Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 15:21

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۶:۵۱

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

 YÂ SÎN SURESİ

      Mekkîdir, seksen üç âyettir.     

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla

      1- Yâ Sîn. [1]                   

2- Andolsun, beyanında hikmet, hükmünde metanet olan Kur'ân'a.     

3- Şüphe yok ki sen, gönderilenlerdensin.     

4- Doğru bir yoldasın.     

5- Üstün ve rahîm tarafından indirilmiştir.     

6- Korkutman için, ataları korkutulmamış topluluğu; onlardır gafil olanlar.     

7- Andolsun ki onların çoğu hakkında şu söz gerçekleşmiştir: Onlardır  inanmayanlar.     

8- Şüphe yok ki biz, boyunlarına lâleler vurduk, elleri, âdeta çenelerine  kenetlendi lâlelerle, bu yüzden onlar, başlarını dimdik tutarlar.     

9- Ve önlerine bir set çektik, arkalarına bir set ve gözlerini bağladık da bu  yüzden onlar, görmezler.     

10- Ve  birdir onlara korkutsan da, korkutmasan da; onlar, inanmazlar.     

11- Sen,  ancak Kur'ân'a uyan ve rahmandan, halk görmese de korkan kişiyi  korkutabilirsin; müjdele onu yarlı-ganmayla ve güzelim bir mükâfatla.     

12- Şüphe  yok ki biz, ölüyü diriltiriz ve yazarız önceden, dünyâda yaptıklarını ve  sonradan bıraktıkları izleri ve her şeyi apaçık bir kitapta sayıp yazdık, takdîr  ettik.     

13- Örnek  getir onlara o şehir halkını; hani oraya peygamberler gelmişti.259     

14- Hani  onlara iki kişi göndermiştik de onları yalanlamışlardı, derken bir üçüncü  kişiyle kuvvetlendirmiştik onları da şüphe yok ki demişlerdi, biz, size gönderilmiş  peygamberleriz.     

15- Onlar,  siz demişlerdi, ancak bizim gibi insansınız ve rahman da hiçbir şey  indirmemiştir, siz, ancak yalan söylemektesiniz.     

16- Rabbimiz  bilir ki demişlerdi, şüphe yok, biz size gönderildik elbet.     

17- Ve  bize düşen vazife, ancak apaçık tebliğden ibâret.     

18- Demişlerdi  ki: Gerçekten de sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğramadayız, andolsun ki bu işten  vazgeçmezseniz elbette taşlarız sizi ve elbette bizden, elemli bir azâba uğrarsınız.     

19- Onlar  da, uğursuzluğunuz demişlerdi, kendinizden; öğüt verilirse de mi yapacaksınız  bunu? Hayır, siz, haddi aşmış bir topluluksunuz.     

20- Ve  şehrin tâ öte ucundan birisi, koşarak gelmişti de ey kavmim demişti, uyun  peygamberlere.  [2]   [3]   

21- Uyun  sizden hiçbir ücret istemeyenlere ve onlardır doğru yolu bulanlar.     

22- Ve  ne olmuş bana da beni yaratana kulluk etmeyecekmişim ve siz de, sonunda dönüp  onun tapısına gideceksiniz.     

23- Onu  bırakıp da başka mâbutlar mı kabul edeyim? Rahman, bana bir zarar vermeyi  isterse onların şefâatleri, bana hiçbir fayda veremeyeceği gibi onlar, beni  kurtaramazlar da.     

24- O  vakit şüphe yok ki apaçık bir sapıklık içinde kalırım elbet.     

25- Şüphe  yok ki ben, Rabbinize inandım, duyun sözümü.

26- Denildi  ki: Gir cennete. Ne olurdu dedi, kavmim de bilseydi.     

27- Ne  yüzden Rabbimin beni yarlıgadığını ve yüce derecelere ermişler arasına kattığını.     

28- Ve  ondan sonra kavmine, gökten asker indirmedik ve helâk ettiklerimize bu çeşit  asker de indirmemiştik zâten.     

29- Azâbımız,  ancak bir bağrıştan ibaretti, o anda hepsi de sönüp gitti.     

