Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 16:17

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۴۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

İkinci Makam

1. Bölüm: Şer’î Riyazet

 

Bil ki, bu makamda söz konusu olan riya ilk makamdaki gibi şiddetli değildir, ama bir meseleye teveccüh ettikten sonra bu makamdaki riyakar insanın işinin de küfre varabilmesi, netice itibariyle de o ilk makamdaki riyakarla aynı olması mümkündür. Önceki hadisin şerhinde de insan için melekut aleminde insanî olmayan birtakım suretlerin olduğunu açıkladık. O suretler insanın nefs melekutuna ve melekelerine tabidir. Eğer sizler üstün ve insanî melekelere sahip olur ve de itidal yolundan çıkmadan o melekelerle haşr olursanız, o zaman bu melekeler suretinizin insanî bir suret olmasını sağlar. Melekelerin üstün ve faziletli olması ise nefs-i emmarenin hiç bir tasarrufta bulunmadığı ve (melekelerin) teşkilinde nefsin müdahale etmediği takdirdedir. Nitekim üstad ve şeyhimiz de (gölgesi başımızdan eksik olmasın) şöyle buyuruyordu: “Batıl riyazet ile şer’î ve sahih riyazetler arasındaki ölçü, nefs adımı ile hak adımıdır. Eğer sülûk eden kişi nefs adımıyla hareket ve riyazeti, nefsin kuvve, kudret ve saltanatının zuhuru için olursa riyazeti batıl olacak, sülûku da kötü bir akıbetle sonuçlanacaktır. Batıl iddialar genellikle bu tür şahıslardan ortaya çıkmaktadır. Ama sâlik, hak adımıyla sülûk eder ve Allah’ı ararsa, riyazeti hak ve şer’î olur ve de Allah-u Teala, “Bizim yolumuzda mücahede eden kimseleri şüphesiz ki kendi yollarımıza hidayet ederiz.”  diye buyuran ayet-i şerifenin de açıkça belirttiği gibi böyle bir kimseye yardım eder ve elinden tutar. Dolayısıyla da o kişinin işi mutluluk ve iyilikle sonuçlanır. Bencillikten kurtulur ve gösterişten uzaklaşır. Bilindiği üzere, kendi güzel ahlakı ile nefsinin üstün melekelerini halka gösteriş yapan bir kimsenin adımı, nefs adımıdır. O şahıs da bencil, egoist ve nefsine tapan bir kimsedir. Allah’ı isteme ile Allah’ı görmenin bencillikle bir arada olabileceğini düşünmek boş ve yersiz bir hayal, batıl ve imkansız olan bir şeydir. Sizin vücud memleketinizde nefs sevgisi, makam, celal, şöhret ve Allah’ın kullarına hükmetme arzusu hakim olduğu müddetçe melekelerinizin üstün ve ahlakınızın ilahî bir ahlak olduğu söylenemez. O zaman, memleketinizde çalışan şeytandır. Melekeler ve batınınız insan suretinde değildir. Berzah ve melekutî gözünüzü açtığınızda kendinizin insan olmadığınızı, örneğin şeytanlardan biri suretinde olduğunuzu göreceksiniz. Dolayısıyla ilahî marifetler ile sahih bir tevhidin, şeytanın yuvalandığı böyle bir kalpte yer etmesi muhaldir. Melekutunuz insanî olmadığı ve kalbiniz bu sürçme ve sapıklıklardan temizlenmediği müddetçe, Allah’ın evi haline gelemez.

 

Allah-u Teala bir hadis-i kutside şöyle buyuruyor: “Yer ve gök beni alamaz, ama mümin kulumun kalbi beni alır.”

 

Müminin kalbinin dışında hiç bir mevcut sevgili Allah’ın cemal aynası olamaz. Müminin kalbinde tasarrufta bulunan, nefs değil Hak’tır. O’nun vücudunda sevgili Allah hakimdir, söz sahibidir. Müminin kalbi başıboş ve kendi başına buyruk değildir. Boş ve faydasız işlerle uğraşmaz. “Müminin kalbi Rahman’ın iki parmağı arasındadır, onu istediği şekilde değiştirir.”  Müminin kalp memleketinde Hakk’ın eli hakimdir. Kalbinin değiştirilmesi ve değişmesi Hak Teala’nın elindedir. Ey zavallı! Senin ise nefsine ibadet ettiğinden dolayı kalbinde şeytan ve cehalet hakimdir. Hakk’ın tasarrufunu kalbinden kesip dışarı attın. O halde ne imanın var ki, Hakk’ın ve mutlak saltanatın tecellisine mazhar olabilesin.

