|
EKONOMİK DURUMU
GENEL BİR BAKIŞ
Gerçi İran İslam
Cumhuriyeti Anayasasının 44.maddesi uyarınca İran Ekonomi Sistemi
mülkiyet bakımından Kamu, Özel ve Kooperatif olmak üzere üç
bölümden oluşmaktaysa da mevcut resmi bilgilere göre ülke ekonomisi
mülkiyeti asıl olarak iki sektörde, yani Devlet ve Kamu sektörlerinde
toplanmaktadır. Kooperatif sektörünün ülke ekonomisi mülkiyetindeki payı
ise sadece %2,5 oranındadır.
Ülke istatistik
sayım sistemindeki mevcut zorluklar her ne kadar bu sektörler arasındaki
mülkiyet dağılımıyla ilgili detaylı ve kesin rakamlara ulaşmayı
güçleştirmekteyse de elde var olan yakın rakamlar kamu sektörünün-devlet
ve devlete bağlı şirket ve kuruluşlar- Devrim Kuruluşları, Sosyal
Güvenlik Kurumu, Bankalar, Sigortaların ...vs. mülkiyete dolaylı ve
dolaysız olarak katılımlarıyla (toplam katılım) ülke ekonomisinin asıl
bölümünü elinde bulundurdukları gerçeğini göstermektedir.
Ülke bütçesi resmi
rakamları dikkate alındığında Gayri Safi Milli Üretimin %50sinin
devlete özel dolaysız gelirlerden olduğu ve kamu sektöründe yer alan
diğer müessese ve kuruluşlarda buna eklendiğinde bu kez devletin payının
en az %60a ulaştığı müşahede edilmektedir. Bununla birlikte bazı
veriler kamu sektörünün ülke ekonomik mülkiyetindeki payının %75 ila %80
arasında olduğunu göstermektedir.
Kamu sektörünün ülke
ekonomisi mülkiyetine hakim olmasının temel sebebi devletin milli
ekonomiyi belirleyen faktör üzerinde söz sahibi olmasıyla ilgili
politik, ideoloji ve teori yönlerden daha çok petrol ve devletin petrol
mülkiyetini tekeline alma zorunluluğundan doğup ileri gelmektedir. Bu
sebep aynı zamanda ülkede tekelciliğin ve devlet mülkiyetinin hatta
devrim öncesine oranla daha çok gelişmesine ortam hazırlamıştır. Diğer
bir etken ise ülke genelinin gelişmemiş olmasıdır. Bu etken de ağır
sanayi ve geniş çaplı kalkınma programlarında yatırımların
geliştirilmesi yönündeki hedeflere ulaşılmasında devlet rolünün
üstünlüğünü zorunlu kılmıştır.
İslâm Devriminin
1979 yılı Şubat ayında zafere ulaşmasıyla milli ekonominin
kamulaştırılmasına dair yönelişler şiddetle kuvvetlenmiştir. Ancak, bu
yönelişler daha çok, program yapılarak tahmin edilebilecek türden günün
mevcut şartlarına ve diğer yandan Pehlevi rejiminin son yıllarında özel
sektörün kanun dışı ve yağmalayıcı yapı ve mahiyetine dayanıyordu.
Nitekim İslâm devrimine az bir süre kala bu bozuk yapının sahipleri
kendi sanayilerini bırakarak ülkeden kaçmışlardır. Hatırlatmak gerekir
ki, İslâm İnkılâbının zafere ulaşmasından önceki yıllarda söz konusu
sektörün mahiyetinin aslını devlet rantlarından yararlanma
oluşturuyordu. Bu ilişkilerin ise doğal olarak İslâm Devriminden sonra
devam etmesi imkansızdı.
Son yıllarda
ekonomik durumun doğru bir şekilde tahlil edilerek anlaşılmaya
çalışılması, devletin yatırımlardaki rolünü azaltması ve Tahran Menkul
Kıymetler Borsasının daha aktif hale getirilmesinin yanısıra özel
sektörün sanayi ünitelerini almaya teşvik edilmesi yoluyla halkın ve
özel sektörün milli ekonomiye katılımını geliştirmek doğrultusunda
etkili somut adımlar atmasına neden olmuştur. 1989-1991 yılları arasında
devlet tüketim harcamalarının büyüme oranı özel sektördeki benzer
rakamdan daha az miktardaydı.
Bütçe Yapısı
Devlet bütçesi,
Bankalar ve Devlet Şirketleri bütçesi ve devlete bağlı ekonomik amaçlı
kuruluşlar bütçesi kapsamına alan ülke genel bütçesi her yıl Devlet
Planlama ve Bütçe Teşkilatı tarafından taslak şeklinde hazırlanarak
bakanlar kuruluna sunulur. Bakanlar Kurulunda onaylanan taslak kanun
tasarısı olarak yılın üçüncü mevsimin bitimine kadar İslâmî Şura
Meclisine sunulur. Söz konusu tasarımların birkaç aşamada İslâmî Şura
Meclisince çeşitli ihtisas komisyonlarına götürülmesi ve komisyonlarda
görüş birliğine varılması üzerine tasarı açık bir oturumda
milletvekillerinin istişaresine sunulur. Söz konusu tasarı ve diğer
tasarılar yıl sonundan önce onaylanır ve denetim şurasının son onayından
sonra kanun olarak uygulanması için hükümete tebliğ edilir.
