İRAN KÜLTÜR EVİ

Haber

 
 

 

 

Aranacak

 

 

 

İran İslâm Cumhuriyeti Dinî Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hameney, 3. Uluslararası Kudüs Konferansı’na gönderdiği mesajın metni şöyle:

Rahman ve Rahîm Allah’ın Adıyla

Siz aziz misafirler, ulema, düşünürler, siyasetçiler ve inancı uğrunda İslâmî Cihad içindeki değerli şahsiyetler hoş geldiniz. Sizler, muasır medeniyette sömürgeci güçler tarafından İslâm dünyasına büyük bir musibet olarak sunulan, yani işgal altındaki Filistin ve Kudüs-ü Şerif konusunda bir çözüm yolu bulmak için bir araya gelmiş bulunmaktasınız.

Bu konferansın düzenleniş tarihi de, Hz. Peygamber’in (s) kutlu veladetinin yıldönümüne rastlamaktadır. İran halkı bu münasebetle büyük bir coşku içindedir. Aynı zamanda hicrî şemsî 1385 yılının adını da Hz. Peygamber’in (s) mübarek ismiyle süslemişlerdir. Allahu Teala’dan çalışmalarınızda, birlik ve beraberliğimizde, düşüncelerimizde, mücadelemizde  ilahî vaadin gerçekleşmesini temenni ediyorum.

İçinde bulunduğumuz dönem, İslâmî uyanış dönemidir ve Filistin bu uyanışın merkezinde yer almaktadır. Filistin İslâm topraklarının işgalinin üzerinden neredeyse 60 yıl geçmektedir. Bu dönemde mazlum Filistin halkı, çok zor ve değişik  imtihanlardan geçmiştir. Mazlumca direnişler, sürgün, göç, katliamlar, ev ve barklarının yerli bir edilmesi, uluslararası topluma sığınma ve siyasî hesapların içine girme ve Filistin sorununu çıkartan Batılı ülkelerin aracılığıyla işgalci rejimle müzakereye zorlanma gibi durumlar, bu 60 yıllık dönemde geçen çeşitli ceryanların sadece bir bölümüdür.

Elbette bütün bu tarihî tecrübelerin neticesinde, yeni bir nesil, yüce düşüncelerin oluşması, İslâmî uyanışın ve hürriyet arzusunun yer edinmesi ve sonuç olarak da İntifada ateşi Filistin topraklarının dört bir tarafını sarmıştır.

Karşı tarafta ise farklı bir yol izlenmiştir. Mesela, işgal ve sultaya dayalı cinayetler, soykırım, komşu ülkelerin topraklarına askeri tecavüz, Nil’den Fırat’a kadar olan topraklar üzerinde  (Arz-ı Mevdud-Büyük İsrail İmparatorluğu) siyasî ve iktisadî  desiselerle bölgenin zayıf bırakılması, İslâm dünyasında bazı siyasetçilerin ihanetleri gibi onlarca sebep, Filistin topraklarının işgalden kurtuluşunun ancak İslâmî mücadele ile olacağına dair bir İslâmî  uyanışın kendini belirlemesine vesile olmuş ve bunun neticesinde de  Filistin ülküsü ve İntifada ateşi bugün Filistin’in halkının kurtulmuş yolu olmuştur.

Aslında bugün bu noktaya gelinmesinde kuşkusuz Amerika ve İngiltere’nin, para ve askerî yardımlarla işgalci rejimini ve bu terör rejiminin cinayetlerini utanmadan desteklemelerinin de önemli rolü vardır. Bugün mütecaviz İsrail rejiminin liderleri ve yöneticilerini, Filistin topraklarındaki uyanış ve mücadele dalgası, büyük bir korkuya düşürmüştür.

