Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 15:41

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۷:۱۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 
     

ZÂRİYÂT SURESİ

     

Mekkîdir, altmış âyettir.     

(Sûre,  "Andolsun tozutup savuranlara" diye başladığından tozutup savuranlar  anlamına gelen Zâriyât adıyla anılmıştır.)     

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla     

1- Andolsun tozutup savuranlara.     

2- Derken ağır bir yük yüklenenlere.     

3- Derken kolayca akıp gidenlere.

4- Derken işi ayıranlara.     

5- Gerçekten de size vaadedilen, doğrudur ancak.     

6- Ve cezâ, mutlaka olacak.    

7- Andolsun yol-yol hâreli göğe.     

8- Şüphe yok ki siz, elbette çeşitli ve birbirini tutmaz sözler söylemektesiniz.     

9- Ondan saptırılan, saptırılmıştır.     

10- Lânet  olsun geberesi yalancılara.     

11- Ki  onlar, daldıkları gaflette habersiz bir halde bocalayıp dururlar.     

12- Sorarlar:  Ne zaman gelecek cezâ günü?     

13- O gün  onlar, ateşe atılıp sınanırlar.     

14- Tadın  azâbınızı; işte buydu çabucak gelmesini istediğiniz.     

15- Şüphe  yok ki çekinenler, cennetlerdedir, pınar başlarında.     

16- Alırlar  Rablerinin, kendilerine verdiklerini; şüphe yok ki onlar, bundan önce, iyilik ederlerdi.     

17- Gecelerin  az bir kısmında uyurlardı.     

18- Ve  seher çağları, yarlıganma dilerlerdi.     

19- Ve  mallarında, dileyene ve mahrûm olana bir hak vardı.     

20- Ve  yeryüzünde deliller var iyiden-iyiye inanmış olanlara.     

21- Ve  kendi özünüzde de, hâlâ mı görmezsiniz?     

22- Ve  gökte de rızkınız ve size vaadedilen var.     

23- Gerçekten  de andolsun göğün ve yeryüzünün Rabbine ki hiç şüphe yok, gerçektir o, nasıl  siz konuşup söylüyorsunuz.     

24- İbrâhîm'in,  ağırlanan konuklarına âit haber, geldi mi sana?     

25- Hani,  tapısına girmişlerdi de esenlik sana demişlerdi; o da esenlik size demişti, ey  yabancılar.     

26- Derken  bir bahâneyle ailesinin yanına gitmişti de bir semiz dana getirmişti.     

27- Onların  önüne koymuştu da yemez misiniz demişti.     

28- Derken  onlardan, içine bir korkudur düşmüştü de korkma demişlerdi, ve ona, bilgi  sâhibi bir oğlu olacağını müjdelemişlerdi.     

29- Derken  karısı, onlara dönmüştü de bir çığlık atıp eliyle yüzüne vurmuştu ve ben kısır  bir kocakarıyım demişti.     

30- Onlar,  bu, böyle dediler, Rabbin böyle dedi; şüphe yok ki o, bir hüküm ve hikmet  sâhibidir ki her şeyi bilir.     

31- İbrâhim,  işiniz nedir ey elçiler demişti.     

32- Onlar,  şüphe yok ki biz demişlerdi, mücrim bir topluluğa gönderildik.     

33- Üstlerine  balçıktan taşlar yağdırmak için.     

34- Öyle  taşlar ki Rabbinin katında damgalanmış, haddi aşanlar için.     

35- Derken,  orada inananlardan kim varsa çıkarmıştık.     

36- Gerçekten  de bir ev halkından başka Müslüman da bulamamıştık orada.     

37- Ve  orada, elemli azaptan korkanlara bir delil bırakmıştık.     

38- Ve  Mûsâ'da da; hani onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.     

39- Derken  bütün kuvvetiyle dönmüştü de ya büyücü demişti, yahut da deli.     

40- Derken  onu ve ordusunu helâk etmiş, onları denize atıvermiştik de o kendisini kınayıp  durmadaydı.     

41- Âd  kavminde de bir delil var; hani onlara, her şeyi kasıp kavuran bir fırtına  göndermiştik.     

42- Nereden  geçmiş, neye dokunmuşsa orasını ve o şeyi çürümüş kemiğe döndürmüştü.     

43- Ve  Semûd'da da delil var; hani, muayyen bir zamanadek geçinin demiştik.     

44- Derken  Rablerinin emrine karşı azgınlıkta bulunmuşlardı da onları bir yıldırımdır,  gelip helâk edivermişti ve onlar da bakıp duruyorlardı.     

45- Derken  ne ayakta durmıya güçleri kalmıştı, ne de bir yardım görmüşlerdi.     

46- Ve  daha önce de Nûh kavmi ki şüphe yok, onlar, buyruktan çıkmış bir topluluktu.     

47- Ve  biz, gökleri kurduk kudretle, onlardan daha üstününü, daha büyüğünü kurmaya da  gücümüz yeter.     

48- Ve  yeryüzünü yayıp döşedik, daha da güzel döşeriz.

      49- Ve  anar, ibret alırsınız diye her şeyi çift yarattık.     

50- Artık  kaçın Allah'a, şüphe yok ki ben size, onun tarafından, apaçık bir korkutucuyum.     

51- Ve Allah'la  berâber bir başka mâbut kabûl etmeyin; şüphe yok ki ben size, onun tarafından,  apaçık bir korkutucuyum.     

52- Böylece  onlardan önce de hiçbir peygamber gelmedi ki ona büyücü, yahut da deli  demesinler.     

53- Onlar,  bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler? Hayır, onlar, azgın bir topluluktu.     

54- Artık  yüz çevir onlardan, bundan dolayı da kınanmazsın sen.     

55- Ve  öğüt ver, gerçekten de öğüt, inananlara fayda verir.     

56- Ve  ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.     

57- Onlardan  ne bir rızık istiyorum ve ne beni doyurmalarını istiyorum.     

58- Şüphe  yok ki Allah'tır rızık veren kuvvet sâhibi ve kuvvetine aciz gelmesi mümkün  olmayan.     

59- Kendilerine  zulmedenlere, arkadaşlarının payı, gibi bir azap payı var, artık acele  etmesinler. [1]     

60- Yazık  kâfirlere, kendilerine vaadedilen günden.

     
       
               
                                 [1]                      ) "Kulluk  etsinler diye" sözünü "tanısınlar diye" tarzında tefsir edenler  olmuş ve Sufiyye de ibadette şart, marifettir, yani tanımaktır, bilmektir  diyerek bu tevili kabul etmişlerdir.       
   

Total Visit: 336
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.