Çarsamba 8 Eylül 2010 - 14:48

الأربعاء ٣٠ رمضان ١٤٣١

چهارشنبه ۱۷ شهريور ۱۳۸۹ - ۱۶:۱۸

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
       
                                           
yetullah Hamenei'nin, İmam Humeyni'nin Rıhletinin 19. Yıldönümünde Yaptığı Konuşma
                                   
03/06/2008

Bismillahirrahmanirrahim,

     
     

Alemlerin  Rabbine hamdolsun,  salat ve selam  efendimiz, nebimiz Ebil Kasım  Muhammed Mustafa ve onun  seçkin izleyicileri, masum imamlar ve  özellikle de Hz. Mehdi üzerine olsun...
         
        19 yıldır, İran halkı böyle bir günde  zaman  ve mekanı büyük İmam Humeyni’ye olan aşkının billurlaşmasına vesile  kılmaktadır.Halkımızın büyük çoğunluğunu, İmam’ın verimli ömrünü  göremeyip kavrayamayan gençler oluşturuyor. Bu gençler ya o büyük  insanın vefatından sonra dünyaya geldiler, ya da İmam’ın inkılap  sonrasındaki  on yıllık ömrü sırasında çocuk durumundaydılar. Ancak işbu  mümin ve nurlu gençler, ülkenin her bir yanında İmam’a ve hatırasına öylesine büyük bir  aşk  beslemekteler ki, adeta İmam’ın yanıbaşında onunla söyleşilerde  bulunmuşlar gibi... O büyük insanın hayatını ve sohbetlerini  izlemeksizin, ona pak ve halis bir imanla bağlanmak... Bu durum  yalnızca bizim halkımıza ait de değildir. Dünyanın bir çok yerinde ve  müslüman ülkelerde, İmam hakkında bu tür duygulara rastlamaktayız. Bu,  iki temel unsura dayanmaktadır: Bunun ilki, İmam’ın azameti ile çağdaş  dönemde  sahip olduğu istisnai kişiliğin boyutları ve  ikincisi de bu inkılabın azametidir. İmam’ın, imanıyla, tedbiriyle,  yılmaz azmi ve iradesiyle böyle bir zamanda gerçekleştirmiş olduğu  eylemin azameti, İslam İnkılabı’nın zaferi ve İslam Cumhuriyeti  nizamının kurulmasına dayanır. İnkılab’ın büyüklüğü de İmam’ın  büyüklüğüne dayanır. Bu inkılap, ilahi bir mucize idi.
       
        İslam düşmanlarının, İslam Ümmeti’nin düşmanlarının yaklaşık yüz yıldır İslam ve ulema aleyhindeki propagandalarına,  uşak bir rejimin elli yıl boyunca  İran  halkının çıkarlarını ecnebi düşmanlara kurban etmesi ve ülkeyi tamamen  yabancılara bağımlı bir duruma düşürmesine rağmen,İmam İslam bayrağına  sarılarak sultacılık aleyhinde kıyam etmiş ve büyük bir iş  becermiştir.İslam İnkılabı, diğer bütün inkılaplarla farklılıklar  içermektedir.  Ne yalnızca manevi ve kültürel bir  inkılaptır, ne yalnızca ekonomik bir inkılaptır ve ne de tamamen  siyasal bir inkılaptır. Çok yönlü, çok boyutlu ve kapsamlı bir  inkılaptır. Tıpkı İslam gibi... Nasıl ki İslam manevi, ahlaki ve ilahi  boyutlar taşımasına rağmen halkın hayatını da gözetmektedir, ekonomik,  sosyal ve siyasal boyutlar da içermektedir; İslam İnkılabı da çeşitli  boyutlara sahip olup beşeriyetin ihtiyaçlarına cevap vermektedir ve bu  durum, İran İslam İnkılabı’nın kalıcılığı  ile bölge ve dünya çapında her geçen gün daha bir yayılmasının temel sırrıdır.
       
        İmam,  sohbeti ve davranışlarıyla geride kalan bizlerin sürekli hidayeti için  önemli adımlar attı. Yani, İmam’ın eli, İmam’ın işaret parmağı bize  hayatın tüm  dönemeçlerinde kılavuzluk yapmaktadır. Onun  en güçlü ve en güzel manevi miraslarından biri, işbu vasiyetnamesidir.  Çeşitli zaman dilimlerinde halkın, muhtelif yetkililerin ve  gençlerimizin bu vasiyetnameyi yeniden okumaları yerinde olur. Ben  bugün, bu büyük toplantı münasebetiyle, şuurlu ve uyanış içindeki  gönüllerinize hitaben İmam’ın anlamlı vasiyetnamesinin bazı noktalarına  değinmek istiyorum.
       