Doğrudur ki, mazlum Filistin halkı bugün de siyonistler ve onların hamileri tarafından cinayet ve benzeri büyük bir insanlık trajedisi ile karşı karşıyadır. Bugün en feci cinayet ve zulüm, terör rejimi İsrail tarafından büyük bir gurur ve küstahlıkla, açık bir şekilde sürdürülmektedir ve ilan edilmektedir. Ama 60 yıllık geçmişe bakıldığında  ibret verici ve sarsıntıya  neden olacak gelişmeler yaşanmıştır. Bu durum elbette, Batılı emperyalistlerin kendi uğursuz çıkarlarını temin etmek ve korumak; aynı zamanda kendi sultaları altına almak istedikleri hem Filistin topraklarında, hem de Ortadoğu’da ve aynı zamanda İslâm dünyasında ve yönetimlerinde olmuştur.

Eğer 1940’lı yıllara döner ve Filistin’e bakarsak, Arap topraklarının kalbinde, fakir bir ülke, zayıf bir yönetim, dünyadan habersiz bir halk ve sömürgeci güçlerin emrindeki komşular, en zengin  ve askeri açıdan çok güçlü olan Batılı devletlerin  siyonistleri kışkırtarak Filistinlileri evlerinden sürdükleri ve bir ırkçı siyasetin ve terörün olduğu görülecektir.

Batılı bütün devletlerin ve  siyasetleriyle insanlık dışı uygulamaları yürürlüğe koyan dünyanın iki dev gücü de (Kapitalizm ve Komünizm) bu cinayetlere yardım etti; bölge ülkelerinden başta İran’daki Şehinşahlık Rıza pehlevi yönetimi olmak üzere bazı yönetimler İslâm ve arap dünyasının bu sorununa kulaklarını tıkadılar ve aslında İslâm düşmanlarına böylece hizmet ettiler.

Amerika adeta bir kayyum ve avukat gibi, programları  uyguluyor ve Sovyetler de Amerika’nın bu uygulamalarına asla karşı çıkmıyordu. Güya uluslar arası toplumun haklarını korumakla görevli olan Birleşmiş Milletler’in siyonistlerle ilgili olarak yayınladığı bildiriler ile çok zayıf olmasına rağmen Batılı ülkeler tarafından bile hiçbir değeri yoktu. Öyle ki terör rejimi, Avrupa ve Amerika’yı ardına alarak, Mısır, Suriye, Ürdün ve daha sonra da Lübnan topraklarına saldırmış ve bu ülkelerin topraklarından bir bölümünü halen işgalinde tutmaktadır.

Bu dönemin ardından terör, katliam ve sulta ile  tehdit eden teröristler, yönetim kurma aşamasına gelmekteler ki bunların başında Sebra ve Şetila Filistin mülteci kampında cinayet işleyen Şaron ve ardında yine ondan geri kalmayan teröristler hükümete gelmektedirler. Evet onlarca yıldır bu hapis terör rejimi, Batılı ülkelerin desteğiyle, soykırım ve işgale dayalı siyasetlerini sürdürmektedir.

Bu cephenin karşısında yeralan cephe ise yaşadıkları zaaf ve ilk yıllardaki başarısızlıklar ardından, kavmiyetçi ve nasyonalist düşünceler akımına kapılmışlar ve ardından Marksist ve benzeri düşüncelerin hareket akımına kapılmışlardır.

Ama dini iman, milleti verdiği mücadelede sabır ve dirençli kılmaktadır ve zaman sürecinde   o millete  aydın bir ufuk göstermektedir ve gelecek için ümit ışığı yaymakta ve ardından da doğudan İslâm İnkılabı bir güneş gibi doğmaktadır.

