülkenin en yüksek resmi makamı Rehberlik Makamıdır.
Yasama, yürütme ve yargı güçlerini organize etmek ve rejimin genel
politikalarını belirlemek Rehberlik makamının uhdesindedir.
Cumhurbaşkanı
Rehberlik makamından sonra ülkenin en yüksek resmi makamıdır.
Cumhurbaşkanı dört yıl süreyle halkın doğrudan doğruya oyuyla seçilir.
Anayasayı korumak ve Anayasasının en güzel şekilde uygulanmasını
denetlemek ülkenin yürütme sistemini denetlemek, devletin izleyeceği
politikalar ile Bakanlıklar ve devlet kuruluşlarının programlarını
ülkenin genel politikaları çerçevesinde belirlemek Cumhurbaşkanının en
önemli görevleri arasında yer almaktadır.
Yasama Gücü, halkın
doğrudan doğruya oyu ile 4 yıl süreyle seçilen İslâmî Şura Meclisi
üyelerinden oluşmaktadır. Anayasada belirlenen sınırlar içinde ve
ülkenin resmi dininin usul ve ahkamına ters düşmemek kaydıyla yeni
kanunlar koymak, bakanlar kuruluna güvenoyu vermek veya gensoru önergesi
vermek ayrıca milli kalkınma planlarını onaylamak, yasama organının
ülkenin genel politikası çerçevesinde uyguladığı en önemli yetki ve
görevlerindendir.
Yargı Gücü
şikayetleri inceleyip bu konuda hüküm vermek ve davaları çözüme
bağlamak, kanunların en iyi şekilde uygulanmasını denetlemek, adaleti
yaymak, İslâm ceza kanunu maddelerini uygulama ve suçları önlemekle
sorumludur. Yargı organı başkanı beş yıl süreyle Rehberlik makamı
tarafından seçilir.
Ülkenin hukuksal ve
siyasal yapısını teşkil eden diğer önemli bir faktör ise Denetim
Şurasıdır. Söz konusu şuranın en önemli görevleri; İslâmî Şura
Meclisince kabul edilen kanun ve kararların İslâm Ahkamına, Anayasaya ve
Anayasa yorumuna aykırı olup olmadığını denetlemek, Rehberlik makamı
Uzgörürler Kurulu, Cumhurbaşkanlığı ve İslâmî Şura Meclisi
Seçimleri ile
referandumları denetlemektir.
Anayasa, İslâmî Şura Meclisi ve Denetim Şurası arasında çıkabilecek
anlaşmazlıkların çözümlenmesi görevini Düzenin Yararını Teşhis
Komisyonuna vermiştir. Bu komisyon aynı zamanda ülkenin genel
politikalarıyla ilgili hususlarda Rehberlik Makamına danışmanlık
görevi de yapmaktadır. Anayasa, gerektiği zamanlarda, Anayasada
yapılacak düzenleme mekanizmasının mahiyet ve şeklini de belirlemiştir.
Anayasa düzenlemeleri Rehberlik Makamının onayı ve halk oyuna
sunulmasından sonra seçmenlerin mutlak çoğunluğunun kabulünün ardından
gerçekleşir. Anayasanın İslâmiyet Velayeti Emr ve Cumhuriyet
maddeleri değiştirilemez.
Hükümet gerek milli
kalkınma planları taslağının hazırlanması ve gerekse bu planları
uygulama aşamasında tüm Cumhurbaşkanlığı Müsteşarlıklarından özellikle
de Devlet Planlama Teşkilatı, Müsteşarlıklar, Bakanlıklar ve Devlet
Kuruluşlarından yararlanmaktadır. İslâmî Şura Meclisi ise Meclis Özel
Komisyonları kanalıyla meclise sunulan plan ve tasarıları özellikle de
milli kalkınma projelerini inceleyerek onamaktadır. Yargı Gücü kendi
teşkilat yapısına göre rejimin genel politikalarının uygulanması
yönündeki görevini yerine getirmektedir.
Ülkenin hukuksal ve
siyasal yapısını özellikle de devlet yapısını göz önüne aldığımızda İran
İslam Cumhuriyetinin siyasal gelişimindeki verimliliğini son 20 yıl
içinde insani gelişim için elverişli ortam yaratma doğrultusunda
gerçekleşen bir hareketin ürünü olarak değerlendirebiliriz.
Hukuk Devleti ve Anayasanın Uygulanması
Hukuk Devleti;
gücünü kanunlardan alan ve kanunların herkes önünde eşit uygulanmasından
doğan bir sistemdir. İslâm Cumhuriyetinin kurulmasıyla ülkede devlet ve
halk arasındaki ilişkilerin anayasa ile belirlendiği bir rejim
oluşmuştur. Buna göre yeni anayasanın derlenmesi ve kabul edilmesi
ülkedeki Hukuk devletinin varlığının temel taşı sayılmaktadır.