        İmam’ın  vasiyetnamesinde vurguladığı ilk nokta, bu inkılabın ilahi bir inkılap  olduğu ve halk temeline dayandığıdır. Yani, bu inkılap, halka aittir.  Bu söz şu anlama gelmektedir: Hiç bir kimse ve hiç bir tabaka inkılabı  sahiplenemez, sahiplenmemelidir. Hiç kimsenin kendisini inkılabın ev  sahibi, başkalarını da kiracı gibi görmeleri doğru değildir. Eğer  herhangi bir kimsenin mutlaka bu inkılabın sahibi ve maliki olarak  takdim edilmesi gerekseydi, hiç kuşkusuz en uygun ve en layık şahıs,  inkılabın kendi azmi, iradesi ve kişiliği üzerinde şekillendiği İmam’ın  bizzat kendisi olurdu. Ancak İmam kendisinin herhangi bir iş  yapmadığını ve her şeyin Allah tarafından hayata geçirildiğini  vurguluyor. Bu düşünce biçimi, İmam’ın açıklamalarında ve  vasiyetnamesinde vurgulanmıştır.  Demek ki, bu inkılabın sahibi, halktır. Herkesin omuzlarına ağır bir yük yüklenmiştir ve bu yük,  bu büyük ve ilahi emanetin korunmasıdır.  Halk, kendisini bu inkılabın muhafızı olarak bilmelidir. 
       
        İnkılabın kimliği ve anlamı, sloganları ve ilkelerine bağlıdır, yönelişleri, değerleri ve temellerine bağlıdır. Artık  dünya değişti bahanesiyle inkılabın temel ilkelerini değiştirmek  isteyen, inkılabın dini boyutunu, sosyal adalet boyutunu, ecnebilerin  sultası ve despotlukla mücadele  boyutunu inkılaptan  koparmak isteyenler geçmişte var olduğu gibi, günümüzde de vardır ve  gelecekte de böylelerine rastlanacaktır. Bu tür insanların, çeşitli  bahanelerle sahneye çıkmaları ve inkılabın temel ilkeleri ve  hedeflerini değiştirmeye yeltenmeleri mümkündür. Halk dikkatli olmalı  ve şunu bilmelidir ki, bu inkılap, ilkeleri sayesinde dipdiri  kalmıştır. İnkılap sancağının üzerine yazılmış olan temel ilkeler, onun  dini olması, dini temellere, ilkelere ve kurallara bağlı olmasıdır;  sulta karşısında dikilmektir; emperyalizmle mücadeledir; dünya  mazlumlarının, tüm mazlumların apaçık bir şekilde ve tam bir sadakatle  savunulmasıdır.
       
        İnkılabın  seçkin ilkelerinden biri de, bu inkılabın halkın tamamına ait  olmasıdır. Hiç bir tabaka, inkılap karşısında başkalarına oranla tercih  sebebi değildir. Bugünün gençleri de, tıpkı mukaddes savunma savaşı  döneminin gençleri gibi, inkılabın sahibidirler.  İnkılabı gerçekleştiren  ya  da gerçekleştirilmesi sırasında payları bulunanların inkılapla  ilişkilerinin daha fazla olduğunu söyleyemeyiz. Hayır, inkılabın  oluşumu sırasında bulunmayan kimi insanların, mukaddes savunma savaşı  sırasında canlarını ortaya koyarak sahneye çıktıkları görüldü.  Bu insanların inkılapla olan ilişkileri de aynı orandadır. Savaşın   bitmesinden sonraki yirmi yıl içinde  öylesine gençler sahneye çıktılar ki,  şuurları, heyecanları,  ilgi ve alakaları, ilahi hedefleri, bilimsel çabaları, sosyal ve siyasal gayretleriyle  inkılabın coşkusu ve muhafazasını garanti altına aldılar. Onlar da inkılabın evlatlarıdır, onlar da inkılabın sahibidirler.  Onların inkılapla olan ilişkisi de, tıpkı inkılabın başında yer alanların ilişkisi gibidir. Gelecekte de bu böyle olacaktır.  Genç  kuşağın, birbiri ardısıra gelen bu nesillerin inkılapla olan ilişkisi  birdir; bunların tamamının inkılapta payları vardır, inkılap emanetinin  korunması görevinde payları vardır.
       
