Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 16:09

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۳۹

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
d) İsrailiyat Kapısının Açılışı

 Daha önce de değindiğimiz gibi, Hilâfet Ekolü, Hz. Resululla-h'ın (s.a.a) hadislerini nakletme kapısını kapatınca, Müslümanlar üzerine israiliyat kapılarını açtılar. Bu işe İslâm'ın yayılmasından sonra kendilerini Müslüman gösteren ve Hz. Resulullah'tan (s.a.a) sonraki halifelere yaklaşan Hıristiyan rahip Temim-i Darî ve Yahudi Ka'bu'l-Ahbar gibi kişilerin inançlarını anlatmalarına müsaade etmekle başlandı!

 

 Hilâfet Ekolü, bu ve benzeri kişilerin Müslümanlar arasında ellerinden geldiği kadar israiliyatı yaymalarına müsaade etti!

 

 İlk önce Ömer, Temim-i Darî'nin Mescid-i Nebi'de haftalık Cuma namazından önce bir saat konuşma yapmasına müsaade etti. Fakat Osman kendi hilafeti döneminde bu konuşmayı haftada iki güne ve iki saate çıkardı!

 

 Ömer, Osman ve Muaviye gibi halifeler Ka'bu'l-Ahbar'dan yaratılışın başlangıcı, kıyamet gününde vuku bulacak olaylar ve hatta Kur'ân-ı Kerim tefsiri ve diğer konular hakkında soru soruyorlardı! Enes b. Malik, Ebu Hureyre, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zü-beyr ve Muaviye b. Ebu Süfyan gibi sahabeler ve tâbiîn Ka'b ve Temim-i Darî'den rivayet etmişlerdir!

 

 İsrailiyatın nakli bu iki Yahudi ve Hıristiyan alimiyle ve onların öğrencileriyle sınırlı değildir; onlarla birlikte ve hatta onlardan sonra diğer bir grup da bu işi sürdürmüş, -bunları masalcı olarak niteleyip mescitten dışarı çıkaran- Emirü'l-Müminin Ali'nin (a.s) kısa süren hükümeti hariç, Abbasiler'in hilafetine kadar faaliyet göstermişlerdir!

 

 Bunlar Hilâfet Ekolü'nde, İslâmi düşünce tarzında ve Müslümanların inançlarında çok ciddi bir etki bırakmış, İslâm'da İsraili-yat kültürünün baş göstermesine neden olmuş ve belli bir yere kadar İslâm'ı kendi dinlerine benzetmeyi başarmışlardır. Allah'ın cisim olduğuna, peygamberlerin günah işlediklerine inanmak, yaratılış ve kıyamet hakkında özel algılamalar ve diğer israiliyat düşünceleri Hilâfet Ekolü'ne buradan sızmıştır.

 

 Bunların, Ümeyyeoğulları, özellikle de Muaviye'nin hükümeti döneminde nüfuzları oldukça genişledi; öyle ki Muaviye'nin kendisi katibi Sircan, özel doktoru İbn Esal, saray şairi Ahtel gibi bir grup Hıristiyanı kendine sırdaş edinmiş ve onlarla düşüp kalkıyordu. Açıktır ki bunlar Emevî Hanedanının saray erkanı olurken Hıristiyan inanç, adap ve gidişatlarını terk etmemiş, onları kendileriyle birlikte hilâfet sarayına götürmüşlerdir.

 

 Ayrıca, Muaviye'nin başkenti olan Şam daha önce halkı Hıristiyan olan Doğu Rum'un (Bizans) başkenti sayılmakta olup Hıristiyan dünyasında köklü ve asil bir medeniyete sahipti ve yeni Müslüman olan Muaviye ise vali olarak böyle bir ortama girmişti.

 

 Muaviye, kılıç zoruyla İslâm dinini kabul etmek zorunda kalan ve Müslüman olduğu son ana kadar İslâm ve İslâm maarifiyle savaşan kabile cahiliyeti ocağında dünyaya gözlerini açmış biriydi. O, böyle bir ortamda yetişmiş, nam ve ün kazanmış ve yaşlandıktan sonra Mekke Müslümanlar tarafından fethedilince oradan Medine'ye ve kabile cahiliyetinden İslâm dünyasına ayak basmıştı. O, en azından İslâmî bir renge bürünmemiş ve tarihte büyük bir medeniyete sahip olan Bizans ortamında etki bırakıp onu İslâm'a çekebilmek için ilahî kanunlarla tanışmak amacıyla, Medine'nin İslâmî toplumunda da pek fazla kalmamıştı; aksine, Şam'daki Bizans ortamından etkilenen Muaviye'nin kendisiydi.

 

 İşte bu nedenle Muaviye, arzu ve emelleri karşısında engel oluşturan tamamen İslâmî bir kültür ve renge sahip olan Ebuzer, Ebu Derdâ gibi sahabeleri ve Kufeli Kur'ân karilerini kendi hükü-met ortamından uzaklaştırıyordu.

 

 Bütün bunlar, Muaviye'nin iş başına geldiği andan itibaren Hilâfet Ekolü'ne Ehlikitab'ın düşünce ve kültürünü sokan etkenlerdir. Bu etkenlerin, bu ekolde ne kadar etki bıraktıklarının anlaşılması için bugüne kadar hiçbir inceleme yapılmamıştır.

 

 Ayrıca, cahiliye yapısına sahip olan Muaviye kabile taassubu örf ve ananelerine oldukça bağlı olup onları korumaya ve canlı tutma-ya özen gösteriyordu.