Ülke genel bütçesi
harcamalar bölümünde cari ve kalkınma bütçeleri olmak üzere iki alt
bölümden oluşur. Son yıllarda ve cari harcamaların kontrol edilmesi ile
ülke mali kaynaklarının sermayeye yönlendirilmesinde devlet
politikalarının uygulamaya konmasının ardından ülke genel bütçesindeki
kalkınmaya ayrılan bütçe payında hızlı bir artış meydana gelmiş ve
dolayısıyla 1989 yılında %26dan az olan söz konusu bütçe oranı 1996
yılı bütçe kanununda %40ın üstüne ulaşmıştır (bu rakam 1994 yılında
%32ye ulaşmıştı).
Son olarak yılda
devlet bütçe gelir kaynağının en önemlilerinin petrol ve gaz satışı
ihracatından elde edildiğini ve bu durumun gösterilen çabalar gereği
birinci kalkınma planında da devam ettiğini görüyoruz.
1995 yılı itibariyle
toplam devlet bütçe gelirinin %64,1i ham petrol ihracatından
sağlanmıştır.
Devletin ikinci
gelir kaynağı ise vergilerdir. İran-Irak savaşının bitimini izleyen
yıllarda ve ülkenin ekonomik ve politik konumunun belirlenmesinin
ardından devlet bütçesi yapısında vergi gelirleri payının artması için
geniş çabalar gösterilmiştir. Ancak 1995 yılında vergi geliri toplam
devlet gelirinin sadece %17,6sını teşkil edebilmiştir. Buna göre devlet
vergiler geliri 1995 yılında bütçe cari harcamalarının sadece dörtte
birini karşılayabilmiştir.
Öte yandan son
yıllarda, (1991-1995) devlet genel bütçesinde görülen bütçe açığı %16,7
oranından %9lara gerileyerek hızla düşüş kaydetmiştir. Devlet bütçe
açığının yurt içi gayri safi üretime oranı 1995te %0,2 dolayında
gerçekleşmiştir.
Fiyat Belirleme
Nakitsel büyüme oranına tabi
olarak toptancı ve esnaf fiyatlarının (enflasyona göre) belirlenmesi
geçtiğimiz yıllarda sürekli artış gösteren bir süreç izlemiştir. 1995
yılı Mart ayından Aralık ayına kadar geçen 9 aylık dönemde enflasyon
oranı %52 olarak açıklanırken devletin sıkı politikalar izlemesi sonucu
bu rakam 1996 yılının Mart ayına kadar %49,4 oranında düşüş
göstermiştir. 1996 yılı enflasyon oranı ise farklı kaynaklar tarafından
%25- %30 oranında bir rakam olarak açıklanmıştır.
Sanayi ve kalkınma
yatırımlarının hızlı gelişmesi ve ayrıca ülke döviz taahhütlerinin
parasal izlerinden biri olarak enflasyonun geçtiğimiz yıllarda artış
göstermesi kaçınılmaz bir olay olmuştur. Enflasyonun dizginlenmesi
ekonomik istikrarın yaratılması ve sosyal adalet dağıtımında devletin
en önemli programlarından biridir.
Petrol Etkeni
1973 yılında ülke döviz
gelirinin kısa bir süreyle bir anda üç katı olmasına neden olan ham
petrol fiyatındaki ani artışla birlikte petrolün milli ekonomi
yapısındaki rolü de önceki oranla daha az bir belirleyici olmuştur.
Dünya ham petrol fiyatlarında hızlı konjonktürlerin yaşanması ve ham
petrol fiyatlarındaki kısmi düşüş ile bu etken ülke ekonomisindeki temel
rolünü yinede sürdürmüş döviz gelirlerinin asıl kaynağı ve diğer iç ve
dış gelirlerin bir çoğunun aslını teşkil etmeye devam etmiştir.
Bütün bunlara rağmen
petrol etkeninin son yirmi yıl içinde İran ekonomisindeki rolü oldukça
düşük olmuş ve yurt içi gayri safi üretimdeki payı devrim öncesi dörtte
bir oranına gerilemiştir.
Vergi Sistemi
Ülke vergiler sistemi dolaylı
ve dolaysız olmak üzere iki temel grupta toplanmaktadır. 1990 yılında
toplam vergilerin %54nü teşkil eden dolaysız vergiler 1994 yılında
%70den daha fazla bir seviyeye ulaşmıştır. İthalatın azalması, iç
tüketimin kontrol edilmesi ve devlet dolaylı vergi gelirlerine etkisi bu
artışın başlıca sebebidir.
Dolaysız vergilerden
sonra devlet gelirinin en önemli kaynağını devlete bağlı olmayan tüzel
kişi vergileri oluşturmaktadır. Tüzel kişi vergilerinin 1994 yılı toplam
vergi gelirlerinde payı %28,6dır. Dolaylı alt vergiler kapsamına giren
ithalat vergileri ise 1994 yılı toplam vergi gelirlerinin %23,4nü
kendisine tahsil etmiştir. Ham petrol ihracatından sonra devlet bütçe
gelirlerinin ikinci büyük kaynağı sayılan vergi gelirlerinin geçtiğimiz
yıllarda devlet bütçesindeki payı %18-%20 arasında gerçekleşmiştir.
