| Yedinci Hadis: Gazab بالسند المتّصل الي محمّد بن يعقوب عن عليّ بن ابراهيم، عن محمّد بن عيسي، عن يونس، عن داود بن فرقد قال: قال ابو عبد الله عليه السّلام: الغضبُ مِفتاحُ كُلِّ شَرٍّ. “Ferkad oğlu Davud’un naklettiği üzere Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Gazap, bütün kötülüklerin anahtarıdır.” Şerh İbn-i Miskeveyh adıyla tanınan büyük araştırmacı Ahmet b. Muhammed, Teharet’ul-A’rak adlı o eşsiz nefis kitabında beyan ve karışım güzelliği hakkında icmalen şöyle diyor: “Gazab, intikam arzusuyla meydana gelen bir coşku ve nefsani bir harekettir. Bu hareket kızıştığı zaman gazap ateşini tutuşturup kalpte kanı harekete geçirir. Beyin ve damarlarda ortaya çıkan kara bir duman aklı acizleştirip görevini gerektiğince ifa edemeyecek hale getirir. Bu duruma düçar olmuş insanın durumu, filozofların da ifade ettikleri gibi, içinde ateş yakılan, dumana boğulan, alevi sürekli alevlenen, harıl harıl yanan ve söndürülmesi gittikçe zorlaşan bir mağara gibidir. Bu insan, içinde yanan ateşin şiddetinden ne yapacağını bilmeyecek bir hale gelir. Tedavi edilmesi gittikçe güçleşir, içindeki ateşin söndürülmesi gitgide zorlaşır ve sonunda söndürmek maksadıyla üstüne atılan şeylerin ateşi bırakın söndürmeyi, daha da alevlenmesine neden olduğu bir hale gelir. Bu esas üzere insan olgunluk ve hidayet karşısında körleşip sağırlaşır ve öğüt ve nasihatler karşısında duymaz bir hale düşer. Bu durumda öğüt, gazabın daha da alevlenmesine neden olur. Böyle bir insan için de bir çözüm yolu düşünmek imkansızdır.” İbn-i Miskeveyh daha sonra da şöyle diyor: “Sokrat’ın da dediği gibi fırtınalı bir havada dev dalgalara yakalanmış bir geminin, öfkesi kabarmış kişiye oranla kurtuluş ümidi daha çoktur. Çünkü o durumdaki gemiyi usta denizciler kurtarabilirler. Oysa gazap ateşine yakalanmış bir nefsin kurtuluş umudu kalmamıştır. Hangi çareye başvurup hangi vaaz ve nasihatta bulunsan, tevazu gösterip yalvarsan dahi yine de hiç bir fayda sağlanmaz ve aksine öfkesinin daha da kızışmasına yol açar.” 1. Bölüm: Gazap Kuvvesinin Faydalarına Dair Bil ki gazap kendisi aracılığıyla dünya ve ahiretin kazanıldığı, şahıs, tür ve aile düzeninin korunabildiği ve faziletli bir medeniyet ve toplum düzenin kurulabildiği büyük bir ilahî nimettir. Eğer bu şerefli kuvve hayvanlarda bulunmasaydı, doğal güçlüklere karşı koyamaz ve yok olup giderlerdi ve eğer insanda bulunmasaydı, bunun yanı sıra, pek çok kemal ve ilerlemelerden de mahrum kalır ve korku, zaaf, gevşeklik, tembellik, tamah, sabırsızlık, gereken yerde sebatsızlık, rahatlık arzusu, donukluk, esaret boyun eğme, zulmü kabullenme ve kendisine veya ailesine yönelik ortaya çıkan rezaletlere boyun eğmek, himmetsizlik ve gayretsizlik gibi bir çok fesatlara neden olan kınanmış ahlak ve meleke eksikline maruz kalır, itidal çizgisinden saparak tefrite düşerdi. Allah-u Teala Mümini vasfederken şöyle buyurmaktadır: “Kâfirlere karşı şiddetli kendi aralarında ise merhametlidirler.” İyiliği emredip kötülükten sakındırma, hadler, cezalar ve diğer dini ve aklî emir ve yasakların uygulanması şerefli gazap kuvvesi olmadan gerçekleştirilemez. O halde gazap kuvvesinin öldürülmesi veya