Çarsamba 8 Şubat 2012 - 15:59

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۲۹

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

 YÛSUF SURESİ

     

Mekkîdir, yüz on bir âyettir.

      (Yüz on bir âyettir. Mekkîdir, ancak ilk üç  âyetiyle 7. âyetinin Medenî olduğu İbn-i Abbas'tan rivâyet edilmiştir. Bütün  sûre Yûsuf Peygamberin kıssasını anlattığından bu adla adlanmıştır. Hz.  Yûsuf'un kıssası, Ahd-i Atıyk'ın Tekvin bölümündedir (37-50))      Rahman ve Rahîm Allah Adıyla                                        

1- Elif lâm râ. Bunlar, her şeyi apaçık bildiren kitabın âyetleridir.     

2- Onu, akıl edesiniz diye Arapça olarak Kur'ân'da da indirdik.     

3- Sana bu Kur'ân'ı vahyederek kıssaların en güzelini hikâye edeceğiz ve bundan  önce sen elbette onu bilmeyenlerdendin.     

4- Bir zaman Yûsuf, babasına babacığım demişti, ben onbir yıldızla güneşi ve ayı  gördüm, bir de baktım ki onlar, bana secde ediyorlar.[1]     

5- Babası,  oğulcağızım demişti, rüyanı kardeşlerine söyleme, sana bir düzen kurarlar  sonra. Şüphe yok ki Şeytan, insanlara apaçık bir düşmandır.     

6- Böylece Rabbin, seni seçecek ve rüyalara âit tâbirleri öğretecek sana. Ve  bundan önceki ataların İbrâhim'e ve İshak'a nasıl nîmetlerini tam olarak ihsân  ettiyse sana ve Yakup soyuna da nîmetlerini tam olarak ihsân edecek. Şüphe yok  ki Rabbin, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.     

7- Andolsun ki Yûsuf'la kardeşlerine âit vakalarda soranlar için nice ibretler  var.     

8- Hani onlar, Yûsuf'la kardeşi demişlerdi, babamıza bizden fazla sevgili ve bizse  birbirini tutan ve daha kuvvetli bulunan bir topluluğuz. Şüphe yok ki babamız,  yanlış bir yol tutmuş.     

9- Öldürün Yûsuf'u, yahut da öyle bir yere atın ki babanız, artık onu göremesin,  ondan sonra tövbe eder, düzgün bir topluluk olursunuz.     

10- İçlerinden  biri Yûsuf'u öldürmeyin demişti, mutlaka bir şey yapacaksınız bir kuyuya atın  bâri de gelip geçenlerden onu bulup alan olsun.     

11- Onlar,  baba demişlerdi, ne diye Yûsuf'u emniyet etmiyorsun bize ve biz, hiç şüphe yok ki ona öğütler vermedeyiz.     

12- Yarın  onu bizimle yolla da bol-bol yesin, içsin, oynasın ve biz onu mutlaka koruruz.     

13- Yakup,  onu götürür, giderseniz kederlenirim ben ve korkarım ki siz, ondan gaflet  edersiniz de gelip kurt yer onu demişti.     

14- Biz  demişlerdi, güçlü kuvvetli bir toplulukken gelip onu kurt yerse artık şüphe yok  ki ziyankârlardan oluruz.     

15- Sonucu  onu götürüp kuyuya atmaya hep berâber karar verdikleri zaman ona, andolsun ki  farkında bile olmadıkları bir anda şu yaptıklarını haber vereceksin onlara diye  vahyet-miştik.     

16- Akşam  olunca ağlaya-ağlaya babalarına gelmişlerdi.     

17- Baba  demişlerdi, biz yarışa gitmiştik, Yûsuf'u da elbiselerimizin başında  bırakmıştık, bir kurt gelip yemiş onu, fakat biz doğru söylesek de sen inanmazsın  bize.     

18- Gömleğini  de kana bulayıp yalanlarını ispât için getirmişlerdi. Yakup, olsa-olsa demişti,  nefisleriniz, yaptığınız işi size güzel, o  güç işi kolay göstermiş; fakat ben, pek güzel dayanır, sabrederim ve  anlattıklarınıza karşı da ancak Allah'tan yardım dilerim.     

