|   Coğrafi Özellikler İran Ortadoğu’nun merkezinde yer almakta ve bir köprü gibi Hazar denizini Fars körfezine bağlamaktadır. Bu ülke, dünyanın kurak iklim kuşağında yer almasına karşın farklı iklim türlerini barındırmaktadır; yılın belirli dönemlerinde çeşitli bölgelerde dört mevsimi birden yaşamak mümkündür. 1.648.195 km2 yüzölçümüyle Ortadoğu ve Batı Asya’da yer alan İran’ın, komşuları olan (Hazar bölgesinde) Türkmenistan, Azerbaycan, Ermenistan, Rusya, Kazakistan, (Umman denizi ve Fars körfezi bölgesinde) Umman, Birleşik Arap Emirlikleri, Arabistan, Kuveyt ayrıca Türkiye, Irak, Pakistan ve Afganistan ile 6031 km. kara, 2700 km. deniz olmak üzere toplam 8731 km. sınırı bulunmaktadır. Ülkemiz yerleşim birimleri bakımından 28 eyalet ve 241 ile ayrılmaktadır. 200 yılı aşkın süredir ülkenin merkez şehri konumunda olan Tahran halen İran İslam Cumhuriyeti’nin başkentidir. Ülkenin diğer önemli şehirleri Meşhed, İsfahan, Şiraz, Tebriz, Kerman, Urumiye, Yezd olarak sıralanabilir. İran platosu Asya’daki eski medeniyetlerin en eski merkezlerinden biridir. Bu platoda ilk yerleşimin tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte eldeki deliller çok eski zamanlardan beri bu toprakların yerleşim amaçlı kullanıldığını göstermektedir. Aryaî kavimlerin İran platosuna göçü M.Ö. 3000 yıllarında başladı, M.Ö. 330 yılında ise Hehamenişiler İran’ın ilk büyük imparatorluğunu kurdular. Bundan sonra sırasıyla Sulûkîler, Partlar, Sasaniler, Emeviler, Abbasiler, Saffariler, Samaniler, Al-i Buye, Gazneliler, Selçuklular, Harzemşahlılar, İlhanlılar, Muzafferiler, Timurlular, Türkmenler, Safeviler, Afşariler, Zendiler, Kaçarlar, ve Pehlevi hanedanı bu topraklarda hüküm sürdü.1979 Şubat’ında İmam Humeyni rehberliğindeki İran halkının kıyamıyla 2500 yıllık şahlık düzeni yıkıldı ve İslam Cumhuriyeti rejimi kuruldu. Bayrak İran İslam Cumhuriyeti bayrağı yeşil, beyaz ve kırmızı renklerde olup İslam Cumhuriyetinin özel simgesini taşır.(Anayasa md. 18) Yeşil ve kırmızı şeritlerden her birinin üzerinde yanyana dizilmiş on bir adet (toplam 22 adet) “Allahu Ekber”lafzı yer alır, ortadaki beyaz şeritin tam ortasında yer alan al renkli simge ise “Kelime-i Tevhid” yani “Lailaheillallah” kelimesini temsil eder.  Yönetim Şekli Şubat 1979’da Pehlevi Rejiminin yıkılışıyla ülkede İslam Cumhuriyeti kuruldu ve halk serbest seçimlere katılarak %98,2 oy oranıyla İslam Cumhuriyetine oy verdi. Tüm kuvvetlerin başında Veli-yi Fakih ve yürütmenin başında ise cumhurbaşkanının bulunduğu İran’da yönetim kuvvetler ayrılığı prensibine dayanır. Yürütme gücünün başında bulunan cumhurbaşkanı düzenlenen genel seçimlerle dört yıl süreyle halk tarafından seçilir ve ona bağlı 20 bakanlık bulunur. Yasama gücü, 290 üyeli İslami Şura Meclisidir. Dört yılda bir düzenlenen genel seçimlerle halk millet vekillerini seçer ve başkanlığını ise her yıl üyelerce seçilen kişi yürütür. Yargı gücü, Rehberlik makamına bağlıdır ve başkanı 5 yıllığına Rehber tarafından seçilir. Bunların dışında Uzgörürler Meclisi, Denetim Şurası ve Düzenin Yararını Teşhis Konseyi gibi diğer oluşumlar da ülke yönetiminde önemli görevlere sahiptirler. İran’da 1979 yılındaki İslam Devriminden sonra dini esaslara dayalı yeni bir düzen kurulmuştur. Anayasanın 56. Maddesinde görüleceği üzere bu yeni yapılanmada dünya ve insan üzerinde mutlak egemenlik hakkı Allah’ındır ve O, insanı kendi toplumsal yazgısına egemen kılmıştır. Bu egemenlik hakkını kullanmak üzere halk ülkenin yönetimine seçimler yoluyla doğrudan katılmaktadır. Rejimin İslam Cumhuriyeti olarak belirlenmesinde halk oyuna başvurulduğu gibi Anayasanın, daha sonra da Anayasa değişikliğinin kabulü için referandum yapılmıştır. Devrimden bu yana geçen 23 yıl içinde 22 kez seçim (Uzgörürler Meclisi, Cumhurbaşkanı, İslami Şura Meclisi ve yerel İslami şuraların belirlenmesi için) ve referandum yapılmıştır. Rehber yada rehberlik şurasını seçip çalışmalarını denetleyen Uzgörürler Meclisi üyeleri de halk tarafından seçildiği için ülkenin en üst makamındaki Rehber de bu meclis vasıtasıyla halk tarafından belirlenmektedir. Her hangi bir yasal zorunluluk olmadığı halde halk ülkenin kaderinin belirlenmesindeki egemenlik hakkını sonuna kadar kullanarak seçimlere daima yüksek oranlarda katılım sergilemiştir. Nüfus Dil ve Din 1996 yılı istatistiklerine göre 59.500.000 nüfusa sahip olan İran, yaş ortalaması bakımından dünyanın en genç ülkelerinden biridir. 