Çarsamba 8 Şubat 2012 - 15:55

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۷:۲۵

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
     

YÛNUS SURESİ

     

Mekkîdir, yüz dokuz âyettir.     

(Yüz dokuz âyettir. 93-96. âyetlerden baÅŸka bütün âyetleri Mekkîdir.  Bâzılarına göre 40. âyeti de Museviler hakkındadır ve Medenîdir. İçinde Yunus  Peygamberin adı geçtiÄŸi ve ümmetinin bağışlandığı bildirildiÄŸi için Yunus sûresi  adıyla anılmıştır.)     

Rahman ve Rahîm Allah Adıyla

     

1- Elif lâm râ, işte hükmü kesin ve gerçek olan kitabın âyetleri.

      2- İnsanları korkutmak ve inananlara, gerçek bir güzel mükâfat, inançlarına  karşılık yücelik ve nîmet verileceÄŸini, ÅŸefâate mazhar olacaklarını müjdelemek  için içlerinden bir ere vahyetmemiz, insanlara tuhaf mı geldi de kâfirler,  şüphe yok ki dediler, bu, apaçık bir büyücü.     

3- Şüphe yok Rabbiniz, öyle bir Allah'tır ki gökleri ve yeryüzünü altı günde  yarattı da sonra arşında kudret ve tedbîriyle her ÅŸeye hâkim oldu. Her iÅŸi o,  takdîr ve gereÄŸince tedbîr eder. Onun izni olmadıkça hiçbir ÅŸefâatçi, ÅŸefâatte  bulunamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, artık kulluk edin ona. Düşünmez,  ibret almaz mısınız?     

4- Hepinizin  dönüp varacağı yer, onun tapısıdır, gerçek olarak bunu vaadetmiÅŸtir Allah. Hiç  şüphe yok ki o, halkı önce yaratır, sonra da inanıp iyi iÅŸlerde bulunanları,  adâlet üzere ve tam karşılığıyla mükâfatlandırmak için ölümden sonra tekrar  diriltir; kâfir olanlaraysa, inkârlarından dolayı, içmek üzere kaynar su ve  elemli bir azap vardır.     

5- Öyle bir mabuttur o ki güneÅŸi parlak ziyâlı, ayı aydın ışıklı yarattı ve  yılların sayısını ve hesâbı bilmeniz için ona menziller tâyin etti. Allah  bunları boÅŸ yere deÄŸil, gerçek bir fayda için halketti. Bilen topluluÄŸa  delillerini açıklayıp bildirmededir.     

6- Geceyle gündüzün, birbiri ardınca gelip gitmesinde ve Allah'ın, göklerde ve  yeryüzünde halkettiÄŸi ÅŸeyler de, çekinen topluluÄŸa elbette deliller var.     

7- Şüphe yok ki bize kavuÅŸacaklarını ummayanlar ve dünyâ yaÅŸayışına râzı olup  yürekleri onunla yatışanlar ve delillerimizden gaflet edenler.     

8- Öyle kiÅŸilerdir ki onların yurtları, kazançlarına karşılık ateÅŸtir.     

9- İnanıp iyi  iÅŸlerde bulunanlaraysa Rableri, nîmetlerle dolu olan ve kıyılarından ırmaklar  akan cennetlerin yolunu gösterir.     

10- Orada  duâları, seni tenzîh ederiz, noksan  sıfatlardan arısın ey Allah'ım sözüdür, birbirlerine iltifatları, esenlik  sana sözü ve duâlarının, senâlarının sonu da hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a cümlesi.     

11- Allah,  insanların, hayrın çarçabuk oluvermesini istedikleri gibi ÅŸerri çarçabuk  veriverseydi ecellerinin gelip çatmasına çoktan hükmedilmiÅŸ olurdu. Fakat biz,  bize kavuÅŸmayı ummayanları, azgınlıklarında sersem bir halde bırakırız.     

12- İnsana  bir zarar gelince yanüstü yatarak, yahut oturduÄŸu halde, yahut da ayakta duâ  eder bize; o zararı ondan giderdik mi sanki o zarara uÄŸramamış da o yüzden bize  duâ etmemiÅŸtir, öylece döner-gider. İşte aÅŸkın hareketlerde bulunanlara,  yaptıkları iÅŸler, böylece hoÅŸ görünmededir.     

