| f) Birbiriyle Çelişkili İki Hadis Nasıl Meydana Geldi?  Muaviye'nin hilafeti döneminde Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadisleri arasında rivayet edilen ve o hazretin sünnetinden sayılan hadislerin, şu hadislerden ibaret oldukları sanılmaktadır:  Sahih-i Müslim, Sünen-i Daremî ve Sünen-i Ahmed b. Hanbel'-'de Hz. Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakledilir:  Benden bir şey yazmayın; benden Kur'ân dışında bir şey yazan onu yok etsin!  Başka bir rivayette ise şöyle geçer: Resulullah'tan (s.a.a) sözlerini yazmak için izin istediler; fakat hazret izin vermedi!  Yine Müsned-i Ahmed ve Sünen-i Ebu Davud'da Zeyd b. Sabit'ten şöyle rivayet edilir:  Resulullah (s.a.a) bizi hadislerini yazmaktan alıkoydu ve yazdığımız hadisleri yok etti.  Müsned-i Ahmed b. Hanbel'de Ebu Hureyre'den şöyle rivayet edilmiştir:  Biz Resulullah'tan (s.a.a) duyduklarımızı yazıyorduk. O sırada hazret yanımızdan geçerken, "Ne yazıyorsunuz?" diye sordu. Biz, "Sizden duyduklarımızı." diye cevap verdik. Hazret, "Kur'ân-ı Kerim karşısında bir kitap mı?!" dedi. "Bizim sizden duyduklarımızdır!" dedik. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:  Allah'ın Kitabı'nı yazın, yalnız Allah'ın Kitabı'yla uğraşın; Allah'ın Kitabı karşısında başka bir kitap mı yazıyorsunuz?! Yalnız Allah'ın Kitabı'nı yazın.  Resulullah'ın (s.a.a) bu buyruğu üzerine yazdığımız şeyleri bir yere toplayıp yaktık.  Eğer bu gibi hadisler doğru ise, bu durumda Müslümanların, tüm İslâm kaynaklarını ve sihahlar, müsnetler, sünenler, tefsir-ler ve siretler gibi Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadislerini içeren ki-tapları toplayıp yakmak veya denize dökmekten başka bir vazifeleri yoktur! Ve eğer böyle bir şey yapılacak olursa, kim bilir İslâm dininin kanun ve kurallarından geriye ne kalır? Onların tümünü denize dö-kerek yok edecek olursak, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinden kaynak olarak elimizde ne kalır artık?! Hayır, kesinlikle doğru değil bu; Resulullah (s.a.a) böyle bir şeyi ağzına bile almamıştır; aksine Veda Haccı'nda Mina'daki hutbesinde şöyle buyurmuştur:  Allah, sözlerimi duyup öğrenen ve onları duymayanlara ulaştıran kişiyi mutlu etsin. Nice fıkıh taşıyanlar var ki onu kendilerinden daha bilgine taşır.  Başka bir hadiste şöyle vurgulanmıştır:  Nice fıkıh taşıyıcısı vardır ki kendisi hükmü çıkarma gücüne sahip değildir ve nice fıkıh taşıyıcısı da vardır ki onu kendisiden daha bilgine ulaştırır.  Hz. Resulullah'tan (s.a.a) rivayet edilen bir başka hadiste ise şöyle geçer:  Allah, bizden hadis duyan ve onu duyduğu gibi başka birine ulaştıran kişiyi mutlu kılsın. Nice kendisine ulaştırılan var ki anlayışı onu duyandan daha iyidir!  Diğer bir rivayette ise, şöyle yer alır:  Hazır olan olmayana duyursun; nice hazır olanlar var ki onu kendisinden daha iyi anlayana ulaştırır. Resulullah (s.a.a), üç defa, "Allah'ım! Halifelerime rahmet et; Allah'ım! Halifelerime rahmet et; Allah'ım! Halifelerime rahmet et." buyurdu. "Ya Resulullah! Sizin halifeleriniz kimlerdir?" diye sorduklarında, "Benim peşimden gelip hadis ve sünnetimi ezberleyenlerdir." buyurdu.  Buharî, "İlim" kitabında şöyle yazıyor:  Yemen halkından bir kişi Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadisini duyunca, "Ya Resulullah! Onu benim için yaz." dedi. Bunun üzerine o hazret, "Bunu falanca için yazın." buyurdu.  Ve yine şöyle rivayet edilmektedir: Ensardan bir kişi Hz. Resulullah'ın (s.a.a) meclisinde oturmuş hazretin buyruklarını dinliyor ve lezzet alıyordu; fakat onların hiçbiri aklında kalmıyordu. Bu durumu Hz. Resulullah'a (s.a.a) yakınınca hazret, eline işaret ederek, "Elinden yararlan." (yaz) buyurdu.  