Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 15:15

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۶:۴۵

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

Uyarı!

Dikkat etmek gerekir ki ahadiyet ve vahidiyet arasında zatın taayyünü mertebesi oldukları cihetiyle bir ayrıcalık bulunmamaktadır. Aynı zamanda da halk makamından hariçtir. Zira varlıksal “kon” (ol) kelimesinin boyunduruğu altında olan her şey mahluktur. Ehl-i Beyt’ten de şöyle rivayet edilmiştir: “Allah dışında “şey” olarak isimlendirilen her şey mahluktur” Hakeza: “Ta’til ve teşbih haddinden çıkarıldığı takdirde Allah’a da “şey” demek caizdir.”

 

Ayrıca bu inceliğe de dikkat etmek gerekir ki isim ve sıfatlar, ismullah olarak adlandırılan cemi makam cihetiyle Muhammedi hakikat olarak adlandırılan vahidi mazhara sahiptir. Bu cemi ayn-i sabit hakikatte vahittir ve Hakk bütün isim ve sıfatlarla bu vahid olan ayn-i sabitte mütecellidir. “Zatın malumiyet sureti bu ve diğer a’yana verilen bir unvandır. Zahir ve mazharın vahdeti babından hazret-i hatmi, ism-i a’zamın manasıdır. Bu zikredilenler esasınca Muhammedi ayn-i sabit bütün varlıkların a’yanını kapsamaktadır ve diğer ayan üzerinde mutlak egemenlik makamına sahiptir. Önceki konularda belirtildiği üzere vahidiyet ve mutlak samediyet makamında a’yanî ve esmaî kesret sadece akli tafsil itibariyledir. Hakk’ın hakikati, uluhi taayyün cihetinden kendi vahdet ve sarafeti üzere bakidir.

Önceki Konuların İcmali Tahkiki ve Konunun Aslının Takrir ve Tahrir Haddinde Beyanı

Ehl-i Hakk büyüklerinden tahkik erbabı kimselerin söylediği üzere Hakk; zat, gizli hazine makamı ve gayb’ul-guyub itibariyle her taayyünden münezzehtir. Evveliyet, ahiriyet, ahadiyet, vahidiyet hükümleri, zuhur ve batınlar sıfatları gaybî hüviyette zati bir tahakkuk ile müstehlek, zati ahadiyette mütehakkık ve vücudda var olan her şeyde zati bir gizlilikle gayb-i muğibde saklıdır. Gayb halvetinin şahidi kendisini kendisine cilvelendirince ilk cilve tam vahdet sıfatı üzere idi. Bütün failiyet ve kabiliyatların asıllarının aslı olan bu vahdeti vücud batını ile birlikte mülahaza ettiğimizden ve zattan kaynaklandığından dolayı çaresiz o batının öznesi de zat olacaktır. Bu izafeden yani zattan müteayyin olan vahdetin izafesinden “ahad” ismi tecelli etmiştir. “Kuntu kenzen” taayyünü “fe ehbebtu” taayyününe izafe olunca, yani zat zuhuruna taalluk açısından, o gaybi hüviyet bütün failiyet ve kabiliyetin hamili olan başka bir vahdet sıfatıyla muttasıf oldu. Ama esmaî kesretler ve ondaki isimlerin gerekli ayanları, akıl itibarı iledir. Zatın aslı kendi sarafetinde bakidir. Kesret harici ve halkî mazharlardaki tecelliden zahir olmaktadır. Basit hakikatlerin kesretlerinin artışından hasıl olmaktadır. Bilahare suud kavsinin ahiriyet sırrının zuhur ciheti, vücudun gerekli esnek hareketi yoluyla hasıl olmaktadır. İlginç olanı da şudur ki sürekli olarak vücud hakikati kendi izzet kemalinde yüzmektedir. Mümkünün ayn’ı her zaman ademidir (yokluksaldır). Adem ve ademi (yokluk ve yