EKONOMİK DURUMU GENEL BİR BAKIŞ Gerçi İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’nın 44.maddesi uyarınca İran Ekonomi Sistemi mülkiyet bakımından “Kamu”, “Özel” ve “Kooperatif” olmak üzere üç bölümden oluşmaktaysa da mevcut resmi bilgilere göre ülke ekonomisi mülkiyeti asıl olarak iki sektörde, yani Devlet ve Kamu sektörlerinde toplanmaktadır. Kooperatif sektörünün ülke ekonomisi mülkiyetindeki payı ise sadece %2,5 oranındadır. Ülke istatistik sayım sistemindeki mevcut zorluklar her ne kadar bu sektörler arasındaki mülkiyet dağılımıyla ilgili detaylı ve kesin rakamlara ulaşmayı güçleştirmekteyse de elde var olan yakın rakamlar kamu sektörünün-devlet ve devlete bağlı şirket ve kuruluşlar- Devrim Kuruluşları, Sosyal Güvenlik Kurumu, Bankalar, Sigortaların ...vs. mülkiyete dolaylı ve dolaysız olarak katılımlarıyla (toplam katılım) ülke ekonomisinin asıl bölümünü elinde bulundurdukları gerçeğini göstermektedir. Ülke bütçesi resmi rakamları dikkate alındığında Gayri Safi Milli Üretimin %50’sinin devlete özel dolaysız gelirlerden olduğu ve kamu sektöründe yer alan diğer müessese ve kuruluşlarda buna eklendiğinde bu kez devletin payının en az %60’a ulaştığı müşahede edilmektedir. Bununla birlikte bazı veriler kamu sektörünün ülke ekonomik mülkiyetindeki payının %75 ila %80 arasında olduğunu göstermektedir. Kamu sektörünün ülke ekonomisi mülkiyetine hakim olmasının temel sebebi devletin milli ekonomiyi belirleyen faktör üzerinde söz sahibi olmasıyla ilgili politik, ideoloji ve teori yönlerden daha çok petrol ve devletin petrol mülkiyetini tekeline alma zorunluluğundan doğup ileri gelmektedir. Bu sebep aynı zamanda ülkede tekelciliğin ve devlet mülkiyetinin hatta devrim öncesine oranla daha çok gelişmesine ortam hazırlamıştır. Diğer bir etken ise ülke genelinin gelişmemiş olmasıdır. Bu etken de ağır sanayi ve geniş çaplı kalkınma programlarında yatırımların geliştirilmesi yönündeki hedeflere ulaşılmasında devlet rolünün üstünlüğünü zorunlu kılmıştır. İslâm Devrimi’nin 1979 yılı Şubat ayında zafere ulaşmasıyla milli ekonominin kamulaştırılmasına dair yönelişler şiddetle kuvvetlenmiştir. Ancak, bu yönelişler daha çok, program yapılarak tahmin edilebilecek türden günün mevcut şartlarına ve diğer yandan Pehlevi rejiminin son yıllarında özel sektörün kanun dışı ve yağmalayıcı yapı ve mahiyetine dayanıyordu. Nitekim İslâm devrimine az bir süre kala bu bozuk yapının sahipleri kendi sanayilerini bırakarak ülkeden kaçmışlardır. Hatırlatmak gerekir ki, İslâm İnkılâbı’nın zafere ulaşmasından önceki yıllarda söz konusu sektörün mahiyetinin aslını devlet rantlarından yararlanma oluşturuyordu. Bu ilişkilerin ise doğal olarak İslâm Devriminden sonra devam etmesi imkansızdı. Son yıllarda ekonomik durumun doğru bir şekilde tahlil edilerek anlaşılmaya çalışılması, devletin yatırımlardaki rolünü azaltması ve Tahran Menkul Kıymetler Borsası’nın daha aktif hale getirilmesinin yanısıra özel sektörün sanayi ünitelerini almaya teşvik edilmesi yoluyla halkın ve özel sektörün milli ekonomiye katılımını geliştirmek doğrultusunda etkili somut adımlar atmasına neden olmuştur. 1989-1991 yılları arasında devlet tüketim harcamalarının büyüme oranı özel sektördeki benzer rakamdan daha az miktardaydı. Bütçe Yapısı Devlet bütçesi, Bankalar ve Devlet Şirketleri bütçesi ve devlete bağlı ekonomik amaçlı kuruluşlar bütçesi kapsamına alan ülke genel bütçesi her yıl Devlet Planlama ve Bütçe Teşkilatı tarafından taslak şeklinde hazırlanarak bakanlar kuruluna sunulur. Bakanlar Kurulunda onaylanan taslak kanun tasarısı olarak yılın üçüncü mevsimin bitimine kadar İslâmî Şura Meclisine sunulur. Söz konusu tasarımların birkaç aşamada İslâmî Şura Meclisince çeşitli ihtisas komisyonlarına götürülmesi ve komisyonlarda görüş birliğine varılması üzerine tasarı açık bir oturumda milletvekillerinin istişaresine sunulur. Söz konusu tasarı ve diğer tasarılar yıl sonundan önce onaylanır ve denetim şurasının son onayından sonra kanun olarak uygulanması için hükümete tebliğ edilir. Ülke genel bütçesi harcamalar bölümünde cari ve kalkınma bütçeleri olmak üzere iki alt bölümden oluşur. Son yıllarda ve cari harcamaların kontrol edilmesi ile ülke mali kaynaklarının sermayeye yönlendirilmesinde devlet politikalarının uygulamaya konmasının ardından ülke genel bütçesindeki kalkınmaya ayrılan bütçe payında hızlı bir artış meydana gelmiş ve dolayısıyla 1989 yılında %26’dan az olan söz konusu bütçe oranı 1996 yılı bütçe kanununda %40’ın üstüne ulaşmıştır (bu rakam 1994 yılında %32’ye ulaşmıştı). Son olarak yılda devlet bütçe gelir kaynağının en önemlilerinin petrol ve gaz satışı ihracatından elde edildiğini ve bu durumun gösterilen çabalar gereği birinci kalkınma planında da devam ettiğini görüyoruz. 1995 yılı itibariyle toplam devlet bütçe gelirinin %64,1’i ham petrol ihracatından sağlanmıştır. Devletin ikinci gelir kaynağı ise vergilerdir. İran-Irak savaşının bitimini izleyen yıllarda ve ülkenin ekonomik ve politik konumunun belirlenmesinin ardından devlet bütçesi yapısında vergi gelirleri payının artması için geniş çabalar gösterilmiştir. Ancak 1995 yılında vergi geliri toplam devlet gelirinin sadece %17,6’sını teşkil edebilmiştir. Buna göre devlet vergiler geliri 1995 yılında bütçe cari harcamalarının sadece dörtte birini karşılayabilmiştir. Öte yandan son yıllarda, (1991-1995) devlet genel bütçesinde görülen bütçe açığı %16,7 oranından %9’lara gerileyerek hızla düşüş kaydetmiştir. Devlet bütçe açığının yurt içi gayri safi üretime oranı 1995’te %0,2 dolayında gerçekleşmiştir. Fiyat Belirleme Nakitsel büyüme oranına tabi olarak toptancı ve esnaf fiyatlarının (enflasyona göre) belirlenmesi geçtiğimiz yıllarda sürekli artış gösteren bir süreç izlemiştir. 