13- Andolsun  ki sizden önce gelip geçen nice toplulukları zulmettikleri için helâk ettik.  Peygamberleri, onlara apaçık delillerle gelseydi gene de inanmazlardı. İşte  mücrim topluluÄŸu böyle cezâlandırırız biz.     

14- Onlardan  sonra da bakalım nasıl hareket edeceksiniz diye yeryüzünde sizi hüküm ve kudret  sâhibi kıldık.     

15- Onlara  apaçık delilleri muhtevî olan âyetlerimiz okunduÄŸu zaman bize kavuÅŸmayı  ummayanlar, bize bundan baÅŸka bir Kur’ân getir, yahut da deÄŸiÅŸtir onu dediler.  De ki: Ben onu kendiliÄŸimden deÄŸiÅŸtiremem, ben, ancak bana vahyedilene uyarım  ve şüphe yok ki ben, isyân ettiÄŸim takdîrde o pek büyük günün azâbından  korkarım.     

16- De  ki: Allah isteseydi okumazdım onu size ve o da, onda ne olduÄŸunu bildirmez,  anlatmazdı size. O inmeden önce de aranızda ömür sürmüştüm, hâlâ mı aklınızı  başınıza almıyorsunuz?     

17- Yalan  yere Allah'a iftirâ edenden, yahut onun âyetlerini inkâr edenden daha zâlim  kimdir ki? Şüphe yok ki suçlular, asla kurtulmazlar, muratlarına ermezler.     

18- Ve  Allah'ı bırakırlar da kendilerine ne bir zarar edebilecek, ne bir fayda  verebilecek ÅŸeylere taparlar ve bunlar derler, Allah katında ÅŸefâatçilerimiz  bizim. De ki: Allah'a, göklerde ve yeryüzünde bilmediÄŸi birÅŸeyi mi haber  vermedesiniz? O, müşriklerin ÅŸirk koÅŸtukları ÅŸeylerden tamamıyla münezzehtir ve  çok yücedir.     

19- İnsanlar,  ancak tek bir ümmetti, sonradan ayrılıklara düştüler. Rabbinin ezelî takdîri  olmasaydı ayrılıklara düştükleri ÅŸeyler hakkında çoktan aralarında bir hüküm  verilirdi, mücrimler, çoktan helâk olup giderdi.     

20- Ve  derler ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya. De ki: Gaip, ancak ve ancak  Allah katında, hemen bekleyin siz ve şüphe yok ki ben de sizinle berâber  beklemekteyim.     

21- UÄŸradıkları  sıkıntıdan sonra insanlara bir rahmet tattırdık mı bir de bakarsın ki çabucak  âyetlerimizle alaya giriÅŸirler. De ki: Allah'ın cezâsı daha çabuk gelip çatar.  Şüphesiz ki elçilerimiz de sizin düzenlerinizi, alaylarınızı yazmada.     

22- Öyle  bir mabuttur ki sizi karada ve denizde gezdirir. Hattâ gemide bulunduÄŸunuz ve  güzel, temiz bir yel, gemileri sürüp akıttığı ve içindekiler ferahlayıp sevindiÄŸi  sırada birden ÅŸiddetli bir fırtınadır kopar, denizin her yanından dalgalar köpürüp  saldırır, gemidekiler, çepçevre o dalgalarla kuÅŸatılmış sanırlar kendilerini.     

İhlâsla Allah'a duâ ederler,  bizi bundan kurtarırsan şükredenlerden olacağız derler.     

23- Onları  kurtarınca da görürsün ki gene yeryüzünde haksız yere azgınlığa giriÅŸmiÅŸler. Ey  insanlar, azgınlığınız, ancak kendinize, dünyâ menfaatlerinin sonucudur bu,  sonra dönüp geleceÄŸiniz yer, bizim tapımızdır ve biz, neler yaptıysanız hepsini  haber vereceÄŸiz size.     

24- Dünyâ  yaÅŸayışı, gökten yaÄŸdırdığımız yaÄŸmura benzer ancak; insanların ve hayvanların  yiyecekleri nebatların bünyelerine girer, karışır onlara, yeÅŸertir, yetiÅŸtirir  onları ve sonucu, yeryüzü güzelleÅŸip bezenince ve tarlaların, baÄŸların  sâhipleri, kendilerini, onlardan faydalanmaya güçleri yeter sanınca bir gece,  yahut gündüz, apansızın emrimiz gelip çatar, her ÅŸeyi öylesine kökünden kesip biçer,  kurutup gider ki sanki dün, hiçbiri yokmuÅŸ. İşte biz, düşünce sâhibi olan  topluluÄŸa delillerimizi böyle açıklar, böyle bildiririz.