GAYRİ SAFİ MİLLİ ÜRETİM
Gayri safi yurt içi üretim;
Tarım, Sanayi ve Maden, Hizmetler ve Petrol sektörleri olmak üzere dört
bölümden oluşmaktadır. 1977 ve 1995 yıllarını kapsayan 17 yıllık dönemde
tarım sektöründeki katma değer oranı %30luk bir artışla 1982 yılının
sabit fiyatı üzerinden 3740 milyar riyale ulaşmıştır. Tarım sektörü
İslâm Devriminin zafere ulaşmasından sonraki yıllarda İran ekonomisinin
lokomotiflik rolünü üstlenmiştir.
Buna karşılık ham
petrol ihracatından kaynaklanan döviz gelirlerinde yaşanan düşüş ve ham
petrol unsurunun dünya pazarlarında sarsılan konumu nedeniyle petrolün
gayri safi yurt içi üretimindeki payı 1995 yılı itibariyle 1978 yılı
petrol üretim oranı (%38,4)nın yarısına yakın bir düzeyde gerileyerek
%18,7 oranında gerçekleşmiştir. Bu süre içinde Tarım sektörünün payı
%14,7den %66,9a; sanayi ve maden sektörünün payı ise %20,8den %23,7
yönünde artış kaydetmiştir.
İran-Irak savaşının
sona ermesi ve 1988 yılında ülkenin politik ve ekonomik konumunun
saptanmasıyla birlikte ekonomik alanlardaki katma değer oranı da hızla
büyümeye başlamıştır. 1989-1994 yılları arasında ortalama büyüme oranı
ise tarım sektöründe %5,7; sanayi ve maden sektöründe %7,9 ve hizmetler
sektöründe %6,7dir.
Öte yandan 1994
yılından bugüne dek milli ekonomiye yönelik döviz baskılarının açığa
çıkmasıyla sanayi ve maden sektörü, büyümekte olan ülke ekonomisine ivme
kazandıran asıl faktör haline gelmiştir.
Sanayi ve maden
sektörünün bünyesinde yer alan su, elektrik ve gaz alt sektörleri İslâm
Devriminin zafere ulaşmasını izleyen sonraki yıllarda ülke ekonomisinin
en canlı kolu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hizmetler
sektöründe, ulaştırma ve haberleşme alt sektörleri büyüme oranı en
yüksek olan ünitelerdir. Bu özellik son yıllarda hizmetler sektörünün
milli ekonomideki yerini daha da sağlamlaştırmasına neden olmuştur.
1988-1994 yılları arasında ulaştırma, ambarcılık ve haberleşme alt
sektörlerinin katma değer oranı %97den daha fazla bir artış
göstermiştir.
Genel olarak
söylemek gerekirse son yıllarda milli üretimde yaşanan olumlu
gelişmeler, sektör ve alt sektördeki üretim ve katma değer rakamlarında
meydana gelen artışlar, milli ekonomiye olan eğilimlerin arttığını
ortaya koymaktadır. Bunun en somut göstergesi ise üretimin özellikle de
sanayi üretiminin ülke ekonomisinde büyük bir yer işgal etmiş olmasıdır.
1994 yılında Sanayi
ve Maden Sektörünün katma değer büyüme oranı 1990 yılından sonra ilk
kez gayri safi yurt içi üretim ortalaması (%1,6) ve hatta hizmet
sektörü büyüme oranı (%2,5)nın üstünde bir rakamla %4,9 oranında
gerçekleşmiştir. 1995 yılında ise bu rakam %5,7 oranında çarpıcı bir
artış göstermiştir. 1995 yılının bitiminde dört ekonomik sektörün gayri
safi yurt içi üretimindeki payları (1982 sabit fiyatlarına göre) Tarım
sektöründe %26,9; Sanayi ve Maden Sektöründe %23,7 hizmetler sektöründe
%49,9 ve Petrol Sektöründe %18,1 olarak belirlenmiştir.
Kişi Başına Düşen Gelir:
İran-Irak savaşının
bitiminden sonraki yıllarda ülkedeki üretim ve gelir düzeyi ve kişi
başına düşen gelir miktarı nüfusun kontrol altına alınmasına yönelik
politikalar ve bu alandaki bütün çabalara rağmen ülke nüfusunun azalan
bir yönde artış göstermeye devam ettiği bir zamanda sürekli ve sabit bir
büyüme kaydetmiştir. 1995 yılı itibariyle kişi başına düşen gelir
miktarı bir önceki yıla göre %4lük artışla (1982 yılı sabit fiyat
üzerinden) 204 bin riyale ulaşmıştır. 1988 yılı ile
karşılaştırıldığında %35 oranında artış kaydeden bu rakam aradaki yedi
yıl zarfında ülkedeki yaşam düzeyi açısından nispi bir iyileşme
olduğunun göstergesidir.
