Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 16:34

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۸:۰۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

İmam Rıza'nın (a.s) Cifr'den Delil Getirişi

Erbilî'nin (öl. 693 hicrî) Keşfu'l-Gumme adlı eserinde, İmam Rıza'nın (a.s) hakkında şöyle geçmiştir: Hicri 670 yılında, İmam Rıza'nın (a.s) mukaddes türbesinin bakıcılarından biri Me'mun'un yaz-dığı ve arkası İmam Rıza'nın (a.s) hattıyla süslenen bir anlaşmayı bana gösterdi. Ben İmam Rıza'nın (a.s) mübarek hattını öpüp söz-lerinin gülistanında gözlerimi gezdirdim ve bu mübarek hattı ziya-ret etme nimetini Allah Teala'nın bana bir lütfü olarak algıladım. Me'mun Abbasî bu anlaşmada kendi hattıyla şöyle yazmıştı:

Bismillahirrahmanirrahim

Bu Harun Reşid'in oğlu Emirü'l-Müminin Abdullah'ın ken-di eliyle veliahtı Ali b. Musa b. Cafer'e yazdığı anlaşmadır. Yüce Allah İslâm'ı insanların dini kıldı ve kulları arasından onları kendisine hidayet etmeleri için elçiler seçti; öyle elçiler ki onların ilki sonuncusunu müjdelemiş, sonra gelen önce geleni tasdik etmiştir; nihayet uzun bir zaman vahiy kesilip yeryüzü Allah'ın elçilerinden boş kalıp ilim yok olup kıyamet yaklaştıktan sonra Allah'ın elçiliği Muhammed Mus-tafa'ya (s.a.a) ulaştı. Allah Teala onu peygamberlerin sonun-cusu, onların şahidi ve koruyucusu kıldı. İçinde batıl bulun-mayan Kur'ân'ı, Hakîm ve Hamîd Allah'ın tenzili olan Kitabı ona indirdi. Öyle bir kitaptır ki, insanlara kesin hücceti ta-mamlaması, helak olan veya kurtulanın delil ve burhan üze-re helak olması veya kurtulması için onda helâl ve haram, müjde ve korkutma, sakındırma ve inzar, emir ve nehiy var-dır. Gerçekten Allah duyan ve bilendir.

 

Resulullah (s.a.a) O'nun elçiliğini tam olarak iblağ edip insanları kendisine emredildiği gibi önce öğüt ve güzel nasihatle, sonra güzel tartışmayla ve sonunda da cihat ve şiddetle Allah'ın yoluna davet etti. Nihayet Allah onun ruhunu aldı ve onun için kendi yanında olanı seçti.

 

Peygamberlik son bulup Allah, Muhammed (s.a.a) ile vahiy ve risaleti sona erdirince dini ve Müslümanların işlerini hilafetle ayakta tuttu; onun izzeti ve hakkın yerini bulması için itaati şart kıldı; böylece Allah'ın farzlarının, İslâm'ın kanun ve kurallarının, sünnet ve gidişatlarının yerine getirilmesini ve böyle bir itaatle Allah'ın düşmanlarıyla cihat edilmesini diledi.

 

Dolayısıyla, onları seçip din ve kullarının korumasını ken-dilerine bıraktığı için Allah'ın halifelerinin O'na itaat etme-leri farz olduğu gibi, Müslümanlara da hakkın ayakta tutul-ması, adaletin yayılması, yollarda emniyetin sağlanması, kan-ların saygınlığının korunması ve halk arasında barış sağ-lanması için halifelerine itaat ve yardım etmeleri farzdır. Aksi durumda Müslümanların birliği dağılacak, işleri bozulacak, inançlarında ihtilâf çıkacak, din yenik düşecek, düşmanları onlara sulta kuracak, söz birlikleri bozulacak, dünya ve ahiret hüsranına düşecekler.

