Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 16:11

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۴۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

Çeviri

 

İran edebiyatının her şeyden çok eski ve yeni yabancı edebî şaheser­le­rin çevril­mesine ihtiyacı vardır. Çünkü, uygar ülkeler karşısında, bu­günkü dü­şünsel ve edebî donukluğumu­zun, uyumsuzluk ve gelişmemişli­ğimizin önemli nedenlerinden birisi, günümü dünyasının edebî düşünce­leri, yön­temleri ve sitilleriyle temas halinde olmayı­şımızdır. Bugün, nasıl uy­gar dünyanın bi­lim, sanat ve tekniğinden yararlanmak zo­rundaysak, edebî ve düşünsel ba­kımdan da aynı şeyi yapmaktan başka yolumuz yok­tur. Bu amaca ulaşmak için dünya­nın edebî eserlerinin dikkatli ve doğru çevirile­rine ihtiyacımız var. Ne yazık ki, bu yönden çok fakir olduğumuzu itiraf etmeliyiz. Nitekim Farsçaya çevrilmesi ve tanınması gereken bin­lerce eser­den teki bile çevril­memiştir, çevrilenler de güvenilir değildir. Çünkü genel­likle bu kitapların içeriğinde fahiş hata­lar ve müdahaleler vardır. İbareler aslına uymayacak şekilde başkalaşmıştır.”

 

Sâdık-i Hidâyet (1323/1944)

 


 

Avrupa edebiyatı, toplumu ve edebiyat eleştirmenleri hakkındaki teo­rik meselelerin çevrilmesi, İranlı yazarların görüş alanlarının genişleme­sine ve dikkatlerinin yeni öykü yazımı tekniklerine ve konularına yönel­mesine neden olur. Kuşkusuz bu bilgilenme çağdaş İran edebiyatında pek az yaratıcı bir şe­kilde kendisini gösterir. Aslında, gerçekçi öykülerin çev­rilmesi, İran öykücü­lüğü üzerinde teorik edebî eserlerin çevirisinden daha dazla etkide bulunur. Yıllarca kapalı ve bunalımlı bir çevrede yaşamış in­sanlar için bu tür eserleri­nin yayımlanması, taze havaya açılan bir pence­redir. Kuşkusuz çeviri, çevri­len eserlerin içerik ve biçimine göre, Fars ede­biyatı üzerinde çok yönlü bir etkide bulunmuşsa da genellikle dünyanın büyük yazarlarının, insanları ve konuları canlandırmadaki maharetiyle İran öykücülüğünün gelişimine yar­dımcı olur. Mücadeleci eserlerin çev­rilmesi, İranlı yazarların insan ve toplum konusun­daki görüşlerine siyasî bir şekil kazandırır. Bu alanda Gorki’nin çe­şitli eserleri dışında Robert Tersal, Julius Fucik, Henri Barbusse, Nikolay Astrovoski, Jean Lafayette, Jack London gibi yazarların eserleri basılır.

 

Bu yıllarda çevrilen eserlere şöyle bir bakıldığında, cinsellik, aksiyon ve ta­rihî konularda basılan eserlerin çokluğuna rağmen, gerçekçi eserlere göste­ri­len özel ilginin, bu dönemin edebiyatını önceki dönemin edebiya­tından ayırdı­ğını anlarız. Önceleri romantik Avrupa edebiyatı -özellikle Fransız ede­biyatı- nasıl İran edebiyatı üzerine kültürel bir rehberlik rolü oynamışsa, Fransız ve ardından Amerikan edebiyatının İran edebiyatı üzerindeki ege­menliğine rağ­men, asıl başat rolü Rus edebiyatı oynamıştır.

 

Yabancı edebiyatların Farsçaya çevrilmesinde yeni bir dönem başla­mıştır artık. Bu dönemde, Rızâ Âzerehşî, Kâzım-i Ensârî, Ali Asgar-i Su-rûş, Bozorg-i Alevî, Kerîm-i Kişâverz, Muhammed Ca’fer-i Mahcûb, Ali-yi Mustevfî gibi çe­virmenler dünya edebiyatının seçkin eserlerini çevirerek Fars nesrinin ge­lişi­miyle İranlı yazarların ve okuyucuların beklenti dü­zeylerinin yükseltilme­sine çalışmışlardır.

