Çarsamba 8 Şubat 2012 - 16:44

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۸:۱۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

ÖZGÜRLÜK VE TEBLİĞ

 

“Komşum gelir gider diye yaktım kandilimi bir karanlık gecede.”

 

Nîmâ Yûşîc (Der Şeb-i Serd-i Zemistânî)

 

1320/1941 yılı Şehrîver ayında, II. dünya savaşından kaynaklanan de­ği­şimlerin etkisiyle Rıza Şah rejimi devrildi. Yirmi yıllık umutsuzluğun bu­nalımından kurtulan İran soluk almaya başladı. Rıza Şah döneminde ge­niş bir nüfuza sa­hip olan bağlantılı sermayedarlar, toprak ağaları ve yük­sek rütbeli idarî-askerî memurlar Rıza Han bunalımını geri getirmek için fırsat kolluyorlardı. Öte yandan, ülkedeki siyasî çalkantı toplumsal ça­tış­mayı şiddetlendiriyor ve halk güçlerinde yeni bir hareketlilik meydana ge­tiriyordu. Erzak sıkıntısı, genel masrafların artması ve ortaya çıkan de­rin ekonomik kriz, toplumsal zulümlere karşı itirazların artmasına uygun bir ortam hazırlıyordu. Böylesi bir ortamda, siyasî mahkûmlar hapisten kur­tuldular, ifade ve kalem özgürlüğü geldi, ga­zeteler, siyasî ve sınıfsal ör­gütler ortaya çıktı.

 

1320-1332/1941-1953 yılları, çatışma ve hareketlilik yıllarıdır. Halk is­yanları, siyasî aydın oluşumları, askerî yönetim, gösteriler, tutuk­lamalar, kurşun yağ­murları bu döneme farklı bir çehre kazandırır. Kültü­rel durum da toplumsal dalgalanmalardan etkilenerek değişime uğrar. Sa­vaşın do­laylı izleri, savaştan kaynaklanan karışıklıklar, hızla artan pa­halı­lık ve ge­çim sıkıntısı, kitap yayı­mında 1320/1941’den 1322/1943’e dek de­vam eden bir düşüş meydana getirir. Gazete sayısının kısa zamanda art­ması da kitap yayımını olumsuz yönde etkiler. [1320/1941’den 1326/1947’ye dek yakla­şık 500 değişik gazete ve dergi çıkar]. 1323/1944’ten 1326/1947’ye kadar karışıklık dalgalarının nispî olarak ya­tışması ve çeşitli kitapların yayımın­daki imkânların artması, kitap ya­yımı grafiğinin eğrisini yukarıya çe­ker. 1327/1948’den 1330/1951’e kadar top­lumsal kitapların basımındaki artış, meslekî ve siyasî yayınevlerinin ço­ğalması sebebiyle, kitap yayım oranı bu on yıldaki en yüksek sınırına ula­şır. 1331/1952 yılı başlarında kitap yayımı aşağı doğru bir çizgi çi­zer ve 1332/1953 yılına dek en alt noktasına erişir. Petrolün ulusallaştırılması ve pa­ranın alım gücündeki aşırı düşüş yüzün­den ortaya çıkan ekonomik so­run­ları, bu düşüşün etmenleri arasında saymak mümkündür. Buna ek ola­rak, bu dönemde halkın ilgisi her şeyden daha çok siyasî olaylar ve ba­sında aktarılan so­runlar üzerinde yoğunlaşır. Bu dönemin son yıllarında, ihtilalin oluşumu ve ondan sonraki vur kaç­larda meydana gelen yetersizlik ve kısıtlamalar da kendi çapında kitap ya­yımı ölçüsünün düşüşü üzerinde etkili olmuş­tur.

 