      25- Ve  Allah, esenlik yurduna çağırmadadır ve dilediÄŸini doÄŸru yola sevketmededir.     

26- İyilik  edenleri iyilikle mükâfatlandırırız, daha da fazlasını veririz ve yüzleri  kararmaz, zillete düşmez onlar. Onlardır cennet ehli, orada ebedî kalırlar.     

27- Kötülük  kazananların cezâsıysa yapılan kötülüğe karşılık onun kadar bir suçtur ve  kötülükte bulunanlar zillete düşerler; onları Allah'tan kurtaracak hiç kimse  yoktur; yüzleri, kapkaranlık gecenin bir parçasına bürünmüştür sanki. Onlardır  cehennem ehli, orada ebedî kalırlar.     

28- O  gün hepsini toplayacağız, sonra da ÅŸirk koÅŸanlara siz de diyeceÄŸiz, yerinizde  durun, ÅŸirk koÅŸtuÄŸunuz ÅŸeyler de yerlerinde dursun; aralarını tamamıyla ayırmışızdır  ve ÅŸirk koÅŸtukları ÅŸeyler, siz zâten bize tapmıyordunuz ki demiÅŸlerdir.     

29- Şüphe  yok, bizimle sizin aranızda Allah tanıktır ki sizin kulluÄŸunuzdan haberimiz  bile yoktu.     

30- Herkes,  evvelce yaptığını bulur, cezâsını çeker orada ve hepsi de gerçek mevlâlarının  tapısına döndürülmüştür ve iftirâ ettikleri ÅŸeyler de gözlerinden kaybolmuÅŸ,  helâk olup gitmiÅŸtir.     

31- De  ki: Size gökten, yerden rızık veren kimdir, kulaklarla gözlere mâlik olan kim  ve ölüden diriyi izhâr eden, diriden ölüyü meydana getiren kim ve iÅŸleri tedbîr  eden kim? Diyecekler ki Allah. O vakit de ki: Neden çekinmezsiniz öyleyse?     

32- İşte  gerçek Rabbiniz Allah, budur, gerçekten sonra sapıklıktan baÅŸka ne kalır ki?  Artık nereye dönmedesiniz?     

33- Buyruktan  çıkanlar, Rabbinin ÅŸu sözünü haketmiÅŸlerdir:  Onlar, inanmazlar.     

34- De  ki: Ona eÅŸ saydıklarınızın içinde halkı önce yaratıp sonra öldüren, sonra da  yeniden hayâta getiren var mı? De ki: Allah, her ÅŸeyi ve herkesi yaratır,  öldürür de sonra gene hayâta getirir artık nasıl oluyor da gerçeÄŸi bırakıp  bâtıla dönersiniz?     

35- De  ki: Ona eÅŸ saydıklarınız içinde hangisi halkı gerçeÄŸe sevkedip yol gösterir? De  ki: Allah, gerçek yola sevk eder, doÄŸru yolu gösterir. Halkı gerçeÄŸe sevk eden  mi uyulmaya daha lâyıktır, doÄŸru yola sevkedilmedikçe o yolu bulamayan mı?  Nasıl hükmediyorsunuz?     

36- Onların  çoÄŸu, ancak zanna kapılmışlardır. Şüphe yok ki zan, gerçek karşısında hiçbir  ÅŸeye yaramaz. Şüphe yok ki Allah, onlar ne yapıyorlarsa hepsini bilir.     

37- Bu  Kur’ân, Allah'tan baÅŸkasına izâfe edilemez, ancak önceki kitapları  gerçeklemede, onlardaki ÅŸeyleri açıklayıp ayan-beyan bildirmededir, hiçbir  şüphe yoktur ki o, âlemlerin Rabbi Allah tarafından indirilmiÅŸtir.     

38- Yoksa  onu Peygamber uydurdu mu diyorlar? De ki: EÄŸer öyle diyorsanız ve gerçekseniz  Allah'tan baÅŸka gücünüz yettiÄŸi kim varsa yardıma çağırın da hep berâber onun  bir sûresine benzer bir sûre meydana getirin.     