1991 yılı verilerine göre yaş ortalaması 17.56 yaş olan İran’da toplam nüfusun yarısını 17.6 yaş altındaki genç nüfus oluşturmaktadır. Ortalama yaşam süresinin 67 yaş olduğu İran’da nüfus artış oranı da %1.6’dır. İran’da Fars, Lor, Kürt, Azeri, Türkmen ve Beluç gibi çeşitli ırklara mensup etnik gruplar kendilerine özgü dil ve gelenekleri ile barış ve huzur içinde bir arada yaşam sürdürmektedirler.  Ülkenin resmi dili olan Farsça Hint-Avrupa dillerinin bir koludur. Bu dilin tarihiyle ilgili bulgular Aryai kavimlerin İran platosuna göçlerine dek uzanmaktadır. Tarih boyunca çeşitli dönemlerden geçmiş ve değişikliklere uğramış olan Farsça’nın bugünkü şekli İran’a komşu olan diğer kavimlerin dilleri üzerinde de etkili olmuştur. Farsça’dan etkilenen dillerin başında Türkçe gelir. Türk milleti yüce İslam dini ve İslami irfanla İran ve İranlı aracılığıyla tanıştığı gibi edebi sanatları ve bu sanatların inceliklerini de yine İranlı söz ustalarından öğrendi. Hicri 5. asırdan itibaren Selçuklular’ın Anadolu’da ilerlemeleri ile birlikte Farsça’nın bu ülkede olgunlaşmaya başladığını görmekteyiz.Bu dönemlerde Farsça Türkler arasında öylesine kök saldı ki, Osmanlı okullarında tasavvuf dili olarak okutulmaya başladı. Mufassal bir Farsça divanı bulunan Yavuz Sultan Selim savaş rakibi Şah İsmail ile yaptığı yazışmalarda Farsça’yı kullanırken, Fuzuli, Nef’i ve Nabi gibi büyük Türk şairleri de şiirlerini bu dille yazmışlardır, Osmanlı sultanları eş ve kızlarına Farsça isimler vermişlerdir. Bugün bile Türkçe’de kullanılan pek çok isim ve kelime Farsça kökenlidir, ortak kelimelerin sayısı 6 binden fazladır. Türkçe’ye böylesine etki etmiş olan Farsça Ankara’da Farsça Öğretim Merkezi’nin deneyimli hocaları tarafından öğretilmektedir. İran’da Farsça’nın dışında Azeri Türkçe’si, Arapça, Kürtçe vb. dillerle Farsça’nın çeşitli lehçeleri de konuşulmaktadır. 32 harfli Fars alfabesinin kullanıldığı İran’da tarih başlangıcı olarak miladi 622 senesinde Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicreti esas alınmaktadır. Yıl 21 Mart’ta Nevruz bayramıyla başlar ve güneş takvimine göre aylara bölünür. Buna göre örneğin 21 Mart 2001, 1380 yılının1. gününe denk gelmektedir. Nevruz Bayramı İranlıların en büyük bayramlarındandır ve hiçbir etnik ve din farkı gözetilmeksizin bütün bir yurtta coşkuyla kutlanır. Nevruz öncesinde tüm yaşam çevrelerini temizleyen İranlılar yeni yıla girileceği gün ve saatte tüm aile fertleri “Haftsin” ası veerilen sofra başında toplanır. Bu sofra Allahu Tealâ’nın insana bahşettiği nimetleri ve baharı temsilen Farsça alfabenin 15. harfi olan “Sin” harfiyle başlayan yedi yiyecekle donatılmıştır.Bunlar Sib (elma), Sebze(yeşillik), Serke(sirke), Sonbol(sümbül), Senced(iğde), Semenu(bir tür tatlı) ve Sumaktan ibarettir. Yeni yıla girilmesiyle birlikte halk birbirini ziyaret eder, küsler barışır, aile bağları güçlendirilir. İran’da ulusal bayramların yanısıra dini bayramlar da büyük şevkle kutlanır. En önemli dini bayramlar ibadetle geçirilen kutsal üç aylar ve bir aylık Ramazan orucunun ardından kutlanan Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Hz. Muhammed’e peygamberliğin verildiği gün olan Biset Bayramı,Hz. Peygamber’in doğum günü vb...dir. Ayrıca tüm müslümanların bayramı olan Cuma günü İran’da resmi tatildir ve Cuma namazı her şehirde tek bir merkezde toplu olarak eda edilir. İran hulefayı raşidin döneminden itibaren İslam diniyle tanışmış ve ilk hicri asırda onunla şereflenmiştir. Bugün de İran’ın resmi dini İslam ve mezhebi Şia (Caferi)’dır. Ülke nüfusunun %91’ini Şii’ler oluşturur. “Gadiri Khom” ve 12. İmam Hz Mehdi’nin doğum günü olan 15 Şaban Şiiler tarafından kutlanan bayramlar arasındadır. Öte yandan Hz. Peygamber(s.a.v.)’in torunu olan Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edildiği ay olan Muharrem ayı süresince özellikle de 9 ve 10. günlerinde büyük anma ve matem merasimleri düzenlenmektedir. Nüfusun %7.7’sini teşkil eden 4 ehl-i sünnet mezhebine bağlı kesim daha çok Kürdistan, Sistan ve Beluçistan bölgelerinde yaşamaktadırlar. Ehli sünnet mensubu vatandaşlar dini inanç ve vecibelerini kendi fıkıhlarına göre serbestçe yerine getirmektedirler. Dört Sünni mezhep Anayasada resmi olarak tanınmıştır. İran İslam