| Ümmetin İki Guruba Ayrılışı  İslâm dünyasında vuku bulan o açık ve sarih konuşmalar, İslâm ümmetini iki gruba ayırdı; dünya kaldıkça insanlar arasında bu ikilik de devam edecektir:  1- İmam Ali'nin (a.s) tanımı uyarınca, küçük ve güçsüz sivrisinekler gibi her sesin etrafında toplanan ve her esintinin peşine takılanlar.  2- Faal, etkin, hedef ve ilke sahibi insanlar. Ki bir toplumun yaptıklarını ve tarihini değerlendirip analiz ederken, bu etkin, yönlendirici ve hedef sahibi kişiler esas alınır.  O dönemde gerçekleşen aleni ve açık konuşmalardan etkilenen bu insanlar da ikiye ayrılmışlardır:  a) Ehlibeyti (a.s) seven, erdem ve üstünlüklerini kabul edenler.  b) İlk iki halifenin (Ebu Bekir ve Ömer) makamlarının hafife alınmasına karşı olanlar, İmam Ali'nin (a.s) sözleriyle alay edenler, ona karşı kin ve düşmanlıkları günden güne artıranlar. İmam Ali'ye (a.s) kin besleyenlerin çoğu, Osman'a karşı ayaklanan ve öldürünceye kadar da ondan vazgeçmeyenlerdi.  Bunlar, "Hüküm ancak Allah'ındır." sloganıyla ortaya çıkan, kalpleri ilk iki halifenin sevgisiyle dolup taşan ve de Aişe, Talha, Zübeyr, Osman ve Ali'ye karşı kin besleyen Haricîlerdi. Onlar sonunda İmam Ali'ye (a.s) karşı ayaklandıklarından dolayı Nehre-van'da onlarla savaştı. Ancak onların kökünü kazıyamadı ve sonuçta aynı kişiler, ibadet mihrabında imamı katlettiler.  İmam'ın (a.s) şehadetinden sonra saltanat tahtına kurulan Mu-aviye, yirmi yıllık egemenliği süresince var gücüyle ümmeti nefsî istekleri doğrultusunda yönlendirmişti. Ümmet de, onun isteklerine boyun eğmiş ve itaat etmişti.  Ayrıca Muaviye, genel olarak öteden beri kendi soyunun düşmanlık güttüğü Haşimoğulları'nın, özel olarak da Resulullah'ın (s.a.a) ve amcası oğlu Ali'nin (a.s) isimlerinin her yerde anılmasından rahatsız oluyordu. Bundan rahatsızlık duymasının nedeni ise şuydu:  Allah Resulü (s.a.a) ve Ali'nin (a.s) isimlerinin Müslüman-ların dilinde dolaşıp durması, bir yandan Utbe, Şeybe, Ebu Süfyan ve Hekem b. Ebi'l-As gibi Ümmeyyeoğulları mensuplarını unuttururken , öte yandan da Muaviye'nin, hilâfeti kendi tekelinde tutma ve kendinden sonra da ailesine miras bırakma yönündeki planıyla çelişmekteydi. Böylece onların isimlerinin yaygın olarak anılması, Müslümanların bakışlarının, Resulullah'ın (s.a.a) iki torunu Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s) üzerinde yoğunlaşmasıyla sonuçlanacaktı.  İşte bunlardan dolayı Muaviye, bütün gücünü seferber ederek bu ailenin ve özellikle de Resulullah'ın (s.a.a) ve amcası oğlu Ali'nin (a.s) nurlarını söndürmeye odaklanmıştı. Muaviye, amacına ulaşmak için şu yolu seçmişti:  1- Gücünün yettiği yere kadar ilk iki halife Ebu Bekir ve Ömer'in isimlerini yücelterek amcası oğlu olan üçüncü halife Osman'ın ismini de onlara ekledi.  2- Gizli ve dolaylı olarak Müslümanlar nezdinde Resulullah'ın (s.a.a) ve aleni olarak da Resulullah'ın (s.a.a) amcası oğlu Ali'nin (a.s) şahsiyetini karalamaya girişti.  