| Yukarıda Geçen Hadislerin Özeti Halife Ömer, hacla umre arasında fasıla vermenin, bunların da-ha mükemmel olmasına neden olacağını teşhis etmiş ve bu nedenle haccın, hac aylarında ve umrenin ise hac ayları dışında yapılmasını istemiştir. Halife Ömer, bu konuda Kur'ân-ı Kerim'in, "Allah için hac ve umreyi tamamlayın." ayetine ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) Ve-da Haccı'nda kurbanlık olarak getirdiği devesini kesinceye kadar ih-ramdan çıkmadığına dayandığını bildirmiştir. Oysa yukarıdaki ayette hac ve umreyi tamamlamaktan maksat, hac ve umreden engellenen veya onları yerine getirememekten kor-kan kimse karşısında hac ve umreyi yerine getirmek ve amellerini tam olarak yapmaktır. Nitekim ayet, bu ifadeden sonra temettü umresinin meşruiyetini tasrih ederek şöyle buyurmaktadır: Hac (zamanın)a kadar umre ile faydalanmak isteyen kimse… Hz. Resulullah (s.a.a) da, açıkça kendisinin beraberinde kurbanlık getirdiği için ihramdan çıkmadığını bildirmiş ve "Eğer bunu daha önce bilseydim, beraberimde kurbanlık getirmez ve bunu umre yapardım." diye vurgulamış ve yine "Ebediyen umre hac amelleri arasına girdi." buyurmuştur. Dolayısıyla, halife Ömer'in bunların tümünü anlamamış olması imkânsızdır; özellikle İbn Abbas'ın Sünen-i Neseî'de ondan rivayet ettiği sözlere rağmen: Ömer'in şöyle dediğini duydum: Vallahi sizin umre yapmanızı ben engelledim; oysa Allah'ın Kitabında umre yapılması emredilmiştir. Ben kendim de Resulullah'ın (s.a.a) huzurunda temettü umresi yaptım. Dolayısıyla, halife Ömer'in, sözlerini yerine oturtmak için Alla-h'ın Kitabı ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetini tanık getirmesi doğ-ru değildir; halife Ömer'i bu işe yönlendiren etken Ebu Nuaym'ın Hilyetu'l-Evliyâ ve Muttakî'nin Kenzü'l-Ummal'de naklettikleri diğer bir hadiste açık bir şekilde geçmektedir. Bu iki kaynakta Ömer b. Hattab'ın hac aylarında temettü umresi yapılmasını yasaklayarak şöyle dediği kaydedil-miştir: Ben şahsen Resulullah'ın (s.a.a) huzurunda umre yaptım. Ve yine bunu yasaklayan da benim; çünkü bir kişi hac aylarında en uzak noktadan toz toprak içinde, saçı başı dağınık, yorgun ve bitkin bir vaziyette umre yapmak için buraya gelip umre için telbiye söylüyor, Kâbe'yi tavaf edip ihramdan çıkıyor. Sonra elbiselerini giyip, güzel kokular sürünüyor ve eğer eşini yanında getirmişse onunla münasebette bulunuyor. Zilhiccenin sekizinci gününe kadar böyle devam ediyor. Sonra saçı başı dağınık olmadan, toz toprağa bulaşmadan, yorgun ve bitkin olmadan Hac için telbiye söylüyor ve leb-beyk söyleyerek hacılarla birlikte Mina'ya hareket ediyor ve bütün bunları bir günde yerine getiriyor. Oysa hac umreden üstündür. Bu durumda onlara bu fırsatı verirsek, misvak ağaçlarının altında eşleriyle kol boyun olup kucaklaşırlar. Bir de, Mekke ahalisinin ne hayvancılığı, ne de ekini var; ge-çimlerini sadece hac ve umre yapan kimselerden temin etmektedirler. Başka bir rivayette ise halife Ömer'in şöyle dediği geçer: …Resulullah (s.a.a) ve ashabının umre yaptığını biliyorum; fakat ben insanların misvak ağaçlarının gölgesinde eşleriyle ilişkiye girdikten sonra başlarından gusül suyu damladığı hâlde hacca gitmelerinden hoşlanmıyorum. Bu iki rivayette Halife Ömer iki etkenin kendisini böyle bir emir vermeye sevk ettiğini bildirmektedir: Birincisi haccın saygınlığıdır. Halife Ömer, bu sözüne delil olarak aynen Veda Haccı'nda Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ashabının hac amellerinden önce temettü umresi yapmaktan sakınmalarına getir-dikleri delili gösteriyor. Buradan her iki yerde bu sözü söyleyenlerin aynı kişiler olduğu anlaşılmaktadır. Onlar da hac aylarında temettü umresi yapılmasını, cahiliye döneminde alışık oldukları hac ve umreye aykırı bulan Kureyş muhacirleridir. Halife Ömer'i hac ve umreyi cem etmeyi yasaklamaya sevk eden ikincisi neden ise, iki emrinden birinde açıkça dile getirdiği şu konudur: Kâbe ahalisinin ne hayvanları, ne de ziraatları var; onların tek ümidi, hac ve umre vakitleri elde ettikleri gelirleridir. Demek ki halife Ömer, hac ve umre arasında fasıla verip umreyi hac ayları dışında yapmalarını söylemesinin nedeni, Müslümanların bir defa hac ve bir defa da umre için olmak üzere iki defa Mek-ke'ye gelmeleri ve böylece Harem sakinleri olan Kureyşlilerin bir gelir sağlamalarıdır. Sünen-i Beyhakî'de kaydedildiği üzere halife Ömer'in Emirü'l-Müminin Ali b. Ebu Talib'e (a.s) verdiği cevapta da onun bu hedefi güttüğü anlaşılmaktadır. Beyhakî şöyle yazıyor: Ali b. Ebu Talib (r.a), Ömer'e, "Sen temettü umresini yasakladın mı?!" diye sorması üzerine Ömer dedi ki: "Hayır; fa-kat Beytullah'ın daha fazla ziyaret edilmesini istedim." dedi. Ali (r.a), "Kim ifrad haccı yaparsa, bu güzel bir iştir; fakat temettü umresi yapan kimse, Allah'ın Kitabı ve Resululla-h'ın (s.a.a) sünnetini izlemiş olur." şeklinde karşılık verdi. * * * Buraya kadar aktardıklarımız, konuyla ilgili elimizdeki kaynakların azlığına rağmen, halife Ömer'in temettü umresini yasakladığına ilişkin bize ulaşan rivayetlerdir. Az olmasına rağmen bu rivayetler, halife Ömer'in bu hükümde içtihat ettiğini ve bu içtihadına dayanak olarak bazı gerekçeler ileri sürdüğünü ortaya koymaktadır. Yine buraya kadar naklettiklerimizden, halife Ömer'in temettü umresini yasaklayışının şiddet ve sertlik içerdiği ve halkı bundan dolayı kırbaçladığı anlaşılmaktadır. Bu konuda İbn Kesir şöyle yazmaktadır: Sahabe Ömer'den çok korkuyor ve ona muhalefet etme cüretini gösteremiyordu. Halife Ömer'in hilafeti döneminde Ali'den başka hiç kimsenin ona muhalefet ettiğini veya dudağını kımıldatıp ona karşı bir şey söylediğini görmedik. Ali, Ömer'in umreyi yasaklamasına karşı ona, "Temettü umresi yapan kimse, Allah'ın Kitabı ve Resulullah'ın (s.a.a) sün-netini izlemiş olur." dedi. O günden bu yana umresiz hac yapmak Ömer'in sünneti oldu ve Kureyşli halifeler onu izleyerek sünnetini kabul ettiler; nite-kim ileride bu konuyu Osman'ın ve diğerlerinin gidişatında da inceleye-ceğiz. |