Evet, İran’da İslâm dininden ilham alınarak gerçekleşen bu inkılabın Filistinle ilgili kuşkusuz büyük rolü vardır. (İran) İslâm İnkılabı’nın ardından  Filistin’de de farklı bir dönemin başladığını görüyoruz. Çünkü uzun yıllar siyonistlerin cinayet ortağı olan en Batılı emperyalistler,  özellikle de Amerika,  bölgede yeni bir hareket başlatmıştır.  Bu arada Filistin ve Lübnan’da direniş grupları İslâmi mücadeleyi seçerek, bu topraklarda çok çetin bir mücadele döneminin başladığının mesajını vermişlerdir. Böylece müslümanlar arasında bir zamanlar kaybolmaya yüz tutan Cihad ve Şehadet kavramları yeniden canlanmış ve  mümin halkların Allah’a tevekkül ederek oluşan gerçek millet gücüyle,  Filistin ve bölgede de dengeler değişmeye başlamıştır.  Pak gençlerin  şehadetleri ve direniş sahnesinde rolleri, uluslar arası küfür dünyası ve maddeperest güçlerin hesaplarını alt üst etmiş ve yeni oluşan bu ortamda, ‘kan, kılıca galip gelmiş’tir.

Ama bugün yani işgalin üzerinden geçen 60 yıl sonra,  Hak cephesinde yaşanan müsbet ve güzel gelişmeler, imanlı gençlerin büyük bir potansiyel sergilemeleri, Filistin direniş meydanında, direniş kalesini güçlendirmiş, işgalci rejimin ve Batılı güçlerin Filistin ve  Lübnan toprakları üzerinde siyasi ve askeri  ağır yenilgilerinin ardarda yaşanmasına vesile olmuştur. Ve tıpkı Allah’u Teala’nın Kuranı Kerim’in Fetih suresinin 20 ve 21’nci ayetlerde buyurduğu gibi,  ‘Ve Allah, size, elde edeceğiniz bir çok ganimetler vaat etmiştir ve bunu size hemencecik verdi ve inananlara bir delil olsun ve size doğru yolda başarı versin diye de insanların ellerini sizden çekti ki müminler için bir ayet olsun ve sizi dosdoğru bir yola yöneltip iletsin.  Ve daha başka ganimetler de vaat etmiştir ki,   siz henüz onları elde edemezsiniz,  andolsun ki Allah bilgisiyle onları kavrayıp  kuşatmıştır ve Allah’ın her şeye gücü yeter.’

Evet, Allah’u tealanın vaat ettiği gibi  İslâmi Cihad hareketi içinde, Baatıl cephe ardarda ağır hezimete uğradı, onların suni ümitleri yokoldu, ve onlar şimdi büyük bir tefrika ve çaresizlik içindedirler. Bunların başında da elbette Amerika gelmektedir ki, Amerika, Ortadoğu bölgesinde izlemiş olduğu siyasetlerle bölge ülkeleri ve hatta dünya halkının büyük bir nefretini üzerine çekmiştir.

Nil’den Fırat’a kadar Büyük İsrail İmparatorluğu sloganları ise, onların tamamlayama çalıştıkları siyonist duvarın içinde İsrail’in güvenliği sloganına dönüşmüştür ve büyük bir  hezimete uğramışlardır. Filistinlilerle mücadele etmenin yolunu da yalnızca, tank, terör, bombalama,  zindan ve yıkımda aramaktadırlar.  Yani onlarca yıl terketmedikleri katliamcı tutumu  sürdürmek istemektedirler ki bu tutum Filistin halkının verdiği direniş ve mücadele ile  çelikten bir siper ve güç olmasına neden olmuştur. Bundan sonra da siyonistlerin  bu cinayet ve ırkçı siyasetleri de Filistin halkına işlemeyecektir.

Bugün Filistin halkı, çok zor ve uzun yılları kapsayacak bir cihadın ortasındadır ve elbette bu durum yalnızca Filistinli müslümanları kapsamıyor. Aynı zamanda İslâm dünyası ile  küfür cephesi arasında da  çok yaygın bir cephe görülmektedir.

