| VEZİRLİK HANEDANLARI İlhânlılar döneminin büyük bir bölümünde memleket işlerinin düzenlenmesinde etkin olan ve burada isimleri zikredilmesi gerekli olan ünlü hanedanlardan ilki, nesepleri Fazl b. Rabi’e ulaşan Bahâuddîn Muhammed Sâhibdîvân-i Cuveynî hanedanıdır. Bahâuddîn Cuveynî, 651/1253 yılında İsfahân’da hayatını kaybettiği ana dek Moğol hakimleri yanında her zaman saygın bir kişi ve divan sahibi biri olarak yaşamıştır. Ondan sonra da oğulları Şemsuddîn Muhammed ve ‘Atâ Melik, sırasıyla üstün siyasî makamlara yükseldiler. Târîh-i Cihânguşâ yazarı ‘Atâ Melik Cuveynî, 24 yıl boyunca Bağdat hakimliğini sürdürdü. Şemsuddîn de dört yıl aynı görevi kardeşinden önce sürdürdü. O, Sultan Ahmed Tekudar tarafından vezirlik görevini sürdürmesinin yanısıra Horasan, Mâzenderân, Irak, Errân ve Azerbaycan hükümdarlığını bağımsız bir şekilde, Rum illerini de dönemin Selçuklu sultanlarıyla birlikte yönetti. Cuveynî ailesi, kendilerine düşman olan Argun Han (683/1284-690/1291) saltanatı döneminde Emir Buka ve onun yerine geçen Fahruddîn Muhammed Mustavfî-yi Kazvînî’nin çabalarıyla çok acı bir şekilde öldürülüp ortadan kalktılar. Cuveynî hanedanı, genel olarak faziletli, alim, edip, edebiyatçı ve şairlere değer veren kimselerdi. Kendileri de büyük bir çoğunluğu şairlik ve yazarlık ruhuna sahiptiler. İlhânlılar döneminde sahip oldukları bu birkaç yıllık etki, bir kesim İranlının işbaşına gelmesine ve memleket işlerinde yetki sahibi olmasına yararlı bir araç oldu. Bu da tabii olarak İran’da meydana gelmiş olan yıkımların onarılmasında ve yeni imarların yapılmasında bir ölçüye kadar etkiliydi. VII/XIII. yüzyılın büyük şair ve yazarlarının birçoğu bu hanedanın büyükleri ile ilişki içindeydiler ve kendi kitaplarını onlar adına kaleme alıp şiirlerinde onları övdüler. Cuveynî hanedanından sonra Argun Han’ın veziri Sa’du’d-devle Yahudi-yi Tabîb ve Keyhatu Han’ın veziri Sadr-i Cihân diye meşhur Hâce Sadruddîn Ahmed Hâlidî-yi Zencânî gibi vezirleri de zikretmek mümkündür. Sadr-i Cihân, Çin tarzını taklit ederek “Çav” adında bir kağıt para düzenleyerek 693/1293 yılında gümüş ve altının yerine memlekette geçerli hale getirdi. 694/1294 yılında Sadr-i Cihân’ın birinci vezirlik dönemi sona erdi ve Cemâluddîn Destcirdânî Baydu’nun veziri oldu. O zamana dek Sahipdivanlık olarak kullanılan sadaret unvanını vezirliğe dönüştürdü. Gazan’ın hükümdarlığının başladığı 695/1295 yılında Cemâluddîn azledilerek yerine Sadr-i Cihân ikinci kez vezirliğe geldi ve Gazan’ın emriyle öldürüldüğü 697/1297 yılına dek bu makamı yürüttü. Sadr-i Cihân’dan sonra Gazan’ın vezirliği Sa’duddîn Muhammed Mustavfî-yi Sâvecî’ye, onun yardımcılığı da Reşîduddîn Fazlullah-i Tabîb-i Hemedânî’ye verildi. Fakat Sa’duddîn 711/1321 yılında Olcaytu’nun emriyle öldürüldü. Ondan sonra da 718/1318 yılında öldürülme sırası ünlü alim, yazar ve tarihçi olan Hâce Reşîduddîn Fazlullah’a geldi. Bu dönemin diğer meşhur vezirlerinden Tâcuddîn Alişah Tebrîzî (ö.724/1324) ile oğulları Emir Giyâsuddîn Muhammed ve Halife, daha sonra da Nusretuddîn Adil-i Nesevî ve Dimaşk Hâce gibileri de zikredilmeye değerdir. İlhânlıların en son büyük ve ünlü veziri, 727/1327 yılından itibaren Ebû Sa‘îd’in vezirliğini yürüten Hâce Giyâsuddîn Muhammed b. Reşîduddîn Fazlullah-i Hemedânî’dir. Fazilet sahibi, ilimsever, edebiyatçı yetiştiren ve kendisi de yazar olan bir kişiydi. Zamanının birçok faziletli kişisini himayesine almıştı. Hamdullah-i Mustavfî, Târîh-i Guzîde’yi 730/1330 senesinde onun adına kaleme aldı. Kadı Azududdîn-i Îcî, Mevâkıf, Fevâyid-i Giyâsiyye ve Muhtasar-i İbn Hâcib’i onun adına yazdı. Birçok alim, şair ve yazar kitap ve manzumelerini bu büyük vezir adına kaleme aldılar. Bu dönemin etkili ve ünlü kişileri arasında Üstat el-Beşîr Hâce Nasîruddîn Muhammed-i Tûsî’nin isminin zikredilmesi de kaçınılmazdır. O, VII/XIII. yüzyılın en büyük şahsiyetlerinden biriydi. Marâga şehrinde kurmuş olduğu önemli ilmî merkezde ilim büyüklerinden birkaç kişiyi topladı. Eğitim ve öğretim için büyük bir ortam hazırladı ve içindeki kitap sayısı dört yüz bin olarak yazılmış olan bir kütüphane kurdu. Hakikatte de Hâce’nin varlığı, Moğol öncesi dönemin ilmî geleneğinin Moğol dönemine taşınması noktasında önemli etkenlerden biriydi. |