söndürülmesinin nefsin kemal ve miracı olduğunu sananlar büyük yanılgı içindedirler ve kemalin sınırı ile itidal makamından habersizdirler. Bu zavallılar, Allah Tebarek ve Teala’nın bütün hayvanlardaki bu değerli kuvveyi boş yere yaratmamış olduğunu ve onu ademoğulları arasında mülkî ve melekutî yaşantının sermayesi ve hayır ve bereketlerin anahtarı kıldığını bilmemektedirler. Din düşmanlarıyla cihad, insanlık ailesinin korunması; can, mal, namus, vesair ilahî değerlerin muhafazası ve insanın baş düşmanı olan nefsle cihad bu şerefli kuvve olmadan mümkün olmaz. Tecavüz ve saldırılara karşı konulması, eziyetlerin ortadan kaldırılması, toplum ve fertlerden zararlı ve tehlikeli durumların bertaraf edilmesi ancak bu kuvvenin bayrağı altında gerçekleştirilebilir. Bu nedenle bazı sözde filozoflar gazabın sönmesi ve etkisini yitirmesini önlemek maksadıyla tedavi yolları geliştirmişler ve onu uyandırıp harekete geçirmek için ilmî ve ameli ilaçlar önermişlerdir. Zor işlere girişmek, savaş meydanlarına gitmek ve gerektiğinde Allah’ın düşmanlarıyla cihad etmek bunlardan sadece birkaçıdır. Hatta bazı felsefecilerin bile bile korkunç yerlere gittikleri, canlarını büyük tehlikelere attıkları, fırtınalı havada gemiye binip dev dalgalar arasında denize açıldıkları ve bu yolla nefislerinin korkudan kurtulmasını ve gevşeklikten sıyrılmasını sağlamaya çalıştıkları bile nakledilmektedir. Her halükarda hayvan ve insanın batınında bu gazap kuvvesi mevcuttur; ama bazılarında üstüne kül örtülmüş kor gibi sönük durumdadır. İnsan kendinde sönüklük, gevşeklik ve gayretsizlik hissetti mi bunu zıtlarıyla tedavi etmeli ve bu durumdan kurtulup nefsini cesaret ifadesi olan itidal haline büründürmeye çalışmalıdır. Şüphesiz cesaret üstün melekelerden ve güzel sıfatlardan biridir ve ileride buna işaret edilecektir. 2. Bölüm: Öfkede Aşırıya Gitmenin Kötülüğüne Dair İtidal noksanlığı ve tefrit hali, rezil sıfatlar olduğu ve pek çok fesada yol açtığı gibi, aynı şekilde itidali aşma ve ifrat hali de ahlakî rezilliklerdendir ve büyük fesada yol açmaktadır. Bu fesadı anlatmaya Kafi’de yer alan şu hadis-i şerif yeter: Hz. İmam Sadık (a.s), Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmektedir: “Sirkenin balı bozması gibi, gazap da imanı bozar.” Bazen insanın şiddetli öfkesi onu Allah’ın dininden çıkarır, iman nurunu söndürür, öfkenin zulmet ve ateşi hak inançları yakar, insanı derin bir küfre sürükler ve ebedi helake ulaştırır. İnsan artık pişmanlığın hiç bir fayda sağlamadığı öyle bir zamanda gafletten uyanır. Kalpte ortaya çıkan bu gazap ateşi, belki de şeytanın közüdür. Nitekim İmam Bakır’ul Ulum (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz bu gazap, şeytanın ademoğlunun kalbinde yaktığı bir ateştir.” Gazabın o alemdeki sureti de ilâhî gazap ateşinin sureti şeklinde olacaktır. Nitekim Hz. İmam Bakır (a.s) Kafi’de yer alan bir hadiste şöyle buyurmaktadır: “Tevrat’ta aziz ve celil olan Allah’ın, Musa ile yaptığı konuşmalarının birinde ona şöyle buyurduğu yer almıştır: Ey Musa! Seni kendilerine malik kıldığım kişilere öfkelenmekten sakın ki ben de öfkemi senden sakınayım.” Bil ki hiç bir ateş, ilahî