Ehlibeyt Ekolü, Kur'ân'da da belirtildiği gibi Hz. Peygamber-i Ekrem'in (s.a.a) ashabı arasında dürüst ve iyi niyetli müminler olduğuna ve yüce Allah'ın onları övdüğüne inanır. Bu cümleden olmak üzere yüce Allah, Şecere Biati'ne katılanlar için şöyle buyurur: Andolsun, Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken müminlerden razı olmuştur, kalplerinde olanı bilmiş ve böylece üzerlerine güven duygusu ve huzur indirmiştir ve onlara yakın bir fethi sevap olarak vermiştir.[1] Yukarıdaki ayette geçen övgü ve takdir, Şecere (Rıdvan) Biati'ne katılan sahabenin hepsi değil, sadece mümin olanları içindir.[2] Nitekim biat sırasında orada bulunan Abdullah b. Ubeyy ve Evs b. Havlî gibi münafık sahabeyi kapsamına almamaktadır. Ehlibeyt inancı ve Şîa mezhebinde, Kur'ân'daki sarih ayetlere dayanılarak sahabe arasında da münafıklar bulunduğuna inanılır; yüce Allah'ın bu münafıkları kınadığı ve kötülediği ayetlerden birinde şöyle buyrulmaktadır: Çevrenizdeki bedevîlerden münafık olanlar vardır ve Medine halkından da nifakı alışkanlık hâline getirmiş o-lanlar vardır; sen onları bilmezsin, biz onları biliriz; biz onlara iki kere azap edeceğiz; sonra onlar büyük bir azaba döndürülecekler.[3] Yine Nûr Suresi'nde de buyrulduğu gibi, sahabeden bazıları Hz. Resulullah'ın (s.a.a) zevcelerinden birini ahlâkî sapmayla suçlayacak kadar iftiranın boyutlarını[4] artırmış, Allah'ın gazabını üzerine çekerek O'nun Resulü'ne (s.a.a) töhmet ve karalamada bulunmuştur. Yine sahabe arasında yüce Allah'ın, asıl emellerini bilerek haklarında şöyle buyurduğu münafıklar da vardı: ...Oysa onlar, bir ticaret veya eğlence konusu gördüklerinde -fırsatı ganimet sayarak- hemen ona doğru koştular ve seni ayakta bıraktılar...[5] Bu olay, Resulullah (s.a.a) mescitte durmuş cuma hutbelerini okurken vuku bulmuştur. Yine, aynı "sahabe"ler arasında öyle münafıklar vardı ki, Tebük Gazvesi[6] -veya bir diğer rivayete göre de Vedâ Haccı[7]- dönüşünde Hureşi Geçidi'nde Hz. Resulullah'ın (s.a.a) canına kastederek ona suikasta bile yeltendiler. Bütün bunlar bir tarafa, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) en yakın sahabeleri, onunla en sık ve en samimi görüşen hanımları olduğu hâlde onlar için bile ayette uyarı ve tehdit geçmekte ve şöyle buy-rulmaktadır: Ey Peygamber'in kadınları, kim sizden açık bir çirkinlikte ve utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak artırılır; bu, Allah'a pek kolaydır. Ama içinizden kim de, Allah'a ve Resulü'ne gönülden itaat eder ve sâlih bir amelde bulunursa, ona da mükâfatını iki kere veririz ve biz ona üstün bir rızk da hazırlamışızdır. Ey Peygamber'in kadınları, siz diğer kadınlar gibi değilsiniz...[8] Yine bir başka yerde yüce Allah, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) eşlerinden ikisine hitaben şöyle buyurmaktadır: Siz, Peygamber'in iki eşi, Allah'a tevbede bulunmanız iyi olur; çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi. Yok, eğer ona karşı birbirinize destek olmaya kalkışırsanız, artık Allah onun mevlâsıdır, Cibril de ve müminlerin salih olanı da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler... Daha sonra yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah, küfretmekte olanlara Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek olarak verdi. İkisi de, salih olan iki kulumuzun nikâhı altındaydı; ancak onlara -onların dâvalarına- ihanet ettiler. Peygamber eşi olmaları onları Allah'ın a-zabından kurtarmadı; kıyamet günü o iki kadına, 'Diğer cehennemliklerle birlikte girin cehenneme!' denilir. Allah, iman etmekte olanlara da Fir'avun'nun karısını örnek verdi. Hani o demişti ki: 'Rabbim, bana kendi katında, cennette bir ev yap; beni Fir'avun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar!..' İmran'ın kızı Meryem'i de, ki o kendi ırzını korumuştu... Hz. Resulullah (s.a.a) bu sahabeler hakkında kıyamet günüyle ilgili şöyle buyurmuştur: Kıyamet günü ashabımın önde gelenlerinden bazısını ge-tirip amel defteri siyah olanlarla birlikte haşredecekler. Ben "Allah'ım! Onlar benim ashabım!" dediğimde, şu cevabı duyacağım: "Senden sonra bu ashabının neler yaptıklarını bil-miyorsun!" O zaman ben de o salih kulun sözlerini (Mâide, 117'de Hz. İsa'nın (s.a) sözü kastediliyor) tekrarlayacak, "... Ve ben aralarında bulunduğum sürece amellerine şahittim onların, beni aralarından aldıktan sonra de kendin şahit oldun." diyeceğim. Bunun üzerine bana şöyle denilecek: "Sen aralarından ayrılır ayrılmaz bunlar mürtet olup dinden çıktılar ve eski hâllerine döndüler."[10] Bir diğer rivayette de şöyle geçer: Kevser havuzu kenarında ashabımdan bazılarını bana getirirler. Ben onları tanıyınca -kim olduklarını anlayınca- onları benden ayırıp götürürler. O zaman ben, "Ya Rabbim! Ashabımdı onlar!..." dediğimde, "Senden sonra onların neler ettiğini bilmiyorsun!..." denilir bana.[11] Sahih-i Müslim'de de Hz. Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğu kayıtlıdır: Kevser havuzu kıyısında, ashabımdan bazısını bana getirip gösterirler; ben hepsini birer birer tanıdıktan sonra onları alıp götürürler. O zaman ben, "Allah'ım! Onlar benim ashabımdı." derim ve şu cevabı duyarım: "Bunların senden sonra neler ettiğini bilmezsin!.."[12] |