| ZAHİRİ VI/XII. yüzyıl sonlarının ve VII/XIII. yüzyıl başlarının büyük yazar ve belagatçılarından biri de Zahîrî-yi Semerkandî’dir. Bahâeddîn (ya da Zahîreddîn) Muhammed b. Ali b. Muhammed b. el-Hasan el-Zahîrî-yi Semerkandî, İran’ın VI/XII. yüzyıl sonlarının meşhur katiplerindendir. ‘Avfî, onu “es-Sadru’l-Ecel” lakabıyla anmış ve ismini, “Vezirler ve Sadrâzamlar” arasında zikredip şöyle demiştir: “Bir süre Kılıç Tamgâc Han’ın yazılarının divan sahipliğini yapmış olup dönemin ileri gelenleri, onun sahip olduğu fazilet okyanusunu itiraf etmişler ve onun öncü olduğunu itiraf etmişlerdir.” Bu söz konusu Kılıç Tamgâc Han, Âl-i Efrasyab sülalesinin son padişahından önceki Celâleddîn-i Kılıç Tamgâc Han-i İbrahim olup 600/1204 yılı dolaylarında vefat etti. Ondan sonra Nusreteddîn Kılıç Arslan Osman onun yerine geçti ve 609/1212 yılında Harezmşahlı Sultan Muhammed’in eliyle saltanatlarına son verildi. Zahîrî-yi Semerkandî’nin yaşamı konusunda bundan daha fazla bir bilgiye sahip değilim ve ne zamana kadar yaşadığını da bilmemekteyim. Onun Sultan Kılıç Tamgâc Han-i İbrahim sarayının bağlılarından ve onun katiplik ve divansahipliği yaptığı zamanda kitap telifi ile uğraştığı kesindir. Onun eserlerinden aşağıdakiler ünlüdür: 1- Agrâzu’s-Siyâse fi A’râzi’r-Riyâse, Cemşîd döneminden Kılıç Tamgâc Han-i İbrahim zamanına kadarki padişahların güzel sözlerini içeren bir eser olup bu kitap, Kılıç Tamgâc Han-i İbrahim adına yazılmış ve ona hediye edilmiştir. Agrâzu’s-Siyâse kitabı, Sencerin ölümünden (ö.552/1157) sonra kaleme alınmıştır. Zira bu padişahı ölenler arasında zikretmektedir. Eser, sanatlı ve vezinli bir kitap olup içinde Cemşîd, Ferîdûn, Menûçihr, İskender, Fûrhindî, Çin Fağfuru, Hazar hakanı gibi padişahların, kimi Sâsânî şahlarının ve bazı İranlı ve İranlı olmayan İslâm sultanlarının bu cümleden olarak Emir Nasr b. Ahmed-i Sâmânî, ‘Adudu’d-devle, ‘Alâu’d-devle, Sultan Mahmûd, Alp Arslan, Sencer, Eflatun ve Aristo gibi bir grup filozofun buyrukları ve güzel sözleri zikredilmiş olup her yerde diğer sanatlı eserlerde olduğu üzere, Arapça ve Farsça şahitler ve şiirler kullanılmıştır. Bu eser basılmıştır. 2- Sam‘u’z-Zahîr fi Cam‘i’z-Zahîr. 3- Sindbâd-nâme, Fars nesrinin çok ünlü eserlerinden olup Kelîle ve Dimne derecesindedir. Sindbâd-nâme, Pehlevî diline çevrilen ve İslâm öncesi İran edebiyatında büyük bir üne sahip olan eski Hint hikayelerindendir. Mes‘ûdî, Murûcu’z-Zeheb’de bu kitabı, Kitâbu’l-Vuzerâu’l-Bis‘ate ve’l-Muallim ve İmrâetu’l-Mulûk adıyla Hint padişahı Kûş’un çağdaşlarından olan hekimlerden Sindbâd-i Hekîm’in teliflerinden kabul etmiştir. El-Fihrist’in sahibi İbn Nedîm, Sindbâd-nâme’nin büyük ve küçük iki şeklini görmüş ve bir yerde tereddüt etmeden onu Hintlilerin efsane ve olaylarından diye nitelemiş ve bir diğeri hakkında da “Onun yazarının İranlılar mı yoksa Hintliler mi olduğu belli değildir. Ancak Hintlilerin yazmış olması daha muhtemeldir” demiştir. Bu kitap, Pehlevîce kitaplardan olup hızla Arapçaya tercüme edildi ve İbn Nedîm’in dediği şekilde onun “Kebîr” ve “Sağîr” diye iki nüshası ünlüydü. Fakat onun Farsça tercümesi, IV/X. yüzyıldan önce gerçekleşmedi. Bu iş de Sâmânîlerden Emir Nûh b. Mansûr’un (366-387/977-997) emriyle Hâce-i ‘Amîd Ebû’l-Fevâris-i Kanâvizî eliyle gerçekleşti ve bu hikayeyi Pehlevîceden Derî Farsçasına çevirdi. Zahîrî-yi Semerkandî, Sindbâd-nâme’nin Mukaddimesinde bu çevirinin tarihini, 339/950 olarak yazmış, ancak bu yıl, Nûh b. Mansûr’un saltanat tarihiyle uyuşmamaktadır. Şayet bu tarih doğru ise, söz konusu çeviri, Nûh b. Nasr’ın (331-343/943-954) emriyle gerçekleşmiş olmalıdır. Zahîrî, kendisinin de söylediğine göre, sade ve vezinsiz bir yazıyla yazılmış olan Kanâvizî’nin Sindbâd-nâme çevirisini o sade şeklinden çıkarmış ve onu vezinli bir nesir, Farsça ve Arapça hikaye ve şiirlerle süsleyerek yazıp tehzip etmiştir. Bu karmaşık işin üstesinden öyle bir başarı ve üstatlıkla geldi ki onun kitabını VI/XII. yüzyıl sonları sanatlı nesrinin en tabii ve çekici örneklerinden saymak gerekir. |