gazap ateşinden daha yakıcı değildir. Nitekim rivayet edildiği üzere Havariler, Hz. İsa b. Meryem’e (a.s), “En zor şey nedir?” Diye sorduklarında, “En zor şey Allah’ın öfkesidir.” Diye buyurdu. Onlar, “Ondan nasıl korunalım” diye sorduklarında da şöyle buyurdu: “Öfkelenmemekle.” O halde anlaşıldığı üzere Allah’ın öfkesi her şeyden daha tehlikeli ve daha şiddetlidir, onun gazap ateşi (bütün ateşlerden) daha yakıcıdır ve bu alemdeki öfkenin sureti, o alemde Allah’ın gazap ateşinin suretidir. Gazap kalpten kaynaklandığı gibi, gazap ve sair kalbi rezaletlerin başlangıç kaynağı olan ilahî gazap ateşi de belki kalbin batınından ortaya çıkacak, zahire sirayet edecek; göz, kulak, dil ve diğer zahirî duyu organlarından şiddetli alevleri dışarı taşacaktır. Belki de bu duyu organları cehenneme açılan birer kapı olur, amellerin cehennem ateşi ile eserlerin cismani cehennemi önce insanın bedenini kuşatır ve oradan batınına geçer. O halde insan, biri kalbin batınından çıkan ve oradan beyin yoluyla beden mülküne sirayet eden ve diğeri ise amellerin çirkinliğinin sureti ve fiillerin somutlaşmış hali olan, zahirden başlayıp batını etkisi altına alan, iki cehennemin baskı ve azabına maruzdur. Bunun yakmak dışında nasıl bir baskı ve azap olduğunu sadece Allah Tebarek ve Teala bilir. Sen Cehennemin kuşatma biçiminin, bildiğin bir kuşatma türü olduğunu mu sanıyorsun? Buradaki kuşatma sadece zahirin yüzeyine yöneliktir. Oradaki kuşatma ise hem zahirî, hem batını, hem sathı ve hem de derini ihata etmektedir. Eğer Allah göstermesin gazap insanın çok etkin kuvvelerinden biri haline gelir ve gazab suretine dönüşürse musibet şiddetlenir, berzah ve kıyametteki sureti, yırtıcı bir hayvana dönüşür. Hem de bu dünyada eşi benzeri olmayan bir yırtıcılığa! Çünkü bu durumdaki bir insanın yırtıcılığını, bu dünyadaki herhangi bir hayvanın yırtıcılığı ile kıyaslamak mümkün değildir. Kemalde hiç bir canlı bu ilginç bir varlık olan insanın dengi olamadığı gibi, noksanlık ve kötü sıfatlara sahip olmada da hiç bir varlık onunla boy ölçüşemez. “İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sapkın ...” ayeti bu insan hakkında nazil olmuş, “Şimdi o (kalpleriniz) taş gibi, hatta daha da katı ...” ayeti de insanların katı kalplerini nitelemek için inmiştir. Bu duydukların, gazap ateşinin başka fesatlar ve günahlar ortaya çıkarmadığı takdirdeki fesatlarından sadece küçük bir bölümüdür. Ama ne yazık ki boğulmuş ateşin birbirine karışıp nuru söndürdüğü gibi, bizzat deruni karanlık ateş de batında birbirine karışıp boğulmakta ve iman nurunu söndürmektedir. Dolayısıyla insanın başka fesat ve günahlara düşmemesi çok uzak bir ihtimaldir. İnsanın öfkelendiği zaman günahlardan ve helak edici fesatlardan kurtulması mümkün değildir. Bir dakikalık gazap ateşi ve bu lanetli şeytanın közünün şiddetle alevlenmesi yüzünden insanın yolluk ve helak uçurumuna yuvarlanması, peygamberlere ve Allah korusun kutsal değerlere hakaret etmesi, suçsuz bir nefsi öldürüp haramları çiğnemesi ve dünya ile ahiretini yokluk rüzgarına savurması bile mümkündür. Nitekim Kafi’de yer alan bir hadis-i şerifte Hz. İmam Sadık (a.s) babasından naklen şöyle