İslâm dünyası artık uyanmıştır ve İslâm ülkelerinde artık bağımsızlık ve hakimiyet sözkonusu edilmektedir. Bunun da  ilk örneğini, İslâm ülkelerinin üniversite ve aydın çevrelerinde  görülen hakimiyet arzusunda hissedilmektedir. İslâmi İran ise uygulamaları ile bu doğrultuda  dini halkçılığın bir simgesidir. Çünkü İran gün geçtikçe daha da güçlenmiş ve ilerlemiş İmam Humeyni’nin gündeme getirdiği Muhammedi İslâm, bugün dünyanın dört bir yerinde kök salmıştır.

Özellikle Amerika’nın İslâm ülkelerinin sorunlarına çare olarak sunmaya çalıştığı Liberal Demokrasi ise  İslâm ümmetinin canını ve malını almış; bunun en bariz örneğini Irak, Afganistan, Lübnan, Guantanamo ve Ebu Gureyb’de görmüştür ve bundan önce de Gazze ve Gazze Şeridi’ndeki kentlerde zaten müslümanlar,  Batı’nın sözde hürriyet ve insan haklarının ne olduğu çok iyi bir şekilde acı tecrübelerle görmüşlerdir. Ki, Amerika, bugün Batılı ülkeler arasında in haklarında işlediği ihlallerden dolayı, en nefret edilen konuma gelmiştir. Bütün bunları da  milletler  açık bir şekilde tecrübe edinmiştir.

Bugün Batının Liberal Demokrasi bugün  İslâm dünyasında  aynı şekilde rezil rüsva olmuştur ki dün doğunun gücü olan komünizm  ve sosyalizm, müslüman milletlerden, İslâm’ın gölgesinde hürriyet, keramet, izzet ve ilerlemesini istemektedir.  Müslüman milletler, sömürgeci güçlerin 200 yıldır kendilerini tahkir eden, yoksul ve fakir bırakan ve aynı zamanda geri bırakan bu siyasetten ve süreçten yorulmuştur.  Bizim, bütün bu çirkin huyları, bize dayatan ülkelere iade etmek en tabii hakkımızdır. Bu duydu ve düşünce  sadık ve inançlı milletlerin ve İslâm dünyasının gelecek nesillerinin   doğudan ve Afrika’ya kadar uzanacak  topraklardaki sloganı olacaktır. Bu cihad elbette son derece zor, çeşitli, karışık ve uzun vaadeyi içine almaktadır. Ve eğer Filistin’i bu cihadın sancağı kabul edersek fazla abartmış olmayız.

Bugün İslâm dünyası, Filistin meselesini kendi asıl meselesi olarak görmelidir. Bu mesele, aslında İslâm dünyasının kurtuluş anahtarıdır. Filistin, Filistinlilere döndürülmelidir  ve Filistin’deki  devlet, bu topraklarda yaşayan Filistinliler tarafından yönetilmelidir.

Başta Amerika olmak üzere İngiltere ve Siyonistlerin 50 yıldır, Filistin adını haritadan silme çabaları bu gün hiçbir netice vermemiştir aksine yapılan baskılar tam tersi bir sonuç vermiştir.

60 yıldır İsrail’in işgalinde olan Filistin halkı, gerçekte 60 yıl öncekinden daha canlı, güçlü ve cesurdur. İman ve cihadla yoğrulan bu sürece  devam edilmeli Allah’ın Nur suresinde buyurduğu vaadi gerçekleşmesi için çaba göstermelidir. Allah’u teala Nur suresinin 55’nci ayetinde şöyle buyurmaktadır:

Allah, içinizden  iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara  vadetmiştir :Hiç şüphesiz onlardan öncekileri  nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa,  onları da yeryüzünde  güç ve iktidar sahibi kılacak., kendileri için  seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim ki bundan sonra küfre saparsa, işte onlar fasık olandır.’

İslâmi Cihad sürecinde de bu vaadin gerçekleşmesi için çalışmak yani  emperyalistlerin zorbalığından kurtulmak ve İslâm’ın gölgesinde çalışmak elbette mümkündür. Elbette cihad da farklıdır. Bilim, siyaset ve ahlak alanında da cihad vardır. İslâmi İran halkı 27 yıldır bu güzel cihadın nimetlerinden faydalanmaktadır ve tadını almıştır.  Cihadın temeli ise imanlı olmak ve teknolojide geri kalmamaktır. Bilim ve teknoloji alanında çaba göstermektir.

Filistin Cihadı  ve İslâm dünyasında cihadın asıl şartı,  ilkeler üzerinde hareket etmektir. Düşman her zaman bu asıl konuyu unutturmak için, tehdit ve benzeri yolları kullanmaktadır. İslâm dünyasında ilkeler kaybolursa veya ilkelere bağımlı kalınmazsa,  o zaman İslâm dünyası yolunu ve kılavuzunu kaybeder; inançlarının ve ilkelerinin ayaklar altına alınması ile zaaf, gaflet ve cinayet onlara bela olur.

Maide süresinin 52.ayetinde buyurulduğu gibi, “İste kalplerinde  hastalık olanların; “Zamanın felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz” diyerek  aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih ya da katından bir emir getirecek de, onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından  dolayı pişman olacaklardır.”

İlkeleri kaybeden ve inancından uzak olanlar  düşmana  hizmet etmekten başka bir şey yapmıyorlar. Amerika ve Batı defalarca   hatta kendilerine teslim olanlara bile acımamıştır ve  tarih kulanım tarihi geçenlerin, Batılı ülkelerce nasıl bir çöp gibi atıldığını göstermiştir.

Bugün Amerikan başkanının sözcülüğünü yaptığı  dünya emperyalizmi,  İslâm dünyasını açık bir şekilde tehdit etmektedir ve Haçlı Seferi’ni ağzına almaktadır. Siyonist istikbar  şebekesi ve Amerika ile İngiltere’nin  casusluk kuruluşları, İslâm dünyası içinde fitne çıkarmak için büyük bir çaba içindedirler.  Uluslararası medyada para ve benzeri yollarla, İslâm dini ve değerlerine açıkça hakaret etmekteler ve hatta  insanlığın kurtuluşu için gönderilen Hz.Peygamber’e (S) bile hakaretten el çekmiyorlar. İslâm dini ve müslümanlara hakaret etmek amacıyla, binlerce film ve bilgisayar oyunu üreterek piyasaya sunmaktalar. Onlar, bütün bunlara ilave olarak, Irak, Filistin, Afganistan gibi ülkelerde kan dökerek ve İslâm ülkelerinin  içişlerine müdahale ederek   gerçekte, askeri, siyasi ve iktisadi çıkarlarının peşindeler.

İşte bu durumdaki düşman karşısında teslim olmak asla kabul edilemez bir tutumdur ve mücadele etmek şeri ve tek kurtuluş yoldur.

Düşmanın gücünün abartılması da, aslında aldatmaya dayalı oyunlardan ve hilelerden biridir. Para, askeri güç, siyaset, modern savaş teçhizatları, devletleri korkutmakta ve ülkelerin böylece ilerlemesi önlenmektedir. Ama burada hatırlatmalıyım ki, halk desteği olmayan Saddam rejimi gibi rejimlerin iman ve cihaddan uzak askeri güçlerinin de askeri güç olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Açıktır ki, Amerika, Irak halkına zorbalığını kabul ettiremedi ve zafer elde edemedi. Irak halkı, Amerika’nın iddia ettiği ama kan ve gözyaşından başka bir şey olmayan batı demokrasisine karşı direndi ve  işgalcileri rezil rüsva etti ve aynı zamanda yenilmez olduğu iddia edilen maddi bir gücün nasıl  ağır hezimete uğratıldığını ispatladı. Irak halkının bu durumu, süper güç görülen sözde devletlerin dünya nezdinde itibarlarının  yokolmasına neden olmuştur.