Cumhuriyeti Anayasası İslam dini ile birlikte Hıristiyanlık, Musevilik ve Zerdüştilik dinlerini de resmi olarak tanımıştır. Bu üç dinden her birinin İslami Şura Meclisi’nde bir veya birden fazla temsilcisi bulunmaktadır. Kadın ve Aile Aile İran toplumunun en önemli ve en sağlam kurumlarından biridir. Evlilik her İranlı’nın hayatında unutulmayacak olayların başında yer alır. İran’da evlilik töreni çok çeşitli ve renkli adet ve geleneklere sahne olur. Sağlamlığını büyük ölçüde İslami değerlerden alan ve bir kutsallık halesiyle çevrilmiş olan aile kurumunun önemine Anayasada da değinilmiş ve bu yasanın 10. Maddesinde, ilgili düzenleme ve yasaların aile kurumunun oluşturulmasını kolaylaştıracak ve onun kutsallığı ile İslami ahlak ve hukuka dayalı aile ilişkilerinin korunması yönünde olmasına vurgu yapılmıştır. Boşanma her ne kadar yasal olsa da toplumsal düzeyde hoş karşılanmayan bir durumdur. Yaklaşık 14 evlilikten biri boşanmayla sonuçlanır. Geçmişte geniş ailelerden oluşan İran toplumunda bugün daha çok çekirdek aileler kurulmaktadır. Tek ebeveynli aileler ise çok azdır. Ataerkil aile yapısına sahip olsa da İran ailesinde kadına özellikle de anneye her zaman büyük saygı ve değer atfedilmiştir. Evlilik yaşı da son yıllarda meydana gelen değişimler sonucunda değişikliğe uğramıştır. Geçmişte erkekler için 26, kadınlar için 19 olan ortalama evlilik yaşı kadınların eğitim ve çalışma imkanlarının da genişlemesi neticesinde, bazı raporlara göre kadınlar için 23 yaşa yükselmiştir. Kadınların ülkenin büyümesi ve kalkınmasındaki rolü, günümüz dünyasında herkesçe bilinen bir gerçektir. Bu esasa göre kadınların toplum, siyaset, kültür ve ekonomi gibi çeşitli alanlarda etkin katılımlarını sağlamak yönünde gerekli ortamı hazırlamak, İran İslam Cumhuriyeti Devleti’nin temel önceliklerinden birini teşkil etmektedir. Bu öncelikli görev İran İslam Cumhuriyeti Anayasasının 21. Maddesinin 1. Fıkrasında “Kadının kişiliğinin olgunlaşması, maddi ve manevi haklarının canlandırılması için elverişli ortamın hazırlanması” şeklinde vurgulanmaktadır. İslam Devrimi’nin zafere ulaşmasıyla İran kadınının konumu da büyük değişim ve gelişmeler geçirmiştir. Geçen yüzyılın ilk yarısında iki hüviyetli olmaya zorlanan, İslami kimliklerini korumakla toplum içinde yer alma arasında seçim yapmak zorunda bırakılan İranlı kadın İslam devriminden sonra bu ikilemden kurtuldu ve bugün her alanda faal olarak kamusal alana katılmaktadır. Günümüzde kamu sektöründe çalışanların %40’ını kadınlar teşkil etmektedirler. Bunların çoğu Ekonomi, Maliye ve Sağlık Bakanlıklarında görev yapmaktadır. Devlet kademelerinde müdür statüsünde görev yapan kadın personelin sayısı 1997 yılına göre %300 artarak 3500 kişiye yaklaşmıştır. Kadınlar her düzeyde seçme ve seçilme hakkına sahiptirler. 290 sandalyeli İslami Şura Meclisinde 13 kadın milletvekili bulunmaktadır. Yerel seçimlerde 7276 kadın aday olmuş, bunların 783’ü yerel İslami meclislere asıl üye olarak seçilmişlerdir. Ülke kadınlarının kendilerine ait haklardan daha çok yararlanmasına imkan sağlamak amacıyla 1991 yılında Cumhurbaşkanlığı Kadın İşleri Bürosu kurulmuştur. Halihazırda bir Cumhurbaşkanı danışmanlığı, birkaç Devlet Bakanlığı ve 342 genel müdürlük makamı kadınların yetkisindedir. 1995 yılında kadınların yüksek yargı görevinde bulunmaları yönünde, kadın hakim seçimlerine kanunsal yol açılmıştır. Bugün kadınlar mahkemelerde Hukuk Müşaviri ve avukat olarak görev yapmaktadır. Halihazırda 400’den fazla kadın bu alanda faaliyet göstermektedir. 1999-2000 öğretim yılında ülke genelinde ilk ve orta düzeyde öğrenim gören toplam öğrenci sayısının %47.2’sini, yine bu dönemde üniversiteye hazırlık devresini okuyan öğrencilerin %60.4’ünü kız öğrenciler oluşturmuştur. 2000-2001 öğretim yılında üniversite giriş sınavında başarılı olanların %60’nı, tüm üniversite öğrencilerinin ise %33’ünü kız öğrenciler teşkil etmiştir. Uluslararası Bilim Olimpiyatlarında İran’ın büyük başarılar kazanmasında kız öğrenciler önemli pay sahibidirler. İranlı kadınlar toplumun entelektüel gelişimine de önemli katkılar sağlamaktadırlar. 