| Çeviri “İran edebiyatının her şeyden çok eski ve yeni yabancı edebî şaheserlerin çevrilmesine ihtiyacı vardır. Çünkü, uygar ülkeler karşısında, bugünkü düşünsel ve edebî donukluğumuzun, uyumsuzluk ve gelişmemişliğimizin önemli nedenlerinden birisi, günümü dünyasının edebî düşünceleri, yöntemleri ve sitilleriyle temas halinde olmayışımızdır. Bugün, nasıl uygar dünyanın bilim, sanat ve tekniğinden yararlanmak zorundaysak, edebî ve düşünsel bakımdan da aynı şeyi yapmaktan başka yolumuz yoktur. Bu amaca ulaşmak için dünyanın edebî eserlerinin dikkatli ve doğru çevirilerine ihtiyacımız var. Ne yazık ki, bu yönden çok fakir olduğumuzu itiraf etmeliyiz. Nitekim Farsçaya çevrilmesi ve tanınması gereken binlerce eserden teki bile çevrilmemiştir, çevrilenler de güvenilir değildir. Çünkü genellikle bu kitapların içeriğinde fahiş hatalar ve müdahaleler vardır. İbareler aslına uymayacak şekilde başkalaşmıştır.” Sâdık-i Hidâyet (1323/1944)
Avrupa edebiyatı, toplumu ve edebiyat eleştirmenleri hakkındaki teorik meselelerin çevrilmesi, İranlı yazarların görüş alanlarının genişlemesine ve dikkatlerinin yeni öykü yazımı tekniklerine ve konularına yönelmesine neden olur. Kuşkusuz bu bilgilenme çağdaş İran edebiyatında pek az yaratıcı bir şekilde kendisini gösterir. Aslında, gerçekçi öykülerin çevrilmesi, İran öykücülüğü üzerinde teorik edebî eserlerin çevirisinden daha dazla etkide bulunur. Yıllarca kapalı ve bunalımlı bir çevrede yaşamış insanlar için bu tür eserlerinin yayımlanması, taze havaya açılan bir penceredir. Kuşkusuz çeviri, çevrilen eserlerin içerik ve biçimine göre, Fars edebiyatı üzerinde çok yönlü bir etkide bulunmuşsa da genellikle dünyanın büyük yazarlarının, insanları ve konuları canlandırmadaki maharetiyle İran öykücülüğünün gelişimine yardımcı olur. Mücadeleci eserlerin çevrilmesi, İranlı yazarların insan ve toplum konusundaki görüşlerine siyasî bir şekil kazandırır. Bu alanda Gorki’nin çeşitli eserleri dışında Robert Tersal, Julius Fucik, Henri Barbusse, Nikolay Astrovoski, Jean Lafayette, Jack London gibi yazarların eserleri basılır. Bu yıllarda çevrilen eserlere şöyle bir bakıldığında, cinsellik, aksiyon ve tarihî konularda basılan eserlerin çokluğuna rağmen, gerçekçi eserlere gösterilen özel ilginin, bu dönemin edebiyatını önceki dönemin edebiyatından ayırdığını anlarız. Önceleri romantik Avrupa edebiyatı -özellikle Fransız edebiyatı- nasıl İran edebiyatı üzerine kültürel bir rehberlik rolü oynamışsa, Fransız ve ardından Amerikan edebiyatının İran edebiyatı üzerindeki egemenliğine rağmen, asıl başat rolü Rus edebiyatı oynamıştır. Yabancı edebiyatların Farsçaya çevrilmesinde yeni bir dönem başlamıştır artık. Bu dönemde, Rızâ Âzerehşî, Kâzım-i Ensârî, Ali Asgar-i Su-rûş, Bozorg-i Alevî, Kerîm-i Kişâverz, Muhammed Ca’fer-i Mahcûb, Ali-yi Mustevfî gibi çevirmenler dünya edebiyatının seçkin eserlerini çevirerek Fars nesrinin gelişimiyle İranlı yazarların ve okuyucuların beklenti düzeylerinin yükseltilmesine çalışmışlardır. Maksim Gorki, eserleri, dünyadaki başka yazarlardan çok daha fazla İranlı kitap okurlarının ilgisini çekmiş bir yazardır. On yıl boyunca yirmiden fazla kitabı ve pek çok kısa öyküsü Farsçaya çevrilir. Ondan çevrilen en