Hicri kameri 148 yılında böyle bir günde imam Cafer Sadık (sa) Hak davetine lebbeyk dedi ve sadece İslam dünyasını değil, bilim ve marifet dünyasını ve hakikat peşinde olan herkesi mateme boğdu. İmam Cafer Sadık (sa)’nın şehadeti dolaysıyla taziyelerimizi sunarken hazretin yaşamı ile ilgili hazırladığımız özel programla bu büyük insanın keramet ve faziletlerinden az da olsa yararlanmak istedik. İmam Sadık (sa)’nın başlattığı hareketin azametini anlamak için ilkin, o hazretin yaşadığı dönemin şartlarına şöyle bir göz atmak gerekir. İmam Sadık (sa) 34 yıllık imameti boyuncu beş Emevi ve iki Abbasi hükümdarı ile çağdaştı. Bu sürece içerisinde imam Sadık (sa) programlarında iki temel hedefi gözetledi. Bu hedeflerden biri, zalim hükümdarların zulmüne karşı çıkmak ve zulmü temel itibarı ile reddetmek, diğeri ise insanların fikri gelişmesini sağlamak ve İslam’ın asil kültür ve düşüncesi ile tanıştırmak için ilmi ve kültürel devrim gerçekleştirmekti. Gerçekte imam Sadık (sa) böylece İslam’ın parlak ve nurani simasından hurafeleri silmeye çalışıyordu. Emevi ve Abbasi hanedanları iktidar için çatıştıkları dönemlerde, Ehli Beyt (sa) fertlerini rahatsız etmeye ve baskı uygulamaya daha az fırsat buluyordu. Bu yüzden imam Sadık (sa) ilmi ve kültürel programlarını hayata geçirmek için daha ideal bir fırsat yakaladı. İmam sadık (sa), İslami toplumda ilmi coşkunun doruğa ulaştığı bir dönemde yaşıyordu. O dönemde tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tıp ve felsefe gibi ilimler oldukça yaygındı ve insanlar çeşitli ilimleri öğrenmek için can atıyordu. Bunun dışında imam Sadık (sa) döneminde çeşitli mezhep ve tarikatlar ortaya çıkmış ve İslam toplumu türlü yabancı düşüncelerin saldırılarına maruz kalmıştı. Bu şartlarda imam Sadık (sa)’nın parlayan düşünce güneşi İslam semalarında nur saçmaya başladı ve düşmanların gözlerini kamaştırdı. Öte yandan Abbasi hanedanının İslam dinine bağlı olmaması ve yine insanların sorunları ile ilgilenmemesi yüzünden İslami toplumda özel bir kargaşa ve şaşkınlık yaşanıyordu. O dönemde küfür düşünceleri yaygınlaşmış ve İslam dinini tebliğ etmekle görevli olanlar genellikle saraydan besleniyordu. Abbasi halifeler de Emevi halifeler gibi dini kavramları kendi çıkarları doğrultusunda sömürüyordu. Bu şartlar tabi ki imam Sadık (sa)’nın işini daha da zorlaştırıyordu. Ancak imam Sadık (sa) planlı bir şekilde hareket ederek en başta halk arasında yaygın olan İslami düşünce ve inanca çeki düzen verdi. İmam halkın dini sorularını cevapladı ve Kurani ve dini ilimleri bilimsel bir yöntemle yeniden ifade etti. Bu süreçte imam Sadık (sa), Hişam Bin Hekem, Muhammed Bin Müslim ve Cabir Bin Hayyan gibi talebeleri yetiştirdi. İslam tarihinde imam Sadık (sa)’nın talebelerinin sayısı 4 bin olarak zikredilir. Bu talebelerden bazıları kendi çapında eşsiz olan birçok ilmi esere imza attı. Örneğin Hişam Bin Hekem 31 cilt kitap yazdı. Cabir Bin Hayyan ise 200 ciltten fazla