Kullanıcı

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum    aktivasyon
Üye ol


İmam Humeyni ve imam Hüseyin (sa)'nın yas merasimi

 

15-01-2008

Yazan: Ali Devani

İmam Humeyni ehli beyt (sa) ile ilgili yas merasimlerinde ve vaaz edenlerin vaazlerini veya Mersiye okuyanların Mersiyelerini veya Kerbela şehidlerinin musibetlerini dinlerken bütün herkese Kerbela kültürünün korunması ve saygı duyulması gerektiğini gösterdi.

Hicri şemsi 1328 (1949) yılında eğitimime devam etmek için Kum kentine geldim. Ayetullah Humeyni'yi yas merasimlerinde görüyordum ve bu günün tabiri ile Aşura kültürünü hayalimde canlandırmaya çalışıyordum. İmam Humeyni Hz. Masume (sa) türbesinin hemen ilerisindeki camide veya merhum Ayetullah Burujerdi'nin evinde düzenlenen masum imamların yas merasimlerinde öylesine ağır başlı ve metanetle oturuyor ve vaizlerin veya Mersiye okuyanların sözlerini dinliyordu ki ister istemez herkesin dikkatini çekiyordu. O dönemde imam Humeyni dini ilimler merkezinde seçkin bir hoca idi. Uzun boyu, huzur yansıtan görünüşü ister yürürken veya ister her hangi bir mecliste otururken izleyenlerin dikkatini çekiyordu ve dini ilimler merkezinde kendileri gibi bir başkasını göremedim. İmam Humeyni Mersiye başlarken cebinden beyaz ve temiz bir mendili çıkaran ve ağlamaya başlayan ilk kişiydi. Eğer duvara yaslanmış olsalar hareketsiz ağlamaya devam ediyor ve eğer eğilicek olursa, nasıl titreyerek ağladığını görebiliyordunuz. Mendili yüzünden ayırdığı zaman da, göz yaşları ile yıkanmış bir yüz görüyordunuz. Bu manzara başkalarını da Kerbela şehidleri veya masum imamlar için ağlamaya teşvik ediyordu.
Gerçekten de imam Humeyni'nin yas merasimlerinde vaizlerin veya Mersiye okuyanların Mersiye okurken duruşu ayrı bir havası vardı. Sakin, sessiz, etkileyici ve tüm vücudu ile dinliyor ve sözleri takip ediyordu. Yas merasimlerinde veya imam Hüseyin (sa)'nın ve Kerbela şehidlerinin yasını tutmak için ağlama hazırlığını pek ender alimde gördüm. Hatta bir kez olsun imam Humeyni'nin vaizin bir musibeti zikrederken yanında oturan biri ile konuştuğu görülmemiştir, çünkü imam Humeyni bunu minbere ve minberde oturana saygısızlık olarak görüyordu, üstelik bir çok alimin aksine, özellikle kendilerine bunu bir büyüklük olarak bilen Necef alimlerinin aksine imam Humeyni ehli beyt (sa) ile ilgili yas merasimlerinde ve vaaz edenlerin vaazlerini veya Mersiye okuyanların Mersiyelerini veya Kerbela şehidlerinin musibetlerini dinlerken bütün herkese Kerbela kültürünün korunması ve saygı duyulması gerektiğini gösterdi.

Aşura kültürü ile ilgili sapkın görüşler:
İnkılap döneminde ve 15 hordad 1342 olayından sonra ve özellikle imam Humeyni Türkiye'ye sürgün edilmesi ve Necef'te zorunlu ikamet yıllarının ardından müslüman inkılapçıların saflarına sızan ve İslami olmayan gruplar hepimiz şah rejimi ile mücadelede ortak görüşü paylaşıyoruz bahanesiyle yavaş yavaş şu tezi gündeme getirmeye başlamıştı: Artık halkı düşünmeliyiz ve pek fazla Mersiyeye ve ağlamaya bağlı olmamalıyız. Ağlamak hiç bir derdi deva etmez ve Mersiye okumak, zalim düzene karşı öfkemizi tutmakla çelişki arz ediyor.
Bazen de mezhebi görünümlü ve hatta mezhebi eğilimli gençler minbere çıkan vaizlere ve din alimlerine nasıl konuşacakları doğrultusunda bir takım tavsiyelerde bulunuyor ve örneğin gençleri minberinizi dinlemek için daha az Mersiye okuyun ve insanları ağlatmaya çalışmayın, ukdelerini boşaltmayın ki mücadeleyi bırakmasınlar, gibi telkinlerde bulunuyordu. Maalesef bir çok ehli minber de onların oynuna geliyor ve Kerbela şehidleri için ağlamanın mücadele ruhuna aykırı olduğunu düşünerek bilinçsizce ehil olmayan bu tür insanların tuzağına düşüyordu. Ve bu süreç tabi ki gerçek vaizlerin ve Mersiye okuyanların da işini zorlaştırıyordu.
Bir yandan bu adetti ve halk özellikle muharrem ve sefer aylarında ve masum imamların vefat ettikleri günlerde minberlerde musibetleri ve revzeleri dinlemeye alışıktı ve öbür yandan inkılapçı gençler Mersiye dinlemek istemiyor ve musibet dinlerken ağlamıyordu. Öte yandan din adam olmayan konuşmacılar da camilerde veya diğer mekanlarda yaptıkları konuşmalarda bu süreci körüklüyor ve Mersiye dinleyenleri ve ağlayanları aşağılıyor ve alay ediyordu. İşin kötü tarafı bazı inkılapçı veya inkılapçı olmayan minberciler de bu tür ağlamaların ve Mersiyelerin imamın ilgi alanında olmadığı ve imamım amaçları ile örtüşmediği şeklinde telkinlerde bulunuyordu. Bu durum öylesine yerleşmişti ki her ne kadar bizler durumun böyle olmadığını, bizzat imam Humeyni ile görüştüğümüzü ve kendilerinin Mersiyeye özel ilgi duyduğunu ve bu tür meclislerde başkalarından daha fazla ağladığını söylediysek fayda etmedi ve bizim gibilerin bu çıkışı inkılap yolundan sapma çabaları şeklinde değerlendirildi. Bu konuda bazen imamdan istisfa bile edilirdi. İmam da öyle bir cevap veriyordu ki ne gençler doğru yoldan sapsın, ne de imam Hüseyin (sa)'nın yas merasimlerine saygısızlık edilmiş olsun. Ancak bazı sinsi insanlar imamın el yazısına bile kuşku gözüyle bakarak kafaları karıştırıyordu.
Hicri şemsi 1354 yılının muharrem ayında İlam'daydım. Bir iki kez Kermanşah'tan bir kaç genç oraya geldiler ve dediler ki Kermanşah'ta minbere giden yaşlı bir din adamı gelmiş ve minberde Mersiye okumamaya çalışıyor. Onun konuşma kasetini de getirmişlerdi ve bana dinlettiler. Söz konusu din adamı bunca ağlamaktan ne elde ettik, ağlamak da ne demek, ve bunun gibi sözler söylüyordu.