1999 yılı sonuna kadar ülkedeki kadın yayıncıların sayısı 267’ye ulaşmış ve bu süre içinde kadın ve aileyle ilgili 23 ayrı yayın organı faaliyetine devam etmiştir. Bu dönemde kadın genel yayın yönetmeni 73, yayın imtiyaz sahibi ise 55 kişidir. Halihazırda basın-yayın muhabirleri ile Radyo ve Televizyon kanallarındaki program yapımcılarının büyük bir bölümünü kadınlar oluşturmaktadır. Kadınların sportif faaliyet alanlarının genişletilmesi de İran’da önem verilen konular arasındadır. Ülkede 4 milyon dolayında kadın, yüzme, binicilik, tenis, eskrim, atıcılık ve kayak gibi 27 spor dalında faaliyet göstermektedir. Bu rakamın %48’i (1.925.867 kişi) 3400 spor takımı bünyesinde Ülke Kadınlar Spor Dernekleri’nin çatısı altında etkinliklerini sürdürmektedir. 1999 sonuna kadar ülkedeki kadınlara özel spor alanlarının sayısı 1487’dir. Bu rakamın %43’ü devlete, geriye kalanı özel sektöre aittir. Yine bu dönemde kadın antrenörlerin sayısı 23.294, kadın hakem sayısı ise 9667 olarak saptanmıştır. İran’ın öncülüğünde, Uluslararası Olimpiyat Komitesi ve Asya Olimpiyat Komitesi’nin desteğiyle 1991 yılında kurulan İslam Ülkeleri Kadınları Spor Federasyonu, 2001 yılında İslam Ülkeleri Kadın Spor Olimpiyatları’nın 3.’sünü de İran’da gerçekleştirmiş ve İslam ülkeleri kadınları voleyboldan yüzmeye, tenisten futbola 15 dalda yarışmışlardır. Eğitim İslam İnkılabı öncesinde İran halkının yarıdan biraz fazlası okur yazardı. Ayrıca bu oran kırsal kesimde ve kadınlar arasında daha da düşüktü. Yetişkinlere yönelik eğitim çalışmaları neticesinde son yıllarda okur yazar oranı %80’lere ulaşmıştır. Bu oranın yükselmesinde kadınlar ve kırsal kesimde yaşayanların rolü şehirliler ve erkeklere göre daha büyüktür. Ülke genelindeki 96.474 okulda ilk ve orta öğrenime devam eden öğrenci sayısı 20 milyon civarında olup son yıllarda bu öğrencilerin oranı nüfusa oranla daha fazla artış göstermiştir. Orta okul ve liseye devam oranı ise bu artışta büyük paya sahiptir. Devletin eğitime ayırdığı bütçe ve uyguladığı doğru politikalar sonucunda gerek nitelik gerekse nicelik açısından eğitim ve öğretimde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. 1999 yılı verilerine göre sınıfa düşen öğrenci sayısı 28’e öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ise 56’ya düşmüştür. Öğrenciler orta öğrenim döneminde mesleki eğitime teşvik edilmekteler. Böylece 5 yıllık ilkokul, 3 yıllık ortaokul ve üç yıllık lise eğitiminden sonra uygulanan sınavlarda başarılı oldukları taktirde bir yıllık üniversiteye hazırlık sınıflarına devam etmekte aksi halde mesleki beceri kazanmış olarak çalışma hayatına girebilmekteler. Belirtmek gerekir ki, eğitime savunma sanayiinden daha çok bütçe ayıran Ortadoğu’daki tek ülke İran’dır. Son yıllarda yüksek öğretime olan talep oldukça artmıştır. Devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören üniversite öğrencisi sayısı 1.5 milyon civarındadır. İslam Devriminin gerçekleştiği 1979 yılına oranla bu sayı 7 kat artmıştır. 1999 yılında 163.284 kişi devlet üniversitelerine, 160.000 kişi ise vakıf üniversitelerine girmeye hak kazanmıştır. Yine aynı yıl 123.250 kişi devlet üniversitelerinden, 71.718 kişi ise vakıf üniversitelerinden mezun olmuştur. Öğretim elemanı sayısı 1999 yılı rakamlarıyla devlet üniversitelerinde 28.252, vakıf üniversitelerinde 16.679 kişidir. Ülkenin bağımsızlığı ve öz kaynaklardan daha fazla faydalanılması yönündeki politikalar sonucunda yerli araştırmacılara geniş çalışma alanı sağlanmıştır. 1995 yılında devlet bütçesinden akademik araştırmalara % 1.8 oranında pay ayrılmıştır. 1979 yılında her 1 milyon kişiden 48’i araştırma faaliyetleriyle meşgul iken bu rakam 1993 yılında 1 milyonda 300’e ulaşmıştır. 1995 yılında ise ülke çapında en az 10 bin araştırma projesi üzerinde çalışma yapılmıştır. Sağlık İran’da genel sağlık hizmetlerine gittikçe artan bir önem verilmektedir. Bu alandaki temel politika ‘tedaviden önce koruma’ politikasıdır. Kırsal kesim başta olmak üzere sağlık merkezlerinin ve aşılama programlarının yaygınlaştırılması bu politikanın en açık göstergelerindendir. 1979 da 4 binden biraz fazla olan sağlık merkezlerinin sayısı bugün 17 bini aşmıştır. Bu merkezlerin aile planlaması ve çocukların aşı programlarına alınması yönünde yaptıkları çalışmalar neticesinde doğum oranı büyük ölçüde azalmış ve çocukların %97’si aşılama programı kapsamına alınmıştır. 1 yaş altı çocuk ölümleri binde 26, 5 yaş altı çocuk ölümleri ise binde 33 rakamlarına çekilmiştir. Doğum ve gebeliğe bağlı anne ölümlerinde ise bu oran binde 37.4’tür. Tıbbi gözetim ve tedavi hizmetlerinde de önemli aşamalar kaydedilmiş, hastane, yatak, doktor ve hemşire sayısında dikkate değer artışlar olmuştur. 