buyurmuştur: “Hangi şey gazaptan daha şiddetlidir! Kişi öfkelenince ve bu öfkeyle Allah’ın haram kıldığı bir nefsi öldürür ve namuslu bir kadına iftira eder.” Büyük fitneler ve feci işlerin çoğu, gazap ve gazap ateşinin alevlenmesi neticesinde meydana gelmiştir. Nefsi salim olan insanın, kendi öfkeli halinden çok korkması gerekmektedir. Gazap ateşine yakalanmış kişinin ise sakinleştiğinde durumunu tedavi etmeye yönelmesi ve öfkesi şiddetlendiğinde meydana gelen fesatları ve bu fesatların sonuçtaki etkilerini düşünüp kendini bu ateşten kurtarmaya çalışması gerekir. Allah-u Teala’nın alemdeki düzenin korunması, kişi ile türün bekası, aile nizamının tertibi, insanoğlunun varlığının sürdürülmesi, sınır ve hakların muhafazası için lütfettiği ve sayesinde zahir ve batın, gayb ve şuhud aleminin ıslah edilmesi gereken bu gazab kuvvesinin insan tarafından Hak Teala’nın arzu ve maksadının hilafına kullanılmasının ne büyük bir ihanet olduğunu ve bunun ne kötü sonuçlara yol açacağını düşünmelidir. Ne kadar zalim ve cahildir ki insan, Hak Teala’nın emanetini geri vermemiş, üstelik bu emaneti düşmanlık ve öfkesini üzerine çekmek yolunda kullanmaya kalkışmıştır. Böyle birinin ilahî gazaptan masun kalmayacağı da gayet açıktır. O halde insan gazaptan kaynaklanan bozuk ahlak ve amelleri ve her birinin insanı ilelebet belaya uğratacak uygunsuz etkilerini; dünyada sıkıntı ve belaya, ahirette ise azaba maruz bırakabilecek sonuçlarını iyice bir düşünmelidir. Allah’ın kullarına kin gütmek gibi bu gazap huyundan kaynaklanan ahlakî fesatlar, kimi zaman enbiya ve Vacibu’l Vücut ve Velinimet’in (Allah’ın) mukaddes zatına yönelik kine dönüşmektedir. Bunun çirkinlik ve fesadının ise ne kadar büyük olduğu bellidir. Gemleri bir an bile gevşetilecek olursa insanı zillet çukuruna sürükleyen ve ebedi helâke mahkum eden asi nefsin şerrinden Allah-u Teala’ya sığınırım. Gazabın ahlakî fesatlarından biri de bazı çirkinliklerini beşinci hadisin şerhinde işittiğin hasettir ve ayrıca da bir çok ahlakî fesatlar vücuda getirmektedir. Gazabın, ameli fesatları da sayılamayacak kadar çoktur. Kişi o durumda irtidada sebeb olacak bir laf diyebilir, neuzubillah enbiya ve evliyaya hakaret edebilir, ilahî haramları çiğneyip saygı değer namusları ayaklar altına alabilir, suçsuz birini öldürebilir, zavallı bir aileyi zillete sürükleyebilir, bir aile düzenini bozabilir, sırları ifşa edebilir, bu ocaklar söndüren ve imanı yakan gazab ateşinin alevlendiği anda benzeri bir çok fesadı sürüklenebilir. O halde bu huyun bütün nefsani hastalıkların anası ve bütün şerlerin anahtarı olduğu söylenebilir. Bunun karşısında ise, öfkenin dizginlenmesi, gazap ateşinin söndürülmesi veciz sözler, güzelliklerin odak noktası ve yüceliklerin kaynağı bulunmaktadır. Nitekim Kafi’de yer alan bir hadis-i şerifte Hz. İmam Sadık (a.s) babasından naklen şöyle buyurmuştur: “Bir Bedevi Resulullah’ın huzuruna geldi ve şöyle dedi: “Ben çölde yaşıyorum, bana veciz bir söz söyle.” Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Sana öfkelenmemeni emrediyorum.” Bedevi sorusunu üç kez tekrar etti ve her defasında da aynı cevabı alınca kendi kendine şöyle dedi: “Bundan sonra hiç bir şey sormayacağım. Resulullah (s.a.a) bana hayırlı olandan başka bir şey emretmez.” Hz İmam Sadık (a.s) babasının daha sonra şöyle buyurduğunu nakletti: “Hangi şey gazaptan daha şiddetlidir? İnsan öfkelenince Allah’ın haram kıldığı bir nefsi öldürür ve namuslu bir kadına iftira eder.” Akıllı insan, nefsinin sakin ve öfkesinin sönük olduğu bir zamanda gazaplanmanın fesatlarını ve öfkesini yenmenin yararlarını düşündükten sonra bu yakıcı ateşi kalbinde ne pahasına olursa olsun yatıştırmaya ve gönlünü onun zulmet ve bulanıklığından kurtarmaya ahdetmelidir. Bu iş de küçük bir girişim, nefsin arzularının hilafına davranmak ve işlerin sonucunu düşünmek ve nefsine nasihat etmekle pekala mümkündür. Aynı şekilde, bütün fasit ahlak ve çirkin melekelerin nefs sahasından kovulması ve bütün güzelliklerin ve güzel melekelerin kalbe yerleştirilmesi ve ruhun bunlarla donatılması da mümkündür. 3. Bölüm: Alevlenmiş Durumdaki Öfkenin Tedavisine Dair Alevlenmiş durumdaki öfkenin tedavisi için de ilmî ve ameli ilaçlar vardır. İlmî ilaç: Belirtilen hususları düşünmektir ki, bu da mezkur halde ameli tedavi yollarından biridir. Ameli ilaç: Bunun en önemlisi, öfkeyi daha başlangıç noktasındayken terk etmektedir. Çünkü bu kuvve de tıpkı ateş gibi yavaş yavaş tutuşmakta ve ağır ağır alevlenip yakıcı bir hal almakta, dizginlerini insanın elinden kapıp almakta, akıl, iman ve hidayet nurunu söndürmekte, insanı biçare ve zelil kılmaktadır. Daha alevlenmiş ve ateş bacayı sarmamışken insan dikkatli davranmalı, mümkün olan her araçla bu öfkeden vaz geçmelidir. Örneğin öfkelenmesine yol açan sebeplerin bulunduğu yerden ayrılmalı yahut halini değiştirmeli, oturuyorsa kalkmalı; ayaktaysa oturmalı veya oturuyorsa kalkmalı, Allah’ın zikriyle meşgul olmalıdır. Bazıları gazap anında Allah’ı zikretmenin farz olduğunu söylemişlerdir. Velhasıl insan bu durumda başka işlerle meşgul olmalıdır. Her halükârda başlangıcında gazaptan korunmak çok kolaydır ve bunun iki neticesi vardır: Birinci neticesi, nefsi sakinleştirip gazap ateşini dindirmesi, ikinci neticesi ise nefsin esaslı tedavisine sebep olması. Eğer insan bir müddet nefsine böyle davranır ve nefsiyle bu tür bir muamelede bulunacak olursa durumu tamamen değişir ve itidale yönelir. Kafi’de yer alan bir hadis-i şerif de bu anlamlardan bazısına işaret etmektedir: Hz. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki şu gazap, şeytanın ademoğlunun kalbinde yaktığı bir ateştir. Eğer sizden biri öfkelenecek olursa gözleri kızarır, boyun damarları şişer ve şeytan içine girer. Sizden biri bu durumu kendinde hissedince hemen yere otursun. Çünkü o durumda şeytanın pisliği ondan çekip gider.” Meyser şöyle diyor: “Hz. İmam Bakır (a.s), huzurunda gazaptan söz açılınca şöyle buyurdu: “Muhakkak ki öfkelenen kişi ateşe girmedikçe razı olmaz. (Yani öfkesi onu cehennem ateşine sürüklemedikçe yatışmaz. ) O halde kim bir topluma öfkelendiğinde ayaktaysa hemen otursun. Zira bu ondan şeytanın vesvesesini giderir ve kim de yakınlarına öfkelenirse yanına gidip ona dokunsun. Çünkü rahim (yakınlar) kendi benzerine dokunduğunda sakinleşir.” Öfkenin zuhur hali için