Başlıca Ürünler ve
İktisadi Kapasiteler:
Enerji sektöründe, 1995 yılı
itibariyle ülkede gerçekleşen ham petrol üretim miktarı bir önceki
yılla aynı seviyede seyrederek günlük 3612 bin varil olarak
kaydedilmiştir. 1996 yılının ilk altı ayında ise günlük hem petrol
üretimi aşağı yukarı 3,6 milyon varille sınırlı kalmıştır. Bütün bunlar
bir yandan ülkede mevcut petrol kaynaklarının bulunup çıkarılması,
donanımı ve işletilmesinde milyarlarca dolar yatırım yapılmasını gündeme
getirirken diğer yandan da ülkede günlük ham petrol üretim gücünün en
kısa zamanda 4 milyonu aşkın varile çıkarılması gerekliliğini
doğurmuştur. Bu düzlemde yapılan programlara göre söz konusu üretimden
sağlanması planlanan ürünün yaklaşık 1 milyon varilinin deniz
bölgelerinden elde edilmesi tasarlanmaktadır. Bu ise kendi çapında İran
petrol sanayii açısından bir rekor sayılmaktadır.
İlgili alanda ilkeli
politikalarının benimsenmesiyle ve yurt içi tüketiminde artış sürecinin
devam etmesi halinde ham petrol ihracatının bu süre zarfında
durabileceğine ilişkin uyarılarla petrol ürünleri iç pazarlarında
ortalama satış fiyatı, 1995 yılında, tüketimin kontrol altında tutulması
amacına uygun olarak %100lük bir artış göstermiştir. İzlenen bu
politikaların ardından petrol ürünleri iç tüketim büyüme oranı durmuş ve
tüketim gerilemeye başlamıştır. 1995 yılında ülke ham petrol ihracatı
1994 yılına göre yaklaşık %3,2 ve 1993 yılına göreyse yaklaşık %10,5
oranında artış göstermiştir. Denetim politikalarının benimsenmesinin
ardından 1995 yılının Nisan-Aralık aylarını kapsayan dönemde 600 milyon
doları aşkın değerde petrol ürünleri ihracatı gerçekleşmiştir.
1994 yılında Enerji
Bakanlığına bağlı kuruluşlarda 77 milyar kilowat saatin üzerinde
elektrik üretilmiştir. Buna göre elektrik üretiminde 1993 yılına oranla
%5,4 ve 1966 yılına göre yaklaşık %5,4lük bir artış sağlanmıştır. 1995
yılının Mart ayı itibariyle ilk altı aydaki elektrik üretim miktarı 1986
yılında bir yıl boyunca üretilen elektrik miktarından daha fazla
olmuştur. Ayrıca bu rakam 1976 yılındaki üretimin yaklaşık üç katını
teşkil etmektedir. 1995 yılında ise ülkede 85 milyar kilowat saat
elektrik üretimi gerçekleşmiştir.
Geçtiğimiz yıllarda
ülkede çeşitli tarım mahsulleri üretiminde sürekli bir artış
gözlemlenmiştir. 1993 yılında (1988 yılı ile karşılaştırıldığında) sulu
tarımda %63; kuru tarımda %39; arpa üretiminde %16; pirinç üretiminde
%19; şeker pancarı üretiminde %22; şeker kamışında %19; yağlı tohumlar
üretiminde %124; soğan üretiminde %5 ve hububatta %88 oranlarında artış
meydana gelmiştir.
Gıda maddeleri
üretiminin yıllık %6 oranında büyüme gösteren ülke nüfusundan daha
hızlı artması sonucu, 1989-1992 yılları arasındaki kendi kendine yetme
süreci; buğdayda %72,2den %8,1e; hububatta %97,1den %100e; bitkisel
yağda %11,9dan %12,6ya; kırmızı ette %76,3ten %90,6ya; tavuk ve
balık eti, yumurta ve patateste %100e ve sütte %83,2den %91,9
oranlarında artış yaşanması şeklinde kendini göstermiştir.
İran-Irak savaşından
sonraki dönemlerde ülke endüstriyel üretim rakamlarında da büyük
artışlar meydana gelmiş ve sınai yatırımlarının hızlı bir şekilde
büyümesiyle bu sektördeki üretim kapasitesi büyük gelişmelere sahne
olmuştur. 1993 yılı itibariyle Şeker ve kesme şeker üretimi (1998 yılına
göre %31 oranında artarak) 845 bin ton; Bitkisel yağ (%73lük bir
artışla) 617 bin ton; Çimento (%33lık bir büyüme ile) 16,3 milyon ton;
Cam (%58 oranında artışla) 256,2 bin ton; Lastik (%69luk bir artışla)
83,3 bin ton; Çelik (%196lık bir artışla) 4 milyon ton; Anot Bakır (%75
büyüme ile) 101,4 bin ton; Alüminyum (1988 yılına göre %220 oranında
artışla) 90,1 bin ton düzeyine ulaşmıştır.
Aynı yılda sanayide
kullanılan ana kimyasal maddelerin üretimi (1989 yılı ile
karşılaştırıldığında %1243 oranında bir artışla) 2625 bin ton; gübre ve
tarım ilaçları (%367 oranında bir artışla) 1,1 milyon ton; suni elyaf ve
plastik madde (%245lik bir artışla) 38 bin ton çeşitli petro kimya
ürünleri üretimi toplam 5,4 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam
1978 yılındaki üretimin yaklaşık 13 katıdır.