1999 yılı verilerine göre ülkede 705 hastane, 103.394 yatak, 64.000 hekim,21.000 uzman hekim, 12.200 diş hekimi ve 3589 tıbbi teşhis laboratuarı bulunmaktadır. Her yüz bin kişiye düşen hastane yatak sayısı 165.5, pratisyen hekim sayısı ise 68.5 kişi olmuştur. Üniversitelerin sağlıkla ilgili bölümlerinde okuyan öğrencilerin sayısındaki artış dikkate alındığında gelecekte İran’da sağlık konusunun daha olumlu gelişmelere sahne olacağı görülmektedir. Değinilmesi gereken bir başka husus da sağlık sigortalarıdır. Halihazırda İran halkının 57.5 milyonu genel sağlık sigortasından istifade etmektedir. Bu rakam İran halkının tamamına yakınını ifade eder. Spor Spor denilince İranlılar için akla gelen ilk şey sporun özellikle şampiyonluk yönüdür. Bugünkü Güreş ve Çevgen (Polo) gibi bazı spor dallarının kaynağı İran’a dayandırılmakta ve İran’ın milli sporları arasında sayılmaktadır. Geleneksel sporların ve pehlivanlık güreşlerinin yapıldığı ülkemizde Pehlivanlık Ocakları ve Geleneksel Spor Salonları’nın varlığı milli sporumuzun yaşatıldığının başlıca göstergeleridir. Geçmişte olduğu gibi bugün de, “Zurhane” adı verilen geleneksel spor salonlarında devam ettirilen eski sporlar, turistlerin ilgisini İran kültürüne çeken unsurlardan bir tanesidir. Futbol, modern sporlar arasında İran halkının en çok ilgi duyduğu spor dalıdır. İran Milli Futbol Takımı bugüne kadar üç kez Asya şampiyonluğunu ve iki kez de Asya Olimpiyat Oyunları şampiyonluğunu elde etti. Ayrıca İran spor kulüpleri de Asya Kulüpler Şampiyonalarında bir çok kez şampiyonluğa ulaştı. Halkın futbola ilgisi öyle yoğundur ki, yurt içindeki bazı lig maçları 100 binin üzerinde seyirci bulmaktadır. Futbol dışında güreşte uluslararası alanda İran’ın başarılarıyla övündüğü bir diğer spor dalıdır. İki kez Dünya Güreş Şampiyonluğuna yükselen İran Dünya oyunları ve Olimpiyatlarda da bir çok kez ikincilik ve üçüncülük dereceleri elde etmiştir. Güreş halkın ilgisi bakımından da ikinci sırada yer almaktadır. İran sporu özellikle Irak’ın İran aleyhine başlattığı ve 8 yıl süren savaşın sona ermesinden sonra sürekli bir ilerleme içinde olmuştur. 1996 yılındaki rakamlara göre 1.8 milyon kişi resmi olarak sporla uğraşmakta, bu rakamın 800 bine yakın kısmını ise bayan sporcular oluşturmaktadır. İlk olarak İran, İslam Ülkeleri Kadın Olimpiyatlarını başlatmış ve 2001 yılında bu oyunların 3.’sünü gerçekleştirmiştir. 1996 yılında İranlı sporcular dünya ve Asya genelinde çeşitli dallarda 350 civarında madalya kazanmışlardır. Bayındırlık Faaliyetleri Her ne kadar İran halkının çoğu şehirlerde yaşıyor olsa da, köyler ile şehirler arasındaki uzaklık daima endişelere sebep oluyordu. İslam İnkılabı’nın ideallerinden biri sosyal adaleti sağlamak, bu adaletin göstergelerinden biri de köy ve şehir arasındaki mesafenin ortadan kalkmasıdır. Bugün içme suyuna kavuşmuş olan köylerin sayısı 1979 yılına oranla 2.5 kat artarak 30 bine ulaşmıştır. Yine aynı yıldan bu yana elektrik ulaştırılan köy sayısı 4500’den 29.500’e yükselmiştir. Devrimden önce 8 bin km. olan köy yolları bugün 70.000 km.ye ulaşmıştır. Sağlıklı içme suyuna sahip köylülerin oranı %94’dür. %75’i ise köy yollarından istifade imkanına kavuşmuştur. Sayısı 60 bini aşan mevcut köylerin coğrafi olarak oldukça dağınık durumda bulunmaları ve bunların 55 bininde 100’ün altında hanenin var olduğu göz önünde bulundurulacak olursa bahsedilen bayındırlık faaliyetlerindeki gelişmenin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Doğal Kaynaklar ve Ekonomi Kaynaklar bakımından İran zengin ve dopdolu bir ülkedir. İran’da ilk petrol kuyusunun açılmasından bu yana (1908) 90 yılı aşkın zaman geçmektedir. Bugün dünyanın tespit edilen petrol rezervlerinin %9.2’si (93 milyar varil)İran’da bulunmaktadır. Bu miktara dünyanın tüm doğalgaz rezervlerinin %14.5’i de eklenecek olursa İran’ın dünya enerji piyasasındaki seçkin konumu açıkça görülecektir. İran önümüzdeki 70 yıl süresince ham petrol ve 250 yıl boyunca da doğal gaz üretimini bugünkü kapasiteyle sürdürebilecektir. İran bakır madeni rezervlerine sahip ülkelerin de başında gelmektedir. İran’daki bakır rezervleri 900 milyon ton olarak tahmin edilmektedir. Bu rakam dünya bakır rezervlerinin %15’ini ifade eder. Ayrıca 2.200 milyon ton ile demirtaşı, 5351 milyon ton ile taş kömürü, 60 milyon ton ile çinko ve kurşun madenlerinin yanısıra inşaat sektöründe kullanılan taşların madenleri de İran’ın zengin yer altı kaynaklarındandır. İran ekonomisinin petrolle sıkı bir ilişkisi vardır. Gerçekte 40 yıl boyunca İran’da siyaset ve ekonomi petrolden büyük ölçüde etkilenmiştir. İran ekonomisinin petrole bağımlılığı içeride ve dışarıda her zaman sorunlara sebep olmuştur. 