Anayasanın herkesin
kanun önünde eşit haklara sahip olduğunu beyan etmesi ve devlet
yapısında yer alan yasama, yürütme ve yargı güçleri, ülkede Hukuk
devletine ortam hazırlanmasında anayasanın rolünü açıkça
göstermektedir. Hukuk devletinin varlığını anayasa maddelerinin
uygulanmasında aramak gerekir. Bu dönemde anayasanın siyasal suçlular
için yargı kurulunun da hazır bulunduğu bir mahkeme düzenlenmesi ile
ilgili 168. maddesi dışındaki tüm bölüm ve maddeleri uygulamaya
konulmuştur.
Devlet
yetkililerinin halk tarafından seçilmesi, kanunların İslâmî Şura Meclisi
tarafından anayasaya uygun olarak konulması, İslâmî Şura Meclisince
kabul edilen tasarı ve projelerin Denetim Şurası tarafından incelenmesi,
yargı organının, kanunları İslâm ahkamı ve anayasaya aykırı olmamasına
özel bir itina göstererek uygulaması gibi anayasanın önemle üzerinde
durduğu konular anayasanın uygulandığını gösteren delillerdir.
Bütün bu çaba ve
mücadeleler Cumhurbaşkanı Sayın HATEMİnin 1997 yılının Aralık ayında
Anayasanın takip edilmesi ve denetlenmesi ve anayasanın millet
haklarıyla ilgili üçüncü maddesinin vurgulanması için bir kurul
görevlendirilmesine neden olmuştur. Hiç kuşkusuz Cumhurbaşkanı
tarafından atılan bu adım ülkede Hukuk devletinin yararına atılmış
önemli bir adımdır.
Seçimler
İran İslam Cumhuriyetinde
Rehberlik makamına bağlı Uzgörürler Kurulu üyeleri, Cumhurbaşkanı,
İslâmî Şura Meclisi üyeleri ve İslâm Şuraları üyelerinin tümü halkın
oyuna başvurulmak suretiyle seçilmektedir. Geçen 20 yıl içinde İran
İslam Cumhuriyeti sayısız seçimlere tanık olmuştur. Bu dönem içinde
Cumhurbaşkanlığı seçimleri 7 defa, parlamento seçimleri 5 defa,
Rehberlik Makamı Uzgörürler seçimleri üç defa, yeni düzenlenen
anayasanın kabulü ile ilgili halk oylaması ve İslâmî Şuralar Seçimleri
birer defaya mahsus olmak üzere gerçekleşmiştir.
Yapılan seçimlerde
gerekli şartları haiz seçmen sayısına göre katılım oranının
karşılaştırılması geçen yirmi yılda vatandaşların siyasal katılımı ve
siyasal gelişim sürecine katılım oranlarının değerlendirilmesi için iyi
bir gösterge olacaktır.
Belirtmek gerekir ki
son yirmi yıl içinde halkın siyasal katılım düzeyi genişleyerek yükselme
göstermiştir. Bu katılımın önünde ne zaman bir engel oluşmuşsa bu süreç
kesintiye uğramış ve ne zaman yükselmişse bu süreç genişleyerek devam
etmiştir. İslâm Devriminin zafere ulaştığı yılın ilk ayında
düzenlenen rejim değişikliğine dair referandumda ve 7. Cumhurbaşkanlığı
seçimleri siyasal katılımın doruğa ulaştığı yıllardır.
1989-1999 yıllarını
kapsayan dönemde yapılan Cumhurbaşkanlığı, Parlamento ve Uzgörürler
Kurulu Seçimleri halkın katılım düzeyi açısından karşılaştırıldığında
çıkan tablo şöyledir:
1999 yılı
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılan seçmen oranı %56,7 iken bu rakam
1997 yılı Cumhurbaşkanlığı seçiminde %26,7lık bir büyüme göstererek
%83,3 olarak gerçekleşmiştir. 1995 yılında düzenlenen İslâmî Şura
Meclisi seçimlerine katılan seçmen oranı 1992 yılı seçimine göre (%63,1)
%7,9luk bir artışla %71,1 olmuştur. Rehberlik Makam Uzgörürler Kurulu
seçimlerine katılım oranı ise 1990 yılında %37,1 iken 1992 yılında
%46,3 oranında gerçekleşmiş ve %9,2lik bir artış göstermiştir.
Ülkenin siyasal
gelişim sürecinde önemli rol oynayan diğer bir seçim İslâmî Yerel
Şuralar Seçimi ise HATEMI hükümetinin çabalarıyla 1998 yılının Mart
ayında düzenlenmiştir.