Aşura kültürü ile zıtlaşmanın doruğu:
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere söz konusu radikal gençler şehid Mutahhari'ye de itirazda bulunuyor ve neden Mersiye okuyup da kendisinin de ağladığını dile getiriyordu.
Muharrem ayının ortalarıydı. Minbere çıktığım Narmek camii görevlisi bana şöyle anlattı: Geçen gün Aşura gecesinde Mutahhari hoca buradaydı ve minbere çıktı ve Hz. Ali Asger Mersiyesi okudu, kendisi de şiddetle ağladı ve meclistekileri de ağlattı. Minberden sonra sözü edilen gençler toplanıp saygısız bir şekilde ve sert bir ifade ile şöyle dediler: Mutahhari hoca, eğer imam Hüseyin (sa) zulüm ve zalimle mücadele için kıyam edip öldürüldüyse demek bir amaç uğruna kıyam etmiş ve o zaman öldürüldüğü için ağlamamak gerekir ve eğer pusuya düşürülüp öldürüldüyse o zaman doğru plan yapmadığı ve zayıf davrandığı anlaşılıyor ve yine onun için ağlamamak gerekir.
Evet, iş artık öylesine çığırından çıkmıştı ki gençler Mutahhari gibi bir şahsiyeti nasihat ediyordu veya neden Kerbela olayını insanları ağlatmak için ifade ediliyor diye itirazda bulunuyordu. Bu tarz bir yaklaşım hatta İsfahan gibi bir kentte de göze çarpıyordu. Hatırlıyorum da merhum Ayetullah Şemsabadi bana şu tavsiyede bulunuyordu: Devani, durum çok özel bir hal almış, eğer Mersiye okumazsan Allah karşısında sorumlusun.
Ancak söz konusu radikal ve iddialı gençler bu görüşe karşı çıkıyor ve şöyle diyordu: Biz Ayetullah Humeyni taraftarıyız ve zalim şah rejimi ile savaşıyoruz. Mücadele ile ağlamak bağdaşmaz. Tarihi anlatıp ağlamak sapmayı doğurur ve mücadeleyi yolundan saptırır.
Bu süreçle mücadele için bir çok alim çare peşindeydi, ancak çabalarından sonuç alamıyordu. Ilımlı alimler bu işin sonu nereye varacak diye içim içim kan ağlıyordu. Bu tür gelişmelerin haberinin sürekli Necef'te imam Humeyni'ye iletildiğini ve tehlikeli bir süreç olduğu konusunda imamı uyardıklarını duydum. İmam de anlattığım gibi zorunlu olarak tüm yönleri dikkate almak durumundaydı ve bu yüzden çok özel bir durum ortaya çıkmıştı.

