Bismillahirrahmanirrahim
Hamd, cemalinin cilvesi mülk ve melekût âleminin ehline yayılmış olan ve güzelliğinin ışıklarının ceberut ve lâhut âlemlerinin ehline parıldayan Allah’a mahsustur. Hüviyetini gizleyerek cemalinin en güzel şekliyle cilve etti. Celali dışında bir hicabı yoktu. En fazla bir şekilde zahir olmakla gaybet perdesinde gizlendi. Her şeyin zahir olması ancak O’nun cemalinin bir göstergesidir. Sıfatının tecelli ettiği yerlerde aynı cemden zatı cilve etti; ayetlerinin elbisesiyle, gizli hazine makamından sıfatlarıyla zuhur etti. Gayıp âleminin ruhlarının ve şuhud âleminin eşbahlarının kapalı kapılarının anahtarları O’nun yanındadır. Öyleyse, yüce göklere yükselen ve aşağı yere inen Allah münezzehtir. Bu ayetten ‘Ve O öyledir ki gökte de mabuttur O, yerde de mabut’ ve bu rivayetten ‘Eğer en aşağı yere inseniz, şüphesiz Allah’a inmişsinizdir’ bu konu anlaşılmaktadır.
Salât ve selam varlık kilidi, şahit ve meşhut âleminin rabıta kuranı, hüviyet gaybına kapıların kapısı olan imaiyet cüppesi omzunda olan, beş ilahi alemlerin koruyucusu olan yakınlıkta zati fakirlik makamına ulaşan, emredildiği gibi dosdoğru olan, varlık dairesini açan ve kapatan, kemal silsilesinde son ve baş halka olan Muhammed’e –Allah’ın salâvatı ona ve Allah tarafından seçilmiş hanedanına olsun- ki Allah onlar vasıtasıyla hayır kapılarını açmıştır; onları tanımakla Allah tanındı; onlar ilahi semanın ve yaratılmış yerlerin arasını bağlayan sebeplerdir; onların zahirleri vilayetle süslenmiş ve batınları nübüvvet ve risalet nuruyla aydınlanmıştır; gizlide tekvini hidayete ve açıkta ise teşrii hidayete sahip hidayetçileridir; onlar hakkın kamil ayetleri ve parlayan nurlarıdırlar.
Lanet onların düşmanlarına olsun. Onlar şeytanın yardımcıları ve insan şeklindeki hayvanlardır. Özellikle de o pis ağacın köküne Allah’ın laneti olsun. Lanet, kıyamete kadar maymunlardan daha çirkin bir şekilde mahşur olacaklara olsun ta ki yapmış oldukları amellerin cezasına uğramış olsunlar.
Yüce rabbe fakir olan ve Allah Resulü’ne mensup olmakla iftihar eden Seyyid Mustafa Musevi Humeyni’nin oğlu Ruhullah şöyle diyor: Allah’ın kullarına olan en büyük nimetlerinden ve tüm şehirler içinde geniş rahmetinden birisi, vahiy ve şeriat hazinelerinden ve ilmi ve hikmeti taşıyanlardan nakledilen dualardır. Çünkü dualar yaratıcıyla yaratılan arasındaki manevi irtibattır; âşıkla maşuk arasındaki sağlam iptir; O’nun sağlam kalesine girme vesilesidir ve sağlam kulpa ve güçlü ipe sımsıkı sarılmaktır. Açıktır ki bu nihai hedefe ve yüce maksada ulaşmak, mümkün olduğu kadar duaların manasına teveccüh etmek ve insanın gücü yettiği kadar duaların sırrına ve hakikatine vakıf olmakla mümkündür. Ben ‛‛Mübahele Duası” diye meşhur olan, temiz imamlardan (a.s) seher vakitlerinde nurların nuruna tevessül etmek için nakledilen bu duanın, değeri yüce ve makamı yüksek dualardan olduğunu gördüm. Çünkü bu dua ilahi güzel sıfatları ve rububi yüce misalleri içermektedir. İsmi Azam ve en eski ve kâmil tecelli ondadır. Neticede gücümün yettiği kadar kudretim ve bilgim az olduğu halde bu duayı bazı yönlerden açıklamak istedim. Ama güneşe tapan böceğin güneşi anlatması ne kadar olabilir ki! Hasta göz, nasıl parlayan ışığa bakabilir ki! Lakin gerçekten ve içten söylüyorum ki:
Küçük bir kuş bir gün Süleyman’ın yanına vardı,
Ağzında hediye olarak bir çekirge vardı.