önemli eserler arasında şunların adları sayılabilir: “Mâder 1323/ 1944’de Surûş’un çevirisiyle, Doşmenân 1326/1947’de Kisaverz’in çevi-risiyle, Çelkaş 1329/1950’de Ensârî’nin çevirisiyle, Der-A’mâk-i İctimâ 1330/1951’de Nûşîn’in çevirisiyle, Ostâdân-i Zindegî 1331/1952’de Mus-tevfî’nin çevirisiyle.” Çehof, Puşkin, Dostoyevski, Lermantov, Turgenyev, Tolstoy, Gogol gibi yazarların ve yine Aleksi Tolstoy, Şolohov, Ernburg ve Serafimovic’in (Peyâm-i Nov dergisinde) çeşitli eserlerinin çevrilmesi, Rusça eserlerin çevrilmesi sürecine hız kazandırır. Avrupalı yazarlar arasında Avusturyalı yazar Stefan Zweig’a herkesten daha çok ilgi gösterilir. Zweig’a duyulan ilginin asıl sebebi, onun aşk öykülerindeki karakterlerin psikolojisinde gösterdiği sanat gücüdür. Gor-ki’nin deyişiyle “tarihî bakımdan daha bilgili ve teknik yönden daha usta olan” diğer batılı yazarların da çeşitli eserleri basılır. Anatole France, Zola, Lawrens, Sartre, Çapek, Schiller, Balzac, Flaubert, Gide, Meterling, de Maupassant, Hugo, Romain Rolland, Kafka, Shakespeare ve Shaw eserlerinin çevirileri bu yıllarda İran öykücülüğü üzerinde etkili olan başlıca yazarlardandır. Yabancı edebiyat çevirilerinin konu gelişimi dışındaki en önemli etkisi, İran’da öykü yazımı tekniklerinin gelişiminde olmuştur. Elbette bu konuda, ömürleri üzerinden henüz birkaç onluk geçmiş bulunan İran öykülerinin kendilerine özgü gelişimleri de görmezden gelinmemelidir. Bu dönemde, bundan önce İran öykücülerinin ilgisini çekmeyen yeni meselelerin anlatılmasının gerekliliği, sanatsal biçimlerin gelişimini de zorunlu kılar. Yaratıcı yazarlar, yeni yöntemler elde etmek için ciddi çabalar gösterirler. Öykü yazımı ilke ve tekniklerini dikkate alış, toplumun kültürel gelişimi üzerinde önemli bir etki yaratır. Çünkü bu durum, öykü yazmayı kolay sanan pek çok beceriksiz kişiyi bir kenara iterek, kısa öyküye o zamana dek İran edebiyatında geçmişi bulunmayan bir önem kazandırır. Kısa öykü bundan sonra, İran’daki en köklü ve en ileri sanat türü olan şiire rakip olarak kendisini ortaya çıkarır. Çûbek, Âl-i Ahmed ve Gulistân, çağdaş Amerikan edebiyatının etkisi altında, öykünün yapısına özel bir ilgi göstererek sanatkârca eserler meydana getirirler. Mark Twain, Edgar Allen Poe, Steinback, Hemingway, Faulkner ve Jack London’ın eserleri, Rızâ Seyyid-i Hüseynî, Mahcûb, Pervîz-i Dâryûş, İbrâhîm-i Gulistân ve Abdurrahîm-i Ahmedî tarafından Farsçaya çevrilir. Hareketli Amerikan edebiyatının, bu aşamanın isteğiyle, yani bir önceki dönemin öznel ve ruhsal ilişkilerini tasvir yerine nesnel ve toplumsal ilişkilerin çizilmesi isteğiyle uyumlu olan dışavurumculuğu, birçok yenilikçi İranlı yazarı etkisi altına alır. Âl-i Ahmed Ez Rencî ki Mîbe-rîm’de, Gulistân Âzer Mâh-i Âhir-i Pâyîz’de Amerikan edebiyatının pro-testocu yönünden etkilenerek, vahşilikle insanlığın karşı karşıya gelişini sergilemeye çalışmışlardır. Bu iki yazar 1340/1960’lı yıllarda yayımlanan eserlerinde, nesirlerinin güzel olmasına ciddî bir ilgi gösteren ilk İranlı öykü yazarlarındandır. Değerli öykülerin çevrilmesinin yanı sıra, kalitesiz eserlerin piyasası da son derece hareketlidir. Bu tür eserlerin çevirisinin, İran öykücülüğüne ve İranlı okuyucuların zihnine indirdiği