19- Derken  bir yolcu kafilesi geçerken kuyudan su almak için birini yollamışlardı, o da  kovasını kuyuya salınca müjde diye bağırmıştı, burada bir genç var ve onu  çıkarıp bir ticâret malı gibi gizlemişlerdi; Allah'sa onların yaptıklarını  biliyordu.     

20- Ve  onu değersiz bir kâr, sayılı birkaç kuruş karşılığında satmışlardı ve onu  satarlarken paraya pek o kadar rağbetleri de yoktu.     

21- Mısır  halkından olup onu satın alan kişi, karısına, buna izzetle muâmele et, umarım  ki bize faydası dokunur, yahut da onu evlât ediniriz demişti. İşte Yûsuf'u,  Mısır'da böylece yerleştirdik de ona rüya yormasını öğrettik ve Allah, yaptığı  işte üstündür daima, fakat insanların çoğu, bunu bilmez.     

22- Ergenlik  çağına girince ona hükmetme kabiliyeti ve bilgi verdik ve işte iyilik edenleri  böyle mükâfatlandırırız.     

23- Evinde  bulunduğu kadın, ondan murât almak istedi de kapıları sımsıkı kapattı ve hadi  dedi, beri gel. O, Allah'a sığınırım dedi; şüphe yok ki kocan, benim efendimdir  ve şüphe yok ki zulmedenler, asla kurtulamaz, murâdına eremez.     

24- Andolsun  ki kadın, ondan murât almayı iyice kurmuştu, eğer Rabbinin burhanını görmeseydi  Yûsuf da onun hakkında niyetini bozardı, işte biz ondan çirkin ve kötü şeyleri  böylece giderdik, çünkü şüphe yok ki o, gönlünü  bize bağlamış kullarımızdandı.     

25- Derken  ikisi de kapıya doğru koştu. Kadın, onun gömleğini arkadan boydan boya  yırtmıştı ki tam bu sırada kapıdan çıkarlarken kadının kocasına kapı önünde  rastladılar. Kadın, karına kötülük etmek isteyenin cezâsı, zindana atılmaktan,  yahut elemli bir azâba uğratılmaktan başka  ne olabilir ki dedi.

      26- Yûsuf,  o benden murât almak istedi dedi ve kadının yakınlarından biri tanıklık ederek  dedi ki: Eğer Yûsuf'un gömleği, ön taraftan yırtılmışsa kadın doğrudur, o yalancılardandır.     

27- Yok,  eğer gömleği arka taraftan yırtılmışsa kadın yalan söylemektedir, o  doğruculardan.     

28- Kocası,  Yûsuf'un gömleğini arka taraftan yırtılmış görünce hiç şüphe yok ki dedi bu,  sizin düzenlerinizden. Gerçekten de ey kadınlar, düzenleriniz pek büyüktür  sizin.     

29- Ey  Yûsuf, sen de bu meseleyi bırak artık ve sen ey kadın, suçundan tövbe et, şüphe  yok ki sen, hata işleyenlerdensin.     

30- Şehirdeki  kadınlar, azîzin karısı, kölesinden murât almak istemiş, sevgi, bütün kalbini  kaplamış, görüyoruz ki o, apaçık bir sapıklıkta dediler. [2]     

31- Dedikodularını  duyunca dâvet etti onları ve dayanacak şeyler getirdi, sofra çıkardı ve her  birine birer bıçak verdi ve Yûsuf'a, görün şunlara, gel dedi. Kadınlar, onu  görünce şaşırdılar, meyve yerine ellerini doğradılar ve tenzîh ederiz Allah’ı  dediler, hâşâ bu insan değil, olsa-olsa büyük ve şerefli bir melek.     

32- O  da, işte dedi, hakkında beni kınayıp durduğunuz bu zat. Ondan murât almak  istedim de o namusunu korudu, kötülük etmedi.  Fakat yemîn ederim ki     

emredileni yapmazsa zindana attıracağım onu ve  herhalde horluğa uğrayanlara katılacak.     