 

Dolayısıyla, Allah'ın yeryüzünde halife kıldığı ve kulları için emin kıldığı kimsenin Allah için çaba harcaması, Allah'a itaat ederek O'nun rızasını kendi isteklerinden öne geçirmesi, hak ölçülerince hükümet etmesi, hak üzere hükmetmesi ve adaletle davranması gerekir. Çünkü yüce Allah peygamberi Davud'a şöyle buyurmuştur:

 

Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O hâlde insanlar arasında adaletle hükmet, hevâ ve hevese uyma; sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.

 

Ve yine şöyle buyuruyor:

 

Senin Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.

 

Ömer b. Hattab'ın, "Bir nehrin kıyısında bir kuzu bir olayla karşılaşırsa Allah'ın bu nedenle beni sorumlu tutmasından korkarım." dediği ulaşmıştır bize.

 

Vallahi, sadece kendi nefsinden sorumlu olup kendisiyle Rabbi arasında sorumlu tutulacak olan kimse çok büyük ve önemli bir işle karşı karşıyadır. O hâlde ümmetin işinden sorumlu olan kimsenin durumu nasıl olur acaba?! O hâlde bize sebat verip, cennete, kendi rızası, rahmeti ve rızvanına yönlendirmesi için Allah'a güvenmek, O'na yönelmek, O'ndan yardım dilemek; sapmamak, korunmak ve hidayet bulmak için O'ndan muvaffakiyet istemek gerekir.

 

İnsanlar arasında kendi nefisini herkesten iyi gören, yeryüzünde Allah'ın dini ve kulları konusunda herkesten sami-mî ve halis olan kimse Allah'a, Kitabına ve Resulullah'ın (s.a.a) hayatındaki ve ölümünden sonraki sünnetine itaat eden, kendine veliaht, Müslümanlara imam, onların işini üstlenecek ve kendisinden sonra hallerini gözetecek kimseyi seçme-de tüm gayretini sarfeden kimsedir; öyle ki seçeceği bu kişi onlara örnek, sığınak, dertlerinin devası, kanlarının koruyucusu, şeytanın hile ve fitnelerini onlardan uzaklaştıran olmalıdır; çünkü Allah Teala veliahtliği hilafetten sonra İslâ-m'ın tamamı, kemali, ümmetin izzet ve salahı kılmış ve ken-di gücüyle halifelerine kendi yerlerine geçirecekleri kimseyi seçmeyi ilham etmiştir; çünkü böyle bir seçimde nimetin büyüklüğü, ümmetin din ve dünyasının salahı saklıdır ve Allah bu vesileyle hilecilerin, insanlar arasında ihtilâf ve ikilik yaratanların ve düşmanların hile ve fitnesini yok etmeyi dilemiştir.

 

Müminlerin Emiri Me'mun hilafetin kendisine ulaştığı andan itibaren omuzlarındaki böyle bir sorumluluğun ağırlığını hissedip, acılığını ve zorluğunu anlamıştır. Çünkü böyle bir sorumluluğu üstelenen kimse, Allah Teala ile tam bir bağlantı içerisinde olmalı, üzerine aldığı şeyi tam anlamıyla korumalı, dinin izzeti, müşriklerin kökünün kazınması, İslâm ümmetinin salahı, adaletin yayılması, Kitap ve sünnetin uygulanması için tüm varlığını adamalı, gözlerini dikip uzun uzadıya düşünmelidir.

 

İşte bu ve benzeri şeyler onu (Me'mun'u) ilgisiz kalmaktan, rahatına bakmaktan ve hayatın keyfini çıkarmaktan alıkoyuyordu. Çünkü o, yüce Allah'ın kendisini sorumlu tutacağı şeylerden haberdar olup kıyamet günü Allah'la, ömrünü kullarının hayrı ve hallerini gözetmek için harcayıp, kendisinden sonra ümmetin hâlini gözetmede, züht, takva ve ilimde yeryüzünde insanların en üstünü olan, Allah'ın emrini ve farzlarını ikame etmede herkesten çok çaba harcayan birini veliaht ve ümmete yönetici seçmiş olarak mülâkat etmeyi arzuluyordu. Münacat ederek Allah'tan hayır talep edi-yordu, kendi rızası olan böyle birinin ismini kendisine ilham etmesini istiyordu. Ve gece ve gündüzlerini sürekli bu düşünceyle geçiriyor, Abdullah b. Abbas ve Ali b. Ebu Talib o-ğullarından teşkil olan kendi ailesi arasında böyle birini arı-yordu, aklını kullanıyordu; onları tanıdığı kadarıyla onların ahlâk, davranış, hâl, hareket ve düşünceleri kendisine aşikâr olması için bu aramada oldukça fazla çaba harcıyordu.