        Günümüz  gençleri, çağdaş genç kuşaklarımız ve gelecekte kendilerini gösterecek  olan gençler şunu bilmelidirler ki, inkılap imana, azim ve iradeye,  istikrarlı adımlara ihtiyaç duyan bir yoldur. Kimileri bu istikrarlı  adımlara sahipler ve kimileri de yarı yoldan dönmektedirler. Elbette  onlar kendi zararlarına hareket etmekteler. İnkılap yolundan dönenler,  bir yaz gününde oruçlarını gün boyunca koruyup da iftara bir iki saat  kala pes ederek oruçlarını bozanlara benzemektedir. Bunlar, işin  başından beri hiç oruç tutmamış gibi sayılırlar. Günün hangi saatinde  olursa olsun, orucu bozmak insanı aynı sonuca götürür. İnsan eğer  inkılap yolunda istikrarlı adımlar atmazsa, hareketini aksatmaksızın  bütünlük içinde sürdürmezse, inkılapla olan ilişkisi de kesilir. Bu,  inkılaba vefasızlık demektir. İnkılaba vefasızlık eden, inkılaba olan  bağlılıklarını azaltan  ve inkılaba sırt çeviren insanlar  daima var idi. İmam’ın vasiyeti, gençlerimizin, halkımızın, çeşitli  kuşaklarımızın olaylara gerçekçi gözlerle bakmalarıdır.  Asıl olan inkılaptır; şahıslar değil... İnkılapçı olmak,  inkılapla olan ilişki, amel ve bağlılığın korunmasından geçer. Bu, birinci noktadır...
       
        İmam’ın vasiyetnamesinde belirtilen ikinci nokta, bu inkılabın yayılacağı  ve  sömürücülerin  İslam dünyasındaki ellerini keseceği öngörüsüdür. Bu, İmam’ın  tahminidir. Bugün mevcut olan duruma bir göz attığımızda, bu tahminin  doğru çıktığını gözlemlemekteyiz. İmam açısından İslam İnkılabı’nın  yayılması, çeşitli ülkelerde karışıklık çıkartılması, oraya asker  sevkedilmesi ya da terörizmin yaygınlık kazanması anlamında değildir.  Kimi inkılapların tersine, inkılabın milletler arasında yayılması  İslam  Cumhuriyeti’nin model edinilmesi ile mümkündür. Yani, İran halkı İslam  Cumhuriyeti nizamını öyle bir düzeye yükseltmelidir ki, başka halklar  bu modele baktıklarında coşku içerisinde bu yolu seçmelidirler. İslami  öğretilerin yayılması,  İslam dünyasındaki mazlum  kesimlerin açıkça savunulması, emperyalistlerin zulmü altında hakları  çiğnenen mazlum milletlerin desteklenmesi... İşte, meydana gelen olay  budur, İslam nizamının yayılması bu anlama gelmektedir.
       
        Günümüzde dünya halkları, İran halkına bakarak, ondan güç ve enerji almaktadır.  Bugün,  İran halkının anti emperyalist slogan ve ilkeleri tüm İslam dünyasına  yayılmıştır. Bugün hangi İslam ülkesine gitseniz, halkların sizin  geliştirdiğiniz idealler ve ilkelere saygıyla baktıklarını görürsünüz.  Zulme karşı duruş,  sultayla mücadele, mazlumların  savunulması, Filistin halkının desteklenmesi, siyonizmin ahtapot  şebekesiyle düşmanlık... Bu, müslüman halkın gönlünün yansımasıdır, bu  İslam İnkılabı’nın yayılması demektir. Bugün hatta İran halkının  nükleer talepleri İslam ülkelerinde halkın genel istekleri arasında yer  almaktadır. Zira,  İran halkı düşmanları karşısında  dikilmesini bilmiş ve kendi hakkını istemiştir. İran halkının dostları  ve düşmanları, İmam’ın öngördüğü  şekilde İslam  İnkılabı’nın bugün yayılmış olduğunu itiraf etmekteler. Bunlardan biri  Filistin ülküsünün durumudur. Diğer halkların kalbi de bugün tıpkı İran  halkı gibi Filistin için atmaktadır.Günümüzde tüm müslüman halklar tıpkı İran halkı gibi, İsrail’i sun’i ve bir dayatma rejimi  olarak  tanımakta, ancak halkı müslüman olan bu ülkelerin yöneticileri  halklarının sesine kulak vermemektedirler ve bu durum İsrail’i takviye  etmektedir.  İsrail, kendi ayakları üzerinde durabilme gücüne sahip değildir. Bugün iki faktör, bu rejimi ayakta tutabilmektedir.  Amerika’nın  utanç verici ve kayıtsız şartsız destekleri ile bazı arap liderlerinin  Filistin halkını savunmaması, bölgedeki müsbet gelişmeleri  önlemektedir. Maalesef,  İslam ülkelerinde hakim olan bir  çok devlet bugün Filistin karşısındaki görevlerini yerine getirmemekte  ve halklarının çağrısını dinlememektedir. Eğer onlar, halklarının  sesine kulak verse ve Filistin halkını savunsaydı, bölgedeki durum  tamamen farklı olurdu. Bu,  halkların genel isteğidir ve  İmam’ın haber verdiği inkılapçı yayılışın ta kendisidir.
       