İmam Humeyni'nin Aşura kültürüne yönelik ilgisinin en iyi örneği:
Kum kentinde yaşayan Hac Seyyid Muhammed Kevseri ünlü ehli beyt meddahlarından biri olup yıllardan beri imam Humeyni'nin özel Mersiye okuyanıydı. Ondan önce babası Seyyid Ali Ekber Kevseri bu işi yürütüyordu. Kum kentinin eski meddahlarından olan baba oğulun çok yanık bir sesleri vardı ve çok güzel Mersiye okuyordu. Önceleri baba Kevseri imamın özel Mersiye okuyanıydı, daha sonra da oğlu Seyyid Muhammed Kevseri imam Humeyni'nin yaşamının son anına dek ve hatta Tahran'da bu onuru yaşadı. Her yıl insanlar Seyyid Kevseri'yi Cemaran'da imam karşısında durduğunu ve Mersiye okuduğunu ve imamın nasıl beyaz bir mendille yüzünü örterek ağladığını görürdü. Kevseri bana şöyle anlatmıştı ve belki de bir çoklarına anlatmıştır: imam Necef'teyken ben Kerbela ziyareti için gitmiştim. Kerbela'da, Kum'da tanıştığımız imamın bazı talebeleri bana rastladılar ve şöyle dediler: Kevseri, imam'a koş, çünkü alim oğlu Mustafa esrarengiz bir şekilde vefat etti. Kimse imamın oğlunun vefatı için ağladığını görmedi. Bir iki kez bazı talebeler Mustafa Humeyni mezarı başında Mersiye okudular, ama imam ağlamadığı gibi hatta talebeleri Mersiye okumaktan men etti ve herkesin kendi işinin başına gitmesini istedi. imam eşine de Mustafa'nın ilahi bir lütuf olduğunu ve yüce Allah'ın onu alıp götürdüğünü söylemiş. Talebaler benden bir an önce Necef'e gidip imamın huzuruna çıkmamı ve izin aldıktan sonra Mersiye okumamı istiyor ve revzede Mustafa'nın adını telaffuz etmemi, böylece imamı evladının acısıyla ağlatıp rahatlatmamı istiyordu. Talebeler Mustafa Humeyni'nin vefatının Necef dini ilimler merkezini mateme boğduğunu, durumun İran'da ve Kum kentinde de aynı olduğunu düşündüklerini, lakin imamın üzülüp ağladığına hiç kimsenin tanık olmadığını belirtiyordu.
Kevseri şöyle devam ediyor: Necef'e gittim ve türbelerin ziyaretinden sonra imam Humeyni'yi ziyaret etmeye gittim ve taziye dileklerimi sunduktan sonra da hal hatır sordum ve her zamanki gibi Mersiye okumak için izin istedim. İmam izin verdi. Kısa bir giriş yaptıktan sonra Mustafa Humeyni hakkında bildiklerimi ve imamın da sevdiği yönleri olduğu her şeyi ifade ettim ve ağır bir vurgu ile Ayetullah Mustafa Humeyni ne layık bir evlad ve ne layık bir alim olduğunu söyledim. Ancak tüm bu süre içerisinde imam Humeyni hiç bir değişim yaşamadan dinledi ve ağlama ile ilgili hiç bir iz veya belirti kendisinde görülmedi. Her ne ettiysem ve her ne söylediysem fayda etmedi ve imam asla ağlamadı. Mecburen Kebela olayına yöneldim. Tam imam Hüseyin (sa)'nın evladı Hz. Ali Ekber'in başına geldiği sahneye gelince imam Humeyni öylesine ağladı ki o zamana kadar hiç görmemiştim. Ortalık bir hengameye dönüştü. Bir yandan imamın sağlığının bozulmasından endişe ederek yaptığımdan pişman olmaya başladım ve bu yüzden mersiyeyi uzatmadan noktaladım. Ben imamın imam Hüseyin (sa) musibeti ve Kerbela şehidleri için ağladığını çok görmüştüm, ama o günkü kadarını hiç görmemiştim.
