| ÖZGÜRLÜK VE TEBLİĞ “Komşum gelir gider diye yaktım kandilimi bir karanlık gecede.” Nîmâ Yûşîc (Der Şeb-i Serd-i Zemistânî) 1320/1941 yılı Şehrîver ayında, II. dünya savaşından kaynaklanan değişimlerin etkisiyle Rıza Şah rejimi devrildi. Yirmi yıllık umutsuzluğun bunalımından kurtulan İran soluk almaya başladı. Rıza Şah döneminde geniş bir nüfuza sahip olan bağlantılı sermayedarlar, toprak ağaları ve yüksek rütbeli idarî-askerî memurlar Rıza Han bunalımını geri getirmek için fırsat kolluyorlardı. Öte yandan, ülkedeki siyasî çalkantı toplumsal çatışmayı şiddetlendiriyor ve halk güçlerinde yeni bir hareketlilik meydana getiriyordu. Erzak sıkıntısı, genel masrafların artması ve ortaya çıkan derin ekonomik kriz, toplumsal zulümlere karşı itirazların artmasına uygun bir ortam hazırlıyordu. Böylesi bir ortamda, siyasî mahkûmlar hapisten kurtuldular, ifade ve kalem özgürlüğü geldi, gazeteler, siyasî ve sınıfsal örgütler ortaya çıktı. 1320-1332/1941-1953 yılları, çatışma ve hareketlilik yıllarıdır. Halk isyanları, siyasî aydın oluşumları, askerî yönetim, gösteriler, tutuklamalar, kurşun yağmurları bu döneme farklı bir çehre kazandırır. Kültürel durum da toplumsal dalgalanmalardan etkilenerek değişime uğrar. Savaşın dolaylı izleri, savaştan kaynaklanan karışıklıklar, hızla artan pahalılık ve geçim sıkıntısı, kitap yayımında 1320/1941’den 1322/1943’e dek devam eden bir düşüş meydana getirir. Gazete sayısının kısa zamanda artması da kitap yayımını olumsuz yönde etkiler. [1320/1941’den 1326/1947’ye dek yaklaşık 500 değişik gazete ve dergi çıkar]. 1323/1944’ten 1326/1947’ye kadar karışıklık dalgalarının nispî olarak yatışması ve çeşitli kitapların yayımındaki imkânların artması, kitap yayımı grafiğinin eğrisini yukarıya çeker. 1327/1948’den 1330/1951’e kadar toplumsal kitapların basımındaki artış, meslekî ve siyasî yayınevlerinin çoğalması sebebiyle, kitap yayım oranı bu on yıldaki en yüksek sınırına ulaşır. 1331/1952 yılı başlarında kitap yayımı aşağı doğru bir çizgi çizer ve 1332/1953 yılına dek en alt noktasına erişir. Petrolün ulusallaştırılması ve paranın alım gücündeki aşırı düşüş yüzünden ortaya çıkan ekonomik sorunları, bu düşüşün etmenleri arasında saymak mümkündür. Buna ek olarak, bu dönemde halkın ilgisi her şeyden daha çok siyasî olaylar ve basında aktarılan sorunlar üzerinde yoğunlaşır. Bu dönemin son yıllarında, ihtilalin oluşumu ve ondan sonraki vur kaçlarda meydana gelen yetersizlik ve kısıtlamalar da kendi çapında kitap yayımı ölçüsünün düşüşü üzerinde etkili olmuştur. Bu toplumsal ve kültürel değişim ortamında, çeşitlilik gösteren bir edebiyat biçimlenir. Bu dönemdeki edebî akım da her dönemde olduğu gi-bi karmaşık ve çok yönlü bir akımdır. Birkaç geçerli edebî akım yan yana etkinlik gösterir, birbirini etkiler ve birbiriyle çatışır. Dönemin edebî çeşitliliğin ötesinde, estetik yansımalarını sanatta gözlemlediğimiz toplumsal ideallerin çeşitliliği gizlidir. Edebiyat ve sanat tarihi, hiçbir şekilde do-ğa manzaralarının durgun ve dingin bir anlatımı değildir: Bütün edebiyat ve sanat tarihi boyunca, estetik eğilimler, kuramlar ve kavramlar arasında her zaman şiddetli çatışmalar olagelmiştir. Bir yandan önceki dönemin geleneksel edebiyatı popülist