| Tahran İstiklâl Oteli’ndeyiz. Şah döneminde yapılan otelin o zamanki adı "Hilton" imiş. Devrimden sonra "İstiklâl" olmuş. Sadece bu olay bile İran’ın, bağımsızlığına olan düşkünlüğünü anlatmaya yetiyor. İnsanlar kavramlarla düşünür. Demek yabancı kültür istilâsı önce zihniyetleri teslim alıyor, sonra dil ve kültürü. Bunlar olunca da artık toprakların istilâsına gerek kalmıyor. İstilâdan kurtulmak mı, önce "Hilton"laşan kültür ve zihniyetinizi bağımsızlaştıracaksınız. Sonra mı, sonras peşi-peşine gelir. ´HİLTON´ SÖMÜRGE, ´İSTİKLÂL´ BAĞIMSIZLIK DEMEK İran’da biz bunu gördük. İstiklâl Oteli’nin en mutena yerinde bir levha: "İslam en yüksek medeniyettir." Hem İngilizce, hem Farsça ile. Otelin duvarları Şirazlı Hâfız’ın enfes şiirlerinin resimlenmiş tablolarıyla müzeyyen.. Otelin her odasında Farsça mealli mushaf-ı şerif kitapları ve seccadeler. Katlanmış seccadelerin içerisine işlenmiş mahfazalarda Kerbelâ toprağından mühürler.. Odaların tavanında insana tezyinat havası veren "Kıble" işaretleri.. Havaalanından şehre gelen yol, avam tabiriyle kaymak gibi.. Yol kenarlarında levhalar: "Muhammedün Resûlüllah".. "Aliyyün Veliyyüllah". "Aliyyün Huccetüllah". "Aliyyün Evlâd-ı Resulillâh". İran Şii, biz Sünniyiz. Bu spot ve sloganlar bize hiç ters gelmiyor. Ankara`dan kalkarken uçaktaki ilk anons; "Sefer Duası".. İran, "Müslüman"lığından utanmıyor. Müslümanlığını her yerde öne çıkarıyor. Bu da kimlik, kişilik ve bağımsızlığın bir gereği olmalı.. Önceki yazımda "İran da, Irak da bize Irak" demiştim. Boşuna dememişim. İstiklâl Oteli’nin duvarındaki saatler "Vaşington"u, "Londra"yı, "Paris"i, "Tokyo"yu, "Sydney"i, "Mekke"yi, "Dubai"yi gösteriyor da, İstanbul ya da Ankara yok. Niye olsun?! Bizim turistler Anadolu’nun "Doğu" kapısını bilmezler ki, Tahran’da saat katranları onlar için işlesin!. İRAN BİZE SICAK İran halkı bize sıcak.. Bu sıcaklık, daha Esenboğa’da başladı. İran Havayolları ile Tahran’a uçacak yolcular içerisinde çoğu İranlı her milletten adam var da, kardeş Türk Milleti’nden sadece ben ve yol arkadaşlarım var. Yek ve tek oluşumuzdan mıdır nedir, İranlı yolcularla kaynaşıverdik. Çoğu Türkçe (Azerice) konuşuyor. Karşılıklı ikramlar.. Telefon, imza ve adres teatileri.. Murat Bey bizi Tahran’da evinde ağırlamakta ısrar ediyor. Bir diğeri Meşhed’de.. İran kadınını biz örtü altında diye acır dururuz ya, onlar kendilerini hiç de acınacak durumda görmüyorlar. Siyah çarşaflar arkasında zannettiğimiz İranlı kadın, çarşaf dışında da tesettüre riayet etmek şartıyla her türlü çağdaş kıyafeti takınıyor ve kendini medeni zannedenlerden daha çağdaş, daha medenî bir görüntü sergiliyor. Esenboğa Havalimanı bekleme salonlarında, uçakta, Tahran’a indiğimizde hep bunu gördük. Dev turistik oteldeki müracaatta kasaların, muhasebe dosyalarının ve bilgisayarlar başında tesettürü, güleryüzü, nezaket ve nezaheti ile soyluluk âbideleri.. Bizim kadın dernekleri niçin kumaşa, örtüye-çaputa takılır kalır da, içindeki insana ve tercihlerine "insan" olarak değer vermez sorusunu sormak için İran’a gelmemiz lâzımmış. Söze "İstiklâl" diye başladık ya, "Batı kültürü" bizi sadece kılık-kıyafetimizle sömürgüleştirmemiş; asıl kişiliğimizi elimizden almış... |