Maden sektöründe ise
1993 yılı itibariyle 6,5 milyon ton demir madeni, 12 milyon ton bakır
madeni ve 760 bin ton taş kömürü üretimi gerçekleşmiştir. Bu rakamlar
taş kömürü hariç 1988 yılı üretiminin sırasıyla 3,5 ve 2,3 katıdır.
Haberleşme
1995 yılında ülke genelinde
bağlanan telefon sayısı 1988 yılına göre 4 kat artarak 6 milyonun
üstünde bir rakama ulaşmıştır. Bu süre içinde telefon hizmeti götürülen
köylerin sayısında ise 10 kat artış gözlemlenmiştir.
Ulaşım ve Yol
1995 yılı itibariyle ülke
yollarının uzunluğu şöyledir:
Ana
Yollar : 20,5 bin km.
Tali
Yollar :
29, 3 bin km.
Oto
Yollar :
600 km.
Otobanlar :
840 km.
Ana demir yolu
hattı : Yaklaşık 5,2 bin km.
Hava Limanı
sayısı : 44
Hali hazırda ülke
sanayisinin kapasitesi ve temel alt yapı imkanları özellikle de enerji
ve haberleşme alanında sağlam bir temele oturmuş durumdadır. Bu durum
ülkenin gelecekte süratle gelişip büyümesine büyük olanak tanımaktadır.
Ayrıca 1996 yılının Mayıs ayında Meşhed-Serehs ve Tecen demir yolu
hattının hizmete girmesiyle Asyanın kapıları Avrupa pazarlarına ve
sıcak Fars Körfezi sularına açılmıştır.
TÜKETİM
1995 yılı itibariyle
toplam gayri safi yurt içi harcamalar yaklaşık %77,4, oranında
gerçekleşmiştir. Bu rakam 1991-1994 dönemini kapsayan yıllarda (sabit
fiyat üzerinden) %80, %79,8, %81,1 e %83,6 düzeyindeydi.
Eldeki mevcut
rakamlar, özel sektörün tüketimdeki payının mutlak üstünlüğünü ortaya
koymakla beraber son yıllarda devletin de milli tüketimdeki payının cari
harcamalar ve ülke kalkınmasına yönelik genel bütçe harcamaları
şeklinde artmakta olduğunu göstermektedir. 1995 yılı itibariyle toplam
gayri safi yurt içi harcamalarında özel tüketim harcamalarının payı
%63,2; kamu tüketim harcamalarının payı ise %14,3 olarak
gerçekleşm1iştir. Bu bakımdan kamu sektöründe 1992 yılına göre önemli
bir artış yaşandığı dikkat çekmektedir.
Ülkedeki özel
tüketim harcamalarının tamamına yakını hanehalklarına aittir. Örneğin
1993 yılında özel tüketimdeki toplam harcamaların %99,3ü (sabit fiyat
üzerinden) hanehalkları tarafından gerçekleşirken kalan %0,7lik pay ise
gayri iktisadi özel kuruluşları kapsamaktadır. Bu rakamda harcamaların
büyük bölümünü %70,6 oranda kentsel bölgeler %28,7ni kırsal bölgeler
oluşturur.
Ülkedeki tüketim ve
talebin asıl etkenleri olan şehir halkı ve şehirli aileler toplam
tüketim harcamalarının yarıdan fazlasını da kendine tahsis etmektedir.
Kamu sektöründe ise
Bakanlıklar ve Bakanlıklara bağlı kuruluşlar tüketim harcamalarında asıl
paya sahiptirler 1993 yılında ..............................
DEVLET BÜTÇESİ:
1996 yılının 20 Mart-20 Eylül
tarihlerini kapsayan altı aylık devlet aylık gelirlerinin ortalama
miktarı 4,1 bin milyar riyal aylık ortalama gider miktarı ise 4,1 bin
riyalin biraz altında gerçekleşmiştir. Buna göre söz konusu dönemde
devlet gelir ve giderler dengesi yaklaşık 96 milyar kalan vermiştir.
Bu süre içinde
devlet, petrol ve gaz satımından %92,3; vergilerden de %24,9 oranlarında
gelir elde etmiştir. Cari ödemeler ve bayındırlık harcamalarının oranı
ise bu dönemde sırasıyla %62,1 ve %31,5 şeklinde gerçekleşmiştir.
Kamu Şirketleri,
kamuya bağlı iktisadi amaçlı müesseseler ve Bankalar, Kamu tüketim
harcamaları ile ülke genel bütçesinin yapısında asıl paya sahiptirler.
Bu pay 1996 yılında ülke genel bütçesi için öngörülen miktarı 137 bin
milyar riyale çıkarmıştır. Gelir ve harcama bakımından mali bağımsızlığa
sahip kamu şirketlerinin genel bütçedeki payı ise %66ya ulaşmaktır.