bu hadisten iki ameli ilaç istifade edilmektedir. Birincisi genel ilaçtır ve bu da oturmak ve durumunu değiştirmektir. Nitekim diğer hadiste insana, otururken öfkelendiğinde yerinden kalkması tavsiye edilmiştir. Nitekim Ehl-i Sünnet yoluyla nakledilen bir hadiste de belirtildiği üzere peygamber (s.a.a) öfkelendiğinde ayakta ise oturuyor, eğer oturuyorsa sırt üstü uzanıyor ve böylece öfkesi diniyordu. Diğeri de yakınlar hususundaki özel bir ilaçtır ki kişi bir yakınına öfkelendiğinde gidip ona dokunduğu takdirde öfkesi dinecektir. Bunlar, öfkeli şahsın kendini tedavi etme yollarıdır ... Ama eğer başka biri öfkelenen kişiyi tedavi etmek isterse, öfkenin başlangıcında, belirtilen ilmî ve ameli yöntemlerden birisiyle bunu gerçekleştirebilir. Ama eğer gazap şiddetlenip alevlenmişse, nasihat tamamen ters bir etki yapar. Bu durumun tedavisi çok zordur. Elbette kendisinden çekindiği biri tarafından korkutulacak olursa etkili olabilir. Çünkü gazap, kişinin kendini karşısında güçlü ve galip hissettiği veya en azından kendi dengi gördüğü kişilere karşı alevlenir. Ama nefsini karşısında mağlup hissettiği kişilere karşı gazabını açığa vurmaz, gazabı kalpte kalıp diner ve orda hüzün oluşur. O halde öfkenin feveran ve şiddet hali, çok tehlikeli bir durumdur. Ondan Allah’a sığınırız. 4. Bölüm: Öfkenin Sebepleri Yok Etme Yoluyla Tedavi Edilmesine Dair Öfkenin en köklü tedavisi, gazap ateşini alevlendiren sebepleri yok ederek gazap nesnesini tümüyle ortadan kaldırmaktır. Bu sebepler çoktur; ama biz bu sayfalarda gerektiği kadarını zikretmekle yetineceğiz. Bunlardan biri de nefs sevgisidir ki bundan da mal, makam, şeref ve egemen olma ve kudretini genişletme sevgisi ortaya çıkmaktadır. Bütün bunlar tür olarak gazap ateşini kızıştıran şeylerdir. Çünkü bu sevgilere sahip insan, bunlara çok önem verir ve kalbinde bunların büyük bir yeri vardır. Dolayısıyla bunlara yönelik herhangi bir müdahale ve muhtemel saldırı onu öfkelendirip harekete geçirir, nefsine hakim olmayacak bir hale getirir ve nefs sevgisinden kaynaklanan tamah, hırs vesair fesatlar gemlerini elinden alarak nefsin işlerini akıl ve şeriat caddesinden saptırırlar. Ama eğer insanın bu sevgisi şiddetli değilse bu hususlara fazla önem vermez ve makam, şeref ve benzeri şeylere sevgiyi terk etmekten hasıl olan nefis sükuneti ve itminan haleti, nefsinin adaletten uzaklaşmamasına yol açar. Böyle bir insan hiç zahmet ve sıkıntı çekmeden tatsızlıklar karşısında sabreder, sabır dizginleri kopmaz ve gereksiz yere öfkeye kapılmaz. Eğer dünya sevgisi gönlünden uzaklaşır ve bu fesat kaynağı etkisiz hale gelirse, bütün fesatlar kalpten ayrılır ve bütün ahlakî güzellikler ruh memleketine yerleşir. Öfkeyi kızıştıran bir diğer sebep de insanın, gazap ve gazaptan kaynaklanan kabahat, noksanlık ve rezilliklerin en büyüğü olan fesatları cehalet ve anlayışsızlığından ötürü birer kemal ve güzellik sanmasıdır. Nitekim bazı cahiller bunları mertlik, yiğitlik ve cesaret saymakta, bunlarla övünüp “Şöyle ettik, şöyle yaptık” diye böbürlenmekte ve mü’minlerin en büyük ve en güzel sıfatlarından biri olan cesareti bu helak edici rezalete benzetmektedirler. Oysa