Yüce Allah çeşitli ayetlerde şefâati kendine isnat etmektedir; örneğin: Yoksa Allah'tan başka şefâat ediciler mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye mâlik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?" De ki: "Şefâatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra da O'na döndürüleceksiniz." Yine şöyle buyurur: Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefâatçi olanınız yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? Başka bir yerde ise: Onlar için O'ndan başka ne bir velileri vardır ve ne şefâatçileri. Yine buyuruyor ki: Onunla (Kur'ân'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne de bir şefâatçisi vardır. Yukarıdaki ayetlerin aşağıdaki ayetlerle hiçbir çelişkisi yoktur: O'nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefâatçi olamaz. İzni olmaksızın O'nun katında şefâatte bulunacak kimdir? O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefâati bir yarar sağlamaz. O'nun katında, kendisine izin verdiği kimsenin dışında şefâati yarar sağlamaz. Rahmanın katında ahid almışların dışında (olanlar) şefâate mâlik olmayacaklardır. Onlar şefâat da etmezler; (kendisinden) hoşnut olu-nandan başka. Bu ayetlerin arasında çelişki olmamasının delili şudur: Yüce Allah sâlih kullarına şefâat etmeleri için izin veriyorsa şüphesiz bu şefâat da Allah'tan sayılır. O hâlde yine de Allah'tan başka hiçbir şefâatçi olmayacaktır.  |