Öyleyse bil ki bu hal üzere olduğun ve bu riyakarlık ve gösteriş rezaleti içinde bulunduğun müddetçe kendi hayalince Müslüman ve Allah’a iman etmiş bir kimse olduğunu zannetsen bile gerçekte Allah’a kafir olmuş sayılır ve münafıklar safına katılmış olursun.

 

2. Bölüm: Uyarı!

 

Ey aziz! Uyan gaflet uykusundan ayıl ve kendine gel! Bil ki Allah-u Teala seni yalnız kendisi için yaratmıştır. Nitekim hadis-i kutside şöyle buyurmaktadır: “Ey ademoğlu (insan), tüm kainatı senin için yarattım ve seni ise kendim için yarattım.”

 

Allah-u Teala senin kalbini kendine menzil edinmiştir. Sen ve kalbin ilahî namuslardan biri sayılmaktasınız. Allah-u Teala ise kendi namusuna karşı çok gayretlidir. İlahî namusa karşı bu kadar da hayasızlıkta bulunma, terbiyesizce el uzatma. Allah-u Teala’nın gayretinden kork ki seni rezil edecek olursa artık ne yapsan ıslah edemez, düzeltemezsin. Sen kendi melekutunda ve mükerrem melekler ile büyük peygamberlerin huzurunda ilahî değer ve namusu çiğnemektesin. Evliyanın, Hakk’a benzemekte vasıta edindiği üstün ve faziletli ahlakı, Hak Teala’dan gayrisine teslim ediyorsun, kalbini Hakk’ın düşmanına teslim ediyorsun ve melekut batınında Allah’a şirk koşuyorsun. Allah-u Teala’nın, senin melekut namusunu çiğnemesinden ve seni büyük peygamberler ile mukarreb melekler huzurunda rezil-rüsva etmesinden kork! Allah-u Teala’nın seni bu alemde de rezil etmesinden, telafi edilmeyecek bir bela ve rezalete düçar kılmasından ve ismet perdeni artık yamanmayacak bir şekilde yırtmasından korkmalı, çekinmelisin. Allah-u Teala settar olduğu gibi gayurdur da. Merhametlilerin en merhametlisi olduğu gibi cezalandıranların en şiddetlisi de kendisidir. Haddi aşmadığın müddetçe günahlarını setretmekte, örtmektedir. Ama Allah korusun bu büyük iş ve bu uygunsuz rezalet, önceki sayfalarda geçen hadis-i şerifte de işittiğin gibi, gayurluğun settarlığa üstün ve galip gelmesine sebep olabilir.

 

Öyleyse biraz kendine gel! Allah’a dön ve O’na doğru yönel ki Allah-u Teala rahimdir ve birine rahmet edebilmek için adeta bahane aramakta, fırsat kollamaktadır. Eğer gufranına dönecek olursan, eski ayıplarını örter. Hiç kimsenin senin o günahlarından haberdar olmasına izin vermez ve seni fazilet sahibi kılar, kerim ahlakını sende tecelli ettirir. Seni kendi sıfatlarının aynası kılar. Bütün alemlerde kendi iradesi nafiz ve geçerli olduğu gibi, senin iradeni de o alemde nafiz ve geçerli kılar. Nitekim hadis-i şerifte yer aldığı şekliyle, “Cennet ehli kendi yerlerine yerleştiklerinde Allah-u Teala tarafından şu içerikte bir mektup gelir: “Hayy ve Kayyum olan Allah’tan ölmeyen ve ebedi olan yaratığa. Ben vücuda gelmesini istediğim her şeye ol derim, o da oluverir. Bugün ise senin istediğin her şeyin vücuda gelmesini kararlaştırdım. Öyleyse emret, vücuda gelsin.”  Sen bu kadar da bencil olma. Kendi iradeni hakka teslim et, Hak Teala da seni kendi iradesinin mazharı haline getirir ve seni kendi işlerinde tasarruf sahibi kılar. İcad memleketini ahirette senin kudretin altına verir. Bu iş, batıl bir imkansız olan tefviz de değildir. Bu mesele kendi yerinde açıklanmıştır.

Uyan ey aziz! Sen biliyorsun, istersen bunu kabul et, istersen de onu! Allah-u Teala bizlerden, tüm mahlukattan, bizim ve bütün mevcudatın ihlasından müstağnidir. O’nun bu gibi şeylere en küçük bir ihtiyacı yoktur.
 
Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.