        İmam’ın  vasiyetinde kendini gösteren üçüncü nokta ise İmam’ın inkılap  sonrasındaki on yıllık ömrü boyunca vurgulanan ve halkımız ve  gençlerimiz için önem taşıyan bir konudur. İslam İnkılabı, halkın  ilerlemesine yardımcı olmaktadır; İslam İnkılabı, halkın yenilik ve  yaratıcılık eylemine katkıda bulunmaktadır. İslam düşmanlarının  yıllardır propaganda ettiklerinin tam tersi bir durum.  İslam  düşmanları, dindarlıkla ilerlemenin birbiriyle çeliştiğini iddia  etmekteydiler. İlerlemek isteyen bir milletin, dinden el çekmesi  gerektiğini söyleyip, Batı’nın kucağına girmesi ve tepeden tırnağa  Batı’nın rengine boyanmasını salık vermekteydiler. Bunu, bir inanç  olarak onlarca yıl boyunca İran halkına empoze ettiler. Oysa İmam,  inkılabın başından beri sonuna dek ve hatta vasiyetnamesinde şunu  vurgulamıştır ki  inkılapçı ruh, ileriye doğru hareket ruhudur; ilerleme ruhudur,  yenilik ve keşif ruhudur ve bu durum İran halkı gerçeğinde kendini göstermiştir. 
        Bugün  İran halkı kendi gücüne inanmaktadır. Bilim alanında kendini  göstermekte ve siyaset meydanında yer almaktadır. İran halkı ciddi  olarak yer aldığı her alanda halkların en ön safında kendini  göstermektedir. Halkımızın bugün bilimsel yenilikler, siyasal kudret ve   uluslararası prestij açısından bulunduğu durum,   inkılap öncesine göre kıyaslanabilecek gibi değildir. Bu halk  uyanmış  ve dirilmiştir. Bu diriliş, inkılap sayesinde oldu. Millet her ne kadar  diri ve dinamik olursa, bu inkılapçı ruh, yenilik, yaratıcılık ve keşif  ruhu da capcanlı kalacaktır. İnkılap da büyük bir yenilik idi. İmam,  İslam İnkılabı ve kurduğu İslam Cumhuriyeti sayesinde  geri  kalmışlık ve Batı hayranlığı arasındaki orta yolu çizmiş oldu.  Milletler ya geri kalmaları gerektiğini ya da Batı’lılaşmaları  gerektiğini sanmaktaydılar.  Ancak İmam şunu gösterdi ki, hayır,  insanın  Batı’ya esir olmayacağı, Batı hayranı olmayacağı doğru bir yol vardır  ve bu vesileyle ilerleme ve yükseliş yolunu katedebilir. Değerli  gençler ! Ülkenizin ilerlemesi ve yükselişi için, bu doğru yola  olabildiğince tutununuz.Allahu tealaya dayanmak ve kendi özünüzdeki  güce inançla yolunuz üzerindeki tüm engelleri kaldırabilirsiniz.
       
