Perşembe 29 Temmuz 2010 - 16:37

الخميس ١٨ شعبان ١٤٣١

پنجشنبه ۷ مرداد ۱۳۸۹ - ۱۸:۰۷

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
 
  
 
 


II. YASAMA ORGANI:

Yasama gücü, Iran Islâm Cumhuriyeti'nde dogrudan ve detayli olmak üzere iki biçimde öngörülmüstür:

I. Dogrudan Yasama:

Anayasa'nin 59'uncu maddesi söyle der: “Çok önemli iktisadî, içtimaî ve kültürel sorunlarda yasama gücünün halkoyu ve dogrudan halkoylamasina basvurma yolu ile kullanilmasi mümkündür. Halkoyuna basvurma talebi, temsilcilerin tam sayisinin üçte iki çogunlugunca onaylanmis olmalidir.

Dogrudan yasama yoluyla günümüz sartlarindaki ekonomik, siyasî ve kültürel meselelerin giriftligi ve herkesin bu konularda gerekli teshis kabiliyetine sahip olmamasi nedeniyle sürekli basvurulan bir yöntem degildir. Sadece çok önemli meselelerde ki bu konularda herkesin bir fikir sahibi olmasi beklenir az çok halkoylamasina basvurulabilir. Bundan dolayi halkoyunun yapilabilmesi için Meclis'in üçte ikisinin istegi ve Rehber'in onayi gerekmektedir (110'uncu maddenin 3'üncü fikrasi).

II. Dolayli Yasama:

Bu yolla halk, bilgi, ahlâk ve yeterli firsata sahip olma açisindan uygun olan kisileri kendisi arasindan seçer. 62'inci madde bu konuda söyle der: “Millî Sûrâ Meclisi, dogrudan dogruya ve gizli oyla halk tarafindan seçilen milletvekillerinden meydana gelir. Seçmenler ve seçilenler için söz konusu sartlar ve seçimlerin nasil yapilacagini kanun belirler.”

Istibdadin engellemesi ve yeni görüslere yol açabilmek açisindan vekillik süresi sinirli tutulmustur. 63'üncü maddeye göre: “Millî Sûrâ Meclisi'ne üyelik dönemi dört yildir. Her dönem seçimleri önceki dönem sona ermeden yapilmali; böylece ülkenin hiçbir zaman meclissiz kalmamasi saglanmalidir.”

Elbette halk nüfusu ile milletvekillerinin sayisi arasinda dogru oranti bulunmalidir tâ ki millet fikrini Meclis'e daha iyi bir sekilde tasiyabilsin. Öte yandan milletvekillerinin sayisi tartisip karara varmayi engelleyecek kadar da çok olmamali. Bu yüzden 64'üncü madde söyle der: “Islâmî Sûrâ Meclisi'nin temsilci sayisi 270 kisidir. 1989 yilindan geçerli olmak üzere ülkenin beserî, siyasî ve cografî faktörleri ile onlarin görüsleri göz önüne alinarak her on yilda bir Meclis'e en fazla yirmi temsilci daha katilabilir.

Iran Islâm Cumhuriyeti, Islâm dinine ve Iran halkinin çogunlugunu teskil eden Müslümanlarin görüslerine uygun olarak yönetildiginden, ülkedeki ehl-i kitap mensuplarinin haklari da, Islâmî hükümler geregince korunmaktadir. 64'üncü madde sunu ekliyor: “Zerdüstîler ve Yahudîler birer temsilci; Asûrî ve Keldânî Hiristiyanlar birlikte bir temsilci ve güney ve kuzeydeki Ermeni Hiristiyanlar da birer temsilci seçebilir.”