70’li yılların ilk yarısında petrol fiyatlarının bir anda 4 katına çıkmasıyla İran ekonomisinde petrolün payı doruk noktasına ulaştı. Devrimden bir yıl önce petrolün gayri safi milli üretimdeki payı %31’den fazla idi. Bu yıllarda günlük ortalama 6 milyon varil ham petrol üretilmekteydi. Bu sürecin devam etmesi ülkenin üretilebilir 50 milyar varil petrolünün %40’ını kullanılamaz hale getirebilirdi. Devrim sonrası dönemin ekonomik politikalarından biri de ülke ekonomisinin petrole bağımlılıktan kurtarılması için çalışmaktı. Bu politikanın ve dünya petrol piyasasında meydana gelen değişimlerin sonucunda petrolün gayri safi iç üretimdeki payı 1995 yılında %16’ya geriledi ve diğer sektörlerin payı ise artış gösterdi. İran Ekonomisi yüksek oranda yetişmiş insan gücüne sahiptir ancak hızlı nüfus artışı ve çeşitli alanlarda eğitimin yaygınlaşması, ülkedeki çalışan nüfus oranının düşmesine neden olmuştur. 1991 yılında çalışanların 10 yaş üstü ülke nüfusuna oranı %34 olarak gerçekleşmiştir. Çalışanların %34’ü devlet ,%65’i özel sektörde faaliyet göstermektedir. Sekiz yıllık savaş ülke ekonomisine çok büyük darbeler vurmuştur. Bu dönemde %16 olan işsizlik oranı savaşın sona ermesi ve ekonomik faaliyetlerin hızlanmasıyla 1994 yılında %9 oranına çekilmiştir. Savaş yıllarında gerileyen yatırımlar da yeniden hızlanmıştır. Bütçesini beş yıllık ekonomik kalkınma programları çerçevesinde hazırlayan İran’da ekonominin yönü üretim ve ihracata çevrilmiş durumdadır. Petrol dışı ürünlerin ihracatının teşvik edilmesi sonucu bu ürünlerin tüm ihracattaki payı 1978 yılında yalnızca %3’iken 1993 yılında %25’e ulaşmıştır. Çelik ve petrokimya endüstrisi başarılı alanlardan sayılmaktadır. Çelik üretimi 1988 yılında 1.3 milyon tondan 1994 yılında 6.5 milyon tona yükselmiştir. 1979 yılında 2.7 milyon tona ulaşamayan petrokimya ürünleri ise 1995 yılında 8 milyon tonu geçmiştir. İran ekonomik alanda pek çok üstünlüklere sahiptir. Ucuz enerjiye sahip olması, enerjiye dayanan ürünlerin üretiminde büyük tasarruf sağlamaktadır. Yetişmiş ve ucuz insan gücü, nispeten büyük iç pazarın varlığı ve bölge pazarlarına hızlı ulaşım, İran ekonomisinin diğer üstünlüklerindendir. Son yıllarda bu üstünlüklerden istifade edecek yabancı sermayenin yurda çekilmesi amacıyla Kiş, Kışm, Çabahar ve Sircan gibi bölgelerde çok sayıda serbest ticaret bölgeleri oluşturulmuştur. Bunlardan biri olan Kışm Serbest Ticaret Bölgesi petrol ve doğalgaz kaynaklarına yakınlığı ve uygun coğrafi konumu sebebiyle büyük miktarda yabancı sermaye çekmiştir. Doğrudan Cumhurbaşkanının idaresinde olan bu bölgelerde İran’ın içerdeki yasalarından farklı özel yasalar uygulanmaktadır. Şehirler-Turizm İran doğa, tarih ve dini açıdan dünya turizminin cazibe merkezlerinden biri sayılmaktadır. Bugün yıllık ortalama 500 bine yakın turist İran’ı ziyaret etmektedir. İran’ın doğal çekicilikleri sadece Batı ve Kuzeydeki başını göklere uzatan dağları, güneyin sakin kumsalları, iç kesimlerdeki yüksek irtifalı gölleri, güzel şelaleleri, el değmemiş çölleri, koyu ormanları ve kendine has doğal hayatı ile sınırlı değildir. Belki de bu güzel ve el değmemiş doğanın çekiciliğini artıran en önemli nokta, çeşitli yaşam tarzları ve yerel gelenek göreneklerle oluşturduğu kompozisyon ve zenginliktir. İran birkaç bin yıllık tarihi geçmişi ve büyük medeniyetlerin merkezi olması nedeniyle, insanlık tarihini ve sonsuz çeşitliliğini araştıran turistlerin mabedi konumundadır. İnsanlığın kurduğu ilk medeniyetlerden kalma yapı ve binalardan, İslam öncesi İran’da hüküm süren imparatorluklar olan Hehamenişiler, Partlar ve Sasaniler’den kalan görkemli yapılara kadar hepsi olağanüstü güzellik ve görkeme sahiptirler. İslam sonrası mimari ve şehirciliğin ölümsüz eserleri de turistler için İran’ın cazibe alanlarından biridir. İsfahan, Yezd, Meşhed, Kum, Şiraz ve Erdebil’in mescit ve dini mekanları İran’ın en önemli dini çekim merkezlerinden sayılmaktadır. İran’ın Kuzey Doğusunda bulunan Meşhed şehrindeki Şiilerin 8. İmamı İmam Rıza(a.s.)’