AİLE BÜTÇESİ:
1993 yılı itibariyle şehirde
yaşayan bir ailenin yıllık ortalama gideri 1992 yılına göre %21,5in
üstünde bir artışla 4,6 milyon riyal (aylık 384 bin riyal) olarak
saptanmıştır. Bu rakamın %31,2sini gıda ve tütün maddeleri harcamaları
geriye kalanını ise gıda haricindeki harcamalar oluşturmaktadır.
Aynı yıl kırsal
alanda yaşayan bir ailenin toplam yıllık ortalama gideri bir önceki yıla
göre %18,3 oranında artarak 2,7 milyon riyal (aylık 228 bin riyal)e
ulaşmıştır. Ayrıca söz konusu ailenin sadece gıda haricindeki
harcamaları toplam ortalama gelirin yaklaşık %52sini oluştururken
kalan %48lik oranı da gıda ve tütün giderleri teşkil etmiştir.
ÜLKE İÇİ YATIRIM
Uluslararası çoğu uzmanlara
göre gelişme bilincinde olan ülkeler dünya sermaye ve mal pazarlarına
ulaşamayışlarından dolayı yıllık milyonlarca dolar zarara uğramaktadır.
Bu rakam söz konusu ülkelere yönelik dış yardımların bir kaç katı
değerindedir. Dünyadaki bu bariz eşitsizlik ve tekelcilik hali
gelişmekte olan ülkelerin çoğunu sermaye eksikliği krizi ile karşı
karşıya getirirken öte yandan teknolojinin zayıf olması da bu ülkelerin
birçok üretim olanaklarından yararlanmasını engellenmiştir. Bundan daha
kötü olanı ise bu ülkelerin sadece hammadde ihracatı yaparak
uluslararası ticarette çok az bir pay edinmeye mecbur kalmış
olmalarıdır.
Ekonomik yönden
gelişme ve sürekli büyüme İran İslam Cumhuriyeti gibi kalkınma halinde
olan ülkelerin tamamının en başta gelen hedefleri arasında yer
almaktadır. İran, zengin yer altı kaynaklarına sahip bir ülke olmasına
rağmen yeterli yatırım kaynaklarının bulunmaması bu ülkedeki doğal imkan
ve zenginliklerden yararlanmayı kısıtlamış ve ülkedeki etkin güçlerin
önemli bölümünün faaliyetsiz kalmasına neden olmuştur.
Sermaye piyasasının
gelişmesi günümüz İranı için geçmişe oranla daha bir önem taşımaktadır.
Ham petrol ihracatından kazanılan döviz geliri artık 60 milyon nüfusa
sahip ülkenin gereksinimini karşılayan bir dayanak olmaktan çıkmış yeni
sürekli gelir kaynakları yaratma arayışları ülkenin yakın geleceğe dönük
en temel en önemli hedefi haline gelmiştir.
Ekonomi uzmanları
sermaye piyasasının çeşitli yollardan geliştirilebileceğini
belirtmektedirler. Bu yolların en başında ülke için yatırımlar, dış
borçlanma, özelleştirme ve yabancı yatırımları çekme yöntemleri yer
almaktadır.
Ülke İçi Yatırım:
Ekonomi projelerinin hayata
geçirilmesine ilişkin mali kaynakların sağlanmasında izlenecek yollardan
biri de ülke içi mali pazarlarına yatırım yapmaktır.
Tasarruf:
İran İslam Cumhuriyeti Merkez
Bankası raporlarına göre 1995 yılı itibariyle Gayri Safi Milli
Tasarrufun Gayri Safi Mili Üretime oranı %28,6 düzeyinde olmuştur. Bu
rakam 1988 yılındaki %15lik oran ile karşılaştırıldığında (birinci beş
yıllık ekonomi, toplumsal ve kültürel kalkınma planının yürürlüğe
girmesinden önce) tasarrufta önemli bir büyüme yaşandığı görülecektir.
Aynı rakam 1978 yılı Gayri safi tasarrufun gayri safi milli üretim
oranından (%27,4) az bir miktarda fazladır.
Gelişmiş ülkelerin
bir çoğunda tasarrufun gayri safi milli üretimdeki payı yaklaşık
%40lara ulaşmaktadır.
Öte yandan İran
İslam Cumhuriyeti Merkez Bankası istatistikleri, 1992 yılında ülke
Bankalarına yatırılan toplam 30,5 bin milyar riyal olan mevduat
miktarının 1995 yılında iki katın üstünde bir artış sağlayarak yaklaşık
74,4 bin riyale ulaştığını göstermektedir.
Ülkenin mali
yetkilileri izledikleri sıkı politikalarla nakit para büyümesini
önlemeye çalışmaktadır. 1992 yılında 35,8 bin milyar riyal olan nakit
para hacmi 1995 yılı sonunda 85 bin milyardan daha fazla bir artışla
aynı yıl ağır enflasyon baskılarını doğurmuştur.
Merkez Bankası
yetkililerinin ekonomik sektörlerinden beklentisi söz konusu
sektörlerin mali gereksinimlerini çeşitli kaynaklardan sağlayarak Banka
taleplerini ikinci plana
bırakmalarıdır. Söz konusu yetkililere göre Bankalar bütün üretim
birimlerine parasal ve nakit kaynak sağlayabilecek güçte değildir.