romanlar kalıbında hayatını devam ettirir ve eski düzenin tarafını tutmak, hayatı ve eylemi boşuna saymak suretiyle halkı kendilerine zillet veren yazgılarına karşı direnmemeye çağırırken, muhakkak ki yeni düşüncelerin toplumdaki etkisi sebebiyle, pek çok gerici eser de toplumculuk ve modernizm iddiası ile ortaya çıkar. Öte yandan, yeni düşünsel ve edebî ekollerden yeni edebî temalar ve şekiller denemeye girişen yazarların ortaya çıkışına tanık oluruz. Halkın toplumsal etkinlik meydanına çıkmasıyla birlikte, yeni edebî akım, edebiyatın bedeninden önceki onyılın rehavetini atmak, halkın arzularını ve sıkıntılarını göster-mek çabasıyla İran edebiyatına gerçekçiliği yerleştirmeye çalışır. Sınırların açılması ve halkçı inançların nüfuzu, İranlı yazarların, edebiyata ve hayata bakış tarzını etkiler, “kimlik ve güvenlik” arayışının yerini ilerleme ve toplumculuk düşüncesi alır. Böylesi huzursuz bir dönemde, aydınlar çevrelerinde olup bitenlere ilgisiz kalamazlar. Tıpkı meşrutiyet dönemi aydınları gibi, kendilerine yeniden güven kazanan bu kimseler, siyasî ay-dın derneklerine katılarak toplumsal yararlılık yönünde uğraş verir, halkın arzuları yolunda idealizme ve onların sesi olmaya yönelirler. Hidâyet, Alevî ve Mes’ûd’un eserlerindeki umutsuz aydının, inzivadan çıktığını, yirmi yıllık kara dönemdeki inzivaya çekilme duyarlılığını bir yana bırakarak belli belirsiz bir umut peşinde gazete yazarlığına ve siyasete soyunduğunu görmekteyiz. Estetik yaklaşımlar da değişime uğrar; örneğin, önceki onyılda Bûf-i Kûr’u yazmış olan Hidâyet, bu yıllarda halkın ataerkilliğinin, cehaletinin ve hurafeciliğinin iktidarı aleyhinde Hâci Âkâ gibi eserler yazar. Siyasî gazete yazarlığının Alevî’nin öyküleri üzerindeki etkisi açıktır. Âl-i Ahmed ve Bih Âzîn, toplumsal değişimlere etki eden insanlar olarak işçileri ve köylüleri öykülerinin sahnelerine sokarlar. Elbette Halk Partisi’nin siyasî ve kültürel görüşleri ve onun sayesinde Rus edebiyatı, gerçekçi yazarların edebî yaratıcılıklarını derinden etkiler. Bu partinin onyılın ilk başlarındaki nüfuzu o derece fazladır ki Âl-i Ahmed onu, 20 Şehrîver’den sonraki ilk on, on iki yıllık olayların lideri sayar. Bir başka eleştirmen: “Partiden etkilenmeksizin yanından geçebilen pek az aydın olmuştur” görüşündedir. Faşizm karşıtlığı, aydın kitlelerinin bu partinin çevresinde toplanmasının en önemli etmenidir. Rusya efsanesi, dergi ve gazetelerin çokluğu, basım, propaganda ve eğlence imkanları da pek çok aydını bu partiye çeker; parti onlar için bir “aydınlar ocağı” haline gelir. Bu gruba sığınarak hayatlarına günün zevkine uygun bir anlam kazandırmaya çalışan, ya da partinin gölgesi altında bir yerlere gelebileceklerini düşünen kimseler de vardır. Örneğin Nefîsî ve Rıza Şah’ın düşünce eğitimi toplantılarının konuşmacılarından Hikmet, kültürel itibarlarından başka, bu dönemde Merdom ve Peyâm-i Nov dergilerinin en etkin yazarları olurlar. Elbette ilkeleri ayaklar altına alanlar sadece aydınlar değildir; parti de etkinliğinin ilk yıllarında, işbirliğine hazır bulunan herkese yayınlarının sayfalarını kayıtsızca açar. Bu dönemin özel durumu, aydınları genel hayata katılmaya ve pro-pagandist edebî eserler yaratmaya davet eder. Ne var ki toplumun