| 9 YENİ EDEBÎ AKIMLAR
Çeviri İhtilal sonrası yıllardaki sansür, öncü İran öykücülüğünün gelişimini engeller. Değerli eserlerin basımı konusunda sorunlar yok değildir. Toplumun temel sorunlarını ortaya koyamayan, çoğu zaman derli toplu bir sanat eseri yaratma gücüne de sahip olmayan yazar, özellikle öykü tekniği ve tema bakımından İran eserlerinden üstün olan yabancı öykülerin daha çok okuyucusu varken, çeviriye yönelmeyi akıllılık sayar. Sîmîn-i Dânişver’in şu sözü bu dönemin pek çok yazarının hâline tercüman olabilir: “Pek çoğumuz, benimle yaşıt olan yazarlar, hatta ben, yani hepimiz aslında çevirinin kurbanı olduk; çünkü yaptığımız işin alıcısı yoktu... Hepimiz batılı eserleri çevirmeye yöneldik; yazar olmak yerine çevirmen olduk.” Kuşkusuz okuyucuların İranlı eserlere ilgisizliklerini, bir dereceye kadar bu eserlerin bıktırıcılığında, onlardaki biçim ve konu zaafında aramak gerekir. Çünkü az çok değeri olan her öykünün okuyucular tarafından ilgi gördüğü ve defalarca yeniden basıldığı tecrübeyle sabittir. 1320-1330/1941-1951 yıllarında gazete ve siyaset, roman okumaya pek az zaman bırakıyordu. (Kuşkusuz gazete sayısının kısa zamanda artması kitap yayımını olumsuz yönde etkiliyordu; yoksa uzun vadede halkın okuma alışkanlığı kazanması kitap tirajlarının artışını kesin olarak etkilemiştir.) Ancak ihtilal rejimi toplumsal yapıları birbirine karıp katmak ve insanları evlerine tıkmak suretiyle, onlar adına edebiyatla dolan boş vakitler yaratmış olur. Öyle ki İran öykü ve piyeslerinin yayım oranı 1321-1325/1942-1946 yılları arasındaki bütün yayınların yüzde 2/3’ünden, 1336-1340/1957-1961 yıllarındaki bütün yayınların yüzde 19/3’üne çıkar. Yine yabancı öykü ve piyesler 1321-1325/1942-1946 yıllarındaki yüzde 9/6’dan 1336-1340/1957-1961 yıllarında yüzde 13/7’ye yükselir. Öykü yayımının canlanması, günden güne artan toplumsal yalnızlığın doğurduğu ihtiyaçlara bir cevaptır. İnzivaya çekilen halk, kendi başarısızlığını öykü dünyasındaki insanların başarılarının düşüyle teskin eder; roman kahramanlarıyla özdeşleşerek ayaklar altına alınan düşlerini savunmaya çalışır. Kitap yayımı piyasasının canlanmasıyla birlikte pek çok yayımcı roman basmaya girişir. Bundan önce bilgiççe sanat taslamak demek roman çevirisi, bir meslek haline gelir. Nice yeteneksiz insan “ekmeğini çıkarmak için” bu mesleğe yönelir. Az buçuk yabancı bir dilden anlayan herkes, yazıldığı dilde yer edinememiş, yıllar içinde eskimiş olan kitapları çevirmeye girişir. Üstelik bu kitapların birçoğu asıl dillerinden değil, ikinci ya da üçüncü bir dilden çevrilmişlerdir. Örneğin bayağı eserler basmakta pek usta olan Mâh-i Nov yayınevinin çevirmenleri, Avrupalı yazarların eserlerini Arapçadan çevirirler. “Son yıllarda sayıları giderek artan bu çevirmenlerin bu türden çalışmaları sonucu, yabancı, yanlış, uygunsuz hatta anlamsız terkipler ve söyleyişler Fars dilinde kullanılır olmuş; sonuçta ortaya, içinde Fars dilinin dilbilgisi kuralları ve söz dizimi bulunmayan, çok