39- Hayır,  onlar bilgileriyle kavrayamadıkları ve henüz zuhûr etmeyen vaitleri  yalanladılar. Tıpkı bunun gibi evvelce gelip geçen ümmetler de peygamberlerini  yalanlamışlardı. Bak da gör, zulmedenlerin sonları neye varmış, nice olmuÅŸ.     

40- Onlardan  inanan da var, inanmayan da ve Rabbin bozguncuları daha iyi bilir.     

41- Seni  yalanlarlarsa sen de de ki: Benim yaptığım iÅŸ bana ait, sizin yaptıklarınız  size. Siz, benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.     

42- İçlerinde  seni dinleyen de var, fakat sen, üstelik bir de akılları olmayan sağırlara söz  duyuRabilir misin hiç?     

43- Onlardan  sana bakan da var, fakat sen, üstelik bir de kör olanlara doÄŸru yolu  gösterebilir misin hiç?     

44- Şüphe  yok ki Allah, insanlara hiçbir sûretle zulmetmez, fakat insanlar, kendi  kendilerine zulmederler.     

45- O  gün onları tapısında öyle bir toplar ki kendilerini, dünyâda sanki bir günün  bir saati kadar eÄŸlenmiÅŸler sanırlar. Aralarında tanışırlar, birbirlerini  tanırlar. Allah'a kavuÅŸacaklarını inkâr edenler, şüphe yok ki zarara uÄŸrarlar  ve doÄŸru yolu da bulamazlar.     

46- Onlara  vaadettiÄŸimiz azâbın bir kısmını sana göstersek de onların dönüp gelecekleri  yer, bizim tapımızdır, seni öldürsek ve ana göstermesek de; sonra da Allah,  yaptıklarına tanıktır onların.     

47- Her  ümmetin bir peygamberi var. Peygamberleri geldi mi aralarında adâletle  hükmedilir ve onlara zulmedilmez.     

48- Ve  derler ki: Gerçekseniz bu vait ne zaman yerine gelecek     

49- De  ki: Allah dilemedikçe kendimden bile bir zararı gidermeye, bir hayrı elde  etmeye gücüm yetmez. Her ümmetin mukadder bir zamanı var. Mukadder zamanları  geldi mi ne bir an geri kalırlar, ne bir an önce helâk olurlar.

     

50- De  ki: Azâbı geceleyin, yahut gündüzün birdenbire gelip çatarsa ne yaparsınız,  söyleyin bakalım. Suçlular, azâbın çabucak gelmesini ne diye isterler ki?     

51- Ona,  azap gelip çattıktan sonra mı imân edeceksiniz, halbuki böyle bir ÅŸeyin  olmayacağını sanıp alay ederek çabucak gelmesini istiyordunuz hani.     

52- Sonra  da zulmedenlere, tadın ebedî azâbı denecek, kazandığınızın karşılığı neyse  ondan baÅŸka bir ÅŸeyle mi cezâya uÄŸrayacaktınız?     

53- O  gerçek mi diye soruyorlar senden; de ki: Evet, andolsun Rabbime ki gerçektir ve  siz de ondan kurtulmayacaksınız.     

54- Zulmeden  kiÅŸi, yeryüzünde ne varsa hepsine sâhip olsaydı kurtulmak için hepsini de  bağışlardı. Azâbı görünce nâdim olurlar ve aralarında adâletle hükmedilir.  Zulüm görmez onlar.     

55- Bilin  ki hiç şüphe yok, göklerde ve yeryüzünde ne varsa Allah'ındır. Bilin ki  Allah'ın vaadi, hiç şüphe yok gerçektir, fakat çokları bilmez.     

56- Odur  dirilten ve öldüren ve hepiniz de dönüp onun tapısına varacaksınız.     

57- Ey  insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, gönüllerdeki dertlere ÅŸifâ, inananlara  hidâyet ve rahmet geldi.     

58- De  ki: Allah'ın ihsânıyla, rahmetiyle, yalnız bunlarla ferahlanıp sevinsinler. Bu,  onların derleyip topladıklarından daha hayırlıdır.     

59- De  ki: Allah'ın, size verdiÄŸi rızıklardan bir kısmını haram, bir kısmını helâl  saymanıza ne dersiniz? De ki: Allah mı izin verdi size, yoksa Allah'a iftirâ mı  ediyorsunuz?     