 

Bu konuda gücü yettiği kadar çaba harcayıp uzun uzadıya sorup soruşturarak onların karanlık ve gizli yönlerinden haberdar oldu. Nihayet bütün bu çaba ve araştırmalardan ve Allah'tan ümmeti için hayır diledikten sonra, bu iki aile arasında en iyi, en takvalı, kullar arasında Allah'ın hakkını yerine getirmede en fedakârı olarak Ali b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib'i görüp onu seçti. Çünkü onun apaçık üstünlüğünü, nur veren ilmini, parlak takvasını, halis zühdünü, dünyaya rağbetsizliğini ve halkın onun emrine itaat ettiğini görmüş, hakkındaki haberlerin tevatür haddine ulaştığı, sözlerinin bir olduğu, çocukluk ve gençliğinden itibaren yaşlanıncaya kadar fazilet, takva, makam ve mevkisinin yüceliğinin dillere destan olduğu ona (Me'mun'a) aşikâr olmuştur. İşte bu nedenle onu kendisine veliaht seçmiş, kendisinden sonra hilafeti ona bırakmış ve bu seçimde Allah'ın hayrına emin olmuştur. Çünkü Allah çok iyi biliyor ki o (Me'mun), İslâm ve Müslümanların hayrını, hakkın istikrarını ve âlemlerin Rabbi Allah'ın huzuruna çıkacağı günde kendisinin kurtuluşunu dileyerek fedakârlık etmiştir.

 

Böylece Müminlerin Emiri (Me'mun) çocuklarını, ailesini, yakınlarını, ordusunun kumandanlarını ve hizmetçilerini biate davet etmiş, onlar da aceleyle, sevinerek ve Müminlerin Emirinin Allah'a itaat yolunda heva ve heveslerinden, evlâtlarından ve yakınlık bakımından Müminlerin Emirinin kendisinden razı olduğu için "Rıza" diye adlandırdığı Ali b. Musa'dan kendisine daha yakın olan kimselerden geçerek fedakârlık ettiğinden haberdar olarak ona biat ettiler.

 

Öyleyse ey Müminlerin Emirinin ailesi, ey şehirdeki insanlar, ordu komutanları, askerî güçler ve Müslümanlar! Müminlerin Emirine ve ondan sonra da halife olarak Rıza'ya biat edin.

 

"Ondan sonra da halife olarak Rıza'ya biat edin." sözünden sonra kendi kalemiyle şöyle yazdı:

 

Müminlerin Emirinden sonra Allah'ın adı ve bereketi, dini ve kulları için hükmünün güzelliğiyle eli ve göğsü açık bir hâlde ailesinden olan Ali b. Musa Rıza'ya biat edin ve sizin için kendisinin ve sizin hayrınıza olan şeyi seçen Müminlerin Emirinin isteğini bilin. Müminlerin Emirine sizin din ve dünya hayrınızı ilham eden Allah'a şükredin. Bunun sizin aranızda sıcaklık ve birlik vesilesi olması, kanlarınızı koruması, dağınıklığınızı engellemesi, sınırlarınızı koruması, din ve dünyanızı güçlendirmesi, düşmanlarınızı yok etmesi ve işlerinizi sağlamlaştırması ümidiyle.

 

O hâlde Allah'a ve müminlerin emirine itaate koşun; çün-kü ona itaatte sizin için emniyet ve güvence var; bu konuda Allah'a şükredecek olursanız, Allah'ın izniyle hayrı da size dönecektir. Bu konuları Müminlerin Emiri kendi hattıyla hicrî 201 yılının Ramazan ayının yedisi pazartesi günü yazmıştır.