 

 Ve yine o, girişimlerinde başka hedefleri amaçlıyordu. Hila-feti kendi ailesinde miras hâline getirmek, karşısında yer alan ve sürekli Hz. Resulullah'ın (s.a.a) siret ve gidişatını başına kakan muhaliflerinin güç ve kudretlerini yok etmek onun amaçladığı hedeflerdendi. O, bu cahiliye hedef ve emellerine ulaşmak için bir şeyler yapmak ve bir çare bulmak zorundaydı; işte bu nedenle Amr b. As, Semure b. Cundeb, Ebu Hureyre gibi dininde gevşeklik ve nefsinde zaaf olan kişilerden yardım istedi. Onlar da Muaviye'nin bu isteğine olumlu karşılık vererek onu hedeflerine ulaştırmak, yolu üzerindeki engelleri kaldırmak için Hz. Resulullah'ın (s.a.a) adına hadisler uydurup yaydılar!

 

 Örnek olarak, Medainî'nin "Ehdas" adlı kitabında kaydetmiş olduğu şu konuya dikkat edin:

 

 Muaviye, Amu'l-Cemaa'dan* sonra valilerine yazdığı bir genelgede onlara şunu bildirdi:

 

 Ben, Ebu Turab (Ali -a.s-) ve ailesinin fazileti hakkında konuşan ve bu konuda bir hadis rivayet eden kimseden beriyim; onların can ve malları güvende değildir...

 

 Ve yine onlara şöyle yazdı:

 

 Osman taraftarlarını ve onu sevenleri arayıp bularak onlara ilgi gösterip bağışta bulunmalarını emredin; onun faziletiyle ilgili hadis rivayet edenleri kendinize yaklaştırıp ihsanda bulunun. Onların rivayet ettiği şeyi, kendisinin, babasının ve aşiretinin ismini yazıp bana gönderin.

 

 Onlar da Muaviye'nin emrini yerine getirdiler; böylece Osman'ın faziletiyle ilgili rivayetler her şehirde arttıkça arttı. Çünkü Muaviye, bu hizmet karşısında onları elbise, parça ve diğer istekleriyle ödüllendirerek kendine yaklaştırıyor, rivayet ettikleri hadisleri halk arasında yayıyordu! İşte bu nedenle dünyaperest kişiler mal ve makama ulaşmak için Osman'ın fazileti ile ilgili aslı olmayan hadisler uydurmada birbirleriyle yarıştılar!

 

 Bu rekabet meydanında Muaviye'nin valilerinden birinin yanına gidip Osman'ın faziletinde bir rivayet naklederek eli boş geri dönen kimse yoktu! Böyle yapanların ismi hakim düzene en yakın kişiler arasında kaydediliyor ve diğerleri hakkında aracılığı kabul ediliyordu. Nihayet Muaviye başka bir genelgesinde valilerine şöyle yazdı:

 

 Osman hakkında çok hadis nakledildi; bütün şehir ve diyarlarda insanların diline düştü. Şimdi bu genelgem elinize ulaşınca halktan sahabe ve ilk iki halife hakkında becerebildikleri kadar hadis rivayet etmelerini, Ebu Turab hakkında nakledilen her hadisin karşısında diğer sahabeler hakkında hadis uydurup bana getirmelerini isteyin. Bunun benim yanımda ne kadar sevimli olduğunu ve gözümü aydınlattığını, bunun Ebu Turab ve Şiilerine karşı en güçlü delil olduğunu ve onlar için Osman'ın faziletlerini yaymadan daha acı olduğunu unutmayın!

 

 Muaviye'nin bu emri sokak sokak halka okunarak duyurul-du. Bu emir sonucu, ashabın faziletinde birçok rivayetler uyduruldu; bu yolda büyük bir çaba sarfedildi. Hatta minberlered anlatıldı, oradan da medreselerin öğretmenleri alarak çocuklara ve kölelere öğrettiler. Onlar da Kur'ân'ı öğrenir gibi bu uydurma rivayetleri öğrendiler; hatta kızlarına, kadınlarına, hizmetçilerine ve çevrelerindeki kişilere de anlattılar. Bu olay uzun zaman böyle devam etti.

 

 Böylece uydurma hadisler ve iftira, tam anlamıyla yaygınlaş-tı. Kadılar, fakihler ve valiler bu uydurma hadisler üzerine fetva verdiler.

 

 Bu arada alçak, şahsiyetsiz ama takvalı ve dindar görünen riyakâr kariler bu zor imtihana diğerlerinden daha fazla tâbi tutuldular. Çünkü görünümü insanları aldatan vali ve yöneticilere yaklaşarak onların bahşiş ve bağışlarından yararlanmak, mal, makam ve mevki edinmek için çok sayıda hadisler uydurup Muaviye ve valilere götürdüler; bu konuda tüm çabalarını harcadılar; nihayet bu uydurma hadisler yalan ve iftirayı reva görmeyen dindarların da eline geçti. Onlar bu hadislerin tümünü kendilerine göre doğru olduğu düşüncesiyle onları yaymaya çalıştılar. Eğer onların uydurma ve yalan olduklarını bilselerdi, kesinlikle kabul etmez ve onları ağızlarına bile almazlardı.

 

 İbn Ebi'l-Hadid, Muaviye'nin, istediği konularda hadis uydurmaları için kiraladığı sahabe ve tâbiînden bir grubun ismini kaydetmiştir. Biz de onlardan bazılarının isimlerini "Ahadîs-u Ummi'l-Muminin Aişe" adlı kitabımızda kaydettik.

 

 Sonra bu uydurma hadislere Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünneti adını verdiler. Vay bu hadisleri inkâr eden, iman edip doğrulamayanın hâline!!

 

 

Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.