Bu toplumsal ve kültürel değişim ortamında, çeşitlilik gösteren bir edebi­yat biçimlenir. Bu dönemdeki edebî akım da her dönemde olduğu gi-bi kar­maşık ve çok yönlü bir akımdır. Birkaç geçerli edebî akım yan yana etkinlik gösterir, birbirini etkiler ve birbiriyle çatışır. Dönemin edebî çe­şitliliğin öte­sinde, estetik yansımalarını sanatta gözlemlediğimiz top­lum­sal ideallerin çe­şitliliği gizlidir. Edebiyat ve sanat tarihi, hiçbir şe­kilde do-ğa manzaralarının durgun ve dingin bir anlatımı değildir: Bütün edebi­yat ve sanat tarihi bo­yunca, estetik eğilimler, kuramlar ve  kavram­lar ara­sında her zaman şiddetli çatışmalar olagelmiştir. Bir yandan ön­ceki döne­min geleneksel edebiyatı popü­list romanlar kalıbında hayatını devam etti­rir ve eski düzenin tarafını tutmak, hayatı ve eylemi boşuna saymak su­re­tiyle halkı kendilerine zillet ve­ren yazgılarına karşı direnme­meye çağırır­ken, muhakkak ki yeni düşüncelerin toplumdaki etkisi sebe­biyle, pek çok gerici eser de toplumculuk ve modernizm iddiası ile ortaya çıkar. Öte yan­dan, yeni düşünsel ve edebî ekollerden yeni edebî temalar ve şe­killer de­nemeye girişen yazarların ortaya çıkışına tanık olu­ruz. Halkın toplumsal etkinlik meydanına çıkmasıyla birlikte, yeni edebî akım, edebi­yatın bede­ninden önceki onyılın rehavetini atmak, halkın arzularını ve sı­kıntılarını göster-mek çabasıyla İran edebiyatına gerçekçiliği yerleştirmeye çalışır. Sı­nırların açılması ve halkçı inançların nüfuzu, İranlı yazarların, edebi­yata ve hayata bakış tarzını etkiler, “kimlik ve güvenlik” arayışının yerini iler­leme ve toplumculuk düşüncesi alır. Böylesi huzursuz bir dö­nemde, ay­dınlar çevrelerinde olup bitenlere ilgisiz kalamazlar. Tıpkı meş­rutiyet dö­nemi aydın­ları gibi, kendilerine yeniden güven kazanan bu kim­seler, siyasî ay-dın der­neklerine katılarak toplumsal yararlılık yönünde uğ­raş verir, halkın arzuları yolunda idealizme ve onların sesi olmaya yöne­lirler.

 

Hidâ­yet, Alevî ve Mes’ûd’un eserlerindeki umutsuz aydının, in­ziva­dan çıktığını, yirmi yıllık kara dönemdeki inzivaya çekilme duyarlılı­ğını bir yana bıra­ka­rak belli belirsiz bir umut peşinde gazete yazarlığına ve si­ya­sete soyun­du­ğunu görmekteyiz. Estetik yaklaşımlar da değişime uğ­rar; örneğin, ön­ceki onyılda Bûf-i Kûr’u yazmış olan Hidâyet, bu yıllarda hal­kın ataerkilli­ğinin, cehaletinin ve hurafeciliğinin iktidarı aleyhinde Hâci Âkâ gibi eser­ler ya­zar. Siyasî gazete yazarlığının Alevî’nin öyküleri üzerin­deki etkisi açıktır. Âl-i Ahmed ve Bih Âzîn, toplumsal değişimlere etki eden insanlar olarak işçileri ve köylüleri öykülerinin sahnele­rine so­karlar. Elbette Halk Par­tisi’nin siyasî ve kültürel görüşleri ve onun saye­sinde Rus edebiyatı, ger­çekçi yazarların edebî yaratıcılıklarını derinden etkiler. Bu partinin onyılın ilk başlarındaki nüfuzu o derece fazladır ki Âl-i Ahmed onu, 20 Şehrîver’den sonraki ilk on, on iki yıllık olayların lideri  sa­yar. Bir başka eleştirmen: “Partiden etkilenmeksizin yanından geçebilen pek az aydın ol­muştur” görüşündedir. Faşizm karşıtlığı, aydın kitlelerinin bu par­tinin çevre­sinde toplanmasının en önemli etmenidir. Rusya efsa­nesi, dergi ve gazetelerin çokluğu, basım, propaganda ve eğlence imkan­ları da pek çok aydını bu partiye çeker; parti onlar için bir “aydınlar ocağı” ha­line gelir. Bu gruba sığınarak ha­yatlarına günün zevkine uygun bir an­lam ka­zandır­maya çalışan, ya da partinin gölgesi altında bir yerlere gele­bile­cek­lerini düşünen kimseler de vardır. Örne­ğin Nefîsî ve Rıza Şah’ın dü­şünce eğitimi toplantılarının konuşmacılarından Hikmet, kültürel iti­barla­rın­dan başka, bu dönemde Merdom ve Peyâm-i Nov dergilerinin en etkin ya­zarları olurlar. Elbette ilkeleri ayaklar altına alanlar sadece aydın­lar de­ğil­dir; parti de etkinliğinin ilk yıllarında, işbirliğine hazır bulunan herkese ya­yınlarının sayfalarını kayıtsızca açar.