Bir başka örnek de imam Humeyni'nin Paris'te kaldığı dönemli ilgilidir. İmamın yakınlarından biri şöyle anlatıyor: Paris'teyken sürekli dikkatimi çeken bir konu vardı, şöyle ki ne zaman imama telefonla arayıp örneğin Tahran'da neler olduğu, insanların öldürüldüğü, filanca yere saldırıldığı, inkılapçıları tutuklayıp hapiste işkence ettikleri, Kirman'da cami yakıldığı, Kum'da saldırıldığı ve talebelerin tutuklandığı gibi korkunç haberler iletildiğinde orada hazır bulunanlar ağlar, ancak imam sadece dinledi ve bir inkılabın liderine yakışır şekilde sabrederdi. Ancak eğer orada bulunanlardan biri muharrem ayı dolaysıyla Mersiye okumaya başlarsa imam öylesine heyecanlanıyor ve ağlamaya başlıyordu ki göz yaşlarını tutamıyor ve tüm suratı göz yaşları ile kaplanıyordu. Kısacası imam yüzünü örtecek kadar göz yaşı döküyordu.
Gerçekten imam Humeyni'de gördüğüm ve diğerlerinin de gördüğü bu hal neydi? Bu hali bizi imam Humeyni'nin büyük atası Hz. Ali (sa)'yı hatırlatıyordu, hani şairin dediği gibi geceleri mihrapta ağlayan, ancak savaş meydanlarında tebessüm eden Emirülmüminin (sa).

Aşura kültürünün ihya edilmesi için imam Humeyni'ye tevessül etmek:
İmam Humeyni sürgünden vatana dönüp geçici hükümeti kurduktan sonra Kum kentine yerleşti ve orada ikamet etmeye başladı. ancak geçici hükümet görevini tam olarak yerine getiremediği için Kürdistan olaylarından sonra imam Humeyni tekrar Tahran'a geri döndü ve ömrünün sonuna dek orada kaldı.
İmam Kum kentinde olduğu dönemde bir gün ramazan ayına bir kaç hafta kala ünlü hatib Dr. Felsefi telefon etti ve ramazan ayının yaklaştığını ve bu yüzden Tahran'ın bazı ünlü hatipleri ile birlikte Kum kentine imamı ziyaret etmeye ve kendisinden ramazan ayı için tavsiyeler almaya gideceklerini, çünkü durumun çok zorlaştığını ve ancak imamın resmi beyanı ile minberleri eski durumuna kavuşturmanın mümkün olduğunu söyledi. Ben kendisine resmi hatip olmadığımı söyledim, ama Felsefi mutlaka gelmem gerektiğini, evin önünde arabaların bekleyeceğini ve yarın yola çıkılacağını söyledi. Ertesi gün Felsefi'nin evine gittim ve oradan da Kum'a doğru yola çıktık. İmam Humeyni'ye Tahran'dan bizlerin geldiğini ve ramazan ayı için tavsiyeler almak istediğimiz bildirildi. İmam geldi ve aramızda oturdu. Felsefi kısa bir konuşma yaparak şöyle dedi: imam, biliyorsunuz son yıllarda minbere çıkmak ve imam Hüseyin (sa) yasında ağlamanın ne duruma geldiğini biliyorsunuz. İnsanlara yas tutmak de ne demek, Mersiye ve ağlamak da ne demek, gibi telkinlerde bulunuluyor. Minber ehli olanlar gerçekten zor durumdalar ve insanlar da az çok duyarsız olmuş. Bu yüzden sizden tavsiye almaya geldik. Gerçekten ne yapmalıyız. Acaba minbere çıkmak için ramazan, muharrem ve sefer ayları ile ve kuru kuru konuşmalarla mı yetineceğiz, yoksa eskiden olduğu gibi Mersiye okuyup musibet de mi söyleyeceğiz?
İmam Humeyni'nin kesin cevabı:
Rahmetli imam Humeyni, Felsefi'nin sorusunu cevaplandırırken çok ilginç bir karşılık verdi ki bu da Aşura kültürünün ihya edilmesinde bir dönüm noktası oldu. Eğer o gün imam o denli kesin tavır koymasaydı gençler arasında Aşura kültürü yavaş yavaş yok olacak ve işin sonu nereye varacağı belli olmayacaktı. Şu anda medyanın imamın açıklamasını yansıtıp yansıtmadığını tam olarak hatırlamıyorum, ama her neyse mesele kısa sürede her tarafa yayıldı ve Aşura kültürünün yaygınlaşması yolundaki engeller bir bir kırıldı. İşin ilginç tarafı imam Humeyni'nin başlattığı inkılap yine muharrem ayında ve Aşura günüdeki açıklaması ile başlamış ve yine şahın ülkeyi terk etmesi de aynı günlere denke gelmişti.