zaman beşerî aklın ve mantığın da kendilerine yol bulamadığına şahit olunan eserler sayesinde bir tür çeviri dili meydana gelmiştir.” Çeviri dili pek çok yazarı etkiler: “Kopuk, gevşek ve ilgisiz çeviriler, yeni edebiyatımız üzerinde şu anlamda etkili olmuştur; bir grup genç insan, açık seçik bir anlamı bulunmayan yanlış ve ilgisiz çok sayıda çeviri eser okuduktan sonra, konunun kopukluk ve ilgisizliğinin yeni bir üslûp olduğunu zannederek onların anlamsızlıkları içinde garip anlamlar ararlar. Bunun taklit edilmesi de çok zor bir şey olmadığından, kopuk ve ilgisiz konular yazma dürtüsünün karşısında direnemezler. Son yıllarda Farsça öykü ve şiir alanındaki yeni sanat örneklerinin önemli bir çoğunluğu bu yolla ortaya çıkmıştır.” 1334-1342/1955-1963 yılları arasında 372 İran öyküsüne karşılık 666 yabancı öykü Farsçaya çevrilmiştir. Çeşitli yazarlardan yapılan çevirilerin çokluğu edebî ekollerle tanışma gereğini ortaya çıkarır. Bu ihtiyaca cevap vermek üzere, Sîrûs-i Perhâm (Dr. Mitrâ) Realism ve Zıdd-i Realism (Gerçekçilik ve Karşı Gerçekçilik, 1333/1954), Rızâ Seyyid-i Huseynî Mektebhâ-yi Edebî (Edebî Ekoller, 1334/1955) ve Yûnus-i İbrâhîmî Honer-i Dâstân-nivîsî (Öykücülük Sanatı, 1341/1962) adlı eserleri yazarlar. Çevrilmiş olan bu öykülerin üçte birini popülist eserler oluşturur. Cinayet ve polisiye türü öykülerin çevirisi de son derece ilgi görür, nitekim Râhnemâ-yi Kitâb dergisinin istatistiğine göre yalnızca 1337/1958’de yaklaşık 25 cinayet kitabı Farsçaya çevrilmiştir. Bu onyıl boyunca, 130 polisiye-casusluk öyküsü, 90 tarih ve aşk konulu öykü yayımlanmıştır. Musâ Ferheng-i Râzî, Guyurges Agasi, Tûrec-i Ferâzmend gibi çevirmenler tarafından, Mickey Spillane, Carlyl Chessman, Maurice Leblanc (12 kitap), James Hardly Chase (11 kitap) ve Agatha Christie’nin (10 kitap) eserlerinin çevrilip basılması iyi bir pazara sahiptir. Polisiye eserler o denli ilgi görmüştür ki Kitâb-i Hefte gibi saygın dergiler bile, pek çok sayfalarını “Daşil Hamet” gibi daha ciddî polisiye öykülerin basımına ayırmış, Kerîm-i Kisâverz gibi geçmişi olan çevirmenler, George Simenon gibi “daha entelektüel” polisiye yazarlarına yönelmişlerdir. Yeni cinayet tiplemeleri ortaya koyabilmek adına şiddetli bir rekabet kızışır: “Daler” adlı cani İran kitap piyasasına girer. Ali Ekber-i Kismâyî, Bram Stoker’ın eseri olan Drakula Merd-i Hûn-âşâm’ (Drakula Kan İçen Adam)’yı çevirerek 1335/1956’da bir başka korkunç tipi İranlı okuyuculara tanıtır. Gutenberg gibi birkaç yayımcı polisiye kitap serileri basarlar. Polisiye öykülere, kadın casus öyküleri, doğulu sultanların haremleri, Casanova’nın aşkları, ortaçağın cadıları ve büyücüleri, Michel Zevaco’nun (8 kitap), Corci Zeydan’ın (11 kitap), Alexandre Dumas’nın (9 kitap) tarihî eserleri de eklenince edebî eserlerini çeviri durumunu kavrayabilirsiniz. Bunlara ek olarak, François Sagan’ın aşk ve seks konulu öyküleri (Selâm ber Gam, Baba Mukaddem çevirisi, 1334/1955) Maurice Ducubra, Daphne du