 

Maksim Gorki, eserleri, dünyadaki başka yazarlardan çok daha fazla İranlı kitap okurlarının ilgisini çekmiş bir yazardır. On yıl boyunca yirmi­den fazla kitabı ve pek çok kısa öyküsü Farsçaya çevrilir. Ondan çevrilen en önemli eserler arasında şunların adları sayılabilir: “Mâder 1323/ 1944’de Surûş’un çeviri­siyle, Doşmenân 1326/1947’de Kisaverz’in çevi-risiyle, Çelkaş 1329/1950’de Ensârî’nin çe­virisiyle, Der-A’mâk-i İctimâ 1330/1951’de Nûşîn’in çe­virisiyle, Ostâdân-i Zindegî 1331/1952’de Mus-tevfî’nin çevirisiyle.” Çehof, Puşkin, Dostoyevski, Lermantov, Turgenyev, Tolstoy, Gogol gibi yazarla­rın ve yine Aleksi Tolstoy, Şolohov, Ernburg ve Serafimovic’in (Peyâm-i Nov dergisinde) çeşitli eserleri­nin çevril­mesi, Rusça eserlerin çevrilmesi sürecine hız kazandı­rır.

 

Avrupalı yazarlar arasında Avusturyalı yazar Stefan Zweig’a herkesten daha çok ilgi gösterilir. Zweig’a duyulan ilginin asıl sebebi, onun aşk öy­küle­rindeki karakterlerin psikolojisinde gösterdiği sanat gücüdür. Gor-ki’nin deyi­şiyle “tarihî bakımdan daha bilgili ve teknik yönden daha usta olan” diğer ba­tılı yazarların da çeşitli eserleri basılır. Anatole France, Zola, Lawrens, Sartre, Çapek, Schiller, Balzac, Flaubert, Gide, Meterling, de Maupassant, Hugo, Ro­main Rolland, Kafka, Shakespeare ve Shaw eser­lerinin çevirileri bu yıllarda İran öykücülüğü üzerinde etkili olan başlıca yazarlardandır.

 

Yabancı edebiyat çevirilerinin konu gelişimi dışındaki en önemli et­kisi, İran’da öykü yazımı tekniklerinin gelişiminde olmuştur. Elbette bu konuda, ömürleri üzerinden henüz birkaç onluk geçmiş bulunan İran öy­külerinin ken­dilerine özgü gelişimleri de görmezden gelinmemelidir. Bu dönemde, bundan önce İran öykücülerinin ilgisini çekmeyen yeni mese­lelerin anlatıl­masının ge­rekliliği, sanatsal biçimlerin gelişimini de zorunlu kılar. Yaratıcı yazarlar, yeni yöntemler elde etmek için ciddi çabalar göste­rirler. Öykü ya­zımı ilke ve tek­niklerini dikkate alış, toplumun kültürel ge­lişimi üzerinde önemli bir etki ya­ratır. Çünkü bu durum, öykü yazmayı kolay sanan pek çok beceriksiz kişiyi bir kenara iterek, kısa öyküye o za­mana dek İran edebiya­tında geçmişi bulunma­yan bir önem kazandırır. Kısa öykü bundan sonra, İran’daki en köklü ve en ileri sanat türü olan şi­ire rakip olarak kendisini or­taya çıkarır.

 

Çûbek, Âl-i Ahmed ve Gulistân, çağdaş Amerikan edebiyatının etkisi al­tında, öykünün yapısına özel bir ilgi göstererek sanatkârca eserler mey­dana getirirler. Mark Twain, Edgar Allen Poe, Steinback, Hemingway, Faulkner ve Jack London’ın eserleri, Rızâ Seyyid-i Hüseynî, Mahcûb, Pervîz-i Dâryûş, İb­râhîm-i Gulistân ve Abdurrahîm-i Ahmedî tarafından Farsçaya çevrilir. Ha­reketli Amerikan edebiyatının, bu aşamanın isteğiyle, yani bir önceki döne­min öznel ve ruhsal ilişkilerini tasvir yerine nesnel ve toplumsal ilişkilerin çi­zilmesi isteğiyle uyumlu olan dışavurumculuğu, bir­çok yenilikçi İranlı yazarı etkisi al­tına alır. Âl-i Ahmed Ez Rencî ki Mîbe-rîm’de, Gulistân Âzer Mâh-i Âhir-i Pâyîz’de Amerikan edebiyatı­nın pro-testocu yönünden etkilenerek, vah­şilikle in­sanlığın karşı karşıya geli­şini sergilemeye çalışmışlardır. Bu iki yazar 1340/1960’lı yıllarda yayımla­nan eserlerinde, nesirlerinin güzel olmasına ciddî bir ilgi gös­teren ilk İranlı öykü yazarlarındandır.