İslam'ı koruyan Mersiye ve ağlamadır:
O toplantıda rahmeti imam Humeyni, ünlü hatip Dr. Felsefi'nin cevabını detaylı olarak verdi ve dedi ki eğer imam Hüseyin (sa) ve Kerbela şehidleri için Mersiye ve ağlama olmasaydı, İslam dini Emevi hanidanının uygulamaları yüzünden yok olup giderdi. Kerbela ve Aşura kültürü İslam dinin korudu ve bu düşünce geleneksel biçimi ile korunması gerekir. imamın o gün yaptığı açıklama kısaca şöyle idi: Ben minber ehli olanlar ve hatiplerin görev ve sorumlulukları hakkında bir kaç söz söylemek istiyorum. Din adamları, hatipler, minber ehli olanlar ve genelde İslam sözcüsü olanlar. Eğer bir hükümet sözcü istiyorsa İslam'ın sözcüsü de hatiplerdir. Bilin ki seyyidüşşüheda İslam'ın imdadına yetişti, seyyidüşşüheda İslam'ı kurtardı. Seyyidüşşüheda Mersiyesi onun inancını korumak içindir. Seyyidüşşüheda Mersiyesi okumayın diyenler bu inancın ne olduğunu asla anlamamış ve anlayamayacaktır. Onlar bu Mersiyelerin ve ağlamaların İslam'ı koruduğunu bilmiyor. Şu anda 1400 yıldır bu minberlerle, bu mersiyelerle ve bu musibetlerle ve bu kursağımıza vurmalarla korunmuşuz ve İslam korunmuş. Bu gençler günün sözünü söyleyelim derken ard niyetli değiller, gerçekte seyyidüşşüheda sözü günün sözüdür ve her zaman günün sözü olmuştur. Esasen günün sözünü seyyidüşşüheda söylemiştir ve bizim gündemimizi belirlemiştir. Seyyidüşşüheda inancını da şu ağlamalar ve musibet okumalar ve şu desteler korumuştur. Eğer insan sırf dindar olup evde oturur ve kendisi için Aşura ziyaretnamesi okur ve tesbih çekerse hiç bir şey kalmaz. Her inanç için mücadele etmek ve onun için kursağınıza etmeniz gerekir. eğer ağlamazsanız, başınıza kursağınıza vurmazsanız koruyamazsınız. Onlar yanlış düşünüyor. Onlar çocuklar ve ulemanın ve minber ehlinin İslam dinindeki rolünün bilincinde değiller. İslam'ı ebediyen koruyan işte bu roldür, bu ağlamalar seyyidüşşüheda inancını korumuştur, musibet zikretmek seyyidüşşühedayı bizim için korumuştur. Bizler bir şehid verdiğimizde ayağa kalkmalı ağlamalı ve haykırmalıyız. Başkaları böyle yapıyor. Diyelim onlardan biri öldürüldü, yani bir partiden biri öldürüldü, hemen mitingler düzenliyor, bağırıp çağırıyorlar. Bizim yas tutmamız da seyyidüşşüheda için bir miting gibidir, ama bu gençler bunun farkında değiller. Bu ağlamalar bu inancı bu güne kadar yaşattı. Eğer seyyidüşşüheda olmasaydı bu hareketimiz de ilerleyemezdi. Her yer Kerbela, her yer seyyidüşşüheda huzurudur. Tüm minberler seyyidüşşühedanındır. Tüm mihraplar seyyidüşşühedanındır. Eğer seyyidüşşüheda olmasaydı Yezid ve babası ve sülalesi İslam'ı unutturmuştu. Muaviye ve Yezid tağut bir rejimi İslam yerine tanıtmaya çalışıyordu. Eğer seyyidüşşüheda olmasaydı onlar tağut rejimini güçlendirecekti ve cahiliye dönemine geri dönülecektir. Yani eğer ben ve sen müslüman da olsaydık, tağut müslüman olurduk, imam Hüseyin'in istediği müslüman olamazdık. İmam Hüseyin İslam'ı kurtardı. Şimdi İslam'ı kurtarmak için yola çıkan ve bu yolda ölen biri için bizim susmamız mı gerekiyor? Biz her gün ağlamalıyız. Biz bu inancı korumak için her gün minbere çıkmalıyız. Belki bazılarının ard niyeti olabilir. Bazıları da planlı hareket edebilir, Rıza şah döneminde olduğu gibi. Tabi o ilk başta anlamadı, ama daha sonra anladı ve tüm minberleri engelledi. Kimsenin minbere çıkmasına izin vermedi. Mihrapları da başta türlü engelledi. Tüm Kum kentinde bir tek Mersiye meclisi yoktu. O dönemde Sıdduki beyin bir meclisi vardı deniliyordu ki o da akşam namazından önce son buluyordu. Tabi Rıza şah tesadüfen gelip de minberleri engellemedi, hayır bu tamamen hesaplı bir plandı. Onun amacı din adamları bastırıp onların gücünü ellerinden almaktı. Şu siyasi kesimler minberin bu ülkeye nasıl hizmetler sunduğunu bilmezler. Bunlar eğer milletten yana ise, eğer ulusalcı olup ülkelerini istiyorsa şu Mersiye okumaları teşvik etmeleri gerekir çünkü şu revzeler bu milleti korumuştur, şu ağıtlar ve ağlamalar ülkemizi korumuştur.
Evet, eğer bazı insanlar varsa ki bu plan üzerinde çalışıyorsa, yani İslam'ın, ulemanın ve hatiplerin gücü alınıp yolun onlar için açılmasını düşünenler varsa ki vardır ve bunu yaptılar da, onlar başka insanlardır ve biz onlarla konuşamayız. Ancak diğer insanlar, camilere gelen insanlar, minberi dinleyenler, sözünüzü dinleyenler, Mersiyeye sıra gelince geçip gidiyorlarsa bilsinler ki bu mihrabı, bu minberi koruyan mersiyedir, eğer Mersiye olmasaydı bu minber de olmayacaktı, bu sözler de olmayacaktır. Bizler şehidlerimiz için ağlamalıyız, haykırmalıyız, insanları uyandırmalıyız. Tabi kendi aramızda bilmemiz gereken bir konu da şu ki insanlara sadece bunlarla sevap kazanılmayacağını da söylemeliyiz. Mesele şu ki bizler ilerlemek istiyoruz. Seyyidüşşüheda da eğer ölüme gittiyse, sadece bir sevap kazanmak için gitmedi, onun için sevap pek gündemde değildi, esas bir inancı kurtarmak için gitti, İslam'ı ilerletmek için gitti, İslam'i yaşatmak için gitti. Sizler de eğer hutbe okuyarsanız, konuşuyorsanız, Mersiye okuyup insanları ağlatıyorsanız, insanlar da ağlıyorsa, tüm bunların amacı olmalı ve bu hengame ile İslam'ı korumamız gerekir. Bu hengame, bu ağlamalar, bu Mersiye okumalar, bu şiir okumalar, bu nesir okumalarla bu inancı korumak istiyoruz. Nitekim şimdiye kadar da koruduk. İnsanlara şu noktayı da hatırlatmalıyız ki beyler, mesele sadece Mersiye okumak değil ki ben bir şey söyleyim de bir başkası da ağlasın. Mesele şu ki Kerbela olayı ağlamakla korundu. Yani hatta ağlamak sevap kazandırır. Peki neden ağlamak sevap kazandırır? Çünkü ağlamak bu inanca yardım ediyor. Onların sözleri yanlış. Onlar meselenin sadece bir yüzünü görüyor ve öteki yüzünü göremiyor. Ve maalesef bizler her zaman, yani İslam her zaman bu tür tek yönlü bakışlardan kurtulamamış ve İslam ta baştan mazlum olmuş ve şimdi de mazlumdur. Çünkü onu tanımıyorlar ve hiç bir zaman gerektiği gibi tanımadılar.