33- Yûsuf,  Rabbim dedi, zindan, bunların dâvet ettikleri şeyden daha hayırlı bence.  Bunların düzenlerini benden uzaklaştırmazsan belki onlara meyleder de  bilgisizlerden olurum.     

34- Rabbi  de artık onun dûasını kabûl etti ve düzenlerini defetti ondan; şüphe yok ki o,  duyar, bilir.     

35- Sonra  onun suçsuzluğuna dâir bunca deliller görmekle berâber gene de bir müddet  hapsedilmesini muvâfık bir tedbîr saydılar.     

36- Ve  onunla berâber zindana iki de delikanlı girmişti. Bunların biri, ben dedi,  rüyamda gördüm, şarap yapmak için üzüm sıkıyormuşum ve öbürü ben de dedi,  rüyamda gördüm, başımda ekmek var, kuşlar gelip tepemdeki ekmeği yiyormuş.  Bunları yor bize, çünkü biz seni görüyoruz ki iyilik edenlerdensin.     

37- Yûsuf,  size dedi, rızıklanacağı-nız hiçbir yemek gelmiyor ki ben onu, önceden haber  vermiş olmayayım; bu da Rabbimin bana öğrettiklerinden. Şüphe yok ki ben,  Allah'a inanmayan ve âhireti inkâr eden topluluğun dinini terkettim.     

38- Ve  atalarım İbrâhim'in, İshak'ın ve Yakup'un dinine uydum. Hiçbir şeyi Allah'a eş  tutmamıza imkân yok, bu da bize ve insanlara, Allah'ın bir lütfü, fakat  insanların çoğu şükretmez.

      39- Ey  benim iki zindan arkadaşım, birbirine aykırı Rabler mi daha hayırlı, yoksa bir  ve her şeye üstün olan Allah mı?      

40- Sizin,  ondan başka taptığınız şeyler, ancak sizin ve atalarınızın uydurup adlandırdığı  şeylerden ibâret, Allah, onların tanrılığına dâir hiçbir delil indirmemiştir;  hüküm ancak Allah'ındır. Ancak ona kulluk etmenizi emretmiştir, başkasına  değil. İşte dosdoğru din de budur, fakat insanların çoğu bilmez.     

41- Ey  benim iki zindan arkadaşım, sizin biriniz, tekrar efendisine içki sunacak,  fakat öbürü asılacak ve kuşlar, başını didip yiyecekler. İşte esâsını anlamak  istediğiniz şey böylece taktîr edilmiş, bitmiştir.     

42- Ve  onlardan, kurtulacağını sandığına beni dedi, efendine anlat. Fakat Şeytan,  efendisine bunu anlatmayı unutturdu ona ve bu yüzden daha nice yıllar zindanda  kaldı.156     

43- Padişah  dedi ki: Rüyamda gördüm, yedi zayıf inek, yedi semiz ineği yiyordu; bir de yedi  terü-tâze yeşil başakla yedi tâne de kurumuş başak gördüm. Ey ileri gelenler,  rüya yormayı biliyorsanız bu rüyamı yorun. [3] [4]      

44- Onlar,  karmakarışık ve aslı olmayan bir düş; biz bu çeşit boş rüyaları yormayı  bilmeyiz dediler.     

45- O  iki adamdan biri olan ve zindandan kurtulan adam, nice zaman sonra hatırlayıp  ben dedi bu rüyayı yorarım, beni hemen gönderin o zâta.     

46- Ey  Yûsuf dedi, ey çok gerçek, yedi semiz ineği yiyen yedi zayıf ineği, yedi yeşil  ve bir de yedi kuru başağı yor bize de belki insanlara varır anlatırım, onlar  da belki bilirler, anlarlar.     

47- Yûsuf  dedi ki: Yedi yıl, âdet olduğu gibi ekip biçin, hâsılatın pek azını yiyin, geri  kalanını saklayın.     