 

Bu anlaşmanın arkasına ise İmam Ali b. Musa Rıza (a.s) kendi hattıyla şöyle yazmıştır:

Bismillahirrahmanirrahim

Hamdolsun Allah'a ki istediği her şeyi yapar, hükmünü sor-gulayan, iradesini engelleyen olmaz. Gözlerin hıyanetini ve kalplerin gizlediğini bilir. Allah'ın salat ve selâmı peygam-berlerin sonuncusu, elçisi Muhammed'e ve onun tertemiz Eh-libeyti'ne olsun.

 

Ben Ali b. Musa b. Cafer diyorum ki: Allah Müminlerin E-mirine hayır işlerinde yardımcı olsun ve onu doğru yolda mu-vaffak kılsın; o bizim, diğerlerinin görmezden geldikleri bazı haklarımızı tanıdı, kesilmiş akrabalıkları ilişkilerini yeniden kurdu, korku içerisindeki canlara emniyet verdi, hatta öldük-ten sonra onları diriltti, muhtaç olduktan sonra onların ihti-yaçlarını giderdi. Bütün bunları âlemlerin Rabbi'nin rızası için yaptı ve Allah'tan başka kimseden bir mükâfat bekleme-di. Yakında Allah şükredenlerin mükâfatını verecek, iyilik ya-panların ecrini zayi etmeyecektir.

 

O, kendisinden sonra yaşayacak olursam beni kendine ve-liaht tayin etmiş, bu büyük yönetimi bana bırakmıştır. Allah'ın sağlamlaştırılmasını istediği düğümü çözen, Allah'ın gü-venli kılmasını istediği kulpu kıran, O'nun sınırlarını çiğne-miş, haramını helâl kılmış olur; bu durumda önderine zul-metmiş ve İslâm'ın saygınlık perdesini yırtmış olur. Nitekim geçmişteki bu ilkeyi esas alarak davrandı; dinde ihtilâfın baş göstermemesi ve Müslümanları birbirlerine bağlayan ipin kopmaması için sürçmeler karşısında sabır gösterdi, zarar-lar karşısında itiraz etmedi. Çünkü daha cahiliye dönemin-den fazla bir zaman geçmemişti ve fırsat kollayanlar, İslâm dinini belâ ve musibete düşürmek ve böylece kin ve öfkele-rini kusmak için uygun bir fırsatı gözlüyorlardı.

 

Allah'ı tanık tutuyorum ki eğer beni Müslümanların yönetimine getiriphalifelik görevini benim üstlenmemi nasip edecek olursa, genelde bütün insanlara, özelde Abbas b. Abdulmuttalib oğullarına karşı Allah ve Resulüne (s.a.a) itaat ilkesiyle hükmedeceğim. Haksız yere kan dökmeyip, in-sanların namusunu ve malını kimseye mubah kılmayacağım. Ancak Allah'ın sınırlarının izin verdiği ve farzlarının mubah kıldığı şeyi isteyeceğim.

 

Eşitlik ve beraberliği seçip gücüm yettiği kadar onu sağlamaya çalışacağım. Ben bu ahdi kendi üzerime vurgulu bir sözleşme yaptım; (eğer bu konuda gevşeklik gösterecek olursam) Allah bundan dolayı beni sorumlu tutsun. Allah Teala buyuruyor ki: "Ahdi tam olarak yerine getirin; çünkü ahitten sorulacaktır." 

 

Eğer bir bidat çıkaracak veya bir değişiklik yapacak veya bir şeyin yerine başka bir şey bırakacak olursam, cezalandırılmak üzerime bir hak olsun. Allah'ın gazabından O'na sığınır, Allah'a itaat etmek için benimle kendisine itaatsizlik arasında ayrılık düşürmesi, bana ve diğer Müslümanlara afiyet vermesi için O'na yönelirim.