Bunları gerçekleştirebilmek için de ashab ve tabiinden bir grubu satın alarak bir yandan, ilk üç halifenin makamını yüceltme, öte yandan da Resulullah'ın (s.a.a) ve amcası oğlu Ali'nin (a.s) şahsiyet ve saygınlığına gölge düşürme yönünde hadis uydurmaları için görevlendirdi. Muaviye, bu bağlamda yapabileceği hiçbir şeyi esirgemedi. Kendisine karşı gelen Ehlibeyt dostlarını susturup en feci şekilde öldürttü; hurma ağaçlarına asıp kulak ve burunlarını kesti ve diri diri toprağa gömdü!  Muaviye, amacına hizmet etmesi yönünde ümmet arasında Re-sulullah'tan (s.a.a) rivayet edilen uyduruk hadislerin yayılması sonucu eşsiz bir başarı yakalamıştı. Bahsi edilen bu uyduruk hadislerden biri, Resulullah'ın (s.a.a) Rabbine yakarışını şöyle tasvir etmektedir:  "(Allah'ım!) Ben bir beşerim; insanların öfkelendiği gibi ben de öfkelenirim. O hâlde benim her hangi bir mümin hakkındaki lânet ve kötülememi, kıyamet günü onun hakkında dua, temizlik ve sana yakınlaşma vesilesi kıl!"  Bir başka rivayette şöyle geçmiştir: "...temizlik ve mükâfat vesilesi kıl!"  Resulullah'tan (s.a.a) rivayet edilen bir diğer hadis şöyledir:  "Siz dünya işlerinizde benden daha bilgilisiniz!"  Veya halkın hurma ağaçlarını döllendirmelerini engellemesi sonucu hurmalar bozulunca şöyle demiş: "Size bir şeyi, kendi görüşüm doğrultusunda emrettiğim zaman bilin ki, ben de ancak sizin gibi bir beşerim!"  Veya Mescid-i Nebi'de dans eden Habeşe rakkaslarını rahatça seyredebilmesi için zevcesi Aişe'yi omuzlarına almış ol-ması.  Veya kendi evinde çalgı ve eğlence meclisi düzenlemiş ol-ması.  Muaviye döneminde büyük bir titizlikle uydurulan bu ve onlarca başka hadisler, günümüze kadar Hilâfet Ekolü'nde etkisini sür-düregelmiştir. Bir grup Müslüman'ın, Resulullah'ın (s.a.a) mucize getirme ve ümmete şefaat etme gücüne sahip olmadığına inanmalarına, mezarına saygı duymamalarına ve ölümünden sonra onun, diğer ölülerden bir üstünlüğü olmadığını ileri sürmelerinin nedeni de bu tür hadislerdi!  İmam Ali'ye (a.s) gelince; Muaviye, İslâm toplumunda o hazretin şahsiyetini lekeleme konusunda öyle bir başarı sağladı ki, doğudan batıya Müslümanlar, Ümeyyeoğulları'nın yaklaşık bin aylık saltanatları boyunca minberlerde ve özellikle de cuma namazlarının hutbelerinde, cuma namazının farzlarından biriymiş gibi Ali'yi (a.s) kötüledi ve telin ettiler! Böylece de Muaviye, hilâfet konumunu Müslümanların nazarında yükseltmeyi başardı.  İslâm ümmeti de Muaviye sonrasında onun bu yöndeki düşünce tarzını öyle bir düzeyde sürdürdü ki, halife tarafından görevlendirilen valiler, Müslümanların minberlerinde hiç çekinmeden sorabildiler: "Size göre halifeniz mi daha değerlidir, yoksa Peygamberiniz mi?" Yani: Yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak tanımladıkları halifenin Allah katındaki makamı, peygamberlerin sonuncusu olan Resulullah'ın (s.a.a) makamından çok daha yücedir! |