kitap yazdı ki bazıları daha sonraları Avrupa dillerine çevrildi. İmam Sadık (sa)’nın bir başka seçkin talebesi Mufazzal da Mufazzal Tevhidi adında önemli bir eseri kaleme aldı. Bu kitabın yazılışının öyküsü oldukça ilginçtir ve bu yüzden onu sizlere anlatmak istiyoruz. Mufazzal olayı şöyle anlatıyor: Güneş batmak üzereydi. Medine camiinde oturmuştum ve yüce Allah’ın İslam peygamberi (sav)’e sunduğu haşmet ve azameti düşünüyordum. O sırada Allah’ı inkâr edenlerden biri olan İbni Ebil’evca camiye geldi ve bir arkadaşı ile tartışmaya başladı. Diyalogları varlığı yaratanın hakkındaydı, ancak dünyayı yaratan hiç kimsenin olmadığını söylediklerinde öfkelendim ve İbni Ebil’evca’ya şöyle dedim: Ey Allah’ın düşmanı, seni en güzel şekilde yaratan Allah’ı mı inkâr ediyorsun? Eğer kendine gelirsen Allah’ın ayetlerini kendinde bile görebilirsin. İbni Ebil’evca ise şöyle karşılık verdi: Ey Mufazzal sana şaşıyorum. Sen Cafer Bin Muhammed Sadık’ın, yani imam Sadık (sa)’nın izleyenlerindensin. O bile bizimle böyle konuşmaz. O bile çok kez bizim bu söylediklerimizi duymuştur, ama asla bize hakaret etmemiştir. O, sabırlı ve sakindir ve asla öfke ona galip gelmez. O bizim sözlerimizi dikkatle dinler ve daha sonra en basit bir şekilde bizim delillerimizi çürütür. Mufazzal sözünü şöyle sürdürüyor: Ebil’evca’nın bu sözlerinin ardından çok pişman oldum. İmam Sadık (sa)’nın huzuruna çıktım ve olayı anlattım. İmam şöyle dedi: Ey Mufazzal, sana dünyanın ve canlıların, hayvanlardan haşarelere ve kuşlara ve insan da dâhil her türlü yaratığın nasıl yaratıldığını ve yüce Allah’ın bunları yaratırken izlediği hikmeti anlatacağım, öyle ki ibret almak isteyenler bu sözlerden ibret alsın ve müminlerin bilgisi artarken kafirler şaşıp kalsın. Sen yarından itibaren her sabah bana gel. Rivayetlere göre Mufazzal 4 gün ard arda imam Sadık (sa)’nın yayına gitti ve o hazret söz verdiği gibi dünyanın yaratılışı hakkında çok değerli bilgiler verdi. Mufazzal da tüm bi bilgileri Mufazzal Tevhid’i adlı eserinde bir araya getirdi. Bu kitabın bir bölümünde imam Sadık (sa)’dan naklen şöyle okumaktayız: Ey Mufazzal düşün, neden zarif ve hafif olan beyin kafatasında yer alıyor? Acaba bunun sebebi onu korumaktan başka bir şey olabilir mi? neden kan damarlarda akıyor? Acaba doğru biçimde korunması ve yönlendirilmesinden başka bir sebebi olabilir mi? neden yüce Allah kulağın içini karmaşık ve oyuk bir şekilde yarattı? Acaba ses dalgaları kulağa girdikten sonra kulak zarına zarar vermemesinden başka bir sebebi olabilir mi? Ve böylece imam Sadık (sa) talebesi Mufazzal’ı bir çok önemli konu ile tanıştırdı ve zihnini aydınlattı. Mufazzal Tevhid’i adlı kitap, imam Sadık (sa)’dan yaratılış hakkında bir çok değerli ve ince konularla doludur. Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife, imam Sadık (sa)’nın azameti hakkında ilginç açıklamalarda bulunuyor. Ebu Hanife çağının büyük düşünürlerinden biridir. İmam Sadık (sa)’nın azamet ve saygınlığından rahatsız olan Abbasilerin halifesi Mansur, bir gün rahatsızlığını gidermek için Ebu Hanife’ye imam Sadık (sa) ile ilmi tartışma oturumu düzenlemesini ve zor sorularla imamı sıkıştırmasını ve böylece ilmi itibarını gölgelemesini istedi. Ebu Hanife bunun için 40 zor soru hazırladığını ve bir gün Mansur’un yanına gittiğini, o sırada imam Sadık (sa)’nın da orada bulunduğunu, fakat imamı görünce cazibesinden çok etkilendiğini anlatır. Daha sonra Ebu Hanife 40 soruyu sorar ve imam Sadık (sa), sadece kendi görüşünü değil, aynı zamanda diğer mezheplerin görüşünü da beyan eder. Ebu Hanife, imam Sadık (sa)’nın bazı konularda hemfikir ve bazı konularda da muhalif konumda olduğunu ve bazı konularda da 3. bir görüşü gündeme getirdiğini, yöneltilen her 40 soruya büyük bir titizlikle cevap verdiğini belirterek şöyle diyor: Cafer Bin Muhammed Sadık’tan daha fakih ve daha faziletli birini görmedim. Ben iki yıl onun talebeliğini yaptım ve eğer bu iki yıl olmasaydı, kat’iyyen helak olmuştum. Bir süreliğine imam Sadık (sa)’nın talebeliğini yapan Maliki mezhebinin lideri Malik Bin Enes da şöyle anlatır: İmam Sadık (sa) sürekli tebessüm ederdi. Asla fazla ve abartılı konuştuğunu görmedim. Allah korkusu her yerini sarmıştı. Ne zaman yanına gitsem üzerinde oturduğu kilimin üzerinden kalkar ve bana uzatırdı. İmam Sadık (sa) ilim ve kalem silahları ile her fırsatta zalim hükümdarlarla mücadele ederdi. Zalimlerle mücadele konusunda şöyle buyururdu: Zalim bir sultanı metheden ve karşısında eğilen herkes, cehennem ateşinde o sultanla birlikte yanar. Abbasi halife Mansur çeşitli yollardan imam Sadık (sa)’nın halk arasındaki konumunu zedelemeye çalışır, ama her defasında başarısız olurdu. Mansur bazen de sinsi bir şekilde kendisini imam Sadık (sa)’ya yakınlaştırmaya çalışırdı. Bu yüzden bir gün imama bir mektup gönderdi ve gelip kendisini nasihat etmesini istedi. İmam Sadık (sa) şöyle karşılık verdi: Fani dünya peşinde olanlar bu dünyaları tehlikeye düşer korkusundan seni nasihat etmez ve ahiretini düşünenler de zaten senin gibi birinin yanına gelmez. İmam Sadık (sa)’nın siyerinde o hazretin en mütevazı kimse olduğu ifade edilir. Muhtaç insanlar rahatlıkla isteklerini imam Sadık (sa)’ya anlatırdı. İmam Sadık (sa)’nın halk ile yakınlığı her geçen gün daha da artıyor ve böylece insanları siyasi ve sosyal açıdan bilgilendiriyordu. Bu durum ise Abbasi hükümdarları rahatsız ediyordu. Bu yüzden Abbasi halife Mansur, imam Sadık (sa)’nın parlayan varlığına katlanamaz oldu ve böylece bir komplo kurarak o hazreti şehit etti. Bir kez daha İslam âleminin parlayan güneşi imam Sadık (sa)’nın şehadeti dolaysıyla taziyelerimizi sunarken sözü o hazretten seçtiğimiz vecizelerle noktalamak istiyoruz. İmam Sadık (sa) şöyle buyurur: Bizim şefaatimiz, namazı hor görenleri kapsamaz. Benim için en iyi dost ve kardeş, kusurlarımı bana söyleyendir. Haram mal yemek, rızkı yok eder ve insanlara yoksulluk armağan eder. |