Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 15:57

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۲۷

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

b) Ebu Bekir'in İçtihatları

Ebu Bekir'in içtihatlarından biri, Fucae es-Selemi'yi yakmasıdır. Taberî ve İbn Esir olayı şöyle anlatmaktadırlar:

 

Benî Selim kabilesinden Fucae, Buceyr b. Eyas b. Abdullah b. Abdulyalil b. Umeyre b. Hifa isminde bir kişi Ebu Bekir'in yanına gelerek ona, "Ben Müslümanım ve kâfir olan mürtetlerle savaşmak istiyorum; fakat ne atım var ve ne de silahım. Beni at ve silahla donatın." dedi. Ebu Bekir de onun isteğini yerine getirdi. Fakat o kâfir ve mürtetlerle savaşmak yerine yol kesmeye, Müslüman ve mürtetlerin canına kıymaya, mallarını yağmalamaya başladı. Karşısında direnenleri ise öldürüyordu. Bu işte, Benî Şerid kabilesinden Nucbe b. Ebi'l-Meysa isminde bir kişi de ona yardım ediyordu. Bu haber Ebu Bekir'e ulaşınca Tureyfe b. Hacir'e şöyle yazdı:

 

"Allah düşmanı Fucae, yanıma gelerek Müslüman olduğunu söyledi ve benden, İslâm'dan çıkanlarla savaşmak için kendisini donatmamı istedi. Ben de ona at ve silah verdim; fakat o Allah düşmanının Müslüman ve kâfirlerin yolunu keserek mallarını yağmaladığına ve karşısında direnen herkesi öldürdüğüne dair kesin haber ulaştı! Şimdi sen emrin altındaki Müslümanlarla saldırarak onu öldür veya yakalayarak bana gönder."

 

Tureyfe, Fucae'nin üzerine yürüdü. Fucae'ye ulaşınca birbirlerine ok attılar; bu arada Necbe b. Ebu'l-Meysa aldığı ok yarasıyla öldü. Fucae, Müslümanların kendisini öldürmeye veya yakalamaya kararlı olduklarını görünce Turey-fe'ye, "Senin bana karşı hiçbir üstünlüğün yoktur; seni Ebu Bekir görevlendirdiyse beni de o görevlendirdi!" dedi. Turey-fe, "Eğer doğru söylüyorsan silahını bırak da birlikte Ebu Bekir'e gidelim." dedi.

 

Böylece Fucae, Tureyfe'yle birlikte Ebu Bekir'e gittiler. Ebu Bekir onu görünce Tureyfe'ye, "Onu Baki'ye götür, orada yak!" dedi. Tureyfe de Ebu Bekir'in emrine itaat ederek Fucae'yi Baki'de ateşe atarak yaktı.

 

Taberî diğer bir rivayette şöyle yazmaktadır:

 

Tureyfe, Medine musallasında çok miktarda odun toplayarak yaktı. Sonra Fucae'yi iple sararak ateşe atıp yaktı!

 

Fakat İbn Kesir bu konuda şöyle diyor:

 

Tureyfe, Fucae'nin ellerini arkadan bağladı. Sonra onu iple sararak ateşe atıp yaktı.

 

Ebu Bekir, daha sonra Fucae hakkında verdiği emre çok pişman oldu ve ölüm yatağında şöyle diyordu:

 

Ben üç şey yaptım ki keşke onları hiç yapmasaydım: Keş-ke Fatıma'nın kapısını savaş için benim yüzüme kapanmış olsaydı bile hiç açmasaydım. Keşke Fucae'yi ateşte yakmayıp normal bir şekilde idam etmelerini veya zindana atmalarını emretseydim. Keşke Benî Saide Sakife'sinde hilâfet işini o iki kişiden (Ömer veya Ebu Ubeyde) birine bıraksaydım.

 

Bu konuda Ebu Bekir'i, Fucae gibi bir fasığın hükmü Kur'ân-ı Kerim'de geçmiştir diye eleştirmişlerdir. Maide, 33'te buyuruyor ki:

 

Allah ve elçisiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası, (ya) öldürülmeleri, ya asıl-maları, ya ellerinin, ayaklarının çarpaz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyada çekecekleri rezallettir. Ahirette ise onlara büyük azap vardır.

