|
TÜRK AYNASINDA FARSÇA
|
Kökü itibarıyla dünyanın en eski dilleri arasında yer
alan Farsça, milattan yediyüz yıl öncesine ait açık tarihi ve bin
yıllık yazılı eserleriyle İranın köklü ve sağlam kültürünü komşu
ülkelere kadar tanıtmıştır. |
 |
Bu eserler İran"ın kültür, sanat ve zevkinin tecelli
noktası olmuştur. Bu eserlerin benzerlerine dünya edebiyatında pek az
rastlanmaktadır. Birçok dillerin aksine Farsça, asırlardır ağırlık ve
heybetini hiçbir yara almadan korumayı başarmıştır. Bu gün kullanılan
Farsça, bin yıl önce yazılan Firdevsinin Şahnamesinde kullanılan
Farsça ile hemen hemen aynıdır. Halbuki örneğin, dörtyüz yıl önce
Şekspir tarafından eserlerinde kullanılan İngilizce, bu gün aynı dili
konuşan insanlar tarafından rahatlıkla anlaşılmamaktadır.
Kültürel bağların kurulmasında en önemli etkenlerden ve
asıl iletişim aracı olan dil, din, folklor, örf ve adetlerle birlikte,
sosyal birliktelerin oluşumu ve yayılmasında önemli rol almaktadır. İran
kültür ve medeniyetinin asıl taşıyıcısı olan Farsça, sahip olduğu güç ve
yetenekleri sayesinde zamanla diğer ulusların, ez cümle Türklerin, dil
ve kültürüne nüfuz etmeyi başarmıştır. Kültürel ilişkilerde dillerin
gücü ve yeteneğini asli unsur olarak göz önünde bulundurursak, bu kadar
Farsça sözcüğün Türkçeye geçmesinin nedenini anlayabiliriz.
Türkler, coğrafi konumları, tarihi münasebetleri,
kültürel yapıları ve sosyal nedenlerden dolayı İranlılarla devamlı
ilişki içerisinde olmuşlardır. Kültür tarihi yazarlarından bir gurup,
Anadolunun çeşitli bölgelerinde bulunan kitabelere dayanarak, İran
kültürünün yüzyıllarca öncesinden beri Türkler arasında yaygınlaştığını
ve Anadolunun uzun süre Hahameneşlerin yönetimi altında olduğu
kanaatindedirler. Ancak kesin olan, İranın Anadoludaki kültürel etkisi
gerçek anlamda Selçukluların hükümetinden kısa bir süre önce başlamış ve
giderek tüm Rum diyarını kapsamıştır. Selçukluların Malazgirt savaşıyla
birlikte iktidarı ele geçirmelerinden sonra, ilim dili olarak saygı
gösterdikleri Arapçanın yanı sıra Farsçayı da resmi dil olarak kabul
ettiler. İbn-i Bibî El-Evamirul-Alaiyye Fil-Umuril-Alaiyye adlı
kitabında, Selçuklular döneminde Farsçanın, resmî konuşma ve yazışma
dili olmakla beraber, çoğunluğu Türk olan sıradan halktan, sultanlar ve
vezirlere kadar herkesin ilgi odağı haline geldiğini ve Farçaya
hakimiyet konusunda birbirleriyle yarışa girdiklerini gösteren bir olayı
nakletmektedir.
İslâm medeniyeti, büyük Horasandan (İran medeniyetinin
merkezi) geçerek Türk topraklarına ulaştığı ve Türklerin İranlılar
vasıtasıyla İslâm ile tanışmalarından sonra iki millet arasındaki
dostluk bağları daha da pekişerek, o güne kadar sadece maddî menfaatler
üzerine kurulan ilişkiler, manevî bir boyut kazandı. Türkler İran
kültürüne daha fazla ilgi duyarak, duygularını dile getirirken Farsçadan
ilham aldılar. Eskiden İranda Arapça bilmek bir üstünlük sayıldığı gibi
o dönemde de Farsça bilmek Türkler için bir üstünlük aracı olarak
görülmeğe başlamıştır. Onlar Farsçayı birlik ve beraberliği pekiştirmek
doğrultusunda bir vasıta olarak görüp, bu dilin kültürel ve siyasal bir
sulta aracı olduğunu hiç bir zaman düşünmediler.
Farsça Türk topraklarına geçişte hiç bir engelle
karşılaşmamıştır. Zira Türkler batıya doğru göç sırasında İranda
kalarak Fars dili gibi İran kültürünü oluşturan bazı unsurlarla yakından
tanışmışlardır. Bu yüzden Farsça başta olmak üzere İran kültürü, çeşitli
yollardan Türk kültürüne etki etmiştir. İlk olarak, herhangi bir
nedenden dolayı kendi diyarlarını terketmek zorunda kalan İranlı alimler
yarattıkları eserlerle, Farsçanın ününü artırıyorlardı. Örneğin, Moğol
zulmünden kaçıp Anadoluya sığınan Fahreddîn-i İrakî ve Seyf-i Ferganî
veya Belh halkının eziyeti sonucu, ülkesini terketmek zorunda kalan
Necm-i Daye ve Sultanul-Ulema, ya da dinî ihtilaflardan dolayı yar ve
diyardan ayrılan Gulşenî ve İdris-i Bidlilî, ve Harzemşahın yenilgisi
sonucu ülkesini terketmek zorunda kalan İbni Bibî.
