|   Övgü Şiiri ve Kaside           Övgü şiiri yada saray şiiri, Moğol saldırısıyla ortadan kalkmadı. Aksine sadece zayıfladı ve uzun bir dönem bu zayıflıkta kaldı. Bunun sonucu olarak da tabii olarak önceki dönemlerde şiirin bir tür ilk ve baş kısmı olan kasidenin revaç bulmasıyla zayıfladı. Bu dö¬nemde ortaya çıkan büyük kasideciler kendinden öncekilerin üslubuna bağlıydılar. Sahip oldukları becerileri Senâî, Enverî, Hâkânî, Mucir vb. ünlülerin kasidelerine karşılık vermek şeklindeydi. Bu açıdan da VIII/XIV. yüzyıl kaside şairlerinin üslubu, VI/XII. yüzyıl sonları ile VII/XIII. yüzyıl başlarının büyük kasidecilerinin üslubuna yakındı. Bu ta¬kip, öncekilerin mazmunlarını tekrar, hatta öncekilerin kullanmış olduk¬ları lafzî kalıplardan doğrudan yararlanmaya yol açtı.           Sanatlı kasideler, kasemnâmeler ve iltizamlar söylemek, zor redifleri seçmek ve sözün zahirinde kıvranmak bu dönemde sürekli kullanılan ve genel bir üsluptur. Ancak Sa’dî gibi güçlü şairler başkalarını takip etmek yerine tam olarak yeni kasideleri icat etmeyi başardılar. Bu dönem Fars şiiri kasidelerinde Arapça sözlerin ve geniş terkiplerin kullanılması yay¬gındı. Şairler, yeni ifadeler ve derin mazmunlar üretmeye ve çeşitli sa¬natlar kullanmaya gün geçtikçe artış gösteren bir eğilim duydular. Her ne kadar Mecd-i Hemger ve Sa’dî gibi şairler, kasidelerinde kolay ve akıcı sözler kullanmışlarsa da Rukn-i Da’vadâr, Sa‘îd-i Hirevî, Sirâc-i Kumrî, Bedr-i Çâçî, Hâcû ve Selmân gibi kimseler de anlaşılması zor redifleri ge¬rekli görmede, eskide kalmış dakik istiare ve teşbihleri kullanmada ısrar ettiler. |