 

Hz. Resulullah'tan da (s.a.a) suçluların yakılmasını nehyeden rivayetler nakledilmiştir; bu cümleden Buharî kendi Sahih'inde ve Ahmed b. Hanbel Müsned'inde Resulullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet etmişlerdir:

 

Ateşin Rabbi olan Allah'tan başka hiç kimsenin birini ateşle cezalandırmaya hakkı yoktur.

 

Allah'tan başka hiç kimse ateşle cezalandıramaz.

 

Ateşin Rabbinden başka hiç kimse ateşle cezalandıramaz.

 

Yine Hazret'in, "Dini değiştireni öldürün." buyurduğu rivayet edilmiştir.

 

Ve yine şöyle buyurmaktadır:

 

"Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed Allah'ın elçisidir." diye şehadet getiren bir Müslümanın kanı şu üç şey dışında helâl değildir: Muhsine zinası; cezası, taşlanmaktır. Allah ve Resulü'yle savaşan kimse; cezası, öldürülmek veya asılmak veya şartları göz önünde bulundurularak sürgün edilmektir. Birini öldüren kimsenin cezası idam edilmektir.

 

Fakat buna rağmen, Hilâfet Ekolü uleması, Ebu Bekir'in bu olayda apaçık naslara aykırı hareketini şöyle savunmuşlardır:

 

Fucae el-Selemî'yi ateşte yakmak, Ebu Bekir'in içtihatta yapmış olduğu bir hatadır; içtihatlarında yanılan onun gibi müçtehitlerin sayısı çoktur!

 

Halife Ebu Bekir'in içtihatlarından biri de, kelale (varis olacak babası veya çocuğu olmayan kişi ve onun mirasçıları) hakkında ver-diği fetvadır.

 

Kur'ân-ı Kerim'in Nisâ Suresi'nin 12. ayetinde kelale hakkında şöyle geçer:

 

Eğer miras bırakan erkek veya kadının evladı ve ana ba-bası olmayıp bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bunlardan fazla iseler, üçte bire ortaktırlar.

 

176. ayet de ise şöyle geçer:

 

Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah size ana-babasız ve çocuksuz kişinin mirası hakkında hükmünü şöyle açıklıyor: Ölen kişinin çocuğu yok, bir kız kardeşi varsa, bıraktığı malın yarısı onundur (kız kardeşinindir). Fakat kendisi, (ölen) kız kardeşinin çocuğu yoksa, onun mirasını (tamamen) alır. Eğer (ölenin) iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Ve eğer (varisler) erkek kadın birçok kardeş olursa, erkeğe, iki kadının payı kadar (pay) verilir. Şaşırırsınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi bilendir.

 

Ebu Bekir'e kelalenin hükmü sorulunca şöyle cevap verdi:

 

Ben kendi görüşümü söylüyorum. Doğru çıkarsa Allah'tan ve yanlış çıkacak olsa da benden ve şeytandandır; Allah ve Resulü bundan beridirler. Bence kelale insanın çocuğu ve babasının dışındadır.

 

Hilafete Ömer geçince, "Ben Ebu Bekir'in söylediği sözü reddet-meye utanıyorum!" dedi. Bir defasında da, "Kelale çocuğu olmayan kimsedir." demiştir.

 

Ebu Bekir'in diğer bir içtihadı da büyük annenin mirastan al-dığı pay konusundadır. Ebu Bekir'in bu içtihadı, İmam Malik'in Mu-vatta'sında, Sünen-i Daremî, Sünen-i Ebu Davud ve Sünen-i İbn Mâce'de kaydedilmiştir. (Biz Malik'in sözünü naklediyoruz) diyor ki:

 

Bir büyükanne Ebu Bekir-i Sıddık'ın yanına giderek kendisinin mirastan alacağı pay miktarını sordu. Ebu Bekir, "Allah'ın kitabı Kur'ân-ı Kerim'de senin için bir pay belirtilmemiştir. Resulullah'ın sünnetinde de senin hakkında bir şey olduğunu bilmiyorum. Şimdi sen git de ben bunu halktan bir sorayım." dedi ve daha sonra konuyu halka açtı. Bunun üzerine Muğiyre, "Bir büyükanne Resulullah'ın huzuruna geldi de hazret onun için altıda bir verdi." dedi. Ebu Bekir, "Buna bir şahidin var mı?" diye sorunca Muhammed b. Mesleme el-Ensarî ayağa kalkarak Muğiyre gibi tanıklık yaptı. Böylece Ebu Bekir de büyükanne için bu miktarı belirtti...