İkinci olarak, Türk sultanlarının teveccühü sayesinde
Farsça ilgi gördü ve yükselişe geçti. Önce, Melikşah ve Sultan Tuğrul
gibi Farsça şiirler söyleyen Selçuklu sultanlarının sarayı, Fars dili ve
edebiyatına ilgi duyanların mahfili oldu. Harzemşahlar döneminde ise
Farsça saray dili olarak kullanıldı ve Atsız, Tekeş ve Alauddin ve
Tacuddin adında iki oğlu gibi kimi sultanlar Farsça şiir söylüyorlardı.
Moğol istilası bir süre duraklamaya sebep olsa da, 600 yıl boyunca Türk
topraklarına hükmedecek olan Osmanlının kurulmasıyla Farsça tekrar
canlandı. Fatih Sultan Mehmet, Sultan Beyazıt, Sultan Selim ve Sultan
Süleyman gibi bazı Osmanlı padişahları şairleri ve şiir söylemeyi
seviyorlardı.
Farsçanın canlanmasına sebep olan üçüncü mesele, Türk
edebiyatçılarının Farsçaya gösterdiği ilgiydi. Farsçanın Türk
koruyucuları çeşitli yollardan Farsçayı yaymaya çalışmışlardır. Fuzulî
gibi bazı Türk edebiyatçıları, Farsçanın ünlü ediblerini izleyerek
Farsça divanlar hazırlamışlardır. Alişir Nevayi gibi bazıları da Farsça
söyleyen şairler hakkında övgü dolu şiirler yazmışlardır. Diğer bazıları
Fars dilinin ana eserlerini tercüme etmeyi tercih ediyorlardı. Yine
Surur-î, Sudî, Lamiî ve Şemî gibi bazıları da şerh yazma alanında
çalışmışlardır. Ve nihayet Şuûrî, Şahidî ve Hilmî gibileri de, iki
dilli sözlükler derlemişlerdir.
Osmanlı döneminde zirveye ulaşan, ve büyük ölçüde
Farsçanın etkisi altında olan ve ondokuzuncu asrın ikinci yarısına
kadar, yapısında hiçbir değişme olmaksızın, çok değerli eserler yaratan
Divan Edebiyatı veya başka bir deyimle klasik Türk edebiyatı, iki millet
arasındaki en önemli ortak noktadır. Türk dilinin Farsçadan beslenmesi
neticesinde bir çok Farsça sözcük Türkçeye aktarıldı. Her ne kadar
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde Türkçe"nin yabancı sözcüklerden, özellikle
de Farsça ve Arapça sözcüklerden arındırılması hareketi sonucunda bir
çok yabancı sözcük Türkçeden atılmasına rağmen hala çok sayıda Farsça
kelime ve deyim Türkçedeki varlığını korumaktadır. Ayrıca, arındırılmış
olan kelimeleri bilmeden eski Osmanlı metinlerini anlamak oldukça
güçtür, çünkü o sözcükler Türk dili ve edebiyatının temelini
oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle her ne kadar bu kelimeler, bugünkü
Türkçede kullanılmıyorsa da Türk edebiyatının çeşitli sahalarında
araştırma yapmak isteyen herkes o kelimelere muhtaç olmaktan
kurtulamıyor. Hatırlatmak gerekir ki, Moğol hakimiyeti gibi bazı
dönemlerde küçük ölçüde de olsa Türkçe kelimeler Farsçaya girmiştir.
Ancak daha çok hükümet erkanlarıyla ilgili olan bu kelimeler, Moğol
istilasının sona ermesiyle etkisini kaybetmiş ve bir kısmı ise Timurlar
ve Türkmenler gibi İrana hakim olan bazı Türk kavimleri döneminden bu
yana İranlılar tarafından kullanılmaktadır.
Farsçanın Türkçe üzerindeki etkisini bir çok
sahalarda görmek mümkündür. Bunların bazıları şöyle:
1-
Edebi kavramlar; (örneğin saçı
sünbül ve yılana benzetmek, gözü nergise, yanağı güneşe, boyu selviye
benzetmek vb...)
2-
İrfanî ıstılahlar; (can, ayîn,
çark, çile, destar, destegül, ham, harabat, ve keşkül gibi vb...)
3-
Musiki kavramları; (neva, segah,
çargah, beste, güfte, bestenegar, ahenk, buselik,vb...)
4-
İsimler; (Nuşin, Nesrin, Bihter,
Şadıman, Şadi, Şebnem, Turan, Agah, Baran, Nalan vb...)
5-
Kuş isimleri; (şahin, bülbül,
kumru, horoz, kuğu vb...)
6-
Hayvan isimleri; (zurafa, sincap
vb...)
7-
Sebze isimleri; (yonca, yulaf,
şahtere, havuç, turp, terhun, vb...)
8-
Çiçek isimleri; (menekşe, lâle,
sümbül, şebboy, zanbak, vb...)
9-
Ağaç isimleri; (zeytin, serv,
badem, vb...)
Türkler ayrıca bazen Farsça kelimelerinin kullanım
şeklini veya manasını değiştirerek kullanmışlardır. |