48- Bu  yedi yıldan sonra yedi yıl kurak olacak, bu yıllarda da önceden  biriktirdiğinizi, azbir miktârın saklamak şartıyla yiyin.     

49- Bundan  sonra da bir yıl gelecek ki halk, yağmura kavuşacak, o yıl bol bol yağmurlar  yağacak.     

50- Padişah,  o zâtı getirin bana dedi. Elçi gelince dön efendine de dedi, ellerini doğrayan  kadınların neydi zorları, bir sor ona; şüphe yok ki Rabbim, onların düzenini  bilir.     

51- Padişah,  o kadınlara, Yûsuf'tan murât almak istediğiniz zaman ne haldeydiniz dedi. Allah  için dediler, onun bir kötülüğünü görmedik, bilmedik. Azîzin karısı da şimdi  işte dedi, hak çıktı meydana, ondan murât almak isteyen bendim ancak ve o, hiç  şüphe yok ki gerçeklerdendi.     

52- Yûsuf,  bu da dedi, padişahın, o yokken ona bir hâinlik yapmadığımı bilmesi içindi ve  şüphe yok ki Allah, hâinlerin düzenlerini başarıyla sonuçlandırmaz.     

53- Ve  ben kendimi, hiç kötülükte bulunmam diye tamamıyla temize çıkaramam, ancak  Rabbim acırsa kötülük yapmam. Şüphe yok ki Rabbim, suçları örter, rahîmdir.     

54- Padişah,  onu tapıma getirin de dedi, kendime öz yakınım edineyim onu. Yûsuf'la konuşunca  da gerçekten de dedi, bugün sen büyük bir mevki sâhibisin, emin bir adamsın.     

55- Yûsuf,  beni ülkenin hazînelerine memûr et, şüphe yok ki ben onları iyi korurum ve ne  yapacağımı bilirim dedi.     

56- İşte  Yûsuf'a Mısır'da böylece bir mevki verdik, nereyi isterse orada, dilediği gibi  konaklardı. Rahmetimizi, kime dilersek ona nasîb ederiz ve iyilikte bulunanların  ecrini zâyi etmeyiz.     

57- Âhiret  mükâfâtıysa inanan ve çekinenlere daha hayırlıdır.     

58- Yûsuf'un  kardeşleri gelip hûzuruna girdiler; Yûsuf, onları tanıdı, fakat onlar, Yûsuf'u  tanıyamadılar.     

59- Yüklerini  hazırlayınca onlara, aynı babadan olma bir kardeşinizi getirin bana dedi,  görmüyor musunuz, ben ölçeği tamam ölçmedeyim ve konuk ağırlayanların da en  hayırlısıyım.     

60- Onunla  berâber gelmezseniz size benden bir ölçek bir şey bile yok, yaklaşmayın artık  buraya.     

61- Babasından  izin almaya çalışırız ve herhalde bu işi başarırız dediler.     

62- Kullarına  da, aldıkları zahîreler içinde bulup gördükleri ikrâmı anlasınlar da tekrar  gelsinler diye zahîre bedellerini yüklerinin içine koyun diye emretti.     

63- Dönüp  babalarına varınca baba dediler, bize artık zahîre verilmeyecek, kardeşimizi de  bizimle gönder de zahîre alalım ve şüphe yok ki biz, onu iyice koruruz.     

64- Yakup,  bundan önce kardeşini ne kadar emniyet ettiysem bunu da o kadar emniyet ederim  size; şüphe yok ki Allah, koruyanların hayırlısıdır ve o, merhametlilerin en  merhametlisidir dedi.     

65- Yüklerini  açıp aldıkları zahîreye karşılık verdikleri bedelleri de yüklerinin içinde  bulunca baba dediler, daha ne istiyoruz? İşte zahîre bedellerimiz de bize geri  verilmiş. Onlarla tekrar âilemize zahîre getiririz, kardeşimizi koruruz, daha  fazla zahîre alırız. Zâten bu seferki bize yetmeyecek kadar da az.     