 

İstiab, Usdu'l-Gabe, İsabe ve özetle Malik'in Muvatta'sında Sehl b. Abdurrahman'ın biyografisinde şöyle geçmektedir:

 

İki büyük anne (anne anne ve baba anne) mirastan paylarına düşeni almak için Ebu Bekir'e müracaat ettiler. Ebu Bekir mirası anne anneye verdi; fakat baba anneye bir şey vermedi.. Abdurrahman b. Sehl, Ebu Bekir'e, "Ey Resululla-h'ın halifesi, sen mirası öyle birine verdin ki, ölecek olursa miras bırakan ondan miras almaz." dedi. Ebu Bekir bunu duyunca miras olan altıda biri o iki kişi arasında bölüştürdü.

 

Ebu Bekir'in içtihatlarından biri de, Malik b. Nuveyre'nin Halid b. Velid tarafından öldürülmesi ve aynı akşam Halid'in Malik'in eşiyle zina etmesidir! Olay özetle şöyledir:

 

Ebu Hanzala diye bilinen Malik b. Nuveyre Temimî el-Yerbuî cahiliye döneminde bu kabilenin ileri gelenlerinden sayılmaktaydı.

 

Malik Müslüman olunca Resulullah (s.a.a) onu kabilesinden zekâtları toplaması için görevlendirdi. Hz. Resulullah'ın (s.a.a) vefatından sonra Malik toplamış olduğu zekâtları saklayıp sahiplerine geri vererek şöyle dedi:

 

Dedim ki: Alın mallarınızı korkmadan

 

Yarın olacaklardan bir endişe duymadan

 

Eğer bu din için bir korkutucu çıkarsa

 

Deriz: Din, Muhammed'in dinidir.

 

Taberî, Abdurrahman b. Ebu Bekir'den şöyle rivayet etmektedir:

 

Halid b. Velid, Bitah'ta inince Zirar b. Evzer'i, aralarında

 

Ebu Katade'nin de bulunduğu ordusundan birkaç kişiyle birlikte bir göreve gönderdi. Onlar da geceleyin Malik'in ordusuna baskın yaptılar. Ebu Katade daha sonraları şöyle diyordu:

 

Beraberimizdekiler, Malik'in kabilesini araya alıp tüm yolları onlara kapayınca Malik'le beraberindekiler kendilerini korumak için silahlandılar. "Biz Müslümanız." dedik. Onlar da, "Biz de Müslümanız." dediler. "Öyleyse neden silahlandınız?" dedik. Onlar, "Ya siz neden silahlanmışsınız?" dediler. Biz, "Eğer gerçekten Müslüman iseniz silahlarınızı bırakın." dedik. Onlar bu önerimizi kabul ederek silahlarını bırakıp namaza durdular. Biz de namaza durduk.

 

İbn Ebi'l-Hadid Nehcü'l-Belâğa Şerhi'nde şöyle yazmaktadır:

 

Malik'le beraberindekiler silahlarını bırakır bırakmaz, Zirar'la beraberindekiler onlara saldırarak hepsini bağlayıp Halid'in yanına götürdüler.

 

İsabe'de ise şöyle geçmektedir:

 

Halid b. Velid'in gözü Malik'in güzel karısına takıldı; Malik bunu farkedince eşine dönerek, "Beni ölüme verdin!" dedi. Yani "Halid senin için beni öldürecektir." demek istedi.

 

Tarih-i Yakubî'de ise şöyle geçer:

 

Halid'in gözü Malik'in eşine takılınca, ona hayran kaldı; sonra Malik'e dönerek, "Vallahi artık evine dönmeyeceksin; seni öldüreceğim!" dedi.

 

Kenzü'l-Ummal'da şöyle kaydedilmiştir:

 

Halid b. Velid, Malik b. Nuveyre'nin söylediği ve kendisine ulaştırılan bir sözle mürted olduğunu iddia ediyordu. Malik, bu iddiayı reddederek, "Ben Müslümanım ve İslâm'ın hiçbir kuralını değiştirmiş değilim." dedi. Ebu Katade ve Ab-dullah b. Ömer de onun lehine tanıklık yaparak sözlerini o-nayladılar; fakat Halid kabul etmeyerek Malik'i getirtip Zi-rar'a boynunu vurmasını emretti. Daha sonra Halid aynı gece Malik'in eşini (Ümmü Temim) ele geçirdi ve onunla ilişki-de bulundu!