Dolayısıyla bu durum üretim birimlerinin hisse senetleri, hisse
senetlerine çevrilebilen katılma belgeleri ...vs. almak gibi yollarla
sermaye sağlamak amacıyla yeni kaynak bulma arayışı içinde olmalarının
gerektirmektedir.
Dış Borçlanma:
Gelişme halinde olan ülkeler
(20. y.yın ikinci yarısında) Dünya bankacılık sistemine borçlanma
hususundaki deneyimlerinde hiçbir zaman başarı sağlayamamışlardır. Bugün
1300 milyar doların üstünde dış borcu bulunan söz konusu ülkelerin
vadeli borç ve dış taahhütler faiz ödemeleri bu ülkelerin yıllık döviz
gelirlerinin büyük bir bölümünü adeta yutmaktadır. Öyle ki bu ülkelerden
bazıları Dünya Bankacılık Sistemine vadeli borç ve taahhüt faizleri
şeklinde ödeme yapamayacak güçte olduklarını defalarca açıklamışlardır.
Birinci Beş Yıllık Ekonomik,
Toplumsal ve Kültürel Kalkınma Planının uygulanmasında, İran, mali dış
kaynaklardan yararlanarak yaklaşık 30 milyar dolar dış borç
edinmiştir.
İkinci Ekonomik,
Toplumsal ve Kültürel Kalkınma Planı kanununa göre dış kredi alımları ve
yeni kredi yollarından yararlanmada ülkenin dış taahhütleri toplamından
yıllık 1,6 milyar dolar düşmek şartıyla yasal getirilmemiştir. Ancak,
ekonomistler ödeme süresi dolan taahhütlerini ödemede orta vadeli
krediler kullanan İranın asıl çabasının en azından gelecek üç yıl
zarfında kısa vadeli kedilere (özellikle de Usyns anlaşmalarına göre
düzenlenen alımlarda) daha az başvurmak olduğu yönünde görüş
belirtmektedirler.
Orta ve uzun vadeli yeni kredi
yollarından yararlanmak İran İslam Cumhuriyeti Merkez Bankasınca
benimsenmiş bir politika olduğundan 1995 yılında bu doğrultuda hareket
edilmiştir. Bu tür yollardan bugüne dek sağlanan kredi miktarı ise 3
milyar dolardır. Elbette son üç yıl içinde ülkenin dış taahhütlerinin
önemli bir bölümü ödenmiş olup toplam taahhütler 1999 yılından sonra en
az düzeye indirgenmiştir.
Özelleştirme ve Kamu
Ortaklıkları:
Milli yatırım harcamalarının
karşılanması ve zorunlu projelerin uygulanmasında diğer geçerli ve
etkili yöntemlerden biri de özelleştirme sürecinin ülke çapında
geliştirilmesidir. İktisadi kuruluşların idari yapısının
iyileştirilmesi ve iş verimliliğinin artırılması amacıyla üretim
birimlerinin özelleştirilmesi bir yönden devletin üretim birimlerine
yönelik sorumluluk yükünü azaltırken bir yandan da yeni yatırımlar
oluşturmak için devlete etkin mali kaynaklar kazandırmaktadır. Önemli
projelerin uygulanmasında özel sektörün katılımı ekonomik yapının
düzenlenmesi programının bir bölümünü teşkil etmekte olup halihazırda bu
katılım ülke genelinde uygulana gelmektedir. Ancak, ne var ki bu
uygulama henüz yüksek amacına ulaşamamıştır. Son yıllarda çeşitli
faktörlerin etkisiyle ağır bir şekilde ilerlemektedir.
Tahran Menkul Kıymetler
Borsası:
1989 yılı Ekim ayında Birinci
Beş Yıllık Ekonomik Toplumsal ve Kültürel Kalkınma Planının
uygulanmasına geçilmesiyle birlikte Tahran Menkul Kıymetler Borsası da
bir kaç yıl aradan sonra yeniden faaliyete geçmiştir.
Tahran Menkul
Kıymetler Borsasında devlet çatısı altında yer alan üretim birimlerinin
hisse devir işlemleri borsa tüzük ve kanunlarına göre ve firmanın gelir
getirici vasıfta olması durumunda mümkün olmaktadır.
Genel olarak Menkul
Kıymetler Borsasına giren firmaların kazanacağı avantajları şunlardır:
1. Vergiler
Kanununda açıklanan vergi muafiyetlerinden yararlanmak,
2. Yeni mali
kaynakların ilgilerini çekme imkanı,
3. Hisse
transferlerinde kolaylık,
4. Banka
kolaylıklarından daha çok yararlanma olanakları,
5. Yönetim
yapısının iyileştirilmesi
Devlet organlarının
çatısı altındaki üretim birimlerinin hisse devirleriyle ilgili
faaliyetler 1995 yılında geçmiş yıllara göre daha bir canlılıkla
gerçekleşmiştir. Şöyleki anılan yıl itibariyle 861,1 milyar riyal
değerindeki yaklaşık 265 milyon hisse özel sektör ve halka
devredilmiştir. Bununla birlikte ülkedeki üretim birimlerinin henüz
büyük bir çoğunluğu devlet denetimi altında kamu kesiminde yer
almaktadır.