Aşura kültürünün rahmetli imam tarafından sürdürülmesi:
Rahmetli imam Humeyni vatana döndükten sonraki yıllarda, ister Kum kentinde bulunduğu sırada, ister yaşamının son anına kadar yaşadığı Tahran'ın Cemaran Hüseyniyesinde herkes televizyonlarda ister şehid Ayetullah Mutahhari'nin şehadeti, ister cumhuri partisi faciasında şehid düşen yetmiş kusur kişinin haberi, Ayetullah şehid Beheşti ve diğer alimler ve ülke yetkilileri, cumhurbaşkanı şehid Recai'nin şehadeti, başbakan Dr. Bahüner'in şehadeti, ya da İslam savaşçılarının imamla görüştükleri sırada veya diğer durumlarda ne zaman imam bu konulardan söz edecek olursa, orada bulunanlar ağlamaya başlarken hatta bir kere olsun imamın hatta kaşlarını çattığı görülmedi ve sadece olaydan üzüntü duyduğu yüzünden anlaşılıyordu. Ancak bahsettiğimiz Kevseri bey Kerbela şehidlerinden söz etmeye başlar başlamaz imam hemen beyaz mendilini çıkarıp yüzüne götürüyor ve mersiyenin son anına dek göz yaşı döküyordu ve mendili yüzünden ayırdığı zaman ne kadar çok ağladığı hemen anlaşılıyordu. Hala insanlar o sahneleri televizyon kanallarında seyrettikleri zaman ister istemez ağlamaya başlıyor ve rahmetli imam Humeyni'nin Aşura kültüründen tanımını yansıtan haleti gözler önüne geliyor.
Daha önce de belirttiğimiz gibi imam Humeyni'nin başlattığı İslam inkılabının tarihi Kum kentinin Feyziye medresesinde Aşura günü yaptığı konuşmaydı ve tüm milletler Kerbela ve Aşura kültürü ile tanıştı. İran milleti ve dünya milletleri de şimdi 8 yıllık dayatılan savaş görüntülerini seyrettiklerinde İslam savaşçılarının başlarına bağladıkları yazılı mendilin en önemli olanının hakkın batıla karşı savaş verdiği cephelerde Ya şehid Hüseyin sloganıydı ve yine en önemli sloganlardan biri Hz. Seyyidüşşühedanın Aşura günü sarf ettiği Heyhat minnezzille sözüydü. İslam savaşçılarının okuduğu en ünlü marşları ise Kerbela'yı fethetmek için haydi cephelere marşıydı. Bence ve belki de tüm herkesçe eğer imam Hüseyin (sa) ve Kerbela ve Aşura kültürü olmasaydı, ki rahmetli imam inkılabın tüm aşamalarında bunları göz önünde bulunuduruyor ve herkesi bunları korumaya tavsiye ediyordu, İran milletinin inkılabı sonuca ulaşmazdı ve süper güçlerin Irak'ın baas rejimi üzerinden İslami İran'a dayattığı savaş öyle son bulmazdı ki hatta topraklarımızdan tek bir karış düşmanın eline düşmedi, üstelik onca imkan kıtlığı ve tüm istikbar güçleri tarafından kuşatıldığımız halde.
İmam Humeyni'nin bazı mesaj ve beyanatları, Aşura kültürünü ihya etmeye ve bu kültürün ihya edilmesi İran milletinin İslami hareketinin devam etmesine katkı sağladı.
Şimdi rahmetli imam Humeyni'nin hareketinin tüm aşamalarında nasıl Aşura kültürünü göz önünde bulundurduğu ve onu İslami hareketin güvencesi ve devam etmesini sağlaması açısından önemsediği ile ilgili görüşünü anlamak için kendisinin çeşitli zaman kesitlerinde yaptığı konuşmalar ve verdiği mesajlardan örnekler vererek okurların dikkatini bu sözlere çekmek istiyoruz, böylece bu yazıda hedeflediğimiz bilgilendirmeye de ulaşmış oluruz.
İmam Humeyni İslam inkılabının zafere kavuşmasından kısa bir süre önce Fransa'dan İran milletine hitaben gönderdiği resmi mesajında şah rejiminin o yıl muharrem ayında giriştiği korkunç katliam hakkında şöyle diyor:
Muharrem, şehidlerin efendisi ve evliyaların serverinin büyük hareketinin ayı. Selam olsun İran'ın akıllı milletine ki tüm baskılara karşın adaletperver İslam'dan, mazlumdan ve maktullardan diyanet yolunda savunma yaptılar. Allah 15 hordad kıyamı, 12 muharrem, 19 dey, 29 muharrem maktullarını rahmet eylesin. Muharrem ne musibet ayı ne yapıcı ve ne ezici aydır. Muharrem şehidlerin efendisi ve evliyaların serverinin büyük hareketinin ayıdır ki tağuta karşı kıyamları ile beşeriyete yapıcılık ve vuruculuk dersi verdi ve zalimin yok olması ve kırılmasının yolunun feda edilmek ve feda olunmakta buldu ve bu kendi başına İslam tealiminin başında gelir, milletler için kıyamet gününe dek. Zalim şahın ve ecnebilerin sarayı karşısında mukaddes Hüseyni hareketten esinlenerek başlatılan 12 muharrem kıyamı öylesine yapıcı ve vurucu idi ki topluma mücahid ve fedakar insanlar kazandırdı ve onlar tüm hareketleri ve fedakarlıkları ile devranın zalimleri ve hainlerinin yüzünü kara çıkardı.
İmam Hüseyin (sa) neden kıyam etti?
Bizim zalim Pehlevi düzeni ile mücadelemizin hücceti, Hz. Ali (sa) ve Hz. Hüseyin (sa)'nın mücadeleleridir. Yezid de bir padişah ve bir zorba idi. Yezid saltanatın tüm imkanlarına sahipti. Muaviye'den sonra Yezid geliyordu. Hz. Seyyidüşşüheda neden çağının kralı ile yüz yüze geldi? Öyle bir kral ki kendisi şahadetleri dile getiriyor ve ben peygamberin halifesiyim diyordu. Çünkü Yezid haksız bir insandı. Çünkü Yezid İslam ümmetini sömürmek istiyordu ve İslam ümmetinin çıkarlarını yağmalamak istiyordu.
Muharrem kanın kılıca galip geldiği ay.