        Emperyalistlerin  nükleer enerji ve benzeri konularda İran halkına olan düşmanlıkları ve  uluslararası entrikaların nedenlerinden biri de budur. Şunu  görmektesiniz ki,  İran halkına düşmanlıkta Amerika’lılar öncü durumundalar ve kimi Avrupa’lılar da Amerika’nın dümen suyunda hareket etmekteler.  İran  halkının nükleer enerjiye ulaşmasını önlemek için çaba harcamakta,  tehditler savurmakta ve hakaretlere yeltenmekte olan bu devletler, gidip  bilim  ve endüstride İran halkının çok çok gerisinde kalan ülkelerle nükleer  enerji anlaşmaları imzalamaktalar.Bu ne anlama gelmektedir ? Bu şu  demektir ki,  nükleer enerji eğer,  bir milletin kendilerine daha bağımlı hale gelmesine yol açacaksa, buna izin verilir.  Buna  karşılık, bir milletin kendi inisyatifiyle, kendi elleriyle ve onlara  ihtiyaç duymaksızın tam bağımsızlık i çerisinde elde edeceği nükleer  enerjiye karşı çıkılmalıdır. Aziz gençlerimiz ve büyük milletimiz  bu  modern bilim ve teknolojiye kendi gücüne dayanarak ulaşma imtiyazına  sahiptir. Bağımlılık içerisine girmedi ve bağımlılığa karşı durdular.  İşte emperyalist devletlerin  verdiği nükleer enerji bile  diğer milletler için bir bağımlılık vesilesi iken, bu konu içi kaynayan, yeniliklere imza atan, kendi yaratıcılığıyla  ilerlemesini bilen üretken İran halkı için bağımlılığın kesilmesi anlamına  gelmektedir.  Dünya emperyalistleri, İran halkının düşmanları, işte bu duruma düşmandırlar.
       
        Rahmetli  İmam Humeyni’nin vasiyetnamesinde yer alan önemli noktalardan biri de  düşmanın soğuk savaşı ve psikolojik harekatına dikkat edilmesidir.  Düşman pratikte başarılı olamayınca,  psikolojik  savaşa yeltenmekte ve halkların kalbinde yeis, ümitsizlik ve boşluklar  oluşturmaya çalışmakta ve psikolojik savaş ve tehditlerle,  karşısındaki halkları geri sürmeyi tasarlamaktadır.  Bu,  pratik  alanda bu halklar karşısında direnemediği anlamına gelir. Bu soğuk  savaş, inkılabın ilk günlerinden bu güne kadar uzanan otuz yıldır hep  süregelmiştir. Bazen inkılabın iki ay kadar bile ömrünün olmadığını  savunmakta ve bazen de ona en fazla iki yıllık bir ömür biçmekteydiler.  Bugün,  bu inkılap otuz yıllık ömrü boyunca tüm gücüyle ilerlemiştir ve İran  halkını her geçen gün daha bir umutlu, daha bir enerjik ve daha bir  düzenli hale sokmuştur.
       
        Bugün soğuk savaş ve psikolojik savaşı çeşitli şekillerde sürdürmekteler.  İran halkını ve İran’lı gençleri  sultacı  güçlere dayanmaksızın hiç bir yere varamayacaklarına inandırmaya  çalışıyorlar. Bu, İmam’ın da dikkat çektiği büyük bir tehlikedir.  Onlar, halkımızın büyük ilerlemelerini inkar etmekteler.  İnkılap bu otuz yıl boyunca bir çok  engeli geride bıraktı. İnsan, inkılaplar tarihine bir baktığında  bir millet ve bir inkılap için bunca engel çıkartılmasına pek nadir rastlamaktadır.  İnkılaplar genel olarak bu tür engellere takılıp kalmış ve düşmana teslim olmuşlardır.  Bunca  tehdit, bunca ambargo, bunca düşmanlık, hile ve entrikaya rağmen, İslam  İnkılabı yolunda ilerlemesini bilmiş ve önündeki kaleleri fethederek,  daha yüksek kalelerin fethine göz dikmiştir. Halkın bu yoldaki hedef ve  arzularını söndürmek peşindeler. Ben, aziz gençlerimize, üniversiteli,  medreseli,  endüstri ve tarımda ya da bilim ve sanat  dallarında aktif gençlerimize şunu belirtmek istiyorum: sizler yolun  yarısındasınız ve geride bıraktığınız yol çok sayıda büyük problemlerle  doluydu, ancak, başarılı oldunuz. Düşmanın engellemek istediği, yolun  geride kalan diğer yarısını da katetmeli ve yılmaz azminizle zirveye  ulaşmalısınız. Sizler daha önce de ispatladığınız gibi yine bu işi  başarabilirsiniz.
       
        İran  halkı bugün emperyalistler karşısında onur ve cesaretle dikilmesini  bilmiş ve onlar herhangi bir şey yapamamışlardır. Yaptıkları şey,  ülkenin doğu ve batısından ülkeyi ablukaya alma çabalarıydı ki Allah’a  şükürler olsun, İran halkının dikkat, iman ve dayanışması sayesinde  emperyalistlerin,  İran halkının düşmanlarının doğu ve  batı sınırlarımızdaki entrikaları da akamete uğramış ve İslam  Cumhuriyeti’nin daha bir güçlenmesine yol açmıştır. Bugün, bu gerçeği  kendileri de itiraf etmektedirler.
       