 

Değerli öykülerin çevrilmesinin yanı sıra, kalitesiz eserlerin piyasası da son derece hareketlidir. Bu tür eserlerin çevirisinin, İran öykücülüğüne ve İranlı okuyucuların zihnine indirdiği darbe, tartışma götürmeyecek ka­dar be­lirgindir. Öte yandan kitap piyasasındaki canlanma, değerli kitapla­rın ace­leye getirilerek çevrilmesine neden olur. Öyle ki asıl metne bağlılık ve iste­nilen ne­sirle yazılmış olmak bakımından kayda değer kitapların sa­yısı pek azdır. Çe­virmenlerin esas metne müdahale etmeleri ve serbest çe­viri yapma­ları da, eserlerin çevrilen yazarların üslûbunun ortaya konma­sını engelleyen husus­lardandır.

 

Bir eleştirmen: “Yabancı öykü çevirilerinin artışı henüz bir cenin ha­linde olan Fars öykücülüğünü boğar” görüşündedir. Öyle ki 1316-1320/1937-1941 yılları ara­sındaki büyün yayınların %7’’sini kapsayan İran öykü ve piyesle­rinin oranı, 1321-1325/1942-1946 yıllarında %2.3 oranında azalır. Buna karşılık 1316-1320/1937-1941 yılları ara­sında çevrilen öykü ve piyesler bütün yayınların %1’i ol­duğu halde %9.6 artış sağlar.

Elbette bundan önce zikredilen husus da dikkate alınmalıdır; özellikle sı­nırla­rın açılması ve aydınların yeni düşüncelere hayranlığıyla yeni ki­tapla­rın çevi­risine duyulan gereksinim artmıştır. Ancak şurası da gözden kaçı­rılmamalı­dır ki söz edilen etken, Fars öykücülüğünü gelişmekten alı­koyan tek etken değil­dir. Önemli etkenlerden birisi de, göreli bir özgürlü­ğün varlığı ve 1320 Şehrîver’inden sonraki yıllarda ortamın, particilik ve gaze­tecilik etkinlikle­rine uygun olmasıdır. Bu dönem aydını, bir önceki döne­min evinde oturan aydının aksine, gücünün çoğunu siyasî ve medyatik et­kinliklere harcar. Hidâyet Sohen’e nezaret eder. Âl-i Ahmed Halk Par­tisi’nin propaganda so­rumlula­rından birisi olarak Taberî ile bir­likte aylık Merdom dergisini çıka­rır. Alevî ve Mustevfî parti çalışmalarının yanı sıra Peyâm-i Nov ve Kebûter-i Sulh’u yönetirler. Abdurrahîm-i Ah-medî, Be-Sûy-i Âyende ga­zetesinin baş maka­lelerini yazar. Gulistân Mark-sist metinleri çevirmekle meşguldür. Âl-i Ahmed ve Melikî siyasî etkin-liklerinin bir başka bölümünde Nîrû-yi Sevvom ve Şâhid’i yönetir­ler. Pek çok yazar öyküyü bile bir pro­paganda aracına dönüş­türür. Edebi­yata yö-nelerek topluma karşı görevini ye­rine getirememiş olmak­tan kor­kan ya­zar, sanat dışı etkinliklere yönelir. Ede­biyatla ilgilenmek, onun var­lığının değerine bir açıklama getiremediğinden, yaptığı işi yararlı göstere­bilmek için, edebiyat dışı etmenlerden yardım alır. Edebî rekabetler bile diya­lek­tik ve partisel bir yön kazanır. Her grup öteki gruba bağlı yazarla­rın eserle­rini, çok zaman edebî olmayan siyasî bir sebeple ret veya kabul eder. Bu şe­kilde, öykü yazmak yazarlar için ikinci dereceden bir etkinliğe dönü­şür. Kimi yazarlar, toplumsal hareketlere katılmak bahane­siyle edebî ça­lışmalardan el çekerler. Heyecanların ve coşkuların söndüğü bir sırada, Âl-i Ahmed öykü yazmayı ciddi biçimde sürdürür; Gulistân ise öykü­lerini 1328/1949’dan itibaren ya­yımlar. Sanki toplumsal çalışmalar onların edebî uğ­raşlarının karşısındaymış gibi, bunlardan birisini yerine getirmek için öte­kini bırakmaları gerekir. Aylık Merdom dergisinin 1326/1947’de yaptığı bir araş­tırmaya göre, kitap okurları da boş zamanlarının önemli bir bölü­münü, ya­yımlanması yıllarca yasak kalan si­yasî ve toplumsal kitapları okumakla geçi­rirler. Edebî eserlerse okuyucunun ikinci dereceden okuya­bileceği konular arasında yer alırlar.
 
 
Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.