60- Allah'a  yalan yere iftirâda bulunanların kıyâmet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphe  yok ki Allah, insanlara lütuf ve ihsânda bulunmadadır ama çokları şükretmez.     

61- Hiçbir  iÅŸe giriÅŸmezsin, onun vahyettiÄŸi Kur’ân'dan hiçbir âyet okumazsın ve siz hiçbir  iÅŸ iÅŸlemezsiniz ki o iÅŸe koyulduÄŸunuz zaman biz, sizi görmeyelim, tanık  olmayalım ve yeryüzünde ve gökte zerre miktârı bir ÅŸey bile yoktur ki Rabbinden  gizli kalsın; bundan daha da küçük, daha da büyük hiçbir ÅŸey yoktur ki apaçık  kitapta tespît edilmiÅŸ olmasın.     

62- Bilin,  haberdâr olun ki şüphe yok Allah dostlarına ne korku vardır, ne de mahzun olur  onlar.  [1]     

63- Onlar  öyle kiÅŸilerdir ki inanmışlardır ve çekinir onlar.

      64- Onlara  müjde var dünyâ yaÅŸayışında da, âhirette de. Allah'ın sözlerinin deÄŸiÅŸmesine  imkân yok. Budur en büyük kurtuluÅŸ ve saâdet.     

65- Onların  sözü mahzun etmesin seni. Şüphe yok ki üstünlük, yücelik Allah'ındır. Odur duyan,  bilen.     

66- Bilin,  haberdâr olun ki Allah'ındır ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve ondan  baÅŸka ona eÅŸ saydıkları ÅŸeylere tapanlar, onlara uymuyorlar, ancak kuru bir  zanna uyuyorlar ve ancak yalan söylüyorlar.     

67- Öyle  bir mabuttur ki geceyi dinlenmeniz için yaratmış, gündüzü de ışıklı  halketmiÅŸtir. Şüphe yok ki bunda, duyan topluluÄŸa deliller var.     

68- Allah,  kendisine evlât edinmiÅŸtir dediler, münezzehtir o, müstaÄŸnîdir. Onundur ne  varsa göklerde ve yeryüzünde: Åžu iddiânıza dâir bir deliliniz var mı? Allah  hakkında bilmediÄŸiniz birÅŸeyi mi söylüyorsunuz?     

69- De  ki: Allah'a yalan isnât edip iftirâ edenler kurtulmazlar, muratlarına ermezler.     

70- Dünyâda  deÄŸersiz menfaatler elde ettikten sonra dönüp tapımıza gelirler, sonra da kâfir  oldukları, inkâr ettikleri ÅŸeyler yüzünden biz, onlara ÅŸiddetli bir azap  tattırırız.     

71- Oku  onlara Nûh kıssasını. Hani kavmine, ey kavmim demiÅŸti, aranızda bulunmam ve  Allah'ın âyetleriyle öğüt vermem ağır geliyorsa size, ben Allah'a dayanmışım,  siz de, ortaklarınız da toplanın, ne yapacağınızı kararlaÅŸtırın, sonradan da  yaptığınız ÅŸey, sizi kederlendirmesin, sonra kararınızı bildirin bana ve hiç  mühlet de vermeyin.     

72- Yüz  çevirirseniz zâten sizden bir mükâfât istemem, benim mükâfâtım, ancak Allah'a  âit ve Müslümanlardan olmam emredildi bana.     

73- Derken  onu yalanladılar da onu ve onunla berâber gemide bulunanları kurtardık ve  onları hükümdâr ettik ve delillerimizi yalanlayanları sulara boÄŸ-duk, bak da  gör, korkutulanların sonları ne oldu.     

74- Ondan  sonra da insan topluluklarına peygamberler gönderdik, apaçık delillerle  geldikleri halde önceden yalanladıkları ÅŸeylere bir türlü inanmadılar. İşte  biz, haddini aÅŸanların gönüllerini böyle mühürleriz.     

75- Onlardan  sonra da Mûsâ ve Hârûn'u, delillerimizle Firavun'a ve ona uyan ileri gelenlere  gönderdik, fakat ona uymayı kibirlerine yediremediler ve zâten de mücrim bir  topluluktu onlar.     

76- Gerçek  olan ÅŸey, katımızdan onlara gelince bu dediler, şüphe yok ki apaçık bir büyü.     