II. I. Yasama Organinin Yetkileri:

Islâmî Sûrâ Meclisi, Anayasa'nin 71-90'inci maddelerine binaen su yetkileri hâizdir: “Islâmî Sûrâ Meclisi Anayasa'ya uygun olarak diledigi kanunlari çikarabilir, kanunlari açiklar, kanun önergelerini Bakanlar Kurulu'nda kabul edildikten sonra Meclis'e sunar, kanun önergelerini en az on bes kisi tarafindan getirilmis iseler Sûrâ Meclisi'nde isleme koyar, uluslararasi anlasmalari onaylar, sinirlarda degisiklik yapar, zorunlu durumlarda sikiyönetim ilan edebilir, ayrica devletin borç almasi, yabanci sirketlere imtiyaz saglanmasinin engeli zorunlu durumlarda devlet tarafindan yabanci uzmanlarin istihdami, millî degerlerden olan devlet bina ve mallarinin essiz olmasa bile Sûrâ Meclisi'nin onayi olmadan baskasina intikalinin engellenmesi, milletvekillerinin görüslerini özgürce ifade edebilmesi ve millet karsisinda sorumlulugu, milletvekilliginin baskasina devredilemezligi, bakanlara soru sorma, onlara güvensizlik oyu verme, gerekirse bakanlari azledebilme, halkin her üç organdan kaynaklanan sorularina cevap verme de Sûrâ Meclisi'nin salahiyetleri arasinda bulunur.

Burada, kanunlarin Islâmî mahiyette olmalari gereginden bahsedecegiz.

II. II. Kanunlarin Islâmîligi:

4'üncü madde söyle der: “Medenî, cezaî, malî, iktisadî, idarî, kültürel, askerî, siyasî ve diger bütün kanun ve kararlar Islâmî ölçülere dayanmalidir.”

Bu madde kayitsiz sartsiz olarak Anayasa'nin bütün maddelerinin ve diger kanun ve kararlarin üstündedir. Bu hususun tespiti ve belirlenmesi Denetim Sûrâsi'nin (Sûrâ-i Nigehbân) mensubu olan fakîhlerin uhdesindedir.

Islâm Inkilâbi, yeni Anayasa'nin tespiti ile sonuçlandi. Bu anayasanin pek çok maddesinde (örn: 1 ve 2'inci maddeler) devletin Islâmîligine vurgu yapilmistir. 2'inci madde bu konuyu su sekilde tasrih etmektedir:

“Islâm Cumhuriyeti:

             
  1. Tek Ilah'a (lâ ilahe lallallah) ve egemenlik ile yasama yetkisinin O'na mahsus bulunduguna ve O'nun emrine uyma geregine,
          
  1. Ilahî vahye ve O'nun kanunlarinin açiklanmasindaki temel etkinligine,
     
  1. Ahirete ve onun insanin Allah'a dogru gelisim çizgisindeki yapici etkinligine,
  1. Hilkat (yaradilis) ve yasamada (ilahî kanunlarin konulmasi) ilahî adalete,
  1. Sürekli Imâmet ve Rehberlige ve bunun Islâm Inkilâbi'nin sürdürülmesindeki temel etkinligine,
  1. Insanin yüce sayginlik ve degerine, onun karsisinda sorumlulugu ile birlikteki hürriyetine  ve imam esasina dayanan bir nizamdir ki

a.      Gerekli sartlari hâiz fakîhlerin Kitap ve Masumlar'in (as) sünneti esasina dayanan sürekli içtihatlari,

b.      Insanligin ileri düzeydeki ilim, fen ve deneylerinden yararlanma ve bunlarin ilerletilmesi çabasi,

c.       Her türlü zulmün ve zulme boyun egmenin bertaraf edilmesi yoluyla dürüstlük, adalet ve siyasî, iktisadî, içtimaî ve kültürel bagimsizligi ve millî dayanismayi saglar.

