|  İrfanî Manzumeler           Eğitici ve sosyal konularla karışmış irfanî manzumelerin söylenmesi bu dönemde eskisinden daha fazla bir revaç bulmuştur. Bunun nedenlerinden birisi, tasavvuf ve irfanın VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllarda yaygınlığının en üst noktasına ulaşmış olmasıydı. Bir diğer neden de zamanın durumunun kötü oluşu ve fesadın yaygınlaş¬masının düşünürleri vaaz, nasihat ve halkın hidayetini dile getirmeye mecbur etmesiydi. Buna ilave olarak Senâî ve Attâr’ın yaptığını takip et¬mek, tabii olarak yeni manzumeleri onların üslubuna göre ortaya çıkar¬maya sürükledi. Ayrıntılı ve kapsamlı irfanî bir manzume söylemeye yö¬nelen en büyük şair, Molla-yi Rûm diye meşhur Celâluddîn Muhammed Mevlevî-yi Belhî (ö.672/1273) olup dünyanın büyük düşünürlerinden, ta¬savvufu diri tutan, araştırma ve mücahede ehli kimselerden biridir. Onun altı defterden oluşan Mesnevî’si ve gazel ve rubailerinden oluşan Dîvân’ı Farsça irfanî şiirin en üstün örneklerindendir. Kendinden sonraki yüzyıl-larda birçok irfanî eserin ortaya çıkmasının temel kaynağı olmuştur.         Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled diye bilinen Bahâuddîn (ö.712/1312), Mesnevî-yi Veled-nâme ve Rubab-nâme’nin sahibidir. Aynı şekilde Irâkî’nin Uşşâk-nâme’si, Emir Huseynî-yi Hirevî’nin Zadu’l-musâfirîn ve Kenzu’r-rumûz’u, Şeyh Mahmûd Şebisterî’nin Gulşen-i Râz’ı, Evhadî-yi Marâgaî’nin Câm-i Cem’i, Emir Husrev-i Dihlevî’nin Matla‘u’l-Envâr’ı, Hâcû’nun Ravzatu’l-Envâr’ı ve ‘İmâd-i Fakih’in Munisu’l-ebrâr, Muhab¬bet-nâme, Sohbet-nâme, Ravzatu’l-muhibbîn ve Misbâhu’l-hidâye-i Manzum mesnevileri bu dönemin irfanî manzumelerinden sayılırlar. Bu manzumelerde genellikle irfanî konuların açıklamasının yanında vaazlar, hikmetler, ahlakî ve sosyal konular da görülür. Bu geleneği herkesten daha çok ve daha iyi VI/XII. yüzyılın başlarında Senâî-yi Gaznevî Hadîkatu’l-hakîka adlı manzumesinde başlatmıştır. VI/XII. yüzyılın sonlarında ve VII/XIII. yüzyılın başlarında bir grup şair onu takip etmeye cesaret gösterdiler. Aynı zamanda toplumun değişik sınıflarını ıslah ve irşad amacıyla eğitim ve ahlakî öğütlere özgü manzumelerin düzenlen¬mesi de Sa’dî ile başladı. O, sahip olduğu geniş bilgi ve yapısıyla açık bir şekilde bu yolda en güzel şiirleri söylemek için yararlanan İran’ın en bü¬yük ahlakî ve eğitici şairidir. Sa’dî, Sa’dî-nâme veya Bûstân’da ve divanı¬nın ağzını vaaz ve öğüt için açtığı her yerinde latif, gönül okşayıcı, aynı zamanda da sağlam ve dirayetlidir. Bundan dolayı Sa’dî’nin ahlakî ve sos¬yal konulardaki düşünce ve sözünün ilk altı yüzyılda İslamî ve İranî kültür öğretileri yoluyla oluşmuş olan ve sonraki yüzyıllarda genel bir değişikliğe uğramaksızın kalan öğretilerin temeli üzerinde kurulmuş olması nede¬niyle bu üstün nitelikli şairin öğütleri kendisinden sonraki dönemlerde çeşitli halk kesimlerinin yaşam örneği haline gelmiş, sözlerinin birçoğu özellikle Bûstân ve Gulistân’daki sözleri tıpkı birer atasözü gibi İranlılar arasında yaygınlık kazanmıştır.          VI/XII. yüzyıldan itibaren Fars edebiyatında büyük bir yaygınlık ka¬zanmış olan eleştirel şiir, VII/XIII. ve VIII/XIV. yüzyıllarda zamanın du¬rumunun kötü olması nedeniyle yaygınlaşmak için uygun bir ortam buldu. Bu sert eleştiriler Sa’dî, Evhadî, Seyf-i Fergânî, Hâcû, İbn Ye¬mîn’in eserlerinde ve Hâfız’ın bir kısım gazellerinde çokça görülür. Fakat bütün bu şairlerden öne çıkan kişi güzel zevk sahibi, zeki şair ve yazar Nizâmuddîn ‘Ubeyd-i Zâkânî-yi Kazvînî (ö. 771/1369) olup eserleri nazım ve nesir olarak çok sert eleştirel düşünceleri içerir. Kimi zaman çirkin he¬zel şeklini almış, fesat ve çirkinliğin revaç bulduğu dönem olan zamanının istenmeyen ahlakî ve sosyal durumunu herkesten daha iyi tanımış ve şe¬killendirmiştir. |