1995 yılı Mart ayından Aralık ayına kadar geçen 9 aylık dönemde enflasyon oranı %52 olarak açıklanırken devletin sıkı politikalar izlemesi sonucu bu rakam 1996 yılının Mart ayına kadar %49,4 oranında düşüş göstermiştir. 1996 yılı enflasyon oranı ise farklı kaynaklar tarafından %25- %30 oranında bir rakam olarak açıklanmıştır. Sanayi ve kalkınma yatırımlarının hızlı gelişmesi ve ayrıca ülke döviz taahhütlerinin parasal izlerinden biri olarak enflasyonun geçtiğimiz yıllarda artış göstermesi kaçınılmaz bir olay olmuştur. Enflasyonun dizginlenmesi ekonomik istikrarın yaratılması ve sosyal adalet dağıtımında devletin en önemli programlarından biridir. Petrol Etkeni 1973 yılında ülke döviz gelirinin kısa bir süreyle bir anda üç katı olmasına neden olan ham petrol fiyatındaki ani artışla birlikte petrolün milli ekonomi yapısındaki rolü de önceki oranla daha az bir belirleyici olmuştur. Dünya ham petrol fiyatlarında hızlı konjonktürlerin yaşanması ve ham petrol fiyatlarındaki kısmi düşüş ile bu etken ülke ekonomisindeki temel rolünü yinede sürdürmüş döviz gelirlerinin asıl kaynağı ve diğer iç ve dış gelirlerin bir çoğunun aslını teşkil etmeye devam etmiştir. Bütün bunlara rağmen petrol etkeninin son yirmi yıl içinde İran ekonomisindeki rolü oldukça düşük olmuş ve yurt içi gayri safi üretimdeki payı devrim öncesi dörtte bir oranına gerilemiştir. Vergi Sistemi Ülke vergiler sistemi dolaylı ve dolaysız olmak üzere iki temel grupta toplanmaktadır. 1990 yılında toplam vergilerin %54’nü teşkil eden dolaysız vergiler 1994 yılında %70’den daha fazla bir seviyeye ulaşmıştır. İthalatın azalması, iç tüketimin kontrol edilmesi ve devlet dolaylı vergi gelirlerine etkisi bu artışın başlıca sebebidir. Dolaysız vergilerden sonra devlet gelirinin en önemli kaynağını devlete bağlı olmayan tüzel kişi vergileri oluşturmaktadır. Tüzel kişi vergilerinin 1994 yılı toplam vergi gelirlerinde payı %28,6’dır. Dolaylı alt vergiler kapsamına giren ithalat vergileri ise 1994 yılı toplam vergi gelirlerinin %23,4’nü kendisine tahsil etmiştir. Ham petrol ihracatından sonra devlet bütçe gelirlerinin ikinci büyük kaynağı sayılan vergi gelirlerinin geçtiğimiz yıllarda devlet bütçesindeki payı %18-%20 arasında gerçekleşmiştir. GAYRİ SAFİ MİLLİ ÜRETİM Gayri safi yurt içi üretim; Tarım, Sanayi ve Maden, Hizmetler ve Petrol sektörleri olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. 1977 ve 1995 yıllarını kapsayan 17 yıllık dönemde tarım sektöründeki katma değer oranı %30’luk bir artışla 1982 yılının sabit fiyatı üzerinden 3740 milyar riyale ulaşmıştır. Tarım sektörü İslâm Devrimi’nin zafere ulaşmasından sonraki yıllarda İran ekonomisinin lokomotiflik rolünü üstlenmiştir. Buna karşılık ham petrol ihracatından kaynaklanan döviz gelirlerinde yaşanan düşüş ve ham petrol unsurunun dünya pazarlarında sarsılan konumu nedeniyle petrolün gayri safi yurt içi üretimindeki payı 1995 yılı itibariyle 1978 yılı petrol üretim oranı (%38,4)’nın yarısına yakın bir düzeyde gerileyerek %18,7 oranında gerçekleşmiştir. Bu süre içinde Tarım sektörünün payı %14,7’den %66,9’a; sanayi ve maden sektörünün payı ise %20,8’den %23,7 yönünde artış kaydetmiştir. İran-Irak savaşının sona ermesi ve 1988 yılında ülkenin politik ve ekonomik konumunun saptanmasıyla birlikte ekonomik alanlardaki katma değer oranı da hızla büyümeye başlamıştır. 1989-1994 yılları arasında ortalama büyüme oranı ise tarım sektöründe %5,7; sanayi ve maden sektöründe %7,9 ve hizmetler sektöründe %6,7’dir. Öte yandan 1994 yılından bugüne dek milli ekonomiye yönelik döviz baskılarının açığa çıkmasıyla sanayi ve maden sektörü, büyümekte olan ülke ekonomisine ivme kazandıran asıl faktör haline gelmiştir. Sanayi ve maden sektörünün bünyesinde yer alan su, elektrik ve gaz alt sektörleri İslâm Devrimi’nin zafere ulaşmasını izleyen sonraki yıllarda ülke ekonomisinin en canlı kolu olarak karşımıza çıkmaktadır. Hizmetler sektöründe, ulaştırma ve haberleşme alt sektörleri büyüme oranı en yüksek olan ünitelerdir. Bu özellik son yıllarda hizmetler sektörünün milli ekonomideki yerini daha da sağlamlaştırmasına neden olmuştur. 1988-1994 yılları arasında ulaştırma, ambarcılık ve haberleşme alt sektörlerinin katma değer oranı %97’den daha fazla bir artış göstermiştir. Genel olarak söylemek gerekirse son yıllarda milli üretimde yaşanan olumlu gelişmeler, sektör ve alt sektördeki üretim ve katma değer rakamlarında meydana gelen artışlar, milli ekonomiye olan eğilimlerin arttığını ortaya koymaktadır. Bunun en somut göstergesi ise üretimin özellikle de sanayi üretiminin ülke ekonomisinde büyük bir yer işgal etmiş olmasıdır. 1994 yılında Sanayi ve Maden Sektörü’nün katma değer büyüme oranı 1990 yılından sonra ilk kez gayri safi yurt içi üretim ortalaması (%1,6) ve hatta hizmet sektörü büyüme oranı (%2,5)’nın üstünde bir rakamla %4,9 oranında gerçekleşmiştir. 