Hiç kuşkusuz
uluslararası borsa pazarlarının düzeyini yakalamak ve bu pazarlarda
geçerli uygulama yöntemlerine sahip olmak ülke olarak uzun yol kat
etmeyi gerektiren ve devletin ciddi destek ve yönlendirmesini isteyen
bir iştir. 1996 yılının 20 Martından Haziran ayı ortalarına kadar geçen
süre zarfında Tahran Borsası işlem hacmi 1995 yılının aynı dönemine
göre 9 kat artarak yaklaşık %806lık bir oranla 1853 milyar riyalin
üstünde bir rakama ulaşmıştır. Bu süre içinde toplam 1051,6 milyar
değerinde 203 milyonu aşkın hisse Bankalar ile Devlet Kurumları ve İslâm
Devrimi Müstazaflar ve Güçsüzler Vakfı, Tahran Borsasında arza
sunulmuştur.
Tahran Menkul
Kıymetler Borsası bugün bilgisayar sistemiyle donatılmış bir vaziyette
faaliyetlerini sürdürmektedir. Halihazırda bilgisayarlı faaliyet
sisteminin geliştirilmesiyle birçok olanaklar sağlanmış olmakla beraber
Borsada kayıtlı firmalara ve hisse senetlerine ait bilgilere internet
sitelerinden ulaşabilmek mümkündür.
1992-1995 Yılları arasında
Tahran Menkul Kıymetler Borsa İşlem Hacmi
|
Zaman |
Dönem sonunda hisse
değeri (1989=100) |
Hisse
tutar
sayısı
(milyar
(1000)
riyal) |
Kabul edilen şirket
sayısı |
Özel sektör hisse
devirleri
Hisse tutar
sayısı
(milyar
(1000) riyal) |
|
1992 |
435/12 |
49755/8 |
352/1 |
121 |
20086 |
140 |
|
1993 |
403/50 |
97328/5 |
515/7 |
137 |
69540/2 |
376/4 |
|
1994 |
694/37 |
149237/2 |
793/4 |
163 |
77263 |
396/3 |
|
1995 |
1549/44 |
432138/4 |
1880/6 |
198 |
264680/9 |
861/1 |
Katılım Belgelerinin
Yayımlanması ve Yatırımcı Firmaların Kayıt İşlemi:
Kıymetli evrakların
yayımlanarak faiz veya sabit kâr üzerinden satılması işi başlangıçta
özel mali kuruluşlar tarafından yürütülüyordu. Daha sonraları
Hükümetler, Milli Bankalar ve Hazine Bakanlıklarınca da yapılmaya
başlanan bu iş batı ülkelerinde ikiyüz yılı aşkın bir süredir uygulana
gelmektedir. Bu küresel hareketin İrana girmesi ise 1991 yılının
birinci yarısına rastlar. Kıymetli evrak yayınlanması ve halka arz
edilmesi işlemi İranda 1994 yılı ortalarında başlamıştır.
Madenleri
Geliştirme, Sigorta ve Enerji Şirketleri ile İnşaat Yatırımları
Şirketleri gibi yatırımcı firmaların kayıt yaptırması sonucu toplam 265
milyar riyal ekonomik faaliyetler hesabına kaydedilmiş ve yaklaşık 280
bin kişi birincil piyasada hisse sahibi olmuştur. Bu durum İran
ekonomisinde sermaye ve paraya yönelik toplumsal görüş biçiminde büyük
kültürel bir değişim yaşandığını gösterirken; halkın (yatırımcıların)
devlete, ülke ekonomisi ve sanayii sistemine nedenli güven duyduklarının
da bir kanıtıdır. Halihazırda başarıyla devam eden bu sürecin süreklilik
kazanarak gelişmesi halinde yatırım ve mevduatların yurt içi gayri safi
üretimde önemli ölçüde artış göstereceği tahmin edilmektedir. Ülkedeki
yatırım süreçlerine ait mevcut istatistikler, ülke sermayesinin
oluşturulmasındaki rakamlar her ne kadar İran-Irak savaşından sonra
ekonomik
politikaların uygulandığı
günden beri göz alıcı bir iyileşmenin olduğunu gösterse de ne var ki
çeşitli etkenler ülkeyi ihtiyaç duyduğu hedeflere ulaştıramamıştır.
Örneğin Gayri Safi yurt içi sabit sermaye oluşumunun gayri safi yurt içi
üretimdeki payı 1989 yılı itibariyle sabit fiyat üzerinden %12,8 iken
1995 yılında bu rakam %16,5e yükselmiştir.
Bu süre içinde
ülkedeki özel sektör yatırımları yaklaşık iki kat artarak 748 milyar
riyalden (sabit fiyatla) 1316 milyar riyalin üstünde bir rakama (toplam
milli yatırımların %58 oranına) ulaşmıştır. İstatistiksel veriler
1989-1993 yılları arasında milli yatırım büyüme hızının sürekli olarak
tüketim büyüme hızından önde olduğunu ve yalnızca 1991 yılında milli
yatırım miktarında yaklaşık %41lik bir artış yaşandığını
göstermektedir.
|