İmam Ali (a.s) Hilâfeti Kendisine Bırakmayacaklarını Biliyordu
İmam Ali (a.s) hilâfeti kendisine bırakmayacaklarını çok iyi biliyordu; ama buna rağmen "hilâfeti kendisi istemedi." dememeleri için şûraya katıldı! İmam'ın (a.s) daha önce onların kendisine çizmiş oldukları plânlarını bildiğine ilişkin delilimiz, Belazurî'nin Ensabu'l-Eşraf'-taki şu sözleridir: Ali (a.s), Ömer'in "Oylar üçe üç olduğu durumda Abdur-rahman b. Avf'ın bulunduğu grupla olun." şeklindeki sözünü amcası Abbas'a şikâyet ederek, "Vallahi hilâfet bize ulaşmayacak!" dedi. Abbas, "Aziz yeğenim; bunu neye dayanarak söylüyorsun?" diye sorduğunda Ali şöyle dedi: "Çünkü Sa'd b. Ebî Vakkâs amcası oğlu Abdurrahman'a muhalefet etmez. Abdurrahman da Osman'ın damadı olup onun taraftarıdır ve sonuçta her üçü birdirler. Talha'yla Zü-beyir bir olsalar bile onların oyunun bana hiçbir yararı olmaz; çünkü Abdurrahman b. Avf diğer üçüyle birliktedir!" İbn Kelbî, Abdurrahman b. Avf'ın Ukba b. Ebu Muayt kızı Üm-mü Kulsüm'ün kocası olduğunu ve annesi, Osman'ın annesi Kureyz kızı Erva olduğunu, bu açıdan Abdurrahman'a Osman'ın damadı dediklerini yazar. Belazurî Ebu Mihnef'ten naklen şöyle yazar: Ömer toprağa verildiği gün şûra üyeleri hiçbir şey yapmadılar. Ebu Talha, Ömer'in emri gereğince onlara imamlık ederek namaz kıldırdı ve herhangi bir olay vuku bulmadı. Ertesi gün Ebu Talha oylama yapılması için onları beytülmalin bulunduğu yerde topladı. Ömer, öldürülüşünün dördüncü günü olan pazar günü toprağa verildi ve Suheyb b. Senan onun cenaze namazını kıldırdı... Abdurrahman, şûra üyelerinin kendi aralarında gizli konuştuklarını, hepsinin rakiplerini saf dışı bırakıp kendisini hilâfet makamına yaklaştırmaya çalıştığını görünce şöyle dedi: "Bakınız! Aranızda birini benim seçmem şartıyla Sa'd'la ben kenara çekiliyoruz. Çünkü sizin gizli konuşmanız uzun sürdü; halk ise halifelerini tanımayı beklemektedir. Diğer şehirlerin ahalisinden de bazıları bu konuda bilgi edinmek için şimdiye kadar Medine'de beklemekteler; çok beklediler ve hemen kendi şehirlerine ve diyarlarına gitmek istiyor-lar." Hz. Ali dışında şûradakilerin hepsi Abdurrahman'ın bu önerisini kabul ettiler. Ali ise, "Bakalım!" dedi. O sırada Ebu Talha içeri girdi. Abdurrahman o zamana kadar vuku bulan olayları, kendi önerisini ve Ali dışında herkesin bu öneriyi kabul ettiğini ona bildirdi. Bunun üzerine Ebu Talha Ali'ye dönerek, "Ey Ebu'l-Hasan! Abdurrahman, senin ve bütün Müslümanların güvenini kazanan bir kişidir; neden ona karşı çıkıyorsun! O aranızdan çekildi, başkası için de günaha girmez!" dedi. Bunun üzerine Ali Abdurrahman b. Avf'ı nefsanî isteklerine uymaması, hakkı öne geçirmesi, ümmetin hayır ve yararı için çalışması, akrabalıktan dolayı haktan sapmaması konusunda yemin ettirdi. Abdurrahman hepsini kabul edip yemin edince Ali ona: "Şimdi rahat bir şekilde seç!" dedi. Bütün bu olaylar beytülmalin bulunduğu yerde, bir rivayete göre de Misver b. Mehrame'nin evinde gerçekleşti. Daha sonra Abdurrahman şûradakilere tek tek ağır yeminler ettirdi ve kendisinin onlardan birine biat etmesi durumunda, bu seçimine karşı çıkmamaları ve karşı çıkan biri olursa da kendisini yalnız bırakmamaları ve savunmaları konusunda onlardan söz aldı. Sonra ileri çıkarak Ali'nin elini tutup şöyle dedi: "Sana biat etmem hâlinde Abdulmuttaliboğulları'nı halkın sırtına bindirmeyeceğine, davranış ve hareketlerinin Re-sulullah'ın sünnetine uygun olacağına, onu azaltıp çoğaltmayacağına dair Allah Telâ'yla ahitleş." Ali ona cevaben şöyle dedi: "Ben ne kendimin ve ne de başkalarının idrak etmediği konularda Allah Telâ'yla ahitleşmem. Kim Resulullah'ın yerine