1995 yılında ise bu rakam %5,7 oranında çarpıcı bir artış göstermiştir. 1995 yılının bitiminde dört ekonomik sektörün gayri safi yurt içi üretimindeki payları (1982 sabit fiyatlarına göre) Tarım sektöründe %26,9; Sanayi ve Maden Sektöründe %23,7 hizmetler sektöründe %49,9 ve Petrol Sektöründe %18,1 olarak belirlenmiştir. Kişi Başına Düşen Gelir: İran-Irak savaşının bitiminden sonraki yıllarda ülkedeki üretim ve gelir düzeyi ve kişi başına düşen gelir miktarı nüfusun kontrol altına alınmasına yönelik politikalar ve bu alandaki bütün çabalara rağmen ülke nüfusunun azalan bir yönde artış göstermeye devam ettiği bir zamanda sürekli ve sabit bir büyüme kaydetmiştir. 1995 yılı itibariyle kişi başına düşen gelir miktarı bir önceki yıla göre %4’lük artışla (1982 yılı sabit fiyat üzerinden) 204 bin riyale ulaşmıştır. 1988 yılı ile karşılaştırıldığında %35 oranında artış kaydeden bu rakam aradaki yedi yıl zarfında ülkedeki yaşam düzeyi açısından nispi bir iyileşme olduğunun göstergesidir. Başlıca Ürünler ve İktisadi Kapasiteler: Enerji sektöründe, 1995 yılı itibariyle ülkede gerçekleşen ham petrol üretim miktarı bir önceki yılla aynı seviyede seyrederek günlük 3612 bin varil olarak kaydedilmiştir. 1996 yılının ilk altı ayında ise günlük hem petrol üretimi aşağı yukarı 3,6 milyon varille sınırlı kalmıştır. Bütün bunlar bir yandan ülkede mevcut petrol kaynaklarının bulunup çıkarılması, donanımı ve işletilmesinde milyarlarca dolar yatırım yapılmasını gündeme getirirken diğer yandan da ülkede günlük ham petrol üretim gücünün en kısa zamanda 4 milyonu aşkın varile çıkarılması gerekliliğini doğurmuştur. Bu düzlemde yapılan programlara göre söz konusu üretimden sağlanması planlanan ürünün yaklaşık 1 milyon varilinin deniz bölgelerinden elde edilmesi tasarlanmaktadır. Bu ise kendi çapında İran petrol sanayii açısından bir rekor sayılmaktadır. İlgili alanda ilkeli politikalarının benimsenmesiyle ve yurt içi tüketiminde artış sürecinin devam etmesi halinde ham petrol ihracatının bu süre zarfında durabileceğine ilişkin uyarılarla petrol ürünleri iç pazarlarında ortalama satış fiyatı, 1995 yılında, tüketimin kontrol altında tutulması amacına uygun olarak %100’lük bir artış göstermiştir. İzlenen bu politikaların ardından petrol ürünleri iç tüketim büyüme oranı durmuş ve tüketim gerilemeye başlamıştır. 1995 yılında ülke ham petrol ihracatı 1994 yılına göre yaklaşık %3,2 ve 1993 yılına göreyse yaklaşık %10,5 oranında artış göstermiştir. Denetim politikalarının benimsenmesinin ardından 1995 yılının Nisan-Aralık aylarını kapsayan dönemde 600 milyon doları aşkın değerde petrol ürünleri ihracatı gerçekleşmiştir. 1994 yılında Enerji Bakanlığı’na bağlı kuruluşlarda 77 milyar kilowat saatin üzerinde elektrik üretilmiştir. Buna göre elektrik üretiminde 1993 yılına oranla %5,4 ve 1966 yılına göre yaklaşık %5,4’lük bir artış sağlanmıştır. 1995 yılının Mart ayı itibariyle ilk altı aydaki elektrik üretim miktarı 1986 yılında bir yıl boyunca üretilen elektrik miktarından daha fazla olmuştur. Ayrıca bu rakam 1976 yılındaki üretimin yaklaşık üç katını teşkil etmektedir. 1995 yılında ise ülkede 85 milyar kilowat saat elektrik üretimi gerçekleşmiştir. Geçtiğimiz yıllarda ülkede çeşitli tarım mahsulleri üretiminde sürekli bir artış gözlemlenmiştir. 1993 yılında (1988 yılı ile karşılaştırıldığında) sulu tarımda %63; kuru tarımda %39; arpa üretiminde %16; pirinç üretiminde %19; şeker pancarı üretiminde %22; şeker kamışında %19; yağlı tohumlar üretiminde %124; soğan üretiminde %5 ve hububatta %88 oranlarında artış meydana gelmiştir. Gıda maddeleri üretiminin yıllık %6 oranında büyüme gösteren ülke nüfusundan daha hızlı artması sonucu, 1989-1992 yılları arasındaki kendi kendine yetme süreci; buğdayda %72,2’den %8,1’e; hububatta %97,1’den %100’e; bitkisel yağda %11,9’dan %12,6’ya; kırmızı ette %76,3’ten %90,6’ya; tavuk ve balık eti, yumurta ve patateste %100’e ve sütte %83,2’den %91,9 oranlarında artış yaşanması şeklinde kendini göstermiştir. İran-Irak savaşından sonraki dönemlerde ülke endüstriyel üretim rakamlarında da büyük artışlar meydana gelmiş ve sınai yatırımlarının hızlı bir şekilde büyümesiyle bu sektördeki üretim kapasitesi büyük gelişmelere sahne olmuştur. 1993 yılı itibariyle Şeker ve kesme şeker üretimi (1998 yılına göre %31 oranında artarak) 845 bin ton; Bitkisel yağ (%73’lük bir artışla) 617 bin ton; Çimento (%33’lık bir büyüme ile) 16,3 milyon ton; Cam (%58 oranında artışla) 256,2 bin ton; Lastik (%69’luk bir artışla) 83,3 bin ton; Çelik (%196’lık bir artışla) 4 milyon ton; Anot Bakır (%75 büyüme ile) 101,4 bin ton; Alüminyum (1988 yılına göre %220 oranında artışla) 90,1 bin ton düzeyine ulaşmıştır. Aynı yılda sanayide kullanılan ana kimyasal maddelerin üretimi (1989 yılı ile karşılaştırıldığında %1243 oranında bir artışla) 2625 bin ton; gübre ve tarım ilaçları (%367 oranında bir artışla) 1,1 milyon ton; suni elyaf ve plastik madde (%245’lik bir artışla) 38 bin ton çeşitli petro kimya ürünleri üretimi toplam 5,4 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam 1978 yılındaki üretimin yaklaşık 13 katıdır. Maden sektöründe ise 1993 yılı itibariyle 6,5 milyon ton demir madeni, 12 milyon ton bakır madeni ve 760 bin ton taş kömürü üretimi gerçekleşmiştir. Bu rakamlar taş kömürü hariç 1988 yılı üretiminin sırasıyla 3,5 ve 2,3 