66- Etrâfınız  kuşatılmadıkça dedi, onu mutlaka geri getireceğinize dâir Allah adına bir söz  vermezseniz sizinle imkânı yok göndermem onu. Onlar, söz verince de bu  dediklerimize Allah tanık olsun dedi.     

67- Ve  oğullarım dedi, hepiniz aynı kapıdan girmeyin, ayrı-ayrı kapılardan girin.  Fakat gene de Allah'ın takdîr ettiği hiçbir şeyi gideremem sizden; hüküm, ancak Allah'ındır. Ona dayandım ve dayananlar da  ancak ona dayanmalı.     

68- Babalarının  emrettiği gibi Mısır'a girdiler ama bu, Allah'ın takdîrinden hiçbir şeyi  gideremedi, ancak Yakup'un dileği yerine gelmiş oldu ve şüphe yok ki Yakup,  kendisine öğretmiş olduğumuzdan dolayı bir bilgiye sâhipti, fakat insanların  çoğu bilmez.     

69- Yûsuf'un  huzûruna girdikleri zaman Yûsuf, kardeşini yanına aldı da ben senin kardeşinim  dedi, onların yaptıkları hareketten kederlenme.     

70- Onların  yüklerini hazırlayınca şerbet içtiği bardağı kardeşinin yükünün içine koydurdu,  sonra da ey kafile, siz hırsızsınız diye bir münâ-dîye nidâ ettirdi.     

71- Yakup'un  oğulları, onlara dönerek ne kaybettiniz dediler.     

72- Padişâhın  şerbet bardağını kaybettik, bulup getirene bir deve yükü zahîre verilecek, ben  de kefîlim buna dediler.     

73- Onlar,  andolsun Allah'a ki dediler, biz yeryüzünde bir bozgunculuk, bir kötülük yapmak  için gelmedik buraya, bunu siz de biliyorsunuz ve biz hırsız değiliz.     

74- Onlara,  yalan söylüyorsanız hangi cezâya râzısınız dediler.     

75- Kimin yükünde bulunursa dediler, o, malını çaldığı adama  köle olur. Biz zulmedenleri böyle cezâlandırırız.     

76- Yûsuf,  kardeşinin yükünden önce onların yüklerini araştırmaya başladı, sonra da  yitiğini kardeşinin yükünden çıkardı. Yûsuf'a, böyle bir düzende bulunmasını  emrettik, yoksa Allah dilemedikçe padişahın dinince kardeşini esîr edemezdi;  dilediğimizin derecelerini yüceltiriz ve her bilgi sâhibinin üstünde bir bilen  var.     

77- Bu  dediler, hırsızlık ettiyse daha önce bir kardeşi de hırsızlık etmişti. Yûsuf,  bunu gizledi onlardan ve kendi kendine dedi ki: Sizin durumunuz daha kötü,  anlattığınız şeyi Allah daha iyi bilir.     

78- Ey  azîz dediler, onun ihtiyar bir babası var, onun yerine bizim birimizi al; seni  görüyoruz ki gerçekten de iyilik edenlerdensin.     

79- Allah'a  sığınırım dedi, bir başkasını tutup köle yapmaktan; ancak malımızı kimde  bulduysak onu köle yaparız biz; yoksa şüphesiz zulmedenlerden oluruz.     

80- Ondan  tamamıyla ümitlerini kesince gizlice konuşarak çekildiler. Büyükleri, bilmiyor  musunuz dedi, babanız Allah adına sizden kuvvetli bir söz aldı, daha önce de  Yûsuf hakkındaki vazîfenizde ne çeşit kusur ettiniz? Babam izin verinceye dek,  yahut Allah, benim hakkımda bir hüküm yürütünceye kadar ben buradan  ayrılmayacağım ve o, hükmedenlerin en hayırlısıdır.     

81- Siz  babanıza dönün de baba deyin, oğlun hırsızlık etti ve biz, ancak bildiğimizi  söyleyerek tanıklıkta bulunduk, gizli olanıysa zâten bilemeyiz.     