geçip onun gibi davranabilir ki?! Ben gücüm yettiği kadar, imkânım dahilinde ve Resulullah'ın (s.a.a) siretinden kendi bilgim çerçevesinde size davranacağım." Bunun üzerine Abdurrahman Ali'nin (a.s) elini bırakarak Osman'a yemin ettirdi ve Ümeyyeoğulları'nı halkın sırtına bindirmeyeceğine, Resulullah'ın (s.a.v), Ebu Bekir ve Öme-r'in tarzına uygun olarak davranacağına, ona aykırı hareket etmeyeceğine dair söz aldı. Osman hepsini kabul ederek bunları yapacağına dair yemin etti. Bunun üzerine Ali Ab-durrahman'a, "Osman istediklerini yapacağını söyledi, ne bekliyorsun, ona biat et!" dedi. Abdurrahman, tekrar Ali'nin elini tutarak Osman gibi Resulullah'ın (s.a.v), Ebu Bekir ve Ömer'in yolundan çıkmayacağına dair yemin etmesini istedi. Ali, "Ben buna çaba harcarım." dedi. Ama Osman dedi ki: "Evet, Resulullah, Ebu Bekir ve Ömer'in yolundan çıkmayacağıma ve bunda kusur etmeyeceğime dair Allah'ın, peygamberlerinden aldığından daha ağır bir söz veriyorum." Bunun üzerine Abdurrahman, Osman'a biat etti; onun peşinden şûradaki diğerleri de biat ettiler. O sırada ayakta durmuş bu olanları seyreden Ali (a.s) oturdu. Abdurrahman ona, "Biat et; yoksa boynunu vururum!" dedi. Abdurrahman bu şekilde tehdit ederken oradakilerin hiçbirinin üzerinde kılıç yoktu. Yine nakledildiğine göre: Ali öfkelenerek dışarı çıktı. Ama şuradakiler ona yetişerek, "Biat et; yoksa seninle savaşırız!" dediler. Sonunda Ali onlarla birlikte geri dönerek Osman'a biat etti. Bu rivayette, Abdurrahman'ın önerisinin baş tarafında geçen, "Ebu Bekir ve Osman'ın yolu" bölümü silinmiştir. İmam Ali'nin (a.s) cevabının baş tarafı da değiştirilerek nakledilmiş, sözünün son kısmı da atılmıştır. Bu olayı tam olarak şu rivayette görmekteyiz: Yakubî kendi Tarih'inde şöyle der: Abdurrahman b. Avf, Ali b. Ebu Talib'i bir köşeye çekerek ona, "Hükümete geçtiğinde Allah'ın Kitabına, Resululla-h'ın sünnetine ve Ebu Bekir'le Ömer'in tarzına göre davranacağına Allah şahit olsun mu?" dedi. Ali, "Elimden geldiği kadarıyla size karşı Allah'ın Kitabını ve Resulullah'ın sünnetini uygulayacağım." cevabını verdi. Bunun üzerine Ab-durrahman, Osman'ı bir köşeye çekerek, "Hükümete geçtiğinde Allah'ın Kitabına, Resulullah'ın sünnetine ve Ebu Bekir'le Ömer'in yönetim tarzına göre davranacağına Allah şa-hit olsun mu?" dedi. Osman, "Ben size Allah'ın Kitabına, Resulullah'ın (s.a.a) sünnetine ve Ebu Bekir'le Ömer'in tarzına göre davranacağım." dedi. Abdurrahman tekrar Ali'yi bir köşeye çekerek aynı sözleri tekrarladı. Ali de aynı cevabı verdi. Daha sonra Osman'ı bir köşeye çekerek sözünü tekrarladı. Osman da yine aynı cevabı verdi. Abdurrahman üçüncü kere Ali'yi bir köşeye çekerek aynı sözlerini söyleyince Ali dedi ki: "Allah'ın Kitabı ve Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinin başkalarının yönetim tarzına ihtiyacı yoktur. Sen her durumda hilâfetin bana ulaşmamasına çalışıyorsun!" Abdurrahman Ali'ye (a.s) cevap vermeden ilk önerisini üçüncü kez Osman'a tekrarladı. Osman da önceki defalarda olduğu gibi bütün şartları kabul etti. Bunun üzerine Abdur-rahman Osman'ın elini sıkarak ona biat etti. Yine Taberî ve İbn Esîr hicrî 23 yılında vuku bulan olaylar bölümünde şöyle yazarlar: Abdurrahman üçüncü gün Osman'a biat edince, Ali (a.s) Abdurrahman'a şöyle buyurdu: "Dünyayı ona tattırdın! Bu, bize karşı ilk birleşmeniz değildir. Bundan sonra (bana düşen) güzel sabırdır. Sizin bu düzüp, uydurduklarınıza karşı (kendisinden) yardım istenecek olan Allah'tır. Vallahi Osman'ı hilâfet kürsüsüne oturtmanın tek sebebi onun da sonunda hilâfeti sana bırakmasını ummandır. Fakat her gün Allah'ın bir cilvesi vardır!" |