Bismillahirrahmanırrahim. Muharrem ayının gelmesi ile birlikte, hamaset, cesaret ve fedakarlık ayı başlamış oldu. Kanın kılıca galip geldiği ay, hakkın gücü batılı ebediyen mahkum ettiği ve zalimlerin ve şeytani hükümetlerin yüzüne batıl damgası vurduğu ay, tarih boyunca gelecek nesillere mızraklara karşı nasıl zafer elde edileceğini öğreten ay, süper güçlerin hak kelimesine karşı mağlup olduğunu kaydeden ay, müslümanların imamı tarih zalimleri ile mücadele yolunu bizlere öğrettiği ay, yumrukları sıkarak özgürlükçülerin ve hak peşinde olanların tanklara, tüfeklere ve şeytan ordusuna galip gelmesi ve hakkın batılı yok etmesi gereken ay. Müslümanların imamı bizlere çağın zalimleri zalimane hükümetlerini sürdürdükçe onlara karşı eşit şartlarda olmasak bile kıyam etmemiz gerektiğini öğretti. Eğer İslam topraklarını tehlikede görürseniz, fedakarlık edin ve kanlarınızı hediye edin.
Zalim hükümdara karşı durmak.
Bir kez daha cani şahın eli, askeri eşkiya hükümetin ihanet eden eli şeklinde kendini gösterdi ve İran milletini muharrem ayının eşiğinde, hak ve İslam'ın ve adaletin şeytan ve tağut ordusu ile mücadele ettiği ayda kana buladı. Şimdi İslam ve İran düşmanları ve Yezid taraftarları Kur'an'ı Kerim, İslam ve Ebu Sofyani tağut rejimine karşı çıkanlara karşı saf tuttu ve İslam'ın ihya edilmesi ve özgürlük ve bağımsızlık elde etmek ve Kur'an'ı Kerim hükümetini şeytan sultası yerine kurmak ve orman hükümeti yerine adalet hükümetini kurmak isteyenlere karşı İslami ve Hüseynişiarları yok etmek istedi. Bu millet, tarihin en büyük yiğidinin şiileridir ki bir kaç kişi ile birlikte büyük Aşura kıyamını gerçekleştirdi ve Emevi hanidanını ebediyen tarih mezarlığına gömdü ve yüce Allah'ın iradesi ile aziz İran milleti ve imamın izleyenleri kanları ile Pehlevi gibi şeytani bir hanidanı tarih mezarlığına gömüyor ve İslam bayrağını İran'da ve tüm ülkelerde göndere çekiyor.
Zalim padişaha karşı durmak şart.
Hz. Seyyidüşşüheda (sa)'dan bir hutbe rivayet edilir ki o hutbede dönem iktidarı Yezid Bin Muaviye'ye karşı kıyamının sebebini anlatır: İslam peygamberinin halka hitaben şöyle buyurduğu rivayet edilir: Eğer birileri zalim bir padişahın Allah'ın haram kıldıklarını helal saydığını, Allah'ın haram kıldıklarını serbest bıraktığını ve Allah resulününün sünnetine aykırı davrandığını ve Allah ile olan yemini bozduğunu görür, eğer birileri zalim bir padişahın bu işleri yaptığı görür ve buna rağmen susar ve kendi tabiri ile ameli ile zalim padişahın sapmasını düzeltemez ise yüce Allah onu da ahirette o padişahı oturtacağı yere oturtacaktır, hatta o kişi bunları görüp sussa bile ve tüm farz ve mustahapları yerine getirse bile ve namazını zamanında kılsa bile ve camiye gitse bile ve Allah'ın hükümlerini tebliğ etse bile ve Allah rızası doğrultusunda hareket etmiş olsa bile ve tüm iyi amellerde bulunmuş olsa bile ve tüm kötü amellerden uzak durmuş olsa bile, lakin zalim padişaha karşı susmuşsa yeri o zalim padişah ile aynıdır. Hz. Seyyidüşşüheda (sa)'dan rivayet edilen bu sözlerden anlaşıldığı üzere onun kendi çağındaki hükümete karşı kıyamının sebebi Resulullah sav. sözünü yeri getirmek içindir ve kim bunu yapmaz ise yeri o zalim padişah ile aynı yerdir. Yani o zalim padişah cehennemin hangi katında ise, susan adam ve zalim padişah ne isterse yaptığı halde susan adamın yeri o zalim padişah ile aynıdır. Şimdi bakalım Yezid ne yapmış ki Hz. Seyyidüşşüheda (sa) ona karşı kıyam etti ve bu sözleri sarf etti. Hz. Seyyidüşşüheda (sa)'nın anlattıkları herkesi ilgilendirir ve bütün herkese aittir. Kim zalim bir padişahın bu işleri yaptığını görür de karşısında susarsa ve hiç bir tepki göstermez ise yeri o zalim padişahın yeridir. Yezid görünürde İslam dinini savunuyordu ve kendisini halife olarak görüyor ve namaz da kılıyordu. Yani bizim yaptıklarımızın tümünü o da yapıyordu, ama öbür taraftan günahkardı, Allah resulünün sünnetine karşı çıkıyordu. Allah resulünün sünneti müslümanlarını kanının akıtılmamasıydı, ama o müslümanların kanını akıtıyordu, müslümanların mali heba olmaması gerekiyordu, ama o heba ediyordu, yani babası Muaviye'nin yaptıklarını yapıyordu, nitekim Hz. Ali (sa) babasına karşı kıyam etti. Ancak Hz. Ali (sa)'nın ordusu vardı, ama seyyidüşşühedanın yanında yer alanların sayısı çok azdı ve bir orduya karşı duruyordu. Şimdi biz de bu gün Yezid'in yaptıklarını bizim çağımızın hükümdarları ve çağımızın padişahının yaptığını görüyoruz. Bunları Allah resulü söylemiş ve bu gün bu padişahın (Muhammed Rıza Pehlevi'nin) yaptıkları ile örtüşüyor, çünkü o da zalim bir padişahtır. Şu anda o padişah, yani sultası var. Şu anda Muhammed Rıza sultası var ve zulüm de yapıyor. Belki kendisi de zalim olduğunu kabul ediyordur. Bütün herkes de onun zalim olduğunu biliyor. Peki o Allah resulünün sünnetine karşı çıkmamış mıdır? Acaba resulüllahın her dediğini yapmış mıdır? Evet, belki yaşamı boyunca bize oyun oynamak için bir kez imam Rıza (sa) türbesine gitmiş ve orada bir iki rekat namaz da kılmış olabilir, ama tüm bunlar bizleri kandırmak içindir.
Hüseyni günlerin yaklaşması:
Bismillahırrahmanırrahim. Mazlumların seyyidi ve şehidlerin efendisi (sa)'nın şehid düştüğü günlere, yani Arbein günlerine yaklaşıyoruz. Bizim reşid milletimiz ne arbeinler gördü. Biz bu yıllarda 50 yıl süren Pehlevi hanidanının zalim saltanat yıllarında ne musibetler ki görmedik ve ne yıkımlar ki yaşamadık. Bu yıl ümmetin imamının arbeini o büyük insanın izleyenlerinin arbein günlerine denk gelmiş bulunuyor ve sanki bizim şehidlerimizin kanı, Kerbela şehidlerinin kanının uzantısıdır ve bizim kardeşlerimizini arbeini o cesur insanların arbeininin devamıdır. Onların mutahhar kanı Yezid iktidarını noktaladı ve bunların pak kanları da tağut saltanatının dosyasını kapattı. Bu yıl arbein istisna ve örnektir. Halkın bu coşkulu erbainde yürüyüşe katılması şer'i ve milli görevdir.