katıdır. Haberleşme 1995 yılında ülke genelinde bağlanan telefon sayısı 1988 yılına göre 4 kat artarak 6 milyonun üstünde bir rakama ulaşmıştır. Bu süre içinde telefon hizmeti götürülen köylerin sayısında ise 10 kat artış gözlemlenmiştir. Ulaşım ve Yol 1995 yılı itibariyle ülke yollarının uzunluğu şöyledir: Ana Yollar : 20,5 bin km. Tali Yollar : 29, 3 bin km. Oto Yollar : 600 km. Otobanlar : 840 km. Ana demir yolu hattı : Yaklaşık 5,2 bin km. Hava Limanı sayısı : 44 Hali hazırda ülke sanayisinin kapasitesi ve temel alt yapı imkanları özellikle de enerji ve haberleşme alanında sağlam bir temele oturmuş durumdadır. Bu durum ülkenin gelecekte süratle gelişip büyümesine büyük olanak tanımaktadır. Ayrıca 1996 yılının Mayıs ayında Meşhed-Serehs ve Tecen demir yolu hattının hizmete girmesiyle Asya’nın kapıları Avrupa pazarlarına ve sıcak Fars Körfezi sularına açılmıştır. TÜKETİM 1995 yılı itibariyle toplam gayri safi yurt içi harcamalar yaklaşık %77,4, oranında gerçekleşmiştir. Bu rakam 1991-1994 dönemini kapsayan yıllarda (sabit fiyat üzerinden) %80, %79,8, %81,1 e %83,6 düzeyindeydi. Eldeki mevcut rakamlar, özel sektörün tüketimdeki payının mutlak üstünlüğünü ortaya koymakla beraber son yıllarda devletin de milli tüketimdeki payının cari harcamalar ve ülke kalkınmasına yönelik genel bütçe harcamaları şeklinde artmakta olduğunu göstermektedir. 1995 yılı itibariyle toplam gayri safi yurt içi harcamalarında özel tüketim harcamalarının payı %63,2; kamu tüketim harcamalarının payı ise %14,3 olarak gerçekleşm1iştir. Bu bakımdan kamu sektöründe 1992 yılına göre önemli bir artış yaşandığı dikkat çekmektedir. Ülkedeki özel tüketim harcamalarının tamamına yakını hanehalklarına aittir. Örneğin 1993 yılında özel tüketimdeki toplam harcamaların %99,3’ü (sabit fiyat üzerinden) hanehalkları tarafından gerçekleşirken kalan %0,7’lik pay ise gayri iktisadi özel kuruluşları kapsamaktadır. Bu rakamda harcamaların büyük bölümünü %70,6 oranda kentsel bölgeler %28,7’ni kırsal bölgeler oluşturur. Ülkedeki tüketim ve talebin asıl etkenleri olan şehir halkı ve şehirli aileler toplam tüketim harcamalarının yarıdan fazlasını da kendine tahsis etmektedir. Kamu sektöründe ise Bakanlıklar ve Bakanlıklara bağlı kuruluşlar tüketim harcamalarında asıl paya sahiptirler 1993 yılında .............................. DEVLET BÜTÇESİ: 1996 yılının 20 Mart-20 Eylül tarihlerini kapsayan altı aylık devlet aylık gelirlerinin ortalama miktarı 4,1 bin milyar riyal aylık ortalama gider miktarı ise 4,1 bin riyalin biraz altında gerçekleşmiştir. Buna göre söz konusu dönemde devlet gelir ve giderler dengesi yaklaşık 96 milyar kalan vermiştir. Bu süre içinde devlet, petrol ve gaz satımından %92,3; vergilerden de %24,9 oranlarında gelir elde etmiştir. Cari ödemeler ve bayındırlık harcamalarının oranı ise bu dönemde sırasıyla %62,1 ve %31,5 şeklinde gerçekleşmiştir. Kamu Şirketleri, kamuya bağlı iktisadi amaçlı müesseseler ve Bankalar, Kamu tüketim harcamaları ile ülke genel bütçesinin yapısında asıl paya sahiptirler. Bu pay 1996 yılında ülke genel bütçesi için öngörülen miktarı 137 bin milyar riyale çıkarmıştır. Gelir ve harcama bakımından mali bağımsızlığa sahip kamu şirketlerinin genel bütçedeki payı ise %66’ya ulaşmaktır. AİLE BÜTÇESİ: 1993 yılı itibariyle şehirde yaşayan bir ailenin yıllık ortalama gideri 1992 yılına göre %21,5’in üstünde bir artışla 4,6 milyon riyal (aylık 384 bin riyal) olarak saptanmıştır. Bu rakamın %31,2’sini gıda ve tütün maddeleri harcamaları geriye kalanını ise gıda haricindeki harcamalar oluşturmaktadır. Aynı yıl kırsal alanda yaşayan bir ailenin toplam yıllık ortalama gideri bir önceki yıla göre %18,3 oranında artarak 2,7 milyon riyal (aylık 228 bin riyal)’e ulaşmıştır. Ayrıca söz konusu ailenin sadece gıda haricindeki harcamaları toplam ortalama gelirin yaklaşık %52’sini oluştururken kalan %48’lik oranı da gıda ve tütün giderleri teşkil etmiştir. ÜLKE İÇİ YATIRIM Uluslararası çoğu uzmanlara göre gelişme bilincinde olan ülkeler dünya sermaye ve mal pazarlarına ulaşamayışlarından dolayı yıllık milyonlarca dolar zarara uğramaktadır. Bu rakam söz konusu ülkelere yönelik dış yardımların bir kaç katı değerindedir. Dünyadaki bu bariz eşitsizlik ve tekelcilik hali gelişmekte olan ülkelerin çoğunu sermaye eksikliği krizi ile karşı karşıya getirirken öte yandan teknolojinin zayıf olması da bu ülkelerin birçok üretim olanaklarından yararlanmasını engellenmiştir. Bundan daha kötü olanı ise bu ülkelerin sadece hammadde ihracatı yaparak uluslararası ticarette çok az bir pay edinmeye mecbur kalmış olmalarıdır. Ekonomik yönden gelişme ve sürekli büyüme İran İslam Cumhuriyeti gibi kalkınma halinde olan ülkelerin tamamının en başta gelen hedefleri arasında yer almaktadır. İran, zengin yer altı kaynaklarına sahip bir ülke olmasına rağmen yeterli yatırım kaynaklarının bulunmaması bu ülkedeki doğal imkan ve zenginliklerden yararlanmayı kısıtlamış ve ülkedeki etkin güçlerin önemli bölümünün faaliyetsiz kalmasına neden olmuştur. Sermaye piyasasının gelişmesi günümüz İran’ı için geçmişe oranla daha bir önem taşımaktadır. Ham petrol ihracatından kazanılan döviz geliri artık 60 milyon nüfusa sahip ülkenin gereksinimini karşılayan bir dayanak olmaktan çıkmış yeni sürekli gelir kaynakları yaratma arayışları ülkenin yakın geleceğe dönük