 

Vefeyatu'l-A'yan, Fevatu'l-Vefeyat, Tarih-u Ebi'l-Fida ve İbn Şuh-ne'de ise şöyle geçmektedir (biz Vefeyatu'l-A'yan'dan naklediyoruz):

 

Olaya tanık olan Abdullah b. Ömer ve Ebu Katade el-En-sarî, Halid b. Velid'le Malik b. Nuveyre hakkında konuşup onu medhettiler. Fakat Halid onların sözünden hoşlanmadı. Bunun üzerine Malik şöyle dedi: "Sen bizi hakkımızda kendisi bir karara varması için Ebu Bekir'e gönder. Sen suçları bizden çok daha büyük olan kişileri Ebu Bekir'e göndermişsin!" Fakat Halid, "Senin boynunu vurmazsam Allah canımı alsın." şeklinde karşılık verdi ve sonra boynunu vurması için onu Zirar'a teslim etti. Bunun üzerine Malik güzel eşine dönerek ona işaret edip Halid'e, "Bu kadın mı beni ölüme verdi?" dedi. Halid, "Hayır; seni mürtet olduğun için Allah öldürüyor." dedi. Malik, "Ben Müslümanım!" dedi. Fakat Halid sabırsızca Zirar'a, "Boynunu vur!" diye bağırınca Zirar'ın kılıcı Malik'in itiraz sesini kesiverdi. Halid daha sonra Malik'in uzun saçlı başını, kazan için destek yapmalarını emretti! Ve aynı akşam Malik'in dul karısı Ümmü Temim'le ilişkide bulundu!

 

Ebu Zuheyr es-Sa'dî bu konuda şu beytleri okumuştur:

 

At koşturan şu süvarilere söyle ki

 

Malik'ten sonra karanlık gecemiz son bulmayacak

 

Halid, Malik'in karısına gönül kaptırmıştı eskiden beri

 

O kadın için acımadan öldürmüştü Malik'i

 

Böylece Halid şehvet ateşini söndürdü de

 

Nefsinin yularını elinde bulunduramadı

 

Halid, Malik'in karısını ele geçirerek sabahlarken

 

Malik o kadın için kanlar içinde toprağa yığılmıştı.

 

Sonra Minhal akrabalarından biriyle Malik b. Nuveyre'nin cenazesinin yanından geçerken bir gömlek çıkarıp Malik'in darağacındaki bedenini onunla kefenleyip defnetti.

 

Yakubî kendi Tarih'inde şöyle yazmaktadır:

 

Ebu Katade Ebu Bekir'e giderek olayı rapor etti ve Müslüman olan Malik'i hiçbir suçu yokken öldürdüğü için bir daha Halid'in sancağı altında savaşa gitmeyeceğine dair yemin etti.

 

Taberi de Abdurrahman b. Ebu Bekir'den naklen şöyle yazmaktadır:

 

Malik'in Müslüman olduğuna tanıklık edenlerden biri de artık hiçbir savaşta Halid'in yanında yer almamaya yemin eden Ebu Katade'ydi!

 

Yakubî de yazıyor ki:

 

Ömer b. Hattab, Ebu Bekir'e, "Ey Resulullah'ın (s.a.a) halifesi! Halid Müslüman bir kişiyi öldürerek aynı gece karısıyla ilişkide bulundu." dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir, Halid'i çağırttı. Halid Ebu Bekir'in yanına gelince yapmış olduğu işe, "Ey Resulullah'ın halifesi! Ben tevil (içtihat) ettim; niyetim hayırdı; fakat yanıldım." şeklinde mazeret getirdi.

 

Vefeyatu'l-A'yan, Tarih-i Ebu'l-Fida, Kenzü'l-Ummal ve diğer kitaplarda şöyle geçer:

 

Halid b. Velid'in Malik b. Nuveyre ve eşine yaptıklarını Ebu Bekir ve Ömer'e haber verdiklerinde, Ömer, Ebu Bekir'e, "Halid zina etmiştir; onu taşla." dedi. Fakat Ebu Bekir, "Ben onu taşlayamam; o, içtihat etmiş, ama içtihadında yanılmıştır!" karşılığını verdi. Ömer, "O hâlde onu ordunun ko-mutanlığından al." dedi. Ama bu defa da Ebu Bekir, "Ben Allah'ın çekilen kılıcını kınına sokmam." dedi!

