Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 16:33

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۸:۰۳

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 

MEKKE VE MEDİNE HALKININ KIYAMI

 İmam Hüseyin'in (a.s) Şahadet Serüvenini Aktarmadaki Hedefimiz

 Buraya kadar söylediklerimden amacım, İmam Hüseyin'in (a.s) şahadetiyle ilgili tüm rivayetleri inceleyip bu alanda vuku bulan olayları araştırmak veya o elim olayın zamanı ya da mekânı hakkında ayrıntıları bir şekilde bahsetmek değildir. Benim bu söylediklerimde tek hedefim, İmam Hüseyin'in (a.s) şahadetinin İslâm âlemindeki İmamet ve Hilâfet Ekolleri üzerindeki etkilerinin anlaşılmasıdır. Bu amacın gerçekleşmesinde de, bilgilendirme maksadıyla buraya kadar söylediklerim sanırım yeterlidir.

 

 İmam Hüseyin'in (a.s) şahadetinin Hilâfet Ekolü üzerindeki etkilerinden biri, Müslümanların peş peşe Ümeyyeoğulları'nın yöneti-mine karşı ayaklanmaları ve kıyamlarıdır ki, bunların başında Mek-ke ve Medine halkının kıyamı yer almaktadır.

 

 Mes'udî şöyle söylüyor:

 

 Yezid ve adamlarının zulüm ve haksızlıkları yaygınlaşınca, Resulullah'ın (s.a.a) kızının oğlunu ve yarenlerini öldürmekle fasıklığı herkes tarafından bilinince, şarap içmesini açığa vurunca ve yine Firavun misali davranışı sergileyince, -ki Firavun kendi halkına karşı davranışlarında ondan daha adaletli ve daha insaflıydı-, Abdullah b. Zübeyr ona biat etmekten sakındı. Öyle ki onu sürekli "çok sarhoş olan" ve "çok şarap içen" anlamında "Sıkkir" ve "Hımmir" diye adlandırdı. Sonra Medine halkına mektup yazarak Yezid'i kötüleyip, onun işlediği günahları sayarak onları Yezid'e karşı savaşmak için kendisine yardıma çağırdı.

 

 Taberî ve diğerleri de şöyle diyor: İmam Hüseyin (a.s) öldürülünce, Abdullah b. Zübeyr Mekke halkı arasında ayağa kalkarak o hazretin öldürülüşünü çok büyük bir iş sayıp, genel olarak Irak ve bilhassa Kûfe halkını kınadı. Abdullah b. Zübeyr konuşmasında Allah'a hamd ve sena, Hz. Muhammed'e (s.a.a) salat ve selâmdan sonra şöyle dedi:

 

 Irak halkı, az bir kısmı dışında tümü hile ve düzen ehlidir ve onların da en kötüsü Kûfe halkıdır. Onlar Hüseyin'e yardım edip onu kendilerilerine yönetici kılmak amacıyla davet ettiler; fakat Hüseyin onlara gelince, ona karşı ayaklandılar ve ona, "Ya hakkında gerekli kararı alsın diye seni kendi güvencemizle Sumeyye oğlu İbn Ziyad'a götürmemiz için bize teslim ol, ya da seninle savaşacağız!" dediler!

 

 Vallahi Hüseyin kendisiyle yarenlerini onların karşısında çok az gördü; her ne kadar Allah Teala onun öldürüleceği konusunda hiç kimseye gayıptan bir haber vermemişdiyse de, o şerefle ölümü zilletle yaşamaya tercih etti.

 

 Allah Hüseyin'e rahmet ve onun katilini ise zelil ve perişan eylesin. Öz canıma andolsun ki, ona karşı ihanet ve ayaklanmalarında onları cinayetlerinden alıkoyacak ve onlara vuku bulan benzer olaylardan ahreketle yeteri kadar nasihat ve öğüt verecek konular vardı. Fakat Allah'tan inen bir şeyi engelleyecek ve O'nun iradesini men edecek hiçbir şey yoktur.

 

 Acaba Hüseyin'in şahadetinden sonra biz de bu insanlara ümit bağlayıp, sözlerine inanarak ahitlerini kabul mü edelim?! Hayır, biz ne onların ahitlerini kabul ederiz ve ne de onları kendileriyle ahitleşmeye layık görürüz.

 

 Vallahi onlar Hüseyin'i (a.s) öldürdüler. Öyle bir kişiydi ki o, geceleri uyanık kalarak Allah'a çok ibadet eder, çoğu günler oruç tutardı. Oların elindekine onlardan daha layıktı, din ve fazilet açısından da ona daha evlâydı. Vallahi o Kur'-ân-ı Kerim'i ve Allah korkusundan ağlamayı şarkıya dönüş-türmedi, orucu şarapla açmadı, Allah'ı anmak için düzenle-nen meclisleri de av seferlerine dönüştürmedi. (Bu sözleriyle kinayeli olarak Yezid'e işaret ediyordu.) Onlar, yakında helâ-ketle karşılaşacaklardır.

 

 Abdullah b. Zübeyr'in yarenleri onun bu sözlerini duyduktan sonra ona, "Ey Zübeyr'in oğlu! Açıkça kendin için biat al. Çünkü Hüseyin'in ölümünden sonra artık rakibin kalmadı!" dediler. Abdullah b. Zübeyr gerçi gizlice halktan biat alıyor, görünüşte de kendini Harem'e sığınmış gibi gösteriyordu, ama onların bu teklifine, "Acele etmeyin." şeklinde karşılık verdi.

 

 Abdullah b. Zübeyr ve yarenlerinin girişimi, o dönemde Mekke valisi olan Amr b. Said b. As'a çok ağır geliyordu. Buna rağmen onlarla iyi geçinip pek fazla sert tepki göstermiyordu.

 

 Fakat Yezid, Abdullah b. Zübeyr'in Mekke'deki faaliyetlerini öğ-renince, onu zincire vurmaya yemin etti. Bunun üzerine bir elçiyle Mekke'ye gümüş bir zincir gönderdi. Yezid'in elçisi gümüş zincirle Medine'de bulunan Mervan b. Hakem'e uğradı ve durumu ona anlattı. Bunun üzerine Mervan şu beyitleri okudur:

 

 Tut onu; onu tutmak aziz birine zor değil

 

 Ondan kendini zayıf gösterene bir söz var Yezid'in elçisi -Medine'den Mekke'ye hareket ederek- Ab-dullah b. Zübeyr'in yanına gidip maksadını ona bildirdi; ayrıca Mervan'ın sözünü ve şiirini de ona ulaştırdı. Abdullah b. Zübeyr bunun üzerine şöyle dedi: "Hayır vallahi, ben o kendini zayıf gösteren olmayacağım." Sonra da Yezid'in elçisini yumuşak bir dille geri çevirdi.

 

 Abdullah b. Zübeyr'in Mekke'deki konumu dillere destan oldu, işleri ilerledi ve Medine halkı da onunla yazışmaya başladı. Öyle ki insanlar, "Hüseyin (a.s) öldürüldükten sonra artık Abdullah b. Zü-beyr'in bir rakibi kalmadı." diyorlardı.

 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.