en temel en önemli hedefi haline gelmiştir. Ekonomi uzmanları sermaye piyasasının çeşitli yollardan geliştirilebileceğini belirtmektedirler. Bu yolların en başında ülke için yatırımlar, dış borçlanma, özelleştirme ve yabancı yatırımları çekme yöntemleri yer almaktadır. Ülke İçi Yatırım: Ekonomi projelerinin hayata geçirilmesine ilişkin mali kaynakların sağlanmasında izlenecek yollardan biri de ülke içi mali pazarlarına yatırım yapmaktır. Tasarruf: İran İslam Cumhuriyeti Merkez Bankası raporlarına göre 1995 yılı itibariyle Gayri Safi Milli Tasarrufun Gayri Safi Mili Üretime oranı %28,6 düzeyinde olmuştur. Bu rakam 1988 yılındaki %15’lik oran ile karşılaştırıldığında (birinci beş yıllık ekonomi, toplumsal ve kültürel kalkınma planının yürürlüğe girmesinden önce) tasarrufta önemli bir büyüme yaşandığı görülecektir. Aynı rakam 1978 yılı Gayri safi tasarrufun gayri safi milli üretim oranından (%27,4) az bir miktarda fazladır. Gelişmiş ülkelerin bir çoğunda tasarrufun gayri safi milli üretimdeki payı yaklaşık %40’lara ulaşmaktadır. Öte yandan İran İslam Cumhuriyeti Merkez Bankası istatistikleri, 1992 yılında ülke Bankalarına yatırılan toplam 30,5 bin milyar riyal olan mevduat miktarının 1995 yılında iki katın üstünde bir artış sağlayarak yaklaşık 74,4 bin riyale ulaştığını göstermektedir. Ülkenin mali yetkilileri izledikleri sıkı politikalarla nakit para büyümesini önlemeye çalışmaktadır. 1992 yılında 35,8 bin milyar riyal olan nakit para hacmi 1995 yılı sonunda 85 bin milyardan daha fazla bir artışla aynı yıl ağır enflasyon baskılarını doğurmuştur. Merkez Bankası yetkililerinin ekonomik sektörlerinden beklentisi söz konusu sektörlerin mali gereksinimlerini çeşitli kaynaklardan sağlayarak Banka taleplerini ikinci plana bırakmalarıdır. Söz konusu yetkililere göre Bankalar bütün üretim birimlerine parasal ve nakit kaynak sağlayabilecek güçte değildir. Dolayısıyla bu durum üretim birimlerinin hisse senetleri, hisse senetlerine çevrilebilen katılma belgeleri ...vs. almak gibi yollarla sermaye sağlamak amacıyla yeni kaynak bulma arayışı içinde olmalarının gerektirmektedir. Dış Borçlanma: Gelişme halinde olan ülkeler (20. y.y’ın ikinci yarısında) Dünya bankacılık sistemine borçlanma hususundaki deneyimlerinde hiçbir zaman başarı sağlayamamışlardır. Bugün 1300 milyar doların üstünde dış borcu bulunan söz konusu ülkelerin vadeli borç ve dış taahhütler faiz ödemeleri bu ülkelerin yıllık döviz gelirlerinin büyük bir bölümünü adeta yutmaktadır. Öyle ki bu ülkelerden bazıları Dünya Bankacılık Sistemine vadeli borç ve taahhüt faizleri şeklinde ödeme yapamayacak güçte olduklarını defalarca açıklamışlardır. Birinci Beş Yıllık Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Kalkınma Planının uygulanmasında, İran, mali dış kaynaklardan yararlanarak yaklaşık 30 milyar dolar dış borç edinmiştir. İkinci Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Kalkınma Planı kanununa göre dış kredi alımları ve yeni kredi yollarından yararlanmada ülkenin dış taahhütleri toplamından yıllık 1,6 milyar dolar düşmek şartıyla yasal getirilmemiştir. Ancak, ekonomistler ödeme süresi dolan taahhütlerini ödemede orta vadeli krediler kullanan İran’ın asıl çabasının en azından gelecek üç yıl zarfında kısa vadeli kedilere (özellikle de Usyns anlaşmalarına göre düzenlenen alımlarda) daha az başvurmak olduğu yönünde görüş belirtmektedirler. Orta ve uzun vadeli yeni kredi yollarından yararlanmak İran İslam Cumhuriyeti Merkez Bankasınca benimsenmiş bir politika olduğundan 1995 yılında bu doğrultuda hareket edilmiştir. Bu tür yollardan bugüne dek sağlanan kredi miktarı ise 3 milyar dolardır. Elbette son üç yıl içinde ülkenin dış taahhütlerinin önemli bir bölümü ödenmiş olup toplam taahhütler 1999 yılından sonra en az düzeye indirgenmiştir. Özelleştirme ve Kamu Ortaklıkları: Milli yatırım harcamalarının karşılanması ve zorunlu projelerin uygulanmasında diğer geçerli ve etkili yöntemlerden biri de özelleştirme sürecinin ülke çapında geliştirilmesidir. İktisadi kuruluşların idari yapısının iyileştirilmesi ve iş verimliliğinin artırılması amacıyla üretim birimlerinin özelleştirilmesi bir yönden devletin üretim birimlerine yönelik sorumluluk yükünü azaltırken bir yandan da yeni yatırımlar oluşturmak için devlete etkin mali kaynaklar kazandırmaktadır. Önemli projelerin uygulanmasında özel sektörün katılımı ekonomik yapının düzenlenmesi programının bir bölümünü teşkil etmekte olup halihazırda bu katılım ülke genelinde uygulana gelmektedir. Ancak, ne var ki bu uygulama henüz yüksek amacına ulaşamamıştır. Son yıllarda çeşitli faktörlerin etkisiyle ağır bir şekilde ilerlemektedir. Tahran Menkul Kıymetler Borsası: 1989 yılı Ekim ayında Birinci Beş Yıllık Ekonomik Toplumsal ve Kültürel Kalkınma Planının uygulanmasına geçilmesiyle birlikte Tahran Menkul Kıymetler Borsası da bir kaç yıl aradan sonra yeniden faaliyete geçmiştir. Tahran Menkul Kıymetler Borsasında devlet çatısı altında yer alan üretim birimlerinin hisse devir işlemleri borsa tüzük ve kanunlarına göre ve firmanın gelir getirici vasıfta olması durumunda mümkün olmaktadır. Genel olarak Menkul Kıymetler Borsasına giren firmaların kazanacağı avantajları şunlardır: 1. Vergiler Kanununda açıklanan vergi muafiyetlerinden yararlanmak, 2. Yeni mali kaynakların ilgilerini çekme imkanı, 3. Hisse transferlerinde kolaylık, 4. Banka kolaylıklarından daha çok yararlanma olanakları, 5. Yönetim yapısının iyileştirilmesi Devlet organlarının çatısı altındaki üretim birimlerinin hisse devirleriyle ilgili faaliyetler 1995 yılında geçmiş yıllara göre daha bir canlılıkla gerçekleşmiştir. Şöyleki anılan yıl itibariyle 861,1 milyar riyal değerindeki yaklaşık 265 milyon hisse özel sektör ve halka devredilmiştir. Bununla birlikte ülkedeki üretim birimlerinin henüz büyük bir çoğunluğu devlet denetimi altında kamu kesiminde yer almaktadır. Hiç kuşkusuz uluslararası borsa pazarlarının düzeyini yakalamak ve bu pazarlarda geçerli uygulama yöntemlerine sahip olmak ülke olarak uzun yol kat etmeyi gerektiren ve devletin ciddi destek ve yönlendirmesini isteyen bir iştir. 