darbe, tartışma götürmeyecek kadar belirgindir. Öte yandan kitap piyasasındaki canlanma, değerli kitapların aceleye getirilerek çevrilmesine neden olur. Öyle ki asıl metne bağlılık ve istenilen nesirle yazılmış olmak bakımından kayda değer kitapların sayısı pek azdır. Çevirmenlerin esas metne müdahale etmeleri ve serbest çeviri yapmaları da, eserlerin çevrilen yazarların üslûbunun ortaya konmasını engelleyen hususlardandır. Bir eleştirmen: “Yabancı öykü çevirilerinin artışı henüz bir cenin halinde olan Fars öykücülüğünü boğar” görüşündedir. Öyle ki 1316-1320/1937-1941 yılları arasındaki büyün yayınların %7’’sini kapsayan İran öykü ve piyeslerinin oranı, 1321-1325/1942-1946 yıllarında %2.3 oranında azalır. Buna karşılık 1316-1320/1937-1941 yılları arasında çevrilen öykü ve piyesler bütün yayınların %1’i olduğu halde %9.6 artış sağlar. Elbette bundan önce zikredilen husus da dikkate alınmalıdır; özellikle sınırların açılması ve aydınların yeni düşüncelere hayranlığıyla yeni kitapların çevirisine duyulan gereksinim artmıştır. Ancak şurası da gözden kaçırılmamalıdır ki söz edilen etken, Fars öykücülüğünü gelişmekten alıkoyan tek etken değildir. Önemli etkenlerden birisi de, göreli bir özgürlüğün varlığı ve 1320 Şehrîver’inden sonraki yıllarda ortamın, particilik ve gazetecilik etkinliklerine uygun olmasıdır. Bu dönem aydını, bir önceki dönemin evinde oturan aydının aksine, gücünün çoğunu siyasî ve medyatik etkinliklere harcar. Hidâyet Sohen’e nezaret eder. Âl-i Ahmed Halk Partisi’nin propaganda sorumlularından birisi olarak Taberî ile birlikte aylık Merdom dergisini çıkarır. Alevî ve Mustevfî parti çalışmalarının yanı sıra Peyâm-i Nov ve Kebûter-i Sulh’u yönetirler. Abdurrahîm-i Ah-medî, Be-Sûy-i Âyende gazetesinin baş makalelerini yazar. Gulistân Mark-sist metinleri çevirmekle meşguldür. Âl-i Ahmed ve Melikî siyasî etkin-liklerinin bir başka bölümünde Nîrû-yi Sevvom ve Şâhid’i yönetirler. Pek çok yazar öyküyü bile bir propaganda aracına dönüştürür. Edebiyata yö-nelerek topluma karşı görevini yerine getirememiş olmaktan korkan yazar, sanat dışı etkinliklere yönelir. Edebiyatla ilgilenmek, onun varlığının değerine bir açıklama getiremediğinden, yaptığı işi yararlı gösterebilmek için, edebiyat dışı etmenlerden yardım alır. Edebî rekabetler bile diyalektik ve partisel bir yön kazanır. Her grup öteki gruba bağlı yazarların eserlerini, çok zaman edebî olmayan siyasî bir sebeple ret veya kabul eder. Bu şekilde, öykü yazmak yazarlar için ikinci dereceden bir etkinliğe dönüşür. Kimi yazarlar, toplumsal hareketlere katılmak bahanesiyle edebî çalışmalardan el çekerler. Heyecanların ve coşkuların söndüğü bir sırada, Âl-i Ahmed öykü yazmayı ciddi biçimde sürdürür; Gulistân ise öykülerini 1328/1949’dan itibaren yayımlar. Sanki toplumsal çalışmalar onların edebî uğraşlarının karşısındaymış gibi, bunlardan birisini yerine getirmek için ötekini bırakmaları gerekir. Aylık Merdom dergisinin 1326/1947’de yaptığı bir araştırmaya göre, kitap okurları da boş zamanlarının önemli bir bölümünü, yayımlanması yıllarca yasak kalan siyasî ve toplumsal kitapları okumakla geçirirler. Edebî eserlerse okuyucunun ikinci dereceden okuyabileceği konular arasında yer alırlar. |