cesaretin bunlardan çok başka bir şey olduğunu ve gerekler, sebepler, etki ve özelliklerinin bu rezillikten tamamen farklı bulunduğunu bilmek gerekir. Cesaretin kaynağı nefs kuvveti, itmi’nan, itidal, iman, dünya süsünü ve iniş çıkışlarını fazla önemsememektir. Oysa gazap; nefs zayıflığı, nefsin sarsıntısı, iman gevşekliği, ruhsal dengesizlik, dünya sevgisi, dünyaya önem vermek ve nefsani lezzetleri kaybetme korkusundandır. Bu nedenle bu gazap rezaleti kadınlarda erkeklerden, hastalarda sağlamlardan, çocuklarda büyüklerden ve yaşlılarda gençlerden daha fazladır. Oysa cesaret bunun tamamen tersinedir. Ahlakî rezilliklere sahip olanların zahirî fazilet sahiplerinden daha çabuk öfkelendiklerini görmekteyiz. Nitekim cimri kimsenin de mal ve varlığına saldırıldığında diğer kimselerden daha çok ve çabuk öfkelendiğini görmekteyiz. Bunlar cesaret ve gazabın temelleri ve gerekleridir. Ama eserler açısından da birbirinden farklılık içindedirler. Şiddetli gazap feveranına kapılmış öfkeli şahıs, akıl iplerini koparmış deliler ve yırtıcı hayvanlar gibi işlerin sonucunu göz önünde bulundurmaksızın, uluorta ve akıl hükmetsizin vahşice saldırır, iğrenç ve pis tavırlar sergiler. Diline, eline, ayaklarına ve diğer azalarına hakim olamaz. Gözleri, dudakları ve ağzı öylesine kötü bir hale bürünür ki, eğer o haldeyken eline bir ayna tutuşturulacak olursa kendi durumundan hayrete düşüp utanç duyar. Bu rezil huyun sahipleri, bilinçsiz hayvanlara ve hatta cansızlara bile öfkelenirler. Hava, zemin, kar, rüzgar, yağmur vs. Tabiat olaylarına bile, kendilerinin arzularına aykırı bir şekilde gerçekleştikleri takdirde küfrederler. Kimi zaman kalem, kitab, kase ve testiye öfkelenip kırar, parçalarlar. Oysa cesaret sahibi bir insanın tutumu bunun tamamen tersinedir. İşleri akla, belirli bir düzene ve nefs itminanına dayalıdır. Yerinde öfkelenir ve yerinde yumuşak davranır. Her şey onu harekete geçirmez, öfkelendirmez. Öfkelenmesi halinde de ölçülü öfkelenir ve intikamını makul biçimde alır. Kimden intikam alacağını, ne oranda ve nasıl intikam alacağını ve kime yumuşak davranıp göz yumacağını bilir. Gazap anında aklının yularları kendisinin elindedir, bu nedenle de kötü söz sarf etmez ve kötü amellere yeltenmez. Bütün işleri akıl, şeriat, adalet ve insaf ölçüleri dahilindedir. İşin nihayetinde pişmanlık duymayacağı bir şekilde hareket eder. O halde bilinçli insan, enbiyanın, evliyanın ve müminlerin vasıflarından ve nefsin kemallerinden biri olan huy (cesaret) ile şeytanın, vesvas-ı hannasın nefsani rezilliğin ve kalbi noksanlığın eseri olan bir huyu (öfkeyi) birbirine karıştırmamalı ve yanılgıya sürüklenmemelidir. Ama cehalet ve bilinçsizlik örtüsü ve dünya ile nefs sevgisinin hicabı, insanın gözünü kulağını örtüp kapatmakta ve insanı çaresizlik ve helak olmaya sürüklemektedir. Öfkenin bunlardan başka kendini beğenmişlik, böbürlenme, büyüklük taslama, ikiyüzlülük, mizah vb. Sebepleri de zikredilmiştir. Bunlardan söz etmek sözün uzamasına ve bıkkınlığa yol açacaktır ve belki de bunların bir çoğu veya tamamı direkt veya endirekt olarak yukarıda zikrettiğimiz iki mebde ve konuyla ilintilidir. Hamd Allah’a özgüdür. |