77- Mûsâ,  size gerçek, gelince böyle mi dersiniz dedi, büyü mü bu? Ve büyücüler,  kurtulmazlar, muratlarına eriÅŸmez onlar.     

78- Bizi  atalarımızdan bulup gördüğümüz ÅŸeylerden çevirip yeryüzünde bize hâkim olmak  için mi geldiniz ve biz, ikinize de inanmıyoruz dediler.     

79- Ve Firavun,  ne kadar bilgin büyücü varsa dedi, hepsini çağırın huzuruma.     

80- Büyücüler  gelince Mûsâ, ne atacaksanız atın bakalım dedi.     

81- Onlar  atınca Mûsâ, bu yaptığınız büyüdür dedi, ve şüphe yok ki Allah, onu bozacak,  boÅŸa çıkaracak, şüphe yok ki Allah, bozguncuların iÅŸlerini düzene sokmaz.     

82- Suçluların  zoruna gitse de Allah, sözleriyle gerçeÄŸin gerçek olduÄŸunu izhâr eder.     

83- Firavun'un,  kendilerini bir musîbete uÄŸratmasından korktukları için Mûsâ'ya, kavminden bir  soy inandı ancak, baÅŸkaları inanmadı ve gerçekten de Firavun, yeryüzünde pek yüceydi  ve gerçekten o, buyruktan çıkmış kiÅŸilerdendi.     

84- Mûsâ,  ey kavmim dedi, Allah'a inandıysanız ve ona teslîm olduysanız güvenin, dayanın  ona.     

85- Dediler  ki: Dayandık, Rabbi-miz, sen bizi zâlim toplulukla sınama.     

86- Ve  bizi, rahmetinle kurtar kâfirler topluluÄŸundan.     

87- Ve  Mûsâ'ya ve kardeÅŸine, kavminize Mısır'da barınacak evler kurun, evlerinizi  kıble yapın ve namaz kılın ve müjdele inananları diye vahyettik.     

88- Ve  Mûsâ, Rabbimiz dedi, sen Firavun'a ve ona uyanlardan ileri gelenlere gerçekten  de dünyâ yaÅŸayışına âit ziynetler ve mallar verdin. Rabbimiz, onlar bu yüzden  halkı doÄŸru yoldan çıkarmada, saptırmadalar. Rabbimiz, mallarını mahvet,  yurtlarında kendi sefaletlerini göster onlara da yüreklerini sık, çünkü onlar,  o elemli azâbı görünceye dek inanmayacaklar.     

89- Tanrı,  ikinizin de duâsı kabul edilmiÅŸtir dedi, artık doÄŸru hareket etmekte devâm edin  ve sakın ha bilmezlerin yoluna gitmeyin.     

90- İsrailoÄŸullarını  denizden geçirdik, derken Firavun'la askeri de azgınlıkla, düşmanlıkla  peÅŸlerine düştü onların, sonucu su boÄŸazına girince boÄŸulurken inandım,  gerçekten de İsrailoÄŸul-larının inandığı Tanrıdan baÅŸka tapacak yok ve ben  Müslümanlardanım dedi.     

91- Fakat  ÅŸimdi mi? Halbuki bundan evvel isyân etmiÅŸtin, bozgunculardan olmuÅŸtun.     

92- O  halde bugün biz de, senden sonra gelenlere ibret olasın diye yalnız cesedini  kurtaracağız ve şüphe yok ki insanların çoÄŸu, bizim delillerimizden  gaflettedir.     

93- Andolsun  ki biz İsrailoÄŸul-larını güzel bir yere yerleÅŸtirdik ve onları, tertemiz ÅŸeylerle  rızıklandırdık. Kendilerine bilgi gelinceye dek de ayrılığa düşmediler. Şüphe  yok ki Rabbin, ayrılığa düştükleri ÅŸeyler hakkında kıyâmet günü, aralarında hükmedecek.[2]     

94- Sana  indirdiÄŸimiz ÅŸeyde şüpheye düşersen (imkân yok ya), senden önce kitap okuyanlara  sor. Andolsun ki gerçek, Rabbinden gelmiÅŸtir sana, artık şüphelenenlerden olma.     

95- Ve  Allah'ın delillerini yalanlayanlardan olma sakın, yoksa ziyankârlara  katılırsın.     

