| Yukarıdaki Hadislerde Geçen Terimlerin Açıklaması Sünen-i Tirmizî kitabında şöyle geçmiştir: Acmâ, sahibinden ka-çan hayvandır; sahibinden kaçınca bir şeye veya bir kimseye zarar veren bu hayvandan dolayı sahibi zarar ödemez. Madenden dolayı da diyet ödenmez. Yani bir kişi bir madeni ka-zar da diğer bir kişi ona düşerse, maden sahibi bundan dolayı zarar ödemez. Birinin yoldan geçenler için kazdığı su kuyusuna da biri düşerse, sahibinin üzerine bir şey gelmez. Fakat rukaz'da humus vardır. Rukaz ise cahiliye döneminin definelerini ele geçirmektir. O hâlde, eğer bir kişi böyle bir define bulursa onun humusunu şer'î hakime verdikten sonra geri kalanı onun kendisinin olur. İbn Esir'in Nihayetu'l-Lügat kitabında "irem" sözcüğünde şöyle geçer: "Aram", "a'lam" anlamında olup yolu göstermek için çöllerde üst üste bırakılan taşlara denir. Onun tekili, "ineb" vezninde, "irem"dir. Cahiliye dönemi insanları yolda, beraberlerinde götüremeyecekleri bir şey bulsalardı, dönüşte rahatça bulup götürmek için üzerine nişane olsun diye bir taş bırakırlardı. Lisanu'l-Arab ve diğer lügat kitaplarında şöyle geçmiştir: Bir şeyi toprağa sakladıkları zaman "rekezehu/yerkezuhu" denir. "Rukaz" yer veya madenden çıkarılan altın veya gümüş parçaları olup tekili "rikze"dir. Nihayetu'l-Lügat kitabında ise şöyle geçer: "Rukaz", rikze" kelimesinin çoğuludur, yere gömülen doğal mücevherlere denir. Yukarıdaki Rivayetlerin Özeti Yukarıda geçen rivayetlerden özetle şunlar anlaşılmaktadır: Hz. Resulullah (s.a.a), ister hazine olsun, ister maden olsun, yerden çıkarılan her türlü altın ve gümüşe humus verilmesini emretti. Bunların hiçbirinin, ileri sürülenin tam aksine savaş ganimetleriyle hiçbir ilgisi olmayıp onlardan sayılmamaktadır. Dolayısıyla, humusun savaş ganimetlerinden olduğunu söylemek tamamen yersiz bir söz olur. Humus ayetindeki "ganimtum" sözcüğünden maksat da budur. Ve yukarıdaki delilleri ve geçen rivayetlerin de teyit ettiğini göz önünde bulundurarak İslâm yasamasında "ganimtum" sözcüğü, insanın hem savaşta ve hem savaş dışında elde ettiği kazancı kapsamaktadır. O hâlde, buraya kadar söylediklerimizden, İslâm dininde humusun savaş ganimetlerine has olmadığı anlaşılmaktadır. Hilâfet Ekolü ulemasından Kadı Ebu Yusuf da "el-Harac" adlı kitabında bu rivayetlerden bu sonuca varmıştır. Kadı Ebu Yusuf, savaş ganimetleri dışında diğer şeylerde humusun farz olduğu hükmünü is-tinbat ederek diyor ki: Çıkarılan her türlü madene ister az olsun, ister çok olsun, humus taalluk eder. Hatta eğer insan madenden iki yüz dirhem ağırlığından az gümüş veya yirmi dirhem ağırlığından az altın çıkarırsa onun humusunu vermesi gerekir. Ve bunun zekâtla hiçbir ilgisi yoktur. Aksine, bu ganimetlerle ilgilidir. Toprağa ise bir şey taalluk etmez; humus sadece halis altın, gümüş, demir, bakır ve kurşuna taalluk eder. Onları çıkarmak için yapılan masraflara ise humus yoktur. Eğer yapılan masraflar çıkarılan şeylerin değeriyle eşit olursa yine onlara humus lazım gelmez; yapılan masraflar ister az olsun, ister çok olsun, çıkarılan şeylerin değerinden düşüldükten sonra humus lazım gelir. Metaller dışında yakut, firuze, sürme, civa, kükürt, kızıl toprak gibi taş türlerinden elde edilen her şeye humus lazım gelmez; çünkü onlar toprak ve çamur cinsindendir. Daha sonra diyor ki: O hâlde, eğer bir kişi (maden türlerinden) bir miktar altın veya gümüş veya demir veya kurşun ya da bakır çıkarırsa, çok fazla borçlu olursa bile onların humusu üzerinden düşmez. Eğer bir asker savaş meydanında düşmandan savaş ganimeti alırsa, ister borçlu olsun, ister olmasın onun humusunu vermesi gerektiğini görmüyor musun?! Daha sonra şöyle devam ediyor: Rukaza gelince; rukaz, Allah Teala'nın yaratılışın başından yerin derinliklerinde yarattığı humusu farz olan altın ve gümüştür. O hâlde eğer biri, başkasına ait olmayan bir yerde altın veya gümüş hazine veya tesadüfen elbise bulursa onun beşte birini humus olarak vermeli, beşte dördü ise bulan kişinin olur. Çünkü o da humusu verilmesi gereken ve geri kalanı kişinin kendisine ait olan ganimet gibidir. Sonra şunları ekliyor: Eğer Müslümanlarla savaş hâlinde olan bir kâfir Müslüman topraklarında bir hazine bulursa, İslâm hükümetinin güvencesine girmiş olursa, onun tümü ondan alınır ve ona bir şey verilmez. Fakat eğer o kişi Zımmî Kâfir olursa, Müslümanlardan aldıkları gibi ondan da onun humusunu alınır, dörtte biri ona verilir. Anlaşmalı köle de (sahibiyle serbestlik sözleşmesi yapan köle) Müslüman topraklarında bir hazine bulursa, humusu alındıktan sonra geri kalanı ona verilir... Ebu Yusuf, "denizden çıkarılan şeyler" bölümünde Harun Reşid'e hitaben şöyle yazıyor: Müminlerin emirinin sorduğu denizden çıkarılan şeylere gelince; bilinmesi gerekir ki, denizden çıkarılan ziynet eşyaları ve ambere humus lazım gelir. *  *  * Buraya kadar, Hz. Resulullah'ın (s.a.a), savaş ganimetleri dışındaki şeylerin humusunun verilmesini emrettiğini apaçık ortaya koyan rivayetleri ve bu rivayetlerden anlaşılanları inceledik. Şimdi ise Resulullah'ın (s.a.a) humus verilmesine dair emrini içeren rivayetleri inceleyelim:  |