Hizmetindeki kusurundan dolayı özür diledi;
Zira hediye herkesin makamı kadardı.
Şimdi seven ve sevilmeği de isteyen rabden tevfik dileyerek ve yüce Peygamberlerin (a.s) ve değerli evliyaların (a.s) temizlenmiş ruhlarından ve tertemiz nefeslerinden yardım isteyerek maksadıma başlıyorum.
Allah’ım! Senin en güzel olan güzelliğin hakkı için senden diliyorum. Senin her güzelliğin güzeldir. Allah’ım! Senin tüm güzelliklerinin hakkı için senden diliyorum!
‘Allahumme!’
Dua edenin söylediği ‛‛Allahumme!” kelimesinin aslı ‛‛Ya Allah” tır. (Yani Allahumme, Ya Allah demektedir.)
Bil ki insan, mücerret (soyut), misal ve madde âlemlerinin tüm merhalelerini ve gayıp ve zahir âlemlerini ve onlarda olanları kendisinde toplayan tek varlıktır. Nasıl ki yüce Allah şöyle buyuruyor: ‘Ve Âdem’e tüm isimleri öğretti’. Ve yine mevlamız ve muvahhitlerin mevlası olan Hazreti Ali (a.s) nakledildiğine göre bir şiirinde şöyle buyuruyor:
Sen küçük bir cisim olduğunu mu zannediyorsun?
Hâlbuki sende en büyük âlem gizlenmiştir.
Buna göre insan mülk âlemiyle birlikte olduğundan, mülk âleminin ehlidir; melekût âlemiyle birlikte olduğundan, melekût âleminin ehlindendir ve ceberut âlemiyle birlikte olduğundan dolayı da ceberut âleminin ehlindendir. Hem Hazreti Ali (a.s) ve hem de Hazreti İmam Sadık’tan (a.s) şöyle buyurdukları nakledilmiştir: “Bil ki insanın yaratılış şekli, Allah’ın mahlûkatına en büyük hüccetlerindendir; o Allah’ın eliyle yazdığı kitaptır; o Allah’ın hikmetiyle kurduğu bir şekildir; o âlemlerin suretinin toplamıdır; o levhi mahfuzdan bir özettir; o her gaip olana şahittir; o her hayra götüren dosdoğru yoldur ve o cennetle cehennem arasına uzatılmış yoldur.”
Neticede insan, Allah’ın yaratıklarına halifesidir; ilahi surette yaratılmış varlıktır; beldelerinde tasarruf edendir; Allah’ın isimleri ve sıfatlarıyla süslenmiştir; Allah’ın mülk ve melekût âleminin hazinelerinde tasarruf hakkı vardır; ruhu ilahi âlemlerden üflenmiştir; zahiri mülk ve melekûtun nüshasıdır, batını ise hiç ölmeyen diri Allah’ın hazinesidir.
İlahi varlıkların tamamının suretlerini kendisinde topladığından dolayı, bütün isimleri ve sıfatları kuşatan ve bütün misal ve madde âlemindeki varlıklara hükümeti olan İsmi Azam’ın terbiyesi altına girdi. Neticede her şeyi kendisinde toplayan kâmil insanı terbiye eden ilahi âlemlerdir. Öyleyse Allah’ı makamına uygun olan ve onu sevilmeyen şeylerden koruyacak olan isimle çağırması uygundur. İşte bu yüzdendir ki kovulmuş şeytandan Allah’a sığınma makamında, Allah’ın diğer adlarına değil de ‛‛Allah” adına sığınmalıdır. Allah’ın bu ayetine göre ‛‛De ki insanların rabbine sığınırım” insanın makamıyla ve kemalleriyle uyum içinde olmayan, insanın içinde vesvese icat eden ve insanın marifet yolunu kapatan şeytanın şerrinden insanların rabbine sığınması emir olunmuştur.