96- Öyle  kiÅŸilerdir onlar ki Rabinin, onlara söylediÄŸi sözü haketmiÅŸtir onlar, inanmaz  onlar.     

97- Kendilerine  her çeÅŸit deliller, mucizeler gösterilse de elemli azâbı görmedikçe.     

98- İnanıp  da inançlarından fayda gören ÅŸehir halkı, ancak Yûnus'un kavmidir. İnandıkları  zaman, dünyâ yaÅŸayışında onlardan zillet azâbını giderdik ve bir zamanadek  faydalandırdık onları. [3]     

99- Rabbin  dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi de inanırdı. Artık inansınlar diye  insanları zorlayıp duracak mısın?     

100- Allah'ın  izni olmadıkça hiç kimse inanamaz. Düşünüp akıl etmeyenlere de azâp eder.     

101- De  ki: Bir bakın da görün, neler var göklerde ve yeryüzünde. Fakat bunca deliller,  bunca korkutan peygamberler, inanmayan topluluÄŸa ne fayda eder?     

102- Onlar,  kendilerinden önce gelip geçenlerin uÄŸradıkları felâket günlerine benzer  günlerden baÅŸka bir ÅŸey mi bekliyorlar? De ki: Bekleyin bakalım, şüphe yok ki  ben de sizinle berâber bekleyenlerdenim.     

103- Sonra  peygamberlerimizi ve inananları böylece kurtarırız biz ve inananları kurtarmak,  bir haktır bize.     

104- De  ki: Ey insanlar, dinimde bir şüpheniz varsa bilin ki ben, Allah’ı bırakıp  taptıklarınıza tapamam ve ancak sizi öldüren Allah’a kulluk ederim ve inananlardan  olmam emredildi bana.     

105- Ve  doÄŸru dine yüz çevir, sakın müşriklerden olma dendi bana.     

106- Ve  Allah'ı bırakıp da sana ne bir faydası dokunan, ne bir zarar veren ÅŸeylere  tapma, bunu yaparsan şüphe yok ki zâlimlerden olursun dendi.     

107- Allah,  sana bir zarar verirse o zararı, ondan baÅŸka giderecek yoktur ve hayır etmek  dilerse de ihsânını reddeden bulunmaz; bunu, kullarından dilediÄŸine verir ve  odur suçları örten rahîm.

      108- De  ki: Ey insanlar, gerçekten de Rabbinizden hak ve hakikat gelmiÅŸtir size. Artık  kim doÄŸru yola giderse faydası kendisinedir ve kim saparsa zararı kendine ve  ben, sizi koruyucu deÄŸilim.     

109- Sana  ne vahyedilirse ona uy ve Allah hükmedinceye dek sabret ve odur hükmedenlerin  en hayırlısı.

     
       
               
                                 [1]                      ) Allah  dostları, metinde "evliyâ-ullâh= Allah velileri" diye geçer. Veli,  dost, tedbîr ve tasarruf sahibi, sahip ve malik; yardımcı anlamlarına gelir  (al-Müfredât, 555-557).       
       
                                  [2]                      ) Firavun'un bu inanışına, yeis inanışı olduÄŸu için makbul olmadığında ittifak  vardır. Nitekim bu âyetlerde de buna iÅŸaret edilmektedir. Fakat sufiyyeden  Muhyiddin-ibn-i ARabi (ölm. 1240), "Fusus-ül-Hikem" inde, bu âyetlere  dayanarak Firavun'un mümin olduÄŸunu söyler (Mûsâ fassı, Bosnalı Abdullah  terceme ve ÅŸerhi, İst. matbaa-i Âmire - 1290, c. 2, s. 335-427 ve bilhassa 41  v. d.). Buna karşılık "Fütûhât-ı Mekkîyye de 52. babda, Firavun'ı ve  benzerlerini cehennemlik saymadadır (Mısır, Dâr-ül-ARabiyyet-il-Kübrâ, 1329 h,  c. 1, s. 301. AÅŸağıdan 1-3. satırlar). Ancak  Firavun hakkında İbn-i ARabi'nin güttüğü bu iki zıt kanaatin hangisini kabul  etmek icab eder? (Devamı,  sonnot No:28)        
       
                                  [3]                      ) Hz.  Yunus'un kıssası Ahd-i Atıyk'te ayrı bir bölüm olarak dört babda anlatılır.       
   

Total Visit: 260
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.