Öte yandan halkın
seçimlere yoğun şekilde katılımına engel teşkil eden bazı faktörlerin
yasal yöntemlerle en aza indirgenerek kaldırılması yönündeki çabalar
sürmekte olup bu çabalar ülkenin siyasal gelişimi için önemli
stratejiler arasında yer almaktadır.
Basın ve Parti Serbestliği
Basın, hükümet
politikalarını değerlendirmek ve eleştirmek ve aynı zamanda kamu oyunun
ve uygar toplum kuruluşlarının görüşlerini yansıtmak bakımından siyasal
gelişim alanında önemli bir role sahiptir. Anayasanın 24.maddesi
uyarınca Basın ve yayın İslâmın temel ilkelerini veya kanunun
hukukunu ihlal etmedikçe konuları açıklamada serbesttirler.
Söz konusu madde ve
ülkede yayımcılık ortamı şimdiye dek basın yayın özgürlüğünün zeminini
hazırlamıştır. Gerçi devrimin ilk on yılında devrim karşıtlarının
çıkardığı bazı iç karışıklıklar ve İran-Irak savaşı nedeniyle basın,
söz konusu maddede belirtilen serbestlikten daha az
yararlanabilmişlerdir. Ancak, İran-Irak savaşının sona ermesiyle basın
ve yayın izinlerinde önemli bir yükselme olmuştur. Bu süreç son yıllarda
daha bir yükselme kaydetmiştir. Örneğin 1988-1999 yılları arasında
yayınlanması izin verilen toplam 1222 yayının 565ini 1996-1999
döneminde izin verilen yayınlar oluşturmaktadır.
Yayımcılığa izin
verilmesi alanında ve ayrıca bu izinlerin iptali hususunda bazı yasal
belirsizliklerin bulunması ülkedeki basın ve yayın alanında çaba
gösterilmesi gereken konulardan biridir. Bu husustaki engellerin
kaldırılması kuşkusuz siyasal gelişim sürecinde etkili olacaktır.
Öte yandan Parti ve
sınıfsal kuruluşlar serbestliğinin de siyasal ortamda rekabet yaratmak
yoluyla devlet performansı ve şeffaflığının düzeltilmesinde önemli bir
yeri vardır. Anayasanın 26.ve 27.maddelerinde partilerin, siyasal ve
sınıfsal kuruluşların faaliyetlerine izin verilmiştir. Ayrıca 29 Ağustos
1981 yılında partiler, dernekler, siyasal ve sınıfsal kuruluşlar ve
İslâmî Kuruluşlar ile dini azınlıkların faaliyetlerini konu alan ve
19.madde ve üç fıkradan oluşan kanun, İslâmî Şura Meclisinde
onaylanmıştır. Bu kararnameye göre kendilerine izin verilen tüm
kuruluşların faaliyetleri İçişleri Bakanlığı 10. Komisyonunca
serbesttir.
İslâm Devriminin
başlangıcından bugüne dek söz konusu kanunlar dikkate alınarak birçok
siyasal ve sınıfsal kuruluşlar 10.madde Komisyonundan aldıkları faaliyet
izni ile etkinliklerini sürdürmüşlerdir. İslâm Devriminin ilk
yıllarında parti ve siyasal kuruluşların faaliyetleri İran-Irak savaşı
ve Devrim karşıtlarının çıkardığı iç karışıklıklar dolayısıyla olumsuz
şartlardan etkilenmiş olmasına rağmen savaştan sonra bu faaliyetler
istikrarlı bir çizgide devam etmiş ve HATEMInin Cumhurbaşkanlığına
seçilmesiyle bu süreç daha da yükselme göstermiştir. Bu alandaki
faaliyet izinleri 1997 yılı ve ondan sonraki yıllarda büyük oranda artış
göstermiştir.
Partilere serbestçe
faaliyet gösterme hakkı veren izinlerdeki artış oranı sınıfsal ve özel
kuruluşların faaliyet izinlerinde görülmese de bu süreç en azından söz
konusu kuruluşların toplumsal faaliyetlere ilgi duyduklarını
göstermektedir. Dini azınlıklarda ise toplu faaliyetlerde bulunma
hususunda herhangi bir yasaklama söz konusu olmadığı halde bu yönde bir
eğilim görülmemektedir. Parti ve siyasal kuruluşların faaliyetlerinin
organize edilmesi ve belirli bir sistem içinde yürütülmesi için faaliyet
izni verilmesi şartlarının kolaylaştırılması ve siyasal suçların açık ve
genel tanımının yapıldığı anayasanın 168.maddesi bu alanda atılan iki
büyük adım olup siyasal gelişimde ve vatandaşların siyasete
katılımlarını düzenlemede büyük paya sahiptir.
|