yoksun kesiminin hayatını kaydetmeye çalışan genç yazarlar, onların hayatta karşı karşıya oldukları sorunlar hakkında somut ve derin bir deneyime ve gözleme sahip değildirler. Bu konuya ilgi duymaları sistemli bir edebî-akidevî inanç olmaktan daha çok siyasî bir kuramın duygusal yandaşlığından kaynaklanır. Bu bakımdan, bunların çoğu, edebî etkinliklerinin hiç değilse bir döneminde, gelişmekte olan toplumsal güçlerle özdeşleşmeyi partilerin hizmetinde yer almak anlamına alırlar. Bunlar önceden belirlenmiş çizgiler üzerinde yürüdüklerinden, yeni sanatsal temaları ve biçimleri arayıp keşfetmekten âciz kalır, çabucak sönen eserler ortaya koyarlar. Ancak daha beş altı yıl geçmeden siyasî görüş ayrılıkları baş gösterir. İçeride partisel bölünmelerin ve dışarıda doğu ile batı arasındaki soğuk savaşın etkisiyle edebî kargaşa yeni bir şekil kazanır. Partilere bağımlı kalan yazarlar, sloganlara ayak uydurmak için, somut duygularına muhalefet ederek içtenliksiz eserler vermek yönünde hareket etmek zorunda kalırlar. Kendi inançlarını yitirenlerse ıstırap çemberine takılarak, edebî yaratıcılıklarına pek çok zarar veren düşünsel meşreplerde boy gösterirler. Bu dönemde ortaya çıkan eserler, gazete yazarlığından ve propagandacılıktan darbe alırlar. Pek çok öyküler yazılmakla birlikte, bunlar arasında tarihî ve estetik bakış açısı bakımından kayda değer eser sayısı fazla değildir. Bununla birlikte, Bih Âzîn, Âl-i Ahmed, Çûbek ve Gulistân gibi öykü yazarlarının eserlerinin, meşrutiyet dönemi edebiyatçılarının mo-dernist arzularının gerçekleşme imkânı bulduğu bu yüzyılın toplumsal ve kültürel çatışmalarının ürünü olduğu unutulmamalıdır. Partilerle, siyasî ve toplumsal kurumlarla bağ kurarak yeni bir gelişim ortamı bulan bu yüzyılın aydınları, meşrutiyetçi aydınlar gibi batılı düşünürlerin görüşlerine koşulsuz olarak teslim olmuş değillerdi; aksine çeşitli yönleri ölçüp biçerek yeni siyaset ve kültür tarzlarını denemeye çalışıyorlardı. 1320-1332/1941-1953 yılları arası öykü edebiyatı incelenirken, asıl dikkat ilerici edebiyat üzerinde yoğunlaştırılmalı, ancak öteki edebî eğilimler de gözden uzak tutulmamalıdır. Çünkü bu eğilimler, gerçekliği kavrama yolundaki değişik edebî yöntemler olup, her birisi bir şekilde kendi zamanlarının tanıtıcısıdırlar. Onyılın ilk başlarında, Tahrân-i Mehûf türünde romanlar yazmak o kadar yaygındı ki eleştirmenler prototip romancılığı en yaygın ve geçerli edebî tür kabul ediyorlardı: “Tür bakımından, yeni İran nesri iki kola ayrılır: Macera ve olay dolu romanlarla heyecanlı aşk ve santimantal öyküler. Henüz salt psikolojik ve toplumsal romanlar yazılmamıştır.” Bütün mevcut edebî eğilimler göz önüne alınarak dönemin kültürel durumu hakkında nispeten tam bir bilgiye ulaşılabilir. Bu dönem, kitap ve yazarla dolu olan, ilk bakışta birbiriyle ilgisiz edebî olguların karman çorman derlemesinden başka bir şey değildir. Ne var ki daha dikkatli bir inceleme, bizi farklı yazarların çalışmalarından daha ileri götürüp yazarların tipik gruplarını gözümüzün önüne getirebilir. Elbette bu dönemin incelenmesi, bir kısmına bugün için ulaşılamayan eserlerin çeşitliliği, türlü edebî düşünce ve ekollerin birbirini etkilemesi sebebiyle önceki dönemlerden daha zordur. |