|     "Kanal-A Televizyonu" ve "Aygazete" adına Tahran’a gidiyorum. "Adına" deyişim, oradaki temas ve izlenimlerimi bizi izleyenlere aktarmak niyetimden doğuyor.     Gezi intibalarımı Aygazete’ye yazacağım ve Kanal-A’da yayınlanmak üzere İran İslam Cumhuriyeti yetkilileri ile mülâkatlar yapacağım.     Allah nasip ederse.. İRAN MI IRAK, IRAK MI?     Bizim gibilere ikisi de ırak..     Niçin mi? Bizim için Avrupa çat kapı.. Amerika, hatta Avustralya da öyle.. Bir zamanlar "Ben Avrupa’da iken; Paris’te, Londra’da iken.." diye söze başlamak moda imiş.. Şimdi o moda sanırım sadece Ertuğrul ÖZKÖK’te kaldı. "Ben Rodos’ta iken"; "Miami’de bir gece mahmurluğunda rakımı yudumlarken.." benzeri güzellemeleri "Rakı kültürü"müzü zenginleştirmek ya da Batılı görgümüzü yerleştirmek adına sadece büyük sosyolog yazarımızda görür olduk..     İran, Suriye, Irak.. Oralar bize ırak.. Öylesine ki, oralarla ilgili haberleri bile "Batı" haber ajanslarından alarak yayınlarız.. Tıpkı kardeş İslâm ülkeleriyle alakalı siyasî yorum ve değerlendirmeleri Batılı ülke politikacılarının ağız ve üslubuyla yaptığımız gibi..     İşte ben, bu ezberi bozan çok az insanımız gibi bir şansla oralara gidiyorum. Bugün İran, yarın inşallah Suriye/Şam-Halep..     Dediğim gibi nasipse!. NİÇİN İRAN?     İran’ın Ankara Büyükelçiliği’nde iftara katıldım. Büyükelçi Vekili Mohammed Reza BAGHERİ Türkçe konuşuyordu. Namık Kemal ZEYBEK Bey´in protokol konuşmasını dinlerken, ev sahiplerimiz daha tercüme edilmeden her vurguyu başlarıyla tasdik ediyorlardı.     İran Kültür Müsteşarı Ferhad PALİZDAR Bey ile iki kez televizyon programına katıldım. Her defasında Türkiye-İran ortak kültür mirasından söz ediyordu.     Televizyon programına çıkardığım İranlı Profesör Reza Eslanî, Mevlâna hayranı ve uzmanı idi..     Kadın din alimî müctehide Nergis Hatun Necefî, Kanal-A ekranlarından Türk halkını İstiklal Marşımızı ezbere okuyarak ve yorumlayarak selâmladı.     Niçin İran?     İran bizim için bir kapalı kutu. Kapağını yeni yeni aralamaya başladığımız kutunun içinden işte böyle dostluk mesajları fışkırıyor.     1 milyon 648 bin kilometrekarelik ülke, modern tarih döneminde hiçbir zaman yabancı bir ülkenin hakimiyeti altına girmemiş.. Bölgenin yabancı boyunduruğu görmemiş iki ülkesinden biri Türkiye, diğeri İran.     Yüzde 99’u Müslüman olan ülkede 23 eyalet var. İllerine "Şehristan" deniyor, ilçelerine "Bahş". Ülkede Şehristan sayısı 153, Bahş sayısı 461..     Şu şehir isimlerine bir bakın, size neleri/nereleri hatırlatacak: Tebriz, Isfahan, Geylan, Şiraz, Kirmanşah..     ..Ve şu adam adlarına: Ömer Hayam, Genceli Nizamî, Enveri, Hafız-ı Şirazi, Şeyh Sa’di, Molla Cami..     Bir de şu Fars şiirinin namelerine: Aruz, redif, kaside, rubai, mesnevi..     Mesnevi deyince Mevlana’yı, Mevlana deyince ise Merv ve Konya arasındaki kültür köprüsünü hatırlamamak mümkün mü?     Sömürge imparatorluklarının; 1’inci ve 2’nci dünya savaşlarının dünyayı birbirine kattığı; bir İstiklal Savaşı, bir de Soğuk Savaş dönemi yaşadığımız 400 küsur yıllık dönemde işte bu komşu ve kardeş İran’la tek bir sınır ihtilafı yaşamamışız..     Bütün bunlara rağmen Türkiye’de İran’a karşı daima bir "Teyakkuz" durumu olmuş değil mi?.     İşte İran’a bu derin düşüncelerle gidiyorum. Isfahan, Şiraz, Tebriz, Meşhed ve diğer müze-şehirleri elimizdeki teyp ve kameralar ile bir bir dolaşacağız. İran Cumhurbaşkanı Mahmud AHMEDİNECAD’a ve eski Cumhurbaşkanı Seyyid Muhammed HATEMİ’ye kadar ulaşmaya; mülâkatlar ve paket programlar yapmaya çalışacağım. Aygazete sayfalarından ve Kanal-A ekranlarından size ulaştıracağım.     İnşallah.     Gayret bizden, tevfik Allah’tan... |