30- Yazıklar  olsun kullara, onlara hiçbir peygamber gelmedi ki onunla alay etmesinler.     

31- Görmediler  mi onlardan önce nice ümmetleri helâk ettik ki gerçekten de bir daha dünyâya  dönmedi onlar.     

32- Ve  şüphesiz hepsi de tapımıza getirilmiştir onların.

      33- Ve  bir delildir onlara, ölü yeryüzünü dirilttik ve oradan taneler çıkardık da  onları yerler.     

34- Ve  orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler halkettik ve orada kaynaklar  çıkarıp akıttık.     

35- Yesinler  diye kendi elleriyle meydana getirmedikleri o meyveleri, hâlâ mı şükretmezler?     

36- Şânı  yücedir, münezzehtir yerden bitirdiği şeyleri ve kendilerinden meydana gelen çocukları ve daha da  bilmedikleri şeyleri çifter-çifter halk edenin.     

37- Ve  bir delildir onlara gece; gündüzü ve güneşin ziyâsını çekip sıyırırız ondan da o  anda karanlığa dalarlar.     

38- Ve  güneş de karâr edeceği yere kadar akıp gider bu, üstün, hüküm ve hikmet sâhibi  mâbûdun takdîridir.     

39- Ve  ay için de muayyen zamanlarda konaklar takdîr ettik, her devrin sonunda, eski,  kuru ve eğri hurma salkımının çöpüne döner.     

40- Ne  güneş, aya yetişebilir ve ne gece, gündüzü geçebilir; hepsi de bir gökte yüzüp  durur.     

41- Ve  onlara bir delil de, soylarını, dopdolu gemide taşımamızdır.     

42- Ve  daha da buna benzer nice binecekleri şeyler yarattık onlara.     

43- Dilersek  sulara boğarız onları da ne bir imdatlarına yeten olur, ne de kurtarılır onlar.     

44- Ancak  bizden bir rahmet olur ve bir zamanadek yaşayıp geçinmeleri takdîr edilmiş  bulunursa o başka.     

45- Ve  onlara, önünüzde bulunanla ardınızda olan azaptan çekinin de rahmete erin dendi  mi.     

46- Ve  onlara, Rablerinin delillerinden bir delil geldi mi ancak yüz çevirirler ondan.     

47- Ve  onlara, Allah'ın, sizi rızıklandırdığı şeylerin bir kısmını hayır yoluna  harcayın dendi mi kâfir olanlar, inananlara derler ki: Dileseydi Allah doyururdu  onu, biz mi doyuralım? Siz, ancak apaçık bir sapıklık içindesiniz.     

48- Ve  derler ki: Bu vait, ne vakit yerine gelecek doğru söylüyorsanız?     

49- Bir  tek bağrıştan başka bir şey beklemiyor onlar, ansızın helâk ediverir onları  birbirleriyle düşmanlık edip dururlarken.

50- Derken  bir vasiyette bile bulunmaya imkân bulamazlar ve âilelerine bile dönemezler.     

51- Ve  Sûr üfürülmüştür de o anda kabirlerinden çıkıp Rablerinin tapısına koşuyorlar.     

52- Ve  demişlerdir ki: Yazıklar olsun bize, kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden; bu,  rahmânın bize vaadettiği şey ve peygamberler gerçek söylemişler.     

53- Bu,  ancak bir bağrıştan ibâret, derken onların hepsi, tapımızda hazır bulunmadalar.     

54- Gerçekten  de bugün, hiç kimseye, hiçbir sûretle zulmedilmez ve size de, ancak yaptığınız  şeylerin karşılığı verilir.     

55- Şüphe  yok ki cennet ehli bugün, nîmetler içinde sevinç ve ferah içindedir.     

56- Onlar  da, eşleri de, gölgeliklerde, tahtlara oturup dayanmışlardır.     

57- Onlarındır  orada yemişler ve onlarındır diledikleri her şey.

      58- Onlara,  rahîm Rabden söylenen söz de esenlik size sözüdür.     

59- Ayrılın  bugün ey suçlular.     

60- Ey  Âdem oğulları, sakın Şeytan'a kulluk etmeyin, şüphe yok ki o, apaçık bir  düşmandır size diye emredip söz almadı mı sizden?     