1996 yılının 20 Martından Haziran ayı ortalarına kadar geçen süre zarfında Tahran Borsası işlem hacmi 1995 yılının aynı dönemine göre 9 kat artarak yaklaşık %806’lık bir oranla 1853 milyar riyalin üstünde bir rakama ulaşmıştır. Bu süre içinde toplam 1051,6 milyar değerinde 203 milyonu aşkın hisse Bankalar ile Devlet Kurumları ve İslâm Devrimi Müstazaflar ve Güçsüzler Vakfı, Tahran Borsasında arza sunulmuştur. Tahran Menkul Kıymetler Borsası bugün bilgisayar sistemiyle donatılmış bir vaziyette faaliyetlerini sürdürmektedir. Halihazırda bilgisayarlı faaliyet sisteminin geliştirilmesiyle birçok olanaklar sağlanmış olmakla beraber Borsada kayıtlı firmalara ve hisse senetlerine ait bilgilere internet sitelerinden ulaşabilmek mümkündür. 1992-1995 Yılları arasında Tahran Menkul Kıymetler Borsa İşlem Hacmi | Zaman | Dönem sonunda hisse değeri (1989=100) | Hisse tutar sayısı (milyar (1000) riyal) | Kabul edilen şirket sayısı | Özel sektör hisse devirleri Hisse tutar sayısı (milyar (1000) riyal) | | 1992 | 435/12 | 49755/8 | 352/1 | 121 | 20086 | 140 | | 1993 | 403/50 | 97328/5 | 515/7 | 137 | 69540/2 | 376/4 | | 1994 | 694/37 | 149237/2 | 793/4 | 163 | 77263 | 396/3 | | 1995 | 1549/44 | 432138/4 | 1880/6 | 198 | 264680/9 | 861/1 | Katılım Belgelerinin Yayımlanması ve Yatırımcı Firmaların Kayıt İşlemi: Kıymetli evrakların yayımlanarak faiz veya sabit kâr üzerinden satılması işi başlangıçta özel mali kuruluşlar tarafından yürütülüyordu. Daha sonraları Hükümetler, Milli Bankalar ve Hazine Bakanlıklarınca da yapılmaya başlanan bu iş batı ülkelerinde ikiyüz yılı aşkın bir süredir uygulana gelmektedir. Bu küresel hareketin İran’a girmesi ise 1991 yılının birinci yarısına rastlar. Kıymetli evrak yayınlanması ve halka arz edilmesi işlemi İran’da 1994 yılı ortalarında başlamıştır. Madenleri Geliştirme, Sigorta ve Enerji Şirketleri ile İnşaat Yatırımları Şirketleri gibi yatırımcı firmaların kayıt yaptırması sonucu toplam 265 milyar riyal ekonomik faaliyetler hesabına kaydedilmiş ve yaklaşık 280 bin kişi birincil piyasada hisse sahibi olmuştur. Bu durum İran ekonomisinde sermaye ve paraya yönelik toplumsal görüş biçiminde büyük kültürel bir değişim yaşandığını gösterirken; halkın (yatırımcıların) devlete, ülke ekonomisi ve sanayii sistemine nedenli güven duyduklarının da bir kanıtıdır. Halihazırda başarıyla devam eden bu sürecin süreklilik kazanarak gelişmesi halinde yatırım ve mevduatların yurt içi gayri safi üretimde önemli ölçüde artış göstereceği tahmin edilmektedir. Ülkedeki yatırım süreçlerine ait mevcut istatistikler, ülke sermayesinin oluşturulmasındaki rakamlar her ne kadar İran-Irak savaşından sonra ekonomik politikaların uygulandığı günden beri göz alıcı bir iyileşmenin olduğunu gösterse de ne var ki çeşitli etkenler ülkeyi ihtiyaç duyduğu hedeflere ulaştıramamıştır. Örneğin Gayri Safi yurt içi sabit sermaye oluşumunun gayri safi yurt içi üretimdeki payı 1989 yılı itibariyle sabit fiyat üzerinden %12,8 iken 1995 yılında bu rakam %16,5’e yükselmiştir. Bu süre içinde ülkedeki özel sektör yatırımları yaklaşık iki kat artarak 748 milyar riyalden (sabit fiyatla) 1316 milyar riyalin üstünde bir rakama (toplam milli yatırımların %58 oranına) ulaşmıştır. İstatistiksel veriler 1989-1993 yılları arasında milli yatırım büyüme hızının sürekli olarak tüketim büyüme hızından önde olduğunu ve yalnızca 1991 yılında milli yatırım miktarında yaklaşık %41’lik bir artış yaşandığını göstermektedir. 8 yıl süren savaşın beraberinde getirdiği hasarlar, ülkenin çok yönlü olarak yeniden inşasına duyulan ihtiyaç, ayrıca artmakta olan ülke nüfusunun tüketimin büyümesi üzerinde yoğunlaşan baskısı bir yandan milli üretim düzeyinin nispi olarak düşmesine neden olurken bir yandan da mevcut sanayi gücünü milli yatırım açısından yetersiz hale getirmiştir. Halihazırda, her on riyal değerindeki milli yatırıma karşılık ülke sermayesinden yaklaşık 7 riyal tükenmektedir. Geriye ise bir milyon kişilik yıllık büyüme ve 60 milyon ülke nüfusunun yaşamının iyileştirilmesi için sadece 3 riyal kalmaktadır. Örnek olarak 1993 yılında kişi başına sabit yatırım, tüketim düşüldükten sonra her bir İranlı için sadece 110 bin riyal olarak gerçekleşmiştir. Sanayi Bakanlığı’nın en son verilerine göre 1996 yılında ülke döviz gelirinin yaklaşık %50’si temel mal ve eşyaların karşılanması ve ülke dış borç ve faizlerinin ödenmesinde harcanmıştır. Bu gelirin %30’u ülke sanayisinde kullanılmak üzere ilk madde alımına harcanırken geri kalan %20’si ise sadece yatırım masraflarına