ın türbesi müslümanların özellikle de Şiilerin en önemli ziyaret merkezlerinden sayılmakta ve her yıl kendisini ziyaret etmeyi arzu eden milyonları çekmektedir. Halı başta olmak üzere İran el sanatları, dünya çapında az rastlanır bir üne sahip olan geleneksel İran sanatlarıdır. İran kilimlerinin yanısıra Hatemkari, muarrak, münebbet, suzenduzi, melileduzi ve diğerleri de bu el sanatlarının en meşhurlarıdır. İran’ı ziyaret eden turistler genellikle el sanatlarına ek olarak İran’ın dünya pazarlarında özel bir yere sahip olan fıstığı, safranı, havyarı, karidesi ve hurmasına yoğun ilgi göstermektedirler. Kültür ve Sanat İran kültürü çok çeşitli ve çok boyutlu olma özelliğine sahiptir. Bu özelliğin bir yönü tarihi gelişmelere diğer yönü ise etnik, din ve dil kökenli unsurlara dayanmaktadır. İslam öncesi Kültür, İslam sonrası Kültür ve Modern Dünya Kültürü, İran kültür ve tarihi açısından; din, dil ve ırk fenomenleri ise sosyal açıdan İran kültürünün çeşitliliğini ve çok boyutluluğunu gösterir. Bununla beraber gelenek ve görenekler halk edebiyatı, bayramlar ve matem merasimleri gibi unsurlar da kültürün çok boyutluluğuna örnek verilebilir. İran kültürü biri Hehamenişiler ve Sasaniler devri diğeri ise İslam devri olmak üzere tarihte iki altın çağ yaşamıştır. Gerek Hehamenişiler ve Sasaniler gerekse İslam dönemi kendi çapında Batı kültüründe, özellikle de Rönesans Avrupa’sında büyük izler bırakmıştır; Rönesans Avrupa’sının Endülüs yoluyla İslam bilim ve kültürüyle tanışması buna en büyük örnektir. İslam medeniyeti ve tarihinin yetiştirdiği Farabi, İbn-i Sina, Suhreverdi, Molla Sadra, Hayyam, Harezmi, Razi, Hace Nasiruddin Tusi ve Ebu Reyhan Biruni gibi büyük şahsiyetlerin hepsi İranlı filozof ve alimlerdir. Büyük İslam uygarlığının dünyaya kazandırdığı İranlı bilginler burada sayamayacağımız kadar çoktur. İran her zaman şairler ve ozanlar yurdu olmuştur. Seslerini sadece bulundukları bölgede duyurmakla kalmayan ve bütün dünyada duyuran Hafız, Mevlana, Sadi, Firdevsi, Nizami ve Hayyam gibi ünlü şahsiyetler bahsettiğimiz bu şair ve ozanlar kervanının en önde gelen simalarıdır. İran halkı özde şiiri seven ve şairlere sempati duyan bir yapıya sahiptir. Söz konusu şairlerin şiirlerinin bugünkü geleneksel İran musikisine konu olması ayrıca yöre halkı arasında özellikle de kırsal bölgelerde sözleri meçhul ozanlara ait halk türküleri okunması, İranlıların şair ruhlu insanlar olduğunun birer göstergesidir. İran musikisi ülkedeki çeşitli yörelere göre farklılık gösterir. Harikulade bir zenginliğe sahip yöresel musikilerin yanısıra, İran klasik musikisi de yurdun hemen her yerinde icra edilmektedir. Bu musikide kullanılan (tar, kemençe, sentur...gibi) bazı enstrümanlar İran’a özgü olmasalar da İran’a özgü (ud, kanun gibi) enstrümanların yer aldığı geleneksel musikimizde “destgah” adı verilen 7 ana üslupta bir arada kullanılarak özgün melodiler oluşturulmaktadır.İran musikisindeki üsluplar birbirine yakın ahenklerin bir araya gelmesinden oluşur. İran musikisi amatör bir dinleyiciyi bile hemen etkileyebilecek bir güç ve estetiğe sahiptir.Geleneksel İran musikisi İslam Devriminin zafere ulaşmasından sonra özellikle genç kuşak arasında süratle yayılıp gelişti. Bunun başlıca nedenlerinden biri orkestra yapısının yenilenmesi ve yeni metodların geliştirilip uygulanmasıydı. Bu nedenle söz konusu yöntemlerin yeni kuşak müzisyenler tarafından geliştirilip uygulanması bu düzlemde özel bir önem taşır. Bugün Devlet Konservatuarları ve Özel Müzik Okullarında müzik eğitimi alanlar modern ve klasik batı müziğinin yanısıra geleneksel İran musikisini de öğrenmekte ve icra etmektedirler.Günümüz İran’ında faaliyet gösteren en az üç Senfoni Orkestrası mevcuttur. Bu senfonilerde sunulan İran ve Batı tarzı müzikler halkın yoğun ilgi ve beğenisini toplamaktadır. İran’ın geleneksel güzel sanatlarından biri de hat sanatıdır. Genelde ortak karakterlere sahip olan Farsça ve Arapça alfabenin yazıldığı ve yazının adeta bir resim gibi işlendiği bu sanatta İran şiirlerinin yanısıra Kur’an ayetleri, hadisler ve büyük İslam şahsiyetlerinin sözleri son derece cazip kompozisyonlar halinde yazıya geçirilir. Hat