61- Ve  bana kulluk edin ancak, budur doğru yol.     

62- Ve  andolsun ki sizden birçok halk yığınını doğru yoldan saptırdı o, aklınız mı  yoktu da akıl edemediniz?     

63- Budur  o cehennem ki size vaadedilmişti.     

64- Girin  mutlaka oraya kâfir olduğunuza karşılık.     

65- O  gün, ağızlarını mühürleriz ve ne kazandılarsa elleri, söyler bize ve tanıklık  eder ayakları.     

66- Ve  dileseydik onları kör ederdik de doğru yolu ararlar, bulamazlardı, nasıl görebilirlerdi  ki?     

67- Ve  dileseydik onları çarpıp, durdukları yerde bir başka şekle sokardık da  kalakalırlardı, ne ileriye gitmeye güçleri yeterdi, ne geriye dönmeye.     

68- Ve  kimin ömrünü uzatırsak yaratılışta âdeta geriye döndürürüz onu, çocuklaşır;  hâlâ mı akıl etmezler?     

69- Ve  biz, ona şiir belletmedik ve bu, ona yakışmaz da; bu, ancak bir öğüttür ve her  şeyi açıklayan Kur’ân.     

70- Diri  olanı korkutması ve kâfirler hakkındaki sözün gerçeğe çıkması için.     

71- Görmediler  mi ki kudretimizle yapıp meydana getirdiklerimizden davarlar halkettik onlara  ve onlar da bu davarlara sâhib oldular.     

72- Ve  bu davarları onlara münkad ettik de binecekleri hayvanlar da onlardan ve  onların bâzısını da yerler.     

73- Ve  daha da nice menfaatleri var onlarda ve içecekleri de onlardan meydana gelmede;  hâlâ mı şükretmezler?     

74- Ve bir  yardıma ermek için Allah'ı bırakırlar da başka mâbutlar kabûl ederler.     

75- Onların,  güçleri yetmez yardım etmeye onlara ve asıl onlardır o uydurma mâbutların  hizmetine hazırlanmış askerler.     

76- Mahzûn  etmesin seni onların sözleri; şüphe yok ki biz, gizlediklerini de biliriz,  açığa vurduklarını da.

      77- İnsan,  kendisini, hiç şüphesiz bir katre sudan yarattığımızı görmedi mi de şimdi o,  apaçık bir düşman olmaya kalkışmada.     

78- Ve  bize bir örnek getirmede ve yaratılışını da unutmada, çürüyüp dağılmış  kemikleri kim diriltir demede.     

79- De  ki: Onu ilk defa yapıp meydana getiren diriltir ve o, her çeşit yaratmayı  bilir.     

80- Öyle  bir mâbuttur ki size, yemyeşil ağaçtan ateş halketmiştir de ateşlerinizi onunla  yakarsınız.     

81- Gökleri  ve yeryüzünü yaratanın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet ve o,  her şeyi yaratan mâbuttur, her şeyi bilir.     

82- Emri,  bir şeyin yaratılmasına taalluk eder, birşeyi yaratmayı dilerse ona ol der,  hemen oluverir.     

83- Yücedir,  münezzehtir o mâbut ki her şeyin tasarrufu ve tedbîri, onun elindedir ve  hepiniz de dönüp onun tapısına varacaksınız.

 

               
                                 [1]                      ) Sin, Tayy  boyunun lehçesinde insan anlamına geldiği için İbn-i Abbas'a göre Yâ Sin, ey  insan demektir ve Hz. Muhammed (s.a.a)'e hitaptır. Sin, Hz. Muhammed (s.a.a)'in  adlarındandır, yahut ulu anlamına gelen Seyyid demektir diyenler de olmuştur.       
       
                              [2]                      ) Antakya'ya  giden ve Hıristiyanlığı yaymaya başlayan Havarilerden Şem'un, Yuhanna ve Yunus  (Mecma, 2, 325).       
       
                               [3]                      ) İsa  Peygambere inandığı için öldürülen Habbi-i Neccâr'dır.       
   

Total Visit: 332
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.