 

Fakat Câmia ve Cifr bunun aksini söylüyor; bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. Hüküm vermek, yalnız Allah'a aittir. O, hak ile hükmeder ve O, (dâvâyı çözüp) ayırt edenlerin en iyisidir. Buna rağmen ben Müminlerin Emirine itaat edip onun hoşnutluğunu seçtim. Allah beni ve onu kendi koruması altına alsın. Bu konuda Allah'ı kendime şahit tutuyorum ve şahit olarak Allah yeter.

 

Ben bu yazıyı kendi elimle Müminlerin Emiri -Allah uzun ömürler versin- huzurunda, Fazl b. Sehl, Sehl b. Fazl, Yahya b. Eksem, Abdullah b. Tahir, Semame b. Eşres, Bişr b. Mu'temir ve Hemmad b. Nu'man'ın yanında hicrî 201 yılının Ramazan ayında yazdım.

Ahitnamenin Sağ Tarafındaki Şahitler

Yahya b. Eksem bu ahitnamenin hem ön hem de arka tarafında yazılanların içeriğine şahitlik ederek Allah'tan bu veliahtlığın Müminlerin Emirine ve tüm Müslümanlara hayırlı ve bereketli olmasını diliyor. Yahya ahitnamenin yazıldığı tarihte bu şahitliği kendi el yazısıyla yazmıştır. Abdullah b. Tahir b. Hüseyin de ahitnamenin yazıldığı tarihte ona şahitlik etmiştir. Yine Hammad b. Nu'man ahitnamenin yazıldığı tarihte onun ön ve arkasında yazılanların içeriğine kendi yazısıyla şahitlik etmiştir. Bişr b. Mu'temir de aynı şeye tanıklık etmiştir.

Ahitnamenin Sol Tarafındaki Şahitler

Müminlerin Emiri -Allah ona uzun ömürler versin- veliahtlık sözleşmesi olan ve bu vesileyle Sırat köprüsünden geçmesini umduğumuz bu yazının ön ve arka tarafının efendimiz Resulullah'ın (s.a.a) mutahhar hareminde Ravza ile Minber arasında, Haşimoğulları'yla diğer ileri gelenlerin ve askerî makamların gözleri önünde biat şartları yerine getirildikten sonra açık bir şekilde ve herkesin karşısında okunmasını, böylece cahil kişilerin halk arasında yaydığı şüphenin ortadan kalkmasını emretmiştir; nitekim Müminlerin Emiri bununla hücceti tamamlamış ve Müslümanlara kaçış yolunu kapatmıştır. "Allah, müminleri içinde bulunduğunuz (şu) durumda bırakacak değildir." Fazl b. Sehl, Müminlerin Emirinin fermanı üzerine bunu sözleşme tarihinde yazmıştır.

 

Erbilî'nin Keşfu'l-Gumme'de kaydettikleri burada bitiyor. Biz onu, kitabımızın özetleme metodunu izlediğimiz diğer yerlerinde yaptığımızın aksine özetlemeden, olduğu gibi naklettik; çünkü her iki metin ve şahitlerin şahitliği, içeriklerinin doğruluğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır; eğer bunu özetleyecek olsaydık, böyle açık bir sonuç alamazdık.

 

İbn Tiktakî (öl. 709 hicrî) her iki metnin özetini "el-Fahrî" adlı eserinin "adabu's-sultaniye" bölümünde kaydederek şöyle demiştir:

 

Me'mun kendisinden sonraki hilafeti düşünerek -kendi hayalince- üzerinden sorumluluğu atmak için onu salih bir kişiye bırakmak istedi. İşte bu nedenle Abbasî ve Alevî ailesinin ileri gelenlerinin durumunu göz önünde bulundurup Ali b. Musa Rıza'dan (a.s) daha salih, daha üstün, daha takvalı ve daha dindar birini bulamadığını söyledi; böylece onu kendine veliaht seçti; bu konuda kendi eliyle ahitname yazdı ve İmam Rıza'ya (a.s) onu kabul etmesi için baskı uyguladı. İmam, başta bu veliahtlığı kabul etmediyse de sonunda kabul etti ve Me'mun'un yazısının arkasına şu anlamda bir yazı yazdı:

 

Her ne kadar Cifr ve Câmia bunun aksini ortaya koyuyorsa da ben emre itaat için bunu kabul ettim ve şahitler de buna tanıklık ettiler.