        İmam’ın  vasiyetnamesindeki bir başka nokta da, gençlere yönelik entrikalarla  ilgili bir uyarı niteliğindedir. Ülke gençliği eğer bir motor  gibi  hareket ederek ülke ve milleti öne doğru götürmek isterse canlı,  sapasağlam, sağlıklı, çalışkan ve ilerleme ehli olmak zorundadır.  İran’lı gençler arasındaki bu ruh halini mahvetmek isteyenler, çeşitli  entrikalarla,  fesad, fuhuş ve uyuşturucu madde şebekeleri vasıtasıyla faaliyet göstermektedirler. İran’lı gençler uyanık olmak zorundadır.  Bugün  eğer İslam Cumhuriyeti nizamının yöneticileri uyuşturucu maddeler  aleyhinde çetin bir mücadele veriyorlarsa, bu, İran halkının ilerlemesi  yolundaki büyük bir cihad, çok derin bir eylem olduğundandır. Düşman,  İran’lı gençlerin, atelyede, laboratuarda, üniversitede, bilimsel  çevrelerde, tarım ve endüstri merkezlerinde coşkuyla çalışmasını  istememektedir.  Cinsel şehvetlerinin ya da uyuşturucu  maddelerin esiri olan bir genç, ne çalışmak isteyecek ve ne de  düşünecektir; ne gerekli azim ve iradeye sahip olacak ve ne de çalışma  gücünü taşıyacaktır. Bugün İran’lı gençleri şehvete, uyuşturucu  maddelere, çeşitli cinsel eğlencelere sürüklemek için sürdürülen  organize entrikalar, büyük bir tehlike arzetmektedir. Bu entrikayla  mücadele ilk derecede bizzat halk bireylerine ve özellikle de gençlere  düşmektedir. Gençler, dikkatli ve uyanık olmak durumundadır. Düşman,  İran’lı gençlerin takva ve dindar oluşunun, onların çeşitli alanlarda  ilerlemesine yardımcı olduğunu farkettiği için, onu zayıflatmak  peşindedir. İmam, hem gençleri, hem  üniversitelileri, hem  dini ilimler medreselerini uyarmakta, dikkatli ve uyanık olmaya  çağırmaktadır. Gençlerin iğfali ve gevşekliğe sevkedilmesi, milletin  geri kalmışlığa itilmesi anlamındadır. Tüm halk  sorumluluk duygusu hissetmeli ve yetkililer de büyük bir cihad sayılan bu yolda ciddi olarak mücadele vermelidirler.
       
        İmam’ın  vasiyetnamesindeki temel noktalardan biri ise dünyadaki zorba güçlere  karşı koymaktır. Zorba güçler tarih boyunca da var idiler, ancak bilim,  sanayi ve modern iletişim imkanlarının gelişmesiyle birlikte sultacılık  da onlar için daha kolay hale geldi. Bu yüzden Amerika’lıların dünyanın  her yeri karşısında tamahkar davrandığını ve ‘bizim çıkarlarımız  falanca yerde tehlikeye düşmüştür’ bahanesiyle her yere girmeye  çalıştıklarını görmektesiniz. Sanki onların çıkarları, tüm dünyanın  çıkarlarından daha üstünmüş gibi, milletlerin çıkarlarına tercih  edilmektedir. Peki, bu zorbalıklar, kabadayılıklar, söz dinlememeler ve  hak tanımamalar karşısında nasıl bir tavır konulmalıdır ? İki tavır söz  konusu olabilir: teslimiyet ya da direniş... Zorbalara teslim olmak,  onları daha büyük zorbalıklara teşvik edecektir. Halkların teslimiyeti,  dünyadaki siyasi çevrelerin teslimiyeti, çeşitli toplumlardaki  aydınların emperyalist zorbalar karşısındaki teslimiyeti, onları daha  bir ilerlemeye, daha  zorbaca davranmaya özendirecektir.  Milletler için yalnızca tek bir yol vardır ve o da direniştir. Eğer bir  millet zorba güçlerin şerrini ve günümüzde de Amerika’nın şerrini  önlemek isterse, Amerika’nın zorbalıkları karşısında cesaret ve  kudretle dikilmek zorundadır.
       