sanatı da geleneksel İran musikisi gibi İslam Devriminden sonra daha da yaygınlaşmış ve çok rağbet edilen bir sanat haline dönüşmüştür. Minyatür türündeki geleneksel İran resim sanatı da uzun bir geçmişe sahip olup İran tasavvufu ve edebiyatıyla iç içedir. Tevhid ve kulluk anlayışı geleneksel İran resim sanatına özel bir form vermiştir. Bu form az çok heykel sanatında da kendini göstermektedir. Resim ve heykelden daha önemli bir sanat ise geleneksel İran mimarisidir. İran mimarisinin tarihi, İran’ın İslamlaşmasından önceki dönemlere kadar uzanır. Bu dönemlere ait Tahtı Cemşid, Kuruş Kabri (İran’ın güneyinde Şiraz kentine yakın bir yerde kuruludur) Tak-ı Kesr (İran’ın batısında) gibi görkemli yapılar günümüze kadar gelen en eski tarihi eserlerdendir. İzlerini ülkenin bir çok yerinde görmek mümkün olan İslam Dönemi İran Mimarisi, İranlıların sanat ve bilim anlayışlarını, estetik zevklerini yansıtan önemli bir öğedir. Zencan yakınlarındaki Sultaniye Kümbeti, İsfahan’daki Şeyh Lütfullah ve İmam Camileri, Yezd Merkez Camii ve UNESCO tarafından İsfahan şehriyle birlikte İnsanlık Mirası olarak ilan edilen bütün bir Yezd şehri İran İslam mimarisinin başlıca yapıtlarına örnek verilebilir. Belirtmek gerekir ki, İran İslam mimarisini büyüleyici kılan temel özellik, tevhidi sanat anlayışının yörelerle,ekonomik ve sosyal ilişkiler ve şehir planlamasıyla birleşmesinden başka bir şey değildir. Modern sanatlar arasında sinema İran’da özel bir konuma sahiptir. İran sineması bir sanayi gibi çalışmaktadır. Yılda ortalama 60 film üretilmekte ve binlerce kişi bu sektörde istihdam imkanı bulmaktadır. İran sineması yarım asırdan uzun bir geçmişe sahip olmasına karşın kalıcı eserlerin pek çoğu Devrim sonrasındaki yıllarda üretilmiştir. İran İslam Cumhuriyeti, sinema sanatının öneminin bilinciyle denetim, yönlendirme ve destekleme mekanizmalarının kullanılması, yerli sinemanın nitelik ve niceliğinin yükseltilmesi için “Farabi Sinema Kurumu” nun kurulması (1983) , “Sinema Evi”(1995) ve sinema meslek örgütlerinin kurulmasına yardım edilmesi, film yapımcılarına sübvansiyon uygulanması, genç sinemacıların desteklenmesi, her yıl Uluslararası Fecr Film Festivali’nin düzenlenmesi, ülke içi ve dışından sinema teknik araç gereçlerinin temin edilmesi, dünyanın en uzak noktalarındaki film festivallerine dahi İranlı film yapımcılarının katılımının desteklenmesi... gibi girişimlerle, başarılı İranlı film yapımcıları ile omuz omuza, “Yedinci sanatı” İran’da yüceltmeye çabalamıştır. İranlı yönetmenlerin ve eserlerinin pek çoğu dünya sinema çevrelerinde tanınmaktadır. İran filmlerinden bazıları son on, yirmi yılda Cannes ,Nantes, Berlin , Chicago ve Locarno gibi önemli uluslararası festivallerde büyük başarılara imza atmışlardır. Sinemanın sanat ve teknik kollarında faaliyet gösteren pek çok kadın sinemacıya ilaveten çok sayıda kadın yönetmen de bu alanda başarıyla varlıklarını sürdürmekteler. İran halkının sinemaya olan ilgisine 182.859 seyirci kapasiteli 295 salonda cevap verilmektedir. Sinemanın yanısıra radyo ve televizyon da iki kitle iletişim aracı olarak halkın kültürel ihtiyaçlarına cevap vermede önemli rol oynamaktadır. 3 uluslararası, 5 ulusal ve pek çok eyalette birer yerel televizyon kanalı yayın yapmaktadır. Televizyonun 1. Kanalı yurdun %94’üne 2. Kanalı ise %89’una ulaşabilmektedir. İran’da radyo ve televizyon Rehberlik makamına bağlı olup Yürütme, Yasama ve Yargı güçleri temsilcilerinin denetimi altındadır. Yazılı basın ise haber ulaştırma anlamında radyo ve televizyonun tamamlayıcısı durumundadır. 1998 yılında basım yayın izni almış süreli yayın organı sayısı1064idi. Bugün 44’ü ulusal ,17’si yerel 61 gazetenin yanısıra 4 İngilizce, 2 Arapça, 1 Ermenice ve bir de görme özürlülere yönelik gazete yayınlanmaktadır. Ülkede yayın organı sayısının artması Devrim sonrasında oluşan siyasal atmosferin neticelerindendir. Devrim öncesinde ülke çapında yayın yapan gazete sayısı ise sadece 5’ti. 1996 yılında basınıntoplam tirajı 575 milyon nüshaya ulaşmıştır.Yine 1996 yılında 11 bin başlık altında kitap basılmış ve 71 milyon civarında tiraja ulaşılmıştır. Ülke genelindeki 1304 kütüphaneden faydalananların sayısı yılda yaklaşık 31 milyon kişi olarak saptanmıştır. İran İslam Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Kültür Müsteşarlığı Şubat 2002 |