 

Allâme Meclisî (öl. 1111 kamerî) her iki mektubun tamamını Keşfu'l-Gumme'den alarak Biharu'l-Envar adlı eserinde zikretmiştir.

 

Hulefa Ekolü'nde Cifr ve Câmia

 

Mir Seyyid Ali b. Muhammed b. Ali Hanefî Esterabadî (öl. 816 hicrî), Kadı Azud İcî'nin (öl. 756 hicrî) "Mevakif" adlı eserine yazdığı şerhte "Cifr" ve "Câmia"dan şöyle bahsetmiştir:

 

Cifr ve Câmia İmam Ali'nin -Allah ondan razı olsun- harf-ler ilmi yoluyla dünyanın sonuna kadar vuku bulacak olayları yazmış olduğu iki kitaptır; onun soyundan gelen imamlar onları biliyor ve onlardan yararlanarak hüküm veriyorlardı. Ali b. Musa Rıza'nın (r.a) Me'mun'un veliahtlığını kabul ettiğine dair yazdığı metinde şöyle geçer: "Sen babalarının inkâr ettiği bizim haklarımızın bir bölümünü tanıdın; ben senin veliahtlığını kabul ediyorum; fakat Cifr ve Câmia bu işin tamamlanmayacağını bildiriyorlar…"

 

Taşköprüzade Mevla Ahmed b. Mustafa (öl. 962 hicrî) Mifta-hu's-Saade ve Misbahu's-Siyade adlı eserinde şöyle yazıyor:

 

Halife Me'mun kendisinden sonra hilafetin Ali b. Musa Rıza'ya ulaşmasını kararlaştırıp ona bir ahitname yazınca, Ali b. Musa Rıza, Me'mun'un yazısının sonunda şöyle yazdı: "Kabul; fakat Cifr ve Câmia bunun tamamlanmayacağını ortaya koymaktadırlar." Nitekim onun söylediği gibi de oldu; çünkü Me'mun bundan dolayı Haşimoğulları tarafından bir fitnenin çıkmak üzere olduğunu anlayınca, tarih kitaplarında geçtiği üzere Ali b. Musa Rıza'yı üzümle zehirledi.

 

Hilâfet Ekolü'nde Cifr ve Câmia'dan bahseden kişilerden biri de Şeyh Kemaluddin Ebu Salim b. Talha Muhammed b. Talha en-Nu-saybinî eş-Şafiî'dir (öl. 652 hicrî kameri). Keşfu'z-Zunun'da nakledildiğine göre küçük bir kitap olup başında, "elhamdulillah'il-lezi etlea men ictebahu…" şeklinde geçen Şeyh Kemaluddin, "el-Cefru'l-Câmi ve'n-Nuru'l-Lami" adlı eserinde İmam Cafer Sadık'ın (a.s) soyundan olan imamların Cifr'i bildikleri geçmektedir…

 

Yine Cifr ve Câmia ilmi hakkında ondan şöyle nakledilmiştir:

 

Cifr ve Câmia iki değerli kitaptır. Onlardan biri, İmam Ali b. Ebu Talib (r.a) Kûfe mescidinin minberinde yaptığı konuşmasında bahsettiği ve diğeri ise, Resulullah'ın (s.a.a) sır olarak Ali'ye imla edip yazmasını emrettiği ve Ali'nin de dağınık harfler şeklinde ve Adem'in kitabı metoduyla ince ve işlenmiş bir deve derisi üzerine yazdığı kitaptır. Bu kitap geçmiş olaylardan ve gelecekte vuku bulacak hadiselerden bahsetmekte ve halk arasında Cifr ismiyle meşhurdur.