Şehadet aşkı:
Bizler İslam için ve İslam peygamberinin sünnetini ihya etmek için ve adaleti yerine getirmek için kıyam ettiğimizde evlatlarımızın şehid olmasından ya da kendimizin şehid olmasından korkmamalıyız. Bu, islamiyetin ilk günlerinden beri var olan bir siyerdir. İslamiyetin ilk günlerinde Allah resulü ve masum imamlar fedakarlık etti ve şehadet mertebesine erdi. Hz. Ali Ekber (sa) babasına biz haklı değil miyiz? Diye sorar. Buradaki yaşam hayvani bir yaşamdan ibaret. İnsani yaşam başka alemde olmalı, buradan çok daha yükseklerde. Bunun korkusu olmaz. İnsan bir yerden bir başka yere taşınır ki önceki yerden daha iyidir. Dolaysıyla arsi saadette var olan bu kavram ki peygamber efendimizin sahabesi de şehadete kucak açıyordu ve şehid olmak için adeta bir biri ile yarışıyordu ve seyyidüşşüheda sahabesi de şehadete kucak açıyor ve bir biri ile yarışıyordu, tüm bunlar kesin imandan gelir. Şehadet insanın tamamen yok olması demek değildir ki bu alemden başka bir alem olmadığı düşünülsün. Şehadet bu alemden daha nurani ve daha yüce bir aleme taşınmaktır ki buradan çok daha iyidir.
Seyyidüşşüheda (sa) Allah yolunda öldürüldü ve Allah yolunda kıyam etmenin yenilgisi olmaz.
Hz. Ali (sa) Muaviye ile savaştı ve yenildi, lakin bu yenilgi değildi. Bu yenilgi gerçek yenilginin yüzü değildi. Çünkü bu Allah için gerçekleşen bir kıyamdı ve Allah için kıyamın yenilgisi olmaz ve bu güne dek esas galip gelen taraf, Hz. Ali (sa)'dır ve ebediyen de galip olan odur. Hz. Seyyidüşşüheda bir kaç sahabi ile birlikte, savunduğu inancı uğruna kıyam etti, çünkü bu kıyam Allah içindi ve bu yüzden Yezid'in saltanatını çökertti. Zahirde imam Hüseyin (sa) yenildi, lakin saltanatının temelini çökertti. Bu saltanat İslam'ı, tağut saltanatına teslim etmek istiyordu. Muaviye ve Yezid'in İslam için tehlikeleri hilafeti gasp etmiş olmaları değildi. Bu çok az bir tehlike idi. Onların esas tehlikeleri İslam'ı saltanata dönüştürmek istemeleriydi. Onlar maneviyatı tağuta dönüştürmek istiyordu. Onlar biz resulüllahın halifeleriyiz diyerek İslam'ı değiştirmek ve tağut rejimine çevirmek istiyordu. Bu çok önemli bir tehlike idi. O iki kişi İslam'a darbe indirmek istiyordu. Onlar İslam'ı ters yüz göstermek istiyor ve saltanat olduğunu göstermek istiyordu. Onlar meclislerinde şarap içiyor, kumar oynuyordu. Allah resulünün halifesi olup da şarap içmek, kumar oynamak olur mu? Bu tehlike, İslam için büyük bir tehlike idi. Seyyidüşşüheda (sa) bu tehlikeyi bertaraf etti. Mesele sadece hilafeti gasp etmiş olmak değildi. Seyyidüşşüheda (sa) kıyamı, tağut saltanatına karşı bir kıyamdı. Öyle bir tağut saltanatı ki eğer Yezid başarılı olsaydı artık İslam'dan hiç bir şey geriye kalmaz ve bambaşka bir İslam olurdu. Hani 2500 yıl İran'da süren saltanat gibi. Seyyidüşşüheda (sa)'nın öldürülmesi, Allah yolunda kıyam ettiği için yenilgi sayılmaz. Yüce Allah şöyle buyurur: قل انما اعظكم بواحدة , ان تقوموا
İmam Ali (sa) baktı ki Allah'ın dini tehlikede, Muaviye dini ters yüz gösteriyor, hemen kıyam etti. Seyyidüşşüheda (sa) da aynı şekilde kıyam etti. Bu sadece belli bir dönem için geçerli değildir. Allah'ın tavsiyesi her zaman için geçerlidir. Ne zaman İslam aleyhinde, insanlık aleyhinde ilahi İslami inanca karşı isyan edildiğinde, İslam ters yüz gösterildiğinde, İslam adıylı İslam'a darbe indirilmek istendiğinde orada kıyam etmek gerekir ve belki başaramayız, yeniliriz diye asla korkmayın.
15 hordad 1342:
15 hordad kıyamı şu medreseden, Feyziye medresesinden başladı. Aşura akşamı burada büyük bir kalabalık toplandı ve ardından bir takım ifşaat gerçekleşti ve devamı 15 hordad kıyamı oldu.
Zahiri yenilgi ve haktaleplerin şehadeti İslam'ın lehinedir.
Bismillahirrahmanırrahim. Ben burada bulunan ulemayı ve inkılap muhafızlarını ve diğer saygıdeğer insanları bize yönelik tehlikeler konusunda ve eksikliklerimizi hakkında kısaca uyarmak istiyorum. Ben bu sözleri başka yerlerde de önemi itibarı ile söylemişimdir ve yine burada tekrarlamak istiyorum.
Hz. Seyyidüşşüheda (sa) İslam dinine hiç bir zarar vermedi, İslam'ı ilerletti. Eğer kendileri şehid olmasaydı Muaviye ve oğlu Yezid İslam'ı dünyaya başka türlü tanıtacaktı. Resulüllah halifesi adıyla, camiye giderek, Cuma namazı kıldırarak, cemaat namazı kıldırarak, çünkü adları resulüllah halifesi ve hükümeti olacaktı. Sözde İslam hükümeti olacaktı, ama içeriği farklı olacaktı ve İslam hükümeti ile bağdaşmayacaktı. Hükümdar da İslami hükümdar olmayacaktır. Hz. Seyyidüşşüheda (sa) burada İslam'ın cahiliye dönemine dönmesini engelledi ve onların çabalarını boşa çıkardı. Hz. Seyyidüşşüheda kendisini İslam için feda etti, hani bu gün bize kadar ulaşan İslam için ve maalesef bu gün bile bazıları bu İslam'la oynamak istiyor.

 

 

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.