harcanmıştır. DIŞ TİCARET 1991-1994 yılları arasında toplam 76 milyar dolarlık mal ihracatı gerçekleşmiştir. Bu miktarın %82’yi aşan bölümünü 61,8 milyon doların üstünde bir rakamla petrol ürünleri ihracatı geriye kalan bölümünü ise petrol haricindeki ürün ihracatı oluşturmaktadır. Aynı dönemde gerçekleşen mal ithalatı değeri ise 80,4 milyar dolara tekabül etmektedir. Söz konusu dört yıllık dönemde ülke toplam ticaret dengesinin 4,4 milyar dolarlık gerilemesi şeklinde kendini göstermiştir. Ülke ticaret dengesinde özellikle de 1991-1993 yılları arasında bir takım sorunların yaşanmasıyla, bu dönemde düşüş eğilimine giren ülke ithalat süreci ve 1994 yılında 1991 yılı rakamının yarısı değerinde gerçekleşen ülke ithalatı 1991 yılında negatif yönde seyreden 6,5 milyar dolar değerindeki dış dengenin 1994 yılında 6,8 milyar dolar ve 1995 yılında 5,7 milyar dolar pozitif yöne kaymasına neden olmuştur. 1991-1994 yıllarını kapsayan dönemde toplam net hizmetler ithalatının 17,6 milyar dolar ve ülke içi transferlerin 6,7 milyar dolar olması hasebiyle söz konusu dört yıllık dönemde toplam cari hesap dengesi 15,2 milyar dolar düzeyinde gerileme kaydetmiştir. Bu açıdan 1994 yılında 5 milyar dolar ve 1995’te 3,5 milyar dolar pozitif dengedeki rakamlarla karşılaştırıldığında ülke dış taahhütlerinin en çok gerçekleştiği dönemin 9,5 milyar dolarlık negatif yönlü cari hesap dengesi ile 1991 senesi olduğu görülecektir. Ülkenin dış ticaretinde meydana gelen tüm bu gelişmeler 1996 yılının Eylül ayı ikinci yarısında İran’ın dış borç miktarını faiz hariç 20,4 milyar dolarlık bir rakama çıkarmıştır. 1996 yılının 21 Mart-21 Eylül tarihlerini kapsayan 6 aylık dönemde ticaret ve cari hesap dengelerinin iyileştirilmesi doğrultusunda dış alımların mümkün mertebe kısılması ve bu alandaki kontroller 1995 yılında olduğu gibi devam etmiştir. Dış alım ve dış satımlarda sıkı politikalara başvurulması sonucunda, söz konusu altı aylık dönemde ülke ihracat miktarı, 1,4 milyar dolar düzeyinde (%13) gerçekleşen petrol dışı ürünler ihracatı da dahil olmak üzere toplam 10,7 milyar doların üstünde bir rakama ulaşmıştır. Bu süre içinde toplam mal ihracatı 7,5 milyar dolar ve toplam net hizmet ithalatı 1,4 milyar düzeyinde gerçekleşmiştir. Bahsedilen 6 aylık dönemde ülkenin ekonomik ve döviz durumunu sağlamlaştıran söz konusu alanda uygulanan politikalar pozitif yönde 3,3 milyar dolarlık ticaret dengesinin yanısıra 1,9 milyar dolarlık cari hesap dengesinin doğmasına neden olmuştur. 1995 yılı itibariyle toplam 18,4 milyar dolar değerinde olan ülke ihracatının 3,2 milyar dolarını %17,6’lık oranla petrol haricindeki ürünler geri kalan kısmını ise ham petrol ve petrol ürünleri oluşturmuştur. Petrol haricindeki ürünlerin ülke ihracat yapısındaki mutlak değer ve payının son yıllarda sürekli olarak artış göstermesine paralel olarak 1990 yılında %6,7 düzeyinde seyreden toplam ihracat oranı 1994 yılında %25’lik bir yükseliş göstermiştir. Bu süre içinde petrol haricindeki ürünlerin mutlak değeri ise 3,7 kat artış kaydetmiştir. Petrol dışı ürünlerin ihracat yapısında da son yıllarda hızlı gelişmeler yaşanmıştır. Petrol dışı ürünlerin ihracatındaki payı 1990-1994 döneminde %79’dan %65’in altına gerileyen geleneksel ve tarım ürünlerine karşılık sanayi ürünlerinin payı %18,4’ten %26,3’e yükselmiştir. Yine son yıllarda bir yandan endüstri alanında yapılan büyük yatırımlardan elde edilen kazanç diğer yandan para ve mali politikalara yönelik iyileştirme çalışmaları ile büyük bir büyüme gösteren ülke sanayi ürünleri ihracatında 1990-1994 yılları arasında yıllık ortalama olarak %37’lik bir büyüme kaydedilmiştir. Aynı dönemde artış gösteren ihracat ürünlerinden bazıları ise şöyledir: Deterjan ve sabun (12 kat) Kimyasal maddeler (15 kat) Ayakkabı (117 kat) Çeşitli giyecek türleri (12 kat) Nakliye aracı (3 kat) Çeşitli metal ürünler (21 kat) 1993 yılı itibariyle İran’ın dış ticaretinde önemli bir yer tutan başlıca üç ülke sırasıyla Federal Almanya Cumhuriyeti, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri’dir. Söz konusu yılda ülke ithalatında Almanya’nın payı %18,5, Japonya’nın payı %12,4 ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin payı %7,4 oranında gerçekleşmiştir. 1978 yılında İran’a ihracat yapan ülkelerin en başında Almanya (%17,8) onu izleyen Japonya (%17,2) ve A.B.D. (%15,8) gelmekteydi. İran’ın petrol haricindeki ürünlerin ihracatı yoluyla elde ettiği gelirin sağlandığı başlıca ülkeler 1993 yılı itibariyle petrol harici toplam ürün ihracatının %2,4’ünü gerçekleştiren Federal Almanya Cumhuriyeti onu izleyen %10’luk oranla Türkiye Cumhuriyeti ve %9,5’lik oranla Birleşik Arap Emirlikleridir. Halbuki bu rakamlar 1976 yılında Almanya %17, A.B.D %7 ve İtalya %6 şeklindeydi. Mevcut rakamlar İran-Irak savaşının son bulmasıyla birlikte ülkedeki siyasal-ekonomik istikrarın gelişmesiyle ekonomide uygulanan serbestlik ve özelleştirme politikalarına paralel olarak özel sektörün dış ticaret içindeki payının büyük bir hızla artış kaydettiğini göstermektedir. Gerçekten de 1990 yılında ülke dış ticaretindeki payı %31,3 düzeyinde olan özel sektörün payının 1992 yılında %42,2’ye tırmanması bu gerçeğin bir kanıtıdır Yine bu dönemde mal ve hizmet ithalatı için özel sektöre mahsus döviz miktarı yaklaşık üç kat artarak 3,7 milyar dolardan 10,9 