Maurier’nin (Rebeka, Hasan-i Şehnâz çevirisi, 1334/1955, 1342/1963’e dek altı kez basılmıştır), Rider Haggard ve daha başkalarının da eserleri vardır. Bu eserler yıllar yılı, boş düşler ve fanteziler yaratarak kendi okuyucularının gerçek hayatla ve duygularla bağlarını koparmak isteyen köksüz İranlı duygusal yazarların taklit kaynağı olur. Gramsci şöyle der: “Kültür tarihinde ticari edebiyata gafil kalınmamalıdır. Bu görüş açısından, bu edebiyat türü çok değerlidir çünkü ticari edebiyata ait filan kitabın başarısı (ki çoğu zaman bu tek göstergedir) o yüzyılın felsefesinin ne olduğunu, yani hangi duyguların ve dünya görüşlerinin suskun yığınlara egemen olduğunu gösterir, diyerek ilave eder, bu edebiyat türü toplumsal bir uyuşturucu, bir tür tiryaktır.” Duygu ve aşk konulu İran öyküleriyle, cinayet ve seks konulu çevirilerin artması, İranlı kitap okuyucusunun zevk arayışı içinde bir tür uyuşma ve hayal kurma peşinde olduğunu göstermektedir. Elbette bu tür temaların sadece okuyucuların zevk duygusu ihtiyacının bir artışı olduğunu farz etmek doğru görünmemektedir. Aynı zamanda toplumun kültürel programlarını yapanların (mevcut durumu normal gösterme) ve çıkarcı yayıncıların (daha çok gelir elde etme) hedeflerini de göz önünde tutmak gerekir. Çevirideki anarşi yalnızca popülist edebiyata özgü olmadığı gibi, dünyanın büyük yazarlarından basılan öykülerin de çok zaman sağlam bir Farsça nesri yoktur. Râhnemâ-yi Kitâb dergisi 1338/1959 baharında, çeviri kitapların yüzde 95’inin nesrinin güzel olmadığını kabul eder. İntikâd-i Kitâb dergisi, çevirmenlerden, çeviride dikkat edilecek hususu sözcük ve anlamla sınırlamamalarını, yazarın üslûbuna zarar vermeden eserin ruhunu Farsçaya aktarmalarını ister. “Roman çevirisi dönemi” olarak adlandırılabilecek bu dönemde, liyakatsiz çevirmenler büyük edebî eserleri istedikleri gibi özetler ve yazarın üslûbuna riayet etmeksizin basarlar. Bir eleştirmen bu konuda şunları söyler: “Hiçbir çevirmen, ne kadar zevk sahibi olursa olsun, kendisinin başka bir kişinin düşüncesini aktarmak için bir aracı olduğunu ve yalnızca bu düşünce kalıbının sınırı içinde kendisine ifade özgürlüğü tanıyabileceğini unutmamalıdır.” 1332-1341/1953-1962 yılları arasında Jack London 22, Zweig 20, Hugo 14, Dostoyevski 13, Balzac 13, Hemingway 12, Tolstoy 10, Steinbeck 10 ve Çehof 8 kitapla İran’da en çok okunan yabancı yazarlar arasında yer alırlar. 1340-1341/1961-1962 yıllarında, Abdurrahîm-i Ahmedî Sohen dergisindeki bir dizi makalesinde ilk kez Bertolt Brecht’i İranlı kitap okuyucularına tanıtarak edebî üslûbun ve sorumluluğun yeni bir kavramını gözler önüne serer. Keykâvûs-i Cihândârî ve Abdurrahmân-i Sadriye, Brecht’in eserlerini ilk kez Farsçaya kazandırırlar. İvo Andric, Stancu, Stendhal, Pirandello, Turgenyev, Twain, Dickens, Roland, Gidé, Sartre, Shaw, Şolohov, Anatole France, Caldwell, Green, Goethe, Gorki, Gogol, Maupassant, Jules Verne, Hawthorne, Hesse, Homeros, Voltaire ve dünya edebiyatının pek çok