 

İbn Haldun kendi Mukaddime'sinde şöyle diyor:

 

Cafer Sadık ve Ehlibeyt'ten olan onun gibilerin çok sayıda keşif ve kerametleri vardır; bu konuda onların kaynağı sahip oldukları velâyet makamıdır -Allah daha iyisini bilir-. Resulullah'ın (s.a.a) soyundan olmayan Allah'ın velilerinden bu gibi şeylerin baş gösterdiği inkâr edilmediğine göre, haklarında Resulullah'ın (s.a.a), "Aranızda muhaddesler olacaktır." buyurduğu kimseler bu yüce makama ve büyük kerametlere herkesten daha lâyıktırlar.

 

İbn Haldun'un daha sonra söylediği sözler özet olarak şöyledir:

 

Zeydiye fırkasının önderi Harun b. Said el-İclî'nin Cafer Sadık'tan rivayet ettiği bir kitabı vardı. Onda, gelecekte (Re-sulullah'ın s.a.a) Ehlibeytinin, özellikle onların bazılarının karşılaşacakları olaylar bildirilmiştir. Cafer Sadık ve Resu-lullah'ın (s.a.a) Ehlibeytinden olan diğerleri, Allah'ın bu gibi velilerine has olan keramet ve mükaşefe yoluyla gelecekten haber veriyorlardı. Gelecekle ilgili verilen bu bilgilerin tümü İmam Cafer Sadık'ın yanındaki bir öküz derisi üzerine yazıl-mıştır… Bu kitapta İmam Cafer Sadık'tan Kur'ân-ı Kerim tefsiri ve onun batınından anlaşılan hayret verici derin anlamlar yazılmıştır… Eğer bu kitabın Cafer Sadık'a istinadı doğru ise, ister onun kendisinden olsun ve ister tümü keramet sahibi olan o ailenin diğer ileri gelenlerinden olsun şüphesiz iyi bir isnattır. Onun, akrabalarından bazılarına, gelecekte kendilerini bekleyen olayları haber verip onları sakındırdığı ve sonunda onun buyurduğu gibi olduğu doğrudur.

 

Cafer Sadık hazretleri amcası oğlu Zeyd'in oğlu Yahya'yı kıyamının sonucundan sakındırdığı, öldürüleceğini bildirerek onu uyardığı; fakat Yahya'nın kabul etmeyerek kıyam ettiği ve sonunda Cafer Sadık'ın buyurduğu gibi Cevzecan'da öldürüldüğü meşhurdur.

 

Onların dışında herkesin keramet sahibi olabileceği kabul edildikten sonra, ilim, din, Resulullah'ın (s.a.a) eserlerine herkesten daha iyi vâkıf olan ve Allah'ın özel lütuf ve inayetine mazhar olan Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibeytinin mü-kâşefe ve keramete sahip olmalarında şüphe edilebilir mi?! Oysa köklerinin asaleti, dal ve budakların temizliğine tanıklık eder. Ehlibeytten belli bir kişinin ismi getirilmeden onların gelecekle ilgili haber verdikleri de çokça rivayet edilmiştir.

 

Ebu'l-Alâ el-Muarra (öl. 449 h.k.) bu konuda şu beyitleri oku-muştur:

 

Resulullah'ın (s.a.a) Ehlibeytin ilminin

 

Bir cifrde ( deride) gelmesine şaşırdılar

 

Halbuki müneccimin daha küçük aynası

 

Onlara tüm bayındırlıkları ve çölleri gösterir.

 

*   *   *

Yukarıdaki hadislerde Ehlibeyt İmamları'nın (Allah'ın selâmı onların üzerine olsun) geçmiş ve gelecekle ilgili olayları kapsayan Ali'nin Cifr'ine ve Hz. Fatıma'nın Mushafına müracaat ettiklerini gördük. Ve yine Cifr'den Hilâfet Ekolü'nün muteber kitaplarında bahsedildiğini ve hatta bazılarının Ehlibeyt İmamları'nın onlara müracaat ettiklerini kaydettiklerini gördük. Şimdi ise Ehlibeyt İmamları'nın Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) İslâm hükümlerini kapsayan Câmia kitabına müracaat edişlerini inceleyeceğiz.
 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.