Amr b. Şuayb, babası kanalıyla dedesinden şöyle rivayet eder:  Resulullah'a (s.a.a), "Ya Resulullah! Senden duyduğum her şeyi yazayım mı?" diye sorunca, "Evet" buyurdu. "Öfkeli ve sevinçliyken söylediklerinizi de mi?" diye sorduğumda da, "Evet, çünkü ben hiçbir durumda haktan başka bir şey söylemem." buyurdu.  Başka bir rivayette bu konu şöyle geçmiştir:  Ben, "Sizden duyduğum şeyleri yazmama müsaade ediyor musunuz?" diye sordum. Hazret, "Evet." buyurdu.  Abdullah b. Amr b. As'tan şöyle rivayet edilmiştir:  Ben Resulullah'tan (s.a.a) duyduğum her şeyi yanımda bulundurmak için yazıyordum; nihayet Kureyş muahcirleri beni bu işten sakındırarak, "Sen Resulullah'tan (s.a.a) duyduğun her şeyi yazıyorsun; oysa Peygamber de bir beşerdir; öfke veya sevinç üzerine bir şey söyleyebilir!" dediler. Bu nedenle Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadislerini yazmaktan sakınarak olayı ona aktardım. Hazret ağzına işaret ederek bana buyurdu:  Canım elinde olan Allah'a andolsun ki buradan haktan başka bir şey çıkmaz  Başka bir rivayette bunun ardından şöyle geçer:  Abdullah, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) huzuruna gelerek, "Ya Resulullah! Hadislerinizi diğerlerine anlatmak için onları yazıp aklıma yerleştirmek istiyorum. Buna izin veriyor musunuz?" diye sordu. Hazret, "Eğer benim hadisimse yazarak aklına yerleştir." buyurdu.  Amr b. Şuayb, babası kanalıyla dedesinden şöyle rivayet eder:  Ben Hz. Resulullah'a (s.a.a), "Ya Resulullah! Sizden duyduğumuz hadisler aklımızda kalmıyor; onları yazalım mı?" diye sorunca, "Yazın." buyurdu.  Hâl böyle iken şu soruyla karşılaşmaktayız: Yukarıda zikredilen sahih hadislerde geçtiği gibi Hz. Resulullah (s.a.a) halkı hadislerini yazıp yaymaya teşvik ve emretmişse, daha önce değindiğimiz gibi Resulullah'ın (s.a.a) hadisleri yazmayı yasakladığını bildiren hadisler o hazretten nasıl rivayet edilmiştir?  Bu sorunun cevabı şudur: Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadislerinin yazılmasını engelleyen Kureyş'in, yani muhacirlerin, o hazretin vefatından önce de vasiyetinin yazılmasını engellediklerini görmekteyiz; Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra da ikinci halife var gücüyle hazretin hadislerinin yazılmasını engelledi; yazılan hadisleri de bir araya toplayarak yaktı. Böylece Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadislerinin yayılmasını engelledi ve Medine'de buna karşı çıkan sahabeleri tutukladı!  Ondan sonra, Kureyiş'in üçüncü halifesi Osman b. Affan da onun bu metodunu sürdürdü. İşte bu yüzden bir grup sahabenin hakim gücü takip etmesi tamamen doğal bir şeydir.  Ve yine sahabeden Ebuzer-i Gıfarî gibi bir grubun bu hareke-te karşı çıkarak Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadislerini yaydıklarını ve bundan dolayı ıstırap ve şiddete maruz kaldıklarını görmekteyiz. Kitabımızın ilerleyen bölümlerinde Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) Ebuzer'i bu tutuma teşvik ettiğine değineceğiz. Doğal olarak Hz. Ali (a.s), Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadislerinin yazılmasına kendi hilafeti döneminde teşvik etmiştir; Hz. Ali (a.s), ibadet mihrabında şehadet şerbetini içtikten sonra Muaviye hilafete geçince yayılmasını istemediği Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadislerinin yazılmasını engellemesi çok zordu. Dolayısıyla, emellerine ulaşmak için bazı kişilerin düşüncelerinden yardım almak zorundaydı. İşte bu nedenle kendi taraftarlarından yardım aldı; onlar da onun hükümeti döneminde, Hz. Peygamber'in hadislerinin yazılmasını engellediği doğrultusundaki -uydurma- rivayetleri yaydılar ki bu da Hz. Resululla-h'ın (s.a.a) hadislerinde çelişki görünmesine neden oldu. Tıpkı Hz. Resulullah'ın (s.a.a), "Benim hadislerimi yazın." rivayeti karşısında nakledilen, "Benim hadislerimi yazmayın." hadisi gibi. Evet, Hz. Resulullah'tan (s.a.a) böyle çelişkili rivayetler nakledilmiştir.  