Halklarına  güvenen hükümet ve devletler, eğer Allah’a iman ve tevekkül etseler; mücadele ve direnişi bilseler asla yenilmezler, cihadın zor dönemlerinin neticesinde  güzel bir hediye vardır ve düşmanın yenilmezliğine dayalı boş efsanelerinin de bir hiçten ibaret olduğu görülecektir. Şimdiki durum ve geçmiş bunu ispatlamaktadır ve Allah’ın izni ile bundan sonra da bu devam edecek.

Amerika’nın İran, Irak, Suriye ve Lübnan aleyhinde  devam eden tehdit ve komplolarının temelinde  elbette Ortadoğu üzerinde sulta kurmak bulunmaktadır ki, bunun programcısı da kuşkusuz siyonistlerdir, Amerika yalnızca uygulamaya koymaktadır. Ama düşmanların bu oyunu asla gerçekleşmeyecek.

Eğer Amerika, Irak’ta tesadüfen de olsa, vicdanı seçecek olsa, Irak milletine karşı düşmanlıktan el çekmelidir ve  halkın seçtiği hükümete saygı göstermelidir. Filistin halkının oyuyla işbaşına gelen Filistin hükümetini kabul etmeli ve saygı göstermelidir. Siyonist rejimin sultacılığa dayalı siyasetlerine verdik destekten elçekmelidir. Guantanamo ve Ebu Gureyb’de esirleri serbest bırakmalıdır.  İran, Suriye ve Lübnan aleyhindeki komplolarına son vermeli, Ortadoğu ve Fars Körfezi bölgesinin gerçeklerini kabul etmelidir.

Mesajımın sonunda, cesur ve kahraman Filistin halkına arzediyorum: Siz, verdiğiniz cihad, direniş ve gösterdiğiniz sabırla, İslâm dünyasının parlamasına vesile oldunuz ve aynı zamanda milletlere örneksiniz. Bu ağır yük, sizi mücadeleden yıldırmadı,  verdiğiniz şehidlerin kanları sizlerin direnişinin daha da güçlenmesi ve kök tutmasına vesile oldu. Sizin düşmanınız, katliam, işgal, evlerinizi başına yıkmak ve saldırılarla sizleri, topraklarınızdan çıkaramadı ve bugün siz her zamankinden daha güçlüsünüz.

(HAMAS hareketinin kurucusu) Şeyh Ahmet Yasin, Fethi Şekaki,  Er’Rentisi ve diğer Filistinli pak mazlum şehitlerin kanları,  bu zamana kadar cihad’ın  zorbalara karşı zaferde olduğunu göstermiştir. Ve Allah’ın izni ile bundan sonra Filistin halkını daha da güçlü olacaktır.

Biz İran İslâm Cumhuriyeti ve kesinlikle diğer müslümanlar ve hürriyet taraftarları da,  sizlerin acılarına ortaktır ve  sizlerin şehidi, bizim şehidimizdir, sizin çektiğiniz sıkıntı ve acı, bizim acımızdır ve sizin zaferiniz, bizim zaferimizdir.

Büyük İslâm ümmeti, size yapılan zulüm karşısında sessiz ve tepkisiz kalamaz ve sizin düşmanlarınıza el uzatamaz. Kim bu girişimde bulunursa  size düşmanlıkta bulunmuştur. Elbette müslüman milletler bu büyük günahtan uzaktır. Filistin’e her açıdan yardım etmek İslâm ümmeti için şeri bir vazifedir. İslâm ümmeti, Filistin halkının sürdürdüğü mübarek cihadda, Filistinli kardeşlerini yalnız bırakmamalıdır.

İlahi vaadin gerçekleşeceğine emin olun. Kirli insanlar tarafından her gün akıtılan kanların, verilen dertlerin ve acıların, hesabını Allah katında yazın. Ve şehitlerin efendisi Hz.Hüseyin (as)’in küçük yavrusunun zehirli okla şehid edilişi esnasında kucağında anne sütüyle beslenen yavrucağın olduğunu söyleyin. Ve biliniz ki Allah’u teala sabırlı müminler ve mücahidlerin zaferini garantilemektedir.

Vesselamun Aleyküm ve Rahmetullah