        Bugün Amerika’lı yetkililerin, başkan ve avanesinin davranışlarına bir bakınız, onların nasıl konuştuklarına dikkat ediniz .  Konuşmaları,  deli saçmalarını andırıyor. Bazen tehdit ediyorlar, bazen suikast emri  veriyorlar, bazen iftira atıyorlar, bazen kendi yılgınlıkları yüzünden  yardım talebinde bulunuyorlar ve bazen de bir milletin istikrar ve  güvenliğine saldırıda bulunuyorlar. Deliler gibi, bir o yana bir bu  yana yalpalayıp duruyorlar.  Onların davranışları,  mantıklı, akıllı ve tedbirli bir politika adamının davranışlarını  andırmıyor. Elbette bu sürecin önemli bir bölümü, Amerika’nın çeşitli  bölgelerindeki başarısızlıklarının yansımasıdır. Afganistan’da akamete  uğradılar, Irak’da çıkmaza saplandılar. Hani bunlar Afganistan ve  Irak’a demokrasi, özgürlük ve insan hakları vaadleriyle girmişlerdi.  Bugün aradan geçen bir kaç yıldan sonra bu iki ülke öyle bir duruma  düştü ki,  hiç bir ülke böyle bir durumu arzu  etmemektedir. Emniyetsizlik, geri kalmışlık, yoksulluk, emperyalist  güçlerin giderek artan nüfuzu,  bu ülkelerin milli  çıkarlarına ecnebilerin kanca atması ve bu milletlerin haklarının  görmezden gelinmesi... Elbette sonuçta da daha önce ilan ettikleri ya  da kalplerinden geçip de ilan edemedikleri hedeflerine ulaşma konusunda  tam bir fiyasko yaşanması... Bu başarısızlık, Amerika’lı  politikacıların  davranışlarına yansımıştır; ihtilaflarına, dedikodularına ve  kararlarına... İşte, dünyadaki zorba güçlerin hali... Peki, bu  despotluklar karşısında ne yapmalı ? İmam’ın tavsiyesi, direniştir.  Bugün ülkemizdeki geniş bir siyasi yelpaze, İmam’ın çizgisine  bağlılıktan dem vurmaktadır ki bu kutlu bir durumdur. Geçmişteki kimi  dönemlerde durum böyle değildi. Kimi siyasi gruplar, İmam’ın  çizgisinden yüz çevirdiklerini açıkça ifade etmekteydiler ! Ancak bugün  ülkedeki siyasal kümeler, İmam’ın düşünceleri ve çizgisine olan  eğilimlerini dile getirmekteler.  Pekala,  İmam’ın  vasiyetnamesi ve tüm açıklamalarında da görülen önemli noktalardan  biri, emperyalistler karşısında kesin bir şekilde dikilmektir.
       
        Bu tavrı,  tüm İran halkı ile İmam’ın  düşüncelerine bağlı olan seçkinler ve toplumun  çeşitli  kümeleri tüm güçleriyle korumalıdır. İmam’ın kendisi de böyleydi. İmam  hiç bir zaman dünyanın zorba güçleri karşısında herhangi bir  mülahazayla,  dünya mazlumlarını savunmaktan el çekmedi. İmam, daima Filistin meselesinden, temel bir problem olarak söz etti. İmam,  vasiyetnamesi ve açıklamalarında mazlum milletlerin müslümanlardan yardım  çağrısına ehemmiyet verdiğini gösterdi.  İmam’ın  tarzı, mazlumların haklarının açıkça savunulması, Filistin halkının ya  da diğer mazlum halkların haklarının net olarak savunulmasıdır. İmam’ın  çizgisi budur.  İmam’ın üslubu, tavsiyesi ve vasiyeti  budur. İran halkı ve yöneticileri bu yöntemi benimsediler. Otuz yıl  boyunca İran halkı hangi alanda Amerikan emperyalizmiyle karşılaşmışsa  zafer kazanmış ve düşman yenilgiye uğramıştır.
       