 

Bu dönemin özel durumu, aydınları genel hayata katılmaya ve pro-pagandist edebî eserler yaratmaya davet eder. Ne var ki toplumun yok­sun kesiminin hayatını kaydetmeye çalışan genç yazarlar, onların hayatta karşı karşıya oldukları sorunlar hakkında somut ve derin bir deneyime ve gözleme sahip değildirler. Bu konuya ilgi duymaları sistemli bir edebî-akidevî inanç olmaktan daha çok siyasî bir kuramın duygusal yandaşlığın­dan kaynaklanır. Bu bakımdan, bunların çoğu, edebî etkinliklerinin hiç değilse bir döneminde, gelişmekte olan toplumsal güçlerle özdeşleşmeyi partile­rin hizmetinde yer almak anlamına alırlar. Bunlar önceden belir­lenmiş çizgiler üzerinde yürü­düklerinden, yeni sanatsal temaları ve bi­çimleri ara­yıp keşfetmekten âciz ka­lır, çabucak sönen eserler ortaya ko­yarlar. Ancak daha beş altı yıl geçmeden siyasî görüş ayrılıkları baş göste­rir. İçeride partisel bölünmelerin ve dışarıda doğu ile batı arasındaki so­ğuk savaşın etkisiyle edebî kargaşa yeni bir şekil ka­zanır. Partilere bağımlı kalan ya­zarlar, sloganlara ayak uydurmak için, somut duygularına muha­lefet ede­rek içtenliksiz eserler vermek yönünde hareket et­mek zorunda kalırlar. Kendi inançlarını yitirenlerse ıstırap çemberine takıla­rak, edebî yaratıcı­lıklarına pek çok zarar veren düşünsel meşreplerde boy gösterirler.

 

Bu dönemde ortaya çıkan eserler, gazete yazarlığından ve propagan­dacı­lıktan darbe alırlar. Pek çok öyküler yazılmakla birlikte, bunlar ara­sında tarihî ve estetik bakış açısı bakımından kayda değer eser sayısı fazla değildir. Bu­nunla birlikte, Bih Âzîn, Âl-i Ahmed, Çûbek ve Gulistân gibi öykü yazarlarının eserlerinin, meşrutiyet dönemi edebiyatçılarının mo-dernist arzularının ger­çekleşme imkânı bulduğu bu yüzyılın toplumsal ve kültürel çatışmalarının ürünü olduğu unutulmamalıdır. Partilerle, si­yasî ve toplumsal kurumlarla bağ kurarak yeni bir gelişim ortamı bulan bu yüzyılın aydınları, meşrutiyetçi aydınlar gibi batılı düşünürlerin görüşle­rine koşulsuz olarak teslim olmuş de­ğillerdi; aksine çeşitli yönleri ölçüp biçerek yeni siyaset ve kültür tarzlarını de­nemeye çalışıyorlardı.

 

1320-1332/1941-1953 yılları arası öykü edebiyatı incelenirken, asıl dikkat ilerici ede­biyat üzerinde yoğunlaştırılmalı, ancak öteki edebî eği­limler de gözden uzak tu­tulmamalıdır. Çünkü bu eğilimler, gerçekliği kav­rama yolundaki değişik edebî yöntemler olup, her birisi bir  şekilde kendi za­manlarının tanıtıcısıdırlar. Onyılın ilk başlarında, Tahrân-i Mehûf tü­ründe roman­lar yazmak o kadar yaygındı ki eleştirmenler prototip roman­cılığı en yaygın ve ge­çerli edebî tür kabul ediyorlardı: “Tür bakımından, yeni İran nesri iki kola ayrılır: Macera ve olay dolu romanlarla heye­canlı aşk ve santi­mantal öyküler. Henüz salt psikolojik ve toplumsal ro­manlar ya­zılma­mıştır.” Bütün mevcut edebî eğilimler göz önüne alınarak dönemin kültürel durumu hakkında nispeten tam bir bil­giye ulaşılabilir. Bu dönem, kitap ve yazarla dolu olan, ilk bakışta birbiriyle ilgisiz edebî ol­guların karman çorman derlemesinden başka bir şey değildir. Ne var ki daha dik­katli bir inceleme, bizi farklı yazarların çalışmalarından daha ileri götürüp yazarların tipik gruplarını gözümüzün önüne getirebilir. El­bette bu döne­min incelenmesi, bir kısmına bugün için ulaşılamayan eserlerin çeşitliliği, türlü edebî düşünce ve ekollerin birbirini etkilemesi sebebiyle ön­ceki dö­nemlerden daha zordur.

 
Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.