82- İçinde  bulunduğumuz şehir halkına da sor, berâber geldiğimiz kervan halkına da ve  şüphe yok ki doğru söylemekteyiz.

     

83- Yakup,  olsa-olsa dedi, nefisleriniz, yaptığınız işi size güzel, o güç işi kolay  göstermiş; fakat ben, pek güzel dayanır, sabrederim. Umarım ki Allah hepsine  birden kavuşturur beni, hiç şüphe yok ki o, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet  sâhibidir.     

84- Ve  onlardan yüz çevirdi de ey beni tükenmez, sonu gelmez kederlere salan Yûsuf  demeye başladı ve kederden gözleri ağardı ve artık derdini yutmaktaydı o.     

85- Allah'a  andolsun dediler, hâlâ Yûsuf'u anıp durmadasın, sonunda hastalanıp eriyecek,  yahut da helâk olup gideceksin.     

86- Ben  dedi, taşan derdimi, kederimi ancak Allah’a arzetmedeyim ve Allah tarafından  sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum ben.     

87- Oğullarım  dedi, gidin, Yûsuf’la kardeşinden bir haber getirin ve Allah’ın rahmetinden  ümit kesmeyin; çünkü kâfir olan topluluktan başka kimsecikler, Allah’ın  rahmetinden ümit kesmez.     

88- Huzûruna  girdikleri zaman ey azîz dediler, biz de darda kaldık, açlığa düştük, âilemiz  de ve pek değersiz bir karşılıkla geldik, bize zahîre ver ve tasadduk et bize,  şüphe yok ki Allah lûtfedenleri sever.     

89- Dedi  ki: Bilgisiz olduğunuz çağlarda Yûsuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor  musunuz?     

90- Yoksa  dediler, sen Yûsuf musun? Ben dedi Yûsuf'um, bu da kardeşim. Allah lûtfetti  bize. Şüphe yok ki kim çekinir ve sabrederse mutlaka Allah, bu çeşit iyilik  edenlerin ecrini zâyi etmez.     

91- Allah'a  andolsun ki dediler, Allah seni gerçekten de bizden üstün etmiş ve doğrucası  biz hata etmiştik.     

92- Bugün  sizi ne ayıplama var dedi, ne kınama; Allah yarlıgasın sizi ve o,  merhametlilerin en merhametlisidir.     

93- Şu  gömleğimi alın da götürün, babamın gözlerine sürün, iyileşir, görmeye başlar.  Bütün âilenizle gelin buraya.     

94- Kervan,  Mısır'dan ayrılınca babaları, bana bunak demeseniz bâri, Yûsuf'un kokusunu  duyuyorum dedi.     

95- Andolsun  Allah'a ki dediler, sen hâlâ eski yanlışında ısrâr etmedesin.     

96- Müjdeci  gelip de gömleği gözlerine sürünce Yakup'un gözleri açıldı, görmeye başladı.  Demedim mi size, şüphe yok ki Allah bana bildirmiştir, sizin bilmediğiniz  şeyleri bilirim ben dedi.     

97- Babamız  dediler, suçlarımızın yarlıganmasını dile, gerçekten de yanlış bir harekette  bulunduk biz.     

98- Rabbimden  yarlıganmanızı dileyeceğim dedi, şüphe yok ki o, suçları örter, rahîmdir.     

99- Yûsuf'un  huzûruna girdikleri zaman o, anasına, babasına sarıldı, kucakladı onları ve  Allah'ın izniyle dedi, emîn olarak girin Mısır'a     

100- Anasıyla  babasını tahta çıkartıp oturttu ve hepsi de ona karşı secdeye kapandılar.  Babacığım dedi, evvelce gördüğüm rüya, bu işte, Rabbim onu gerçekleştirdi ve  beni zindandan çıkararak lûtfetti bana; Şeytan, benimle kardeşlerimin arasını  bozduktan sonra da sizi çölden getirdi. Şüphe yok ki Rabbim, dilediği şeyi  tedbîr edip lütfüyle meydana getirir; şüphe yok ki o her şeyi bilir, hüküm ve  hikmet sâhibidir.     