Dolayısıyla, birbiriyle çelişkili hadislerle karşılaştığımızda, zamanın hakim gücünün siyasetleriyle bağdaşan hadisleri kabul etmememiz yeterlidir.  Şunu da söyleyelim ki, hadis rivayet ve naklinin yasaklanmasının yegane sebebi Müslümanlar arasında Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) faziletlerinin yayılmasını engellemekti. Bu iş özellikle halkı Cuma hutbelerinde Müslümanların minberlerinde Hz. Ali'ye (a.s) lânet etmeye zorlayan Muaviye'nin hilafeti döneminde yapıldı. Nitekim kitabımızın birinci cildinde, Hz. Ali'nin (a.s) faziletlerinin gizlenmesi ve ona lânet etmenin yaygınlaşması bölümünde buna değindik. * * *  Daha önce, Muaviye açısından hükümet ve yönetim siyaseti, halkın dikkatini Ehlibeyt Ekolü'nden Hilâfet Ekolü'ne çevirmeyi gerektiriyordu. Nitekim onun, Müslümanların imam ve rehberleri hakkındaki görüşlerini değiştirmeye çok ihtiyacı vardı. Çünkü Müslümanlar, önderlik için Hz. Resulullah'ı (s.a.a) en mükemmel örnek biliyorlardı ve o hazretin varlığı onlar için insanın varabileceği kemalin timsaliydi; o günah işlemez ve heveslerinin isteği doğrultusunda hareket etmezdi.  Bu sebepler sapık kişiler dışında Müslümanları Muaviye'yi izlemekten ve onu imam ve önder olarak ve daha kötüsü, sürekli sarhoş olup gününü Allah'a karşı günah işlemekle geçiren Yezid gibi bir kişinin veliahtlığını kabul etmekten alıkoyuyordu.  İşte bu nedenle Muaviye, Müslümanların görüşünü Hz. Resu-lullah (s.a.a) gibi apaçık bir örnekten saptırmak zorundaydı. Dolayısıyla onun emriyle Resulullah'ın (s.a.a) bazı eşleri ve sahabenin bir kısmının dilinden o hazreti, Yezid ve Muaviye gibi nefsanî heveslerini izleyen bir kişi olarak tanıtan hadisler uydurdular!  Bunun yanı sıra, Ehlikitap ulemasının geçmiş peygamberlerden yalan rivayetler naklederek Müslümanlar arasında yaydıkları israi-liyat, kendine göre Muaviye'nin hedeflerini teyit eden apaçık delillerdi. Ayrıca, Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadislerinin yazılmasının engellenmesi ve o hadislerin ravilerinin hafızalarında bulundurduklarına güvensizlik, suyu daha bir bulandırıp şartları daha da zorlaştırdı, israiliyat ve uydurma rivayetleri Resulullah'ın (s.a.a) gerçek rivayetleriyle iyice karıştırdı!  Böylece Muaviye'nin hükümeti döneminde onun isteğiyle Hilâfet Ekolü'nde İslâmî düşünce değişik bir görünüm kazandı ve o zamandan itibaren bu düşünce tarzı Hilâfet Ekolü'nde resmî İslâm sayıldı! Böyle bir İslâm'a karşı gelenler ise dışlanıp uzaklaştırıldı. Muaviye'nin plânladığı bu resmî İslâm veya İslâmî düşünce günümüze kadar hayatını sürdürdü. Muaviye'den sonra, Hz. Resulul-lah'ın (s.a.a) ciğer paresi İmam Hüseyin (a.s) ve Ehlibeytinin şeha-deti bu sapmanın sınırını belirlemiş, Yezid ve girişimlerinin gerçeğini ortaya çıkarmış, gerçek çehrelerini arkasında gizledikleri hilâfet makamını kutsallıktan çıkarmıştır. Ondan sonra da hükümetle saltanat bir tarafta, din ve diyanet de diğer tarafta yer almıştır.  * * *  Buraya kadar, Hilâfet Ekolü'nün Resulullah'ın (s.a.a) hadisleri karşısındaki tutumunu inceledik. Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hadisleri konusunda Ehlibeyt Ekolü'nün tutumunu incelemeden önce, fıkıh ve içtihat konusunda iki ekolün tutumunu incelemek istiyoruz. Geçmişe dönelim:  Hilâfet Ekolü'nde, hicretin ikinci asrının başlarına kadar Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetinin yazılma ve yayılmasının engellenmesi, ahkâm ve müçtehitlerin görüşlerine uygun davranma konusu ile bazı durumlar Resulullah'ın (s.a.a) gerçek sünneti karşısında içtihat kapısının açılmasının en önemli sebeplerindendi. İlerideki ko-numuzda bunu inceleyeceğiz inşaallah. |