 

Taberî, Abdurrahman b. Ebu Bekir'den şöyle nakletmektedir:

 

Malik'le beraberindekilerin ölüm haberi Ömer'e ulaşınca Ebu Bekir'le konuştu ve bu konuşmasında ona, "Bu Allah düşmanı haksız yere Müslüman bir kişiye saldırarak onu öldürmüş ve karısına tacavüz etmiştir." dedi!

 

Sonunda Ebu Bekir, Halid'in çağrılmasını emretti. Halid Medine'ye gelerek halifenin huzuruna çıktı. Halid, üzerine demir pası konan bir cüppe giymiş, sarıkları arasına İslâm mücahitleri gibi birkaç ok geçirdiği bir emame bırakmıştı. Ömer'in gözü Halid'e takılınca yerinden fırlayarak onun emamesindeki okları çıkarıp öfkeyle dizlerinde kırarak, şöyle dedi:

 

Riyakâr adam! Bir Müslümanı haksız yere öldürerek karısına tecavüz mü ediyorsun? Vallahi bu suçundan dolayı se-ni taşlayarak öldüreceğim.

 

Halid, Ömer'in bu beklenmedik hareketi karşısında hiçbir tepki göstermedi. Çünkü Ebu Bekir'in Ömer'le aynı görüşte olduğuna ve onun sözlerini onaylayacağına emindi. Fa-kat Ebu Bekir'in yanına gidip olayı ona anlatarak yapmış olduğu işten dolayı özür dileyince Ebu Bekir mazeretini kabul ederek bu savaştaki hatasını bağışladı.

 

Ravi diyor ki:

 

Halid, Ebu Bekir'in gönlünü aldıktan sonra onun yanından ayrılınca hala mescitte oturmuş olan Ömer'e bağırarak, "Gel bakayım ey Ümmü Şemle'nin oğlu! Ne diyorsun sen?" dedi.

 

Ebu Bekir'in Halid'i bağışladığını anlayan Ömer bir şey söylemeden doğru kendi evine gitti.

 

Vefeyatu'l-A'yan ve Tarih-i Yakubî'de şöyle geçmektedir:

 

Malik b. Nuveyre'nin kardeşi şair Ebu Nehşel Mutem-mim b. Nuveyre kardeşinin mateminde birçok yürek yakıcı şiirler okumuştur. Bir gün Medine'de Ebu Bekir'in yanına giderek sabah namazını onun arkasında kıldı. Halife namazını bitirince Mutemmim ayağa kalkarak Ebu Bekir'in yanında durdu; sonra yayına yaslanarak şu beyitleri okudu:

 

Rüzgar evlerin arkasında ağıt yakınca

 

Ey Evzer'in oğlu! İyiler iyisi bir kişiyi kana boyadın

 

Sen (Ebu Bekir) Allah'ın adıyla onu çağırıp sığınak verdin; sözleştin; sonra da ona ihanet edip hile yaptın

 

Oysa o seni çağıracak olsaydı ihanet etmezdi asla.

 

Ebu Bekir, "Allah'a yemin ederim ben onu çağırmadım, sığınak vermedim ve ona hile de yapmadım." dedi.

 

Evet, Malik b. Nuveyre böyle öldürüldü ve Halid onun öldürüldüğü gece eşiyle böyle zina yaptı.

 

Halid b. Velid, namaz kılan bir Müslümana karşı içtihat ederek onu esir alıp bağlıyor. Sonra da içtihat ederek öldürüyor! Ve peşinden de Malik'in öldürüldüğü gece onun eşiyle evleniyor!!!

 

İçtihat sırası Ebu Bekir'e gelince, o da bu olayda içtihat ederek Halid'i bu çirkin amelinden dolayı tutuklamıyor ve daha sonra yine tevil ve içtihat ederek ona şer'î haddi uygulamayı uygun görmüyor!!

 

Nihayet bu iki müçtehit sahabe içtihat ettiler de içtihatlarında yanıldılar ve içtihatlarındaki bu yanılmadan dolayı amel defterlerine bir ecir ve sevap yazıldı!!

 

Fakat sahabe Ömer'in, içtihat ederek Halid'in taşlanmasını istediği ve bu tevil ve içtihadının da isabetli olduğu için iki ecri vardır!

Ancak bu arada zavallı sahabe ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) memuru Malik b. Nuveyre'nin ordunun baÅŸ kumandanı Halid b. Veli-d'in emriyle esir ve idam edildiÄŸi için ne esir edilmesinin bir ecri var ve ne de öldürülmesinin! 

 
Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.