101- Rabbim,  sen bana saltanat ihsân ettin ve rüya yormasını bellettin. Ey gökleri ve  yeryüzünü yaratan, sensin benim dostum, yardımcım dünyâda da, âhirette de, beni  Müslüman olarak öldür ve düzgün, iyi kullarına kat beni.     

102- İşte  bu, gaibe âit haberlerdendir ki sana vahyetmedeyiz. Düzene girişerek  yapacakları işi kararlaştırdıkları zaman yanlarında değildin ya.     

103- Sen  ne kadar üstlerine düşersen düş, gene de insanların çoğu imana gelmez.     

104- Buna  karşılık bir ücret de istemiyorsun, bu, âlemlere öğütten başka bir şey değil.     

105- Göklerde  ve yeryüzünde nice deliller vardır ki onları görmezler ve yüz çevirip giderler.     

106- Çoğu  inanmaz da ona şirk koşar.     

107- Yoksa  onlar, herkesi gelip kaplayacak Allah azâbından, yahut hiç haberleri yokken  ansızın gelip çatacak kıyâmetten emin mi oluyorlar?     

108- De  ki: İşte bu, benim yolum; ben de can gözüm açık olarak sizi Allah'a  çağırmadayım, bana uyanlar da o çeşit çağırmada ve Allah'ı tenzîh ederim ve ben  müşriklerden değilim.     

109- Senden  önce gönderdiğimiz kimseler de şehirlerin ahâlisinden birtakım adamlardı ancak.  Yeryüzünde hiç mi gezmezler de kendilerinden öncekilerin sonucu ne olmuş, görmezler?  Ve âhiret yurdu, çekinenler için elbette daha hayırlıdır, hâlâ mı akıl etmezsiniz?     

110- Sonucu  peygamberler, tamâmıyla ümitlerini kesip tamamıyla inkâr edileceklerini  sandıkları zaman yardımımız gelmiştir de dilediğimizi kurtarmışızdır. Fakat  azâbımız, suçlu topluluktan hiçbir sûretle geriye çevrilemez.     

111- Andolsun  ki onların hikâyelerinde akıl ve dirâyet sâhiplerine ibretler var. Uydurulmuş  bir söz değil, önceki kitapları gerçekleyen ve her şeyi bildiren bir söz bu ve  inanan topluluğa da hidâyet ve rahmet.

  
       

                        [1]                      ) On bir  yıldızla kardeşleri, ayla babası güneşle de anası temsil ediliyor.      
                        [2]                     
) Ayette  geçen "aziz" Mısır'ın maliye işlerine bakan en büyük memûru olduğu ve  aziz kelimesinin, onun adı olmayıp memûriyetine verilen ad bulunduğu rivâyet  edilmiştir. Firavun, yani Mısır hükümdarıdır diyenler de vardır. Ahd-i Atıyk,  Yûsuf'u satın alan kişinin, Firavun’un maiyet askeri kumandanı Yutıfar olduğunu  söylüyor (Tekvin, 39).
 
                        [3]                      ) Nice  yıllar. Bunun karşılığı olan Arapça kelime, on sayısının bölümlerine verilen  bir addır. Üçten ona kadar olan sayılardan biridir, beşten yukarı, ondan  aşağıdır demişlerdir (al-Müfredât, 49). İbn-i Abbas'tan gelen rivâyete göre  yedi yıldır. Aliyy-ibn-il-Huseyn'le Câ'fer-üs-Sâdık (a.s)'tan da yedi yıl olduğu  rivâyet edilmiştir (Mecma' 1, 598). 
                        [4]                      ) Kur’ân,  rüyayı görenin "melik", yani Firavun olduğunu söylüyor. Ahd-i  Atıyk'te de böyledir. Hz. Yûsuf, rüyayı yorduktan sonra sûrenin 54. âyetinden  itibaren anlatıldığı gibi Mısır'da maliye işlerine memûr olmuştur. Ahd-i  Atıyk'te de böyle anlatılmaktadır.       
   

Total Visit: 275
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.