milyar dolara yükselmiştir. TARİH BOYUNCA İRAN HALISI Ülkemizdeki el halısı sanatının tarihsel geçmişini, bu sanatı ulusal bir övünç meselesi edinmeden söylemek gerekirse, bütün bir tarih boyunca el sanatı becerisine şekil vermede insan elinin ve zekasının meydana getirdiği en önemli sanatsal eserin yaratılması süreci şeklinde ifade edebiliriz. Doğanın kalbinde mevsim mevsim dolaşarak tabiatı bütün canlılığıyla gözler önüne seren, gerçek manada ise “sanat-estetik” kavramına bütünüyle layık olan bu sanat, doğadaki bitkilerden elde ettiği renklerle kendi iç dünyasının derinliklerine dalarak var olan hayallerini atkı ve çözgü iplikleriyle bütünleşen rengarenk motiflerde canlandıran bir milletin iftihar kaynağıdır kuşkusuz. Efsanevi İran halısı dünyadaki diğer ülkelerin ulusal ve etnik yapılarına özgü sanayilerinden daha önde ve kalıcı bir şöhret kazanmış ve hatta bu şöhret, efsanelerin doğduğu kıta olarak bilinen doğu dünyasında bile dilden dile dolaşır hale gelmiştir. Beşer tarihindeki uluslararası müzelerin en önemli dekoratif unsuru ve en büyük iftihar kaynağı olarak değerlendirilen halılar, İran milletinin yetiştirdiği emsalsiz ustaların elinden çıkma eserlerdir. Nasırlaşmış ve her biri marifetle dolu zarif ince parmakların sabırla ve özenle dokuduğu ve büyük zahmetlerle meydana getirdiği bu eserler gelecekte de İran milletinin iftihar kaynağı olmaya devam edecektir. EL HALILARI İran el halılarının ünü dünyanın dört bir yanına o denli yayılmıştır ki, sanayileşmiş ve kalkınmış tüm ülkelerde bu halılara sahip olmak demek alanlarının varlıklı ve sanat ruhlu insanlar olduğu anlamını taşımaktadır. Bu sanat ve geleneksel el sanatları yüz yıllar geçtikçe daha mükemmel bir hale gelmiş ve bu alanda uğraş verenlere büyük şöhret ve başarılar kazandırmıştır. El halısı sanatı dokumada kullanılan maddeler açısından; yün, ipek ve ipek-yün karışımı halılar olmak üzere üçe ayrılır. Ayrıca halının atkı ve çözgülerinde bir miktar yün iplik kullanılır. İran el halılarının yaklaşık %90’ı yünden dokunma halılardır. İran el halısına özgü doğal yünle dokunan halılar gerek letafet ve motiflerdeki estetik bakımından ve gerekse yıpranma ve yırtılmalara karşı dayanıklı olması açısından yüksek kaliteli halılar olup yere yaymak suretiyle kullanılmaya oldukça elverişlidirler. İnce dokuma üslubu ile hazırlanan İran el halılarında cm²’ye düşen düğüm sayısının çokluğu bu halıları yıpranma ve yırtılmalara karşı daha dayanıklı kılmakta ve uzun ömürlü olmalarını sağlamaktadır. Bu tür halılar daha çok dekoratif alanlarda kullanılmaktadır. İnce dokuma halılarda ince yüne ihtiyaç olduğundan bu yünün büyük bir bölümü dışarıdan temin edilmektedir. Son yıllarda ince dokuma halılarının üretimindeki artışa paralel olarak yün ithalatında da artış olmuştur. Geçmişte büyük geleneksel yün üreticisi olan İran, 1970’li yılların sonunda üretimin düşmesiyle halı endüstrisinin ve diğer ilgili sahadaki endüstrilerin ihtiyaç duyduğu yünün büyük ithalatçısı haline gelmiştir. Halıcılıkta boya elde edimi dokumacılık endüstrisinde önemli bir yer tutar. Geleneksel boyalar doğadaki kök boya, çivit otu, zerdeçal, kırmız böceği, ceviz, nar kabuğu v.b. çeşitli bitki ve otlardan üretilmektedir. Günümüzde geleneksel doğal boyalar artık yerini yavaş yavaş genelde ithal edilen yapay kimyasal boyalara bırakmaktadır. İran’da halı dokumacılığının yapıldığı merkezlerin başında Markazî Azerbaycan, Horasan, İsfahan, Kerman, Fars, Yezd ve Caharmahal Bakhtiyari eyaletleri gelmektedir. Bu eyaletlerde yaşayan sayısız aile günün yarısını veya tamamını halı dokumakla geçirmektedir. Sayıları yaklaşık 1000’e ulaşan küçük atölye bu alanda faaliyet göstermektedir. Ülkemizdeki toplam kurulu tezgah sayısının yaklaşık 1 milyon veya 1,2 milyon olduğu tahmin edilirken dokuma işiyle uğraşan nüfus sayısı ise 6 milyon kişidir. Mevcut verilere göre yılda yaklaşık olarak 9 milyon m² halı üretimi yapılmaktadır. Ancak bu veriler sadece üretim düzeyini göstermekle beraber söz konusu milli endüstrisinin reel katma değer oranını ve yüksek sanatsal değer ve kalitesini tam olarak yansıtmamaktadır. İran el halısının üretimi halkın ekonomik iş hayatıyla doğrudan ilintilidir. Şöyle ki ekonominin durgun veya canlı olduğu zamanlarda halı üretiminde de düşüş yahut artış görülmektedir. Küresel bağlamdaki ekonomik konjonktür de İran halı üretimini direkt ve gözle görülür bir şekilde etkilemektedir. Ayrıca izlenen politikalar ve dövizde meydana gelen dalgalanmalar halı ihracatını etkileyen diğer faktörler arasında yer almaktadır. Belirtmek gerekir ki, halıcılık endüstrisi petrolden sonra İran’ın döviz geliri sağladığı en büyük kaynaklarından bir tanesidir. Halı ihracatının gelişmesi sürecinde, petrol ihracatının düşmesi durumunda halının ülke ihracatındaki gerçek yerini alması beklenmektedir. Yaklaşık 6 milyon kişinin halı dokumacılığı; yün, ipek ve pamuk üretimi; iplik elde etme, iplik boyama ve diğer ilgili alanlarda faaliyet gösterdiği İran’da Halıcılık Endüstrisi Milli Sanayiye olan etkisini 1930 yılında İran Halı Enstitüsü’nün devlet tarafından tesis edilmesiyle göstermiştir. Söz konusu Enstitü daha sonraki yıllarda (1935) görevini İran Halısı Şirketi’ne devretmiştir. İran Halısı Şirketi bu gün bünyesinde bulundurduğu 20.000 tezgah ile İran’daki en önde gelen halı üreticisidir. |