Yukaridaki hususlari, asagidaki açiklamalar isiginda daha da belirgin kilabiliriz:

1. Yasamanin Kökeni:

Tanri, evrenin yaraticisidir. Evreni kendi kudreti ve bilgisiyle yaratmistir. Evrenin salahini ve zararini herkesten daha iyi bilir. Öte yandan, Kur'ânî dünya görüsüne göre, insanoglu dünya hayatiyla sinirli bir varlik degildir, ömrünün her ânindaki büyük küçük her davranisi ahiretteki yasamina etki etmektedir.

Eger insan yasamindaki kanunlar, insanin ruhî istidatlarina ve çok boyutlu yapisina uygun düsecek sekilde konulmazsa, insan hem bu dünyada hem de ahirette bunun olumsuz sonuçlariyla yüz yüze gelecektir. Marksizm ve diger sistemlerin uygulanmasi, insanin manevî olanaklarinin ziyan edilmesi, buna ek olarak toplumsal sömürünün ve zulmün artmasina yol açmistir. Bütün bu sistemlerin iflasi (her ne kadar birbirlerinin ziddi da olsalar) insanoglunun; toplumun ve ferdin bütün boyutlarini ihata edebilme yetkisinden yoksun oldugunu gösterir. Islâmî bakis açisina göre birey veya toplum Tanri tarafindan insanin hidayeti için gönderilmis tümel esaslari ( usûl-i küllî ) kabul etmekle mükelleftir. Fakat daha cüzî meselelerinde yine ilahî bir armagan olan akla basvurabilir. Örnegin, Islâm serîatinda hem özel mülkiyet, hem de devlet mülkiyeti mesrû kabul edilmistir. Kadin ve erkegin iliskileri, insanin kerâmetinin ve ailenin bekâsini korunmasini saglayacak bir dizi kurala bagimli kilmistir. Sultacilik ve buna boyun egme, hem bireysel hem de devletlerarasi iliskilerde yasaklanmistir. Ögrenim ve ögretim zorunludur. Sagligi korumaya önem verilir. Can, mal ve omur kutsaldir.

Bütün bunlar, Islâmî hükümler arasinda yer alirlar. Ama ilahî hükümlerin hâkim olmasi demek, insanin ihtiyaç duydugu  her seyin, meselâ kalkinma plânlarinin, ülke bütçesinin fikihta mevcut olmasi anlamina gelmez. Bu konularda, insanin maddî ve manevî hedeflerine ulasmasina saglayacak sekilde düzenlemelerde bulunma yetkisi, insanin kendi elindedir. Elbette bu çaba, dinin velev ki çogunlugun onayina elde etmis olsun, ahlâka mugâyir davranislarin kabulünü reddeder. Ayrica bizden, zâlimlerin halkin kaderine tasallut ederek, ahlâkî, ekonomik, sanatsal ve ilmî rüstlerine engel olmalarina karsi çikmamizi ister.

2. Içtihat:

Islâm Peygamberi (saa), peygamberlerin sonuncusu olarak ilahî ögretileri Kur'ân ve Sünnet çerçevesinde insanlara bildirmis ve insanligin kemale ermesi için gayret göstermistir.

Her ne kadar elimizde, Peygamberimiz'den (saa) ve Imamlar'dan (as) naklolunan binlerce hadîs var ise de, karsilasilan yeni durumlarin önceliklerle ayni olmadigi açiktir. Bu durum, yeni sorunlarin cevabinin dogrudan bu hadîslerden tahriç edilmesini engellemektedir. Buna ilâve olarak, tarih boyunca düsmanlarin hadîs uydurmalari, bazen de aklî seviyenin düsüklügü yüzünden, Kur'ân ve Sahîh Sünnetle çelisen bazi rivâyetler de hadîs koleksiyonlarinda yer alabilmistir. Bu durum, hadîsleri sihhat yönünden siniflandiracak, bu hadîslerin mefhûm ve manasini kavrayip Islâmî hükümleri elde edebilecek uzmanlarin varligini gerekli kilmaktadir. Uzmanlik gerektiren bu ugrasa içtihat denir. Sîa içtihadin zorunlu oldugunu savunmaktadir.  Ehl-i Sünnet'in geneli ise, kendilerini dört mezheple sinirlandirarak, yeni sorunlarin gerektirdigi içtihadi bu mezheplerin sinirlari içerisinde gerçeklestirmektedirler. Sîîler ise ölü müçtehidin taklidini, bazi durumlar hariç, câiz görmez, yeni sorunlarin çözümü için sadece yasayan müçtehitlere basvururlar.