Kamil bir arif olan Kemaluddin Abdurrazzak Kaşani Te’vilat adlı kitabında şöyle diyor: İnsan, varlık âleminin tüm mertebelerini kendisinde toplamış ve kendisini sınırlı kılmıştır. Öyleyse onu yaratan, insani kemalleri ona lütufta bulunan, ilk yaratılış hesabıyla ve bütün isimlerin itibarıyla tabir edilen Allah’tır. İşte bu yüzden yüce Allah şeytana şöyle buyurdu: ‘Benim iki elimle yarattığıma neden secde etmedin?’. İki elden maksat, karşılıklı olan, lütuf ve kahır eli ve celal ve camal eli gibi bütün isimleri kapsayan iki eldir.
Öyleyse insanı en düşük merhaleden geriye döndürmeyi üzerine alan, onu karanlık ateşten, yücelik ve güven merhalesine döndüren, onu karanlıklardan nura çıkaran ve onu yol kesicilerden koruyan Allah’tır. Nasıl ki yüce Allah şöyle buyurmuştur: ‛‛Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklarda nura çıkarır.” Marifet adımıyla yol alan salik, korkunç ve karanlık bir yolda sevgilisine doğru yol alan bir yolcu gibidir. Şeytan da bu yolda yol kesicidir. Allah da bütün kemalleri kendisinde toplayan kapsayıcı ismiyle insanın koruyucusudur. Dua edenin ve Allah’a doğru yolculuk eden salikin, koruyucusu ve rabbine karşı tevessül edip ‛‛Ya Allah” ya da ‛‛Allahumme” diyerek ağlayıp sızlaması kaçınılmazdır. Duaların genelinin bu şekilde başlamasının sırrı da budur. Gerçi diğer bir görüşe göre diğer ilahi isimlere sarılmak da güzeldir. Ve o görüş şudur ki varlıklarda cilve eden tüm ilahi isimler ve sıfatlar bütün kemali sıfatları kendisinde toplayan kapsamlı isim olan ‛‛Allah” isminde zaten toplanmıştır. Nasıl ki bu konuyu bu duanın cümlelerinde, üstünlüğü ispatladıktan sonra tekrardan şu şekilde söylenmesi ‛‛Senin her güzelliğin güzeldir” ve duanın diğer kısımlarında bu şekilde tekrarlanmasının sırrı hakkındaki açıklamada söyleyeceğiz.
‛‛İnni”
Duada, ‛‛Şüphesiz ben” söylenirken söylenen ‛‛ben” kelimesi bencilliği ispatlamak için değildir. Çünkü bencillik bir şey istemekle çelişir. Hâlbuki dua eden şöyle diyor: ‛‛Şüphesiz ben senden diliyorum…”. Bu, yüce Allah’ın şu sözündeki ‛‛siz” buyurması gibidir: ‛‛Siz Allah’a muhtaçsınız”. Hâlbuki eğer ‛‛siz”, Allah’ın dışında tasavvur edilirse ihtiyaçsızlığın ölçüsüdür, ihtiyacı olmanın değil. Neticede, Allah’a doğru ilerleyen salikin makamıyla çelişkisi olan ve yüce Allah’ın şu buyruğunda geçip de Allah’tan müstakil olmayı ve ihtiyaçsızlığı ifade eden ‛‛siz” kelimesidir: ‛‛Bu, ancak sizin kendi tarafınızdan ad koyduğunuz adlardır”. Ama muhtaç olduğunu ve zelil olduğunu gösterme makamında insanın bencilliğini ifade etmesi kınanmış değildir. Hatta bu bencilliği ispatlamak değildir. Aynı yüce Allah’ın şu sözündeki ‛‛siz” kelimesi gibi: ‘Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız’. Hatta kulluk makamını koruyarak, muhtaç ve fakir olduğuna teveccüh etmek, eğer ikinci sahıv makamında olursa bunun kendisi insaniyet makamlarının en kâmil merhalelerinden birisidir. Bu konuya Allah Resul’ünden (s.a.a) nakledilen şu rivayet işaret etmektedir: ‛‛Kardeşim Musa’nın sağ gözü görmüyordu; kardeşim İsa’nın ise sol gözü görmüyordu; benim ise her iki gözüm görmüyor.”
Neticede bu rivayete göre, teklikte çokluk ve çoklukta teklik makamını korumak, gönderilmiş peygamberlerden hiç birisine mümkün olmamıştır. Sadece onların sonuncusu olan Hazreti Muhammed’e (s.a.a) asıl olarak ve onun vasilerine (a.s) ise ona tabi olduklarından dolayı bu makam mümkün olmuştur.
NURİ DÖNMEZ