ünlü yazarının eserleri de yayımlanır. Kâzım-i Ensârî (Ceng o Sulh, Tolstoy, 1335/1956), İbrâhîm-i Yûnusî (Spartakus, Fast, 1341/1962), Behmen-i Şu’lever (Hışm o Heyâhû, Faulkner, 1338/1959), Muhammed-i Kâzî (Madam Bovary, Flaubert, 1341/1962) ve Necef-i Deryâbenderî (Vedâ’ bâ Eslihe, Hemingway, 1333/1954) gibi çevirmenler dünyanın büyük eserlerinin okunabilir metinlerini sunmaya çalışırlar. Nil Yayınevi büyük romanları yayımlama yolunda çaba harcar ve “On Büyük Roman” külliyatında Cervantes’in Don Kişot (Muhammed-i Kâzî, 1335-37/1956-58), Balzac’1n Goriot Baba (Bih Âzîn, 1334/1955), Romain Rolland’ın Jean Christophe (Bih Âzîn), Stendhal’ın Sorh o Siyâh (Abdullâh-i Tevekkul) adlı eserlerini yayımlar. Bu çeviriler, İranlı yazar ve okurların, sanatsal eserleri bayağı eserlerden ayırma gücünü sağlamlaştırırlar. Nil Yayınevi yine İntikâd-i Kitab adında bir broşür basarak doğru çeviri yapmak için bir takım ölçüler koymaya çalışır. Bu onyılın çoğu roman yazarı, çevrilen romanlar aracılığıyla romancılık teknikleriyle tanışarak o eserlerin yapısını ve biçimini kendi eserlerinde kullanırlar. Bu yüzden, batılı romanların çevirisinin İran öykücülüğünün değişimi ve çeşitliliği üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğu söylenebilir.1300-1320/1921-1941 yıllarında nasıl Fransız edebiyatı İran edebiyatına kültürel kılavuzluk yapma görevini üstlenmiş ve 1320-1330/1941-1951 yıllarında gerçekçi Rus edebiyatı onun yerini almışsa, bu onyılda İran edebiyat çevresinde en önemli rolü Amerikan edebiyatı üstlenir. Pek çok yayın organı Amerikan öykülerini yayımlamakta ve yeni Amerikan edebî simalarını tanıtmakta birbiriyle yarışır, ünlü Amerikan yazarlarının birçok kitabını basarlar. Hemingway’in sert, hareketli ve açıklamasız nesri ve yaralı insanları; Faulkner’in dolaylı ve karmaşık anlatımı ve kafası karışık insanları, İranlı yazarlara pek sevimli gelir. Kitâb-i Hefte, Vladimir Nabokov ve çağdaş Amerikan yazarlarından David Challenger gibi yazarların yazım tekniklerini övmeye girişir. Âreş dergisi de bir “Amerikan Edebiyatı Özel Sayısı” yayımlar. 1332/1953’de Amerika kökenli Franklin Yayınevi Kurumu Tahran’da faaliyete geçer, pek çok çevirmeni ve editörü (tıpkı bir önceki onyılda “İran ve Sovyetler Birliği Kültürel İlişkiler Topluluğu”nun yaptığı gibi) bu işle görevlendirir. Bu kurumun amacı, Amerikan eserlerini Farsçaya çevirmek ve bunları yayımlamak için İranlı yayıncılara yardım etmekti; ancak Franklin zaman içinde yavaş yavaş çalışma alanını genişletti. Öyle ki kısa zamanda İran’ın en büyük yayıncılarından birisi oldu. 1352/1973’e dek binden fazla kitap bastı; yani ortalama olarak yılda elli kitap. Franklin, çok kısa zamanda ders kitaplarının basımını da tekeline aldı. Çok geçmeden (1344/1965’ten itibaren) çocuklar ve gençler için “Peyk” dergilerinin yayımına başladı. Bu kurumun etkinlikleri o denli yaygınlaştı ki araştırmacılar onu Franklin Kurumu’nun dünyadaki en büyük ve en çalışkan şubesi olarak kabul ettiler. |