Müçtehit, güçlü bir zihni kavrayisi olan, Islâm hukukunun kaynaklarina yeterli âsinâligi kesbetmis, bununla birlikte çogu zaman ilâhî hükümlerin elde edilmesine ve açiklanmasinda zararli sonuçlar doguran nefsânî arzularina uymasini engelleyecek takvâya da sahip olan kisilerdir.Sîa'ya göre içtihadin dört kaynagi vardir:

1.           Kitap: Kur'ân-i Kerîm'den ibarettir. Vahyin tamamlanmasindan bugüne dek, tahrife ugramadan korunarak günümüze kadar gelmistir.

2.           Sünnet: Peygamber'in (saa) ve Imamlar'in (as) söz ve davranislarini içerir.

3.           Icmâ: Bir meselede bütün âlimlerin ittifâk etmesi anlamindadir.

4.           Akil: Kur'ân'in ve sahîh sünnetin açik nassiyla çelismemesi durumunda akil, fikhin kaynaklarindan biridir. Akil, birçok meselenin dogrulugunu ve yanlisligini derk edebilir. Açiktir ki akil, hiçbir durumda Kur'ân ve sahîh sünnetle çelismez, eger Kur'ân ve sünnetle çelisen bir hüküm varsa, hükmün aklî olmadigi sonradan bile anlasilsa bu durumda hükmün kesinlikle aklî olmadigini anlariz.

Akil, Islâmî kaynaklarda, özellikle Imamlar'dan rivâyet edilen hadîslerde çok üstün bir mertebeye lâyik görülmüstür. Kur'ân-i Kerîm akillilari överken, akillarini kullanmayanlari kinar. Imam Sâdik (as), Sâlihlerin amerlerinin karsiligini, akillari ölçüsünce alacaklarini buyurmustur (bkz: Sefînetü'l-Bihâr , II, 214).

Sîî müçtehitler, yeni sorunlarin cevabini verebildikleri için, Islâm her zaman canliligini ve dinamizmini korumaktadir. Anayasa'nin 4'üncü maddesi, buna binaen bütün kanunlarin Islâmî ölçülere dayanmasi gerektigine vurguda bulunur.

Meclisin yürürlüge koydugu kanunlarin Islâmî hükümlerle çelismemesini saglamak için Denetim Sûrâsi'nin (Sûrâ-yi Nigehbân) tesisi öngörülmüstür. Meclis kararlari ancak bu sûrâca onaylandiktan sonra geçerlilik kazanabilir. Bu konunun ayrintilarini kitabin III. Bölüm'ünde ayrintilariyla inceleyecegiz. Simdi sadece 91'inci maddeye bakalim:  “Islâmî Sûrâ Meclisi'nin onayladigi kararlarin Islâm ahkâmi ile Anayasa'ya aykiri olmamasini temin ederek Islâm ahkâmi ile Anayasa'nin korunmasi amaci ile Denetim Sûrâsi adi altinda asagida belirtilen sekilde olusan Sûrâ kurulur:

        
  1. Zamanin gereklerine ve günün sorunlarina vâkif ve âdil fakîhlerden alti üyeden olusur. Üyeler, Rehber tarafindan atanir.
  1. Yargitay Baskani tarafindan Islâmî Sûrâ Meclisi'ne tanitilan ve Meclis oyuyla seçilen, hukukun çesitli branslarinda uzman alti Müslüman hukukçu üye.”
  2.        

Total Visit: 138
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.