        Elbette  düşman boş durmayacaktır. Düşman, psikolojik ve siyasal çabalarını  sürdürmektedir. Düşman, iftira atmaktadır. Bugün dünyada Amerika’lılar  ve siyonistlerin İran halkı ve İslam Cumhuriyeti aleyhindeki iftiraları  artık tutmamakta ve müşteri bulmamaktadır. İnsan haklarının çiğnendiği  iftirası, o da insan haklarını feci şekilde çiğneyen ve  mazlumların terörü ve milletlere tecavüzde en kötü notu alanlar tarafından gündeme getirilmektedir.  Bunlar, İran halkı ve İran İslam Cumhuriyeti’ni mi insan haklarını çiğnemekle suçluyorlar ?! Bunun hiç bir önemi yok...  Nükleer  enerji konusunda İran halkı defalarca şunu vurgulamıştır ki ‘biz,  nükleer silah peşinde değiliz !’ Bunu herkes bilmekte, mantık da bunu  doğrulamaktadır. Ancak, bugün Amerika’lılar İran’ın nükleer  faaliyetleri hakkında konuşup tavır takınmak istediklerinde İran  halkının hakkını açıkça inkar edemeyecekleri için dünya kamuoyunu  yanıltmak amacıyla bu tür ithamlarda bulunmaktadırlar. Yalan  söylediklerini kendileri de bilmektedir.
       
        Bugün  hiç bir akıllı millet, hiç bir akıllı yönetici nükleer silah peşinde  koşmaz. İran halkı hem temel İslami düşünceleri ve hem de akıl ve  tedbir gereğince nükleer silahlara karşıdır. Nükleer silahların, üretim  ve koruma harcamalarından başka bir yararı yoktur. Nükleer silahlar bir  milletin kudretini arttırmaz, zira ondan yararlanılamaz, icra edilemez.  Bugün nükleer bombalara sahip olan kimseler şunu pekala bilmektedirler  ki, yanlışlıkla bu silahı kullanmaları durumunda kendileri de  bu  ateş çemberinden kurtulamayacaklardır. Tıpkı kendilerinin bir zamanlar  teröristleri palazlandırdıkları ve sonra da kendilerinin de zarara  uğradıkları gibi... Çok geçmeden dünya teröristlerinin nükleer silahlar  edinmeleri ve dünya emperyalistlerini olduğu gibi tüm milletlerinin  güvenliğini de tehdit etmeleri mümkündür. Düşman, nükleer silahların  kullanılamayacağını çok iyi bilmektedir. Buna rağmen, İran halkını  itham etmekteler. Hayır ! İran halkı nükleer silah peşinde değildir.  Ancak,  nükleer enerjiden barışçı amaçlarla yararlanılmasından yanadırlar ve  her ne pahasına olursa olsun bu hedeflerine ulaşacaklardır.
       
        İmam’ın  hatırası, İran milletinin uyanışı ve onurunu anımsatmaktadır. İran  halkının, tüm İslam Ümmeti ve mustazaf halklar için model oluşunu  hatırlatmaktadır. İmam’ın hatırası bizlere güç ve ümit vermektedir. Bu  hatırayı canlı tutmalı ve İmam’ın yolu, çizgisi, kılavuzluğu ve bu  yolun doğru katedilmesi için koyduğu yol işaretlerinin kadrini  bilmeliyiz. Herkesten daha çok da gençler ve ülke yöneticilerinin,  İmam’ın tavsiyeleri ve vasiyetnamesine bir yönetmelik gibi bakmaları  yerinde olur.
       
        Bugün  her üç erkin sorumluları, ülkenin askeri, siyasi ve içtimai alanlardaki  çeşitli yöneticileri İmam’ın vasiyetnamesi ve öğütlerine uygun hareket  etmeyi gündemlerinin başına koymalıdırlar. İran halkının prestij ve  onuru, İran halkının kalıcı bir güvenliğe sahip olması, İran halkının  maddi kalkınması ile manevi ve ahlaki yükselişi, bu tavsiyelerin yerine  getirilmesine bağlıdır.
       
        Ya  Rab ! Şehidlerin pak ruhu, büyük imamların pak ruhu için, İran halkını  bu yolu katetmekte her geçen gün başarılı ve daha da onurlu kıl. Ya Rab  ! Bu büyük topluluk, İran milletinin kalpleri, gönlümüz ve dilimizden,  büyük imamın pak ruhu için manevi hediyeler götür; rahmet, mağfiret ve  fazlını imamın mübarek ruhundan esirgeme. Ya Rab !  Bu yolun öncüleri olan şehidlerimizi  evliyanla  birlikte haşret. Ya Rab ! Bu hak ve hakikat yolunda hizmet eden,  fedakarlıkta bulunan, gayret sarfeden herkesi lütuf, rahmet ve  hidayetinle donat. Ya Rab !  Hz. Mehdi’nin mukaddes  kalbinin bizden razı ve hoşnut kalmasını ve bizim kelimenin tam  manasıyla onun askerleri arasında yer almamızı sağla...
       
        Allah’ın selam ve rahmeti üzerinize olsun...

   

Total Visit: 79
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.