| Çadırların Yakılması Ömer b. Saad bu durum karşısında şöyle emretti: "Çadırları ateşe verin! Hiçbir çadıra girmeyin ve iplerini de kesmeyin!" Bunun üzerine gelip çadırları yakmaya başladılar. Hüseyin (a.s), "Bırakın çadırları yaksınlar. Bunu yapacak olsalar, ateşten geçip de size saldıramazlar." buyurdu. Hüseyin'in (a.s) bu görüşü tamamen doğruydu. Çünkü çadırları yaktıktan sonra bile, yine sadece tek taraftan savaşabiliyorlardı. Ravi şöyle diyor: Şimr b. Zilcevşen saldırıp Hüseyin'in (a.s) çadırını mızrağıyla deldi ve "Ateşi getirin! Bu çadırı içindekilerle birlikte yakacağım!" diye bağırdı. Kadınlar bağırarak çadırdan dışarı çıktılar. Hüseyin (a.s) bağırarak, "Ey Zilcevşen'in oğlu! Çadırımı ailem ile birlikte yakmak için mi ateş istiyorsun? Allah seni ateşte yaksın!" buyurdu. Humeyd b. Müslim'den şöyle rivayet edilmiştir: Şimr'e, "Subha-nellah! Bu senin yararına değildir. Allah'ın azabıyla azap etmek ve çocuklarla kadınları öldürmek gibi iki özelliğe birden sahip olmak mı istiyorsun? Vallahi sadece erkekleri öldürmen, senin emir sahibini memnun edecektir!" dedim. Şimr, "Kimsin sen?" diye sordu. Andolsun Allah'a, beni tanıyıp Ubeydullah'ın yanında kötüleyeceğinden korktuğum için, "Kim olduğumu sana söylemem." dedim. Tam da bu sırada Şebes b. Rib'î geldi. Şimr onun sözüne daha itaatkârdı. Şebes ona, "Senin sözünden daha çirkin bir sözü ne duymuştum ve ne de yapmak istediğinden daha iğrenç bir işi görmüştüm! Kadınlara korku salan birine mi dönüştün şimdi de?!" dedi. Humeyd b. Müslim şöyle diyor: Şimr yaptığından utanıp geri döndü. Züheyr b. Kayn ve arkadaşlarından on kişi, Şimr'le adamlarına saldırdı ve onları çadırlardan uzaklaştırıp geri püskürttü. Bu saldırıda, Şimr'in dostlarından olan Ebu İzze el-Zubabî yaralanmış ve öldürülmüştü. Şimr'in geri sürülmesinin ardından Kûfeliler, Züheyr b. Kayn ve arkadaşlarına saldırarak hepsini şehit ettiler. Hüseyin'in (a.s) ashabından bir iki kişi öldürüldüğünde, onların yokluğu hissediliyordu. Ömer b. Saad'ın tarafından her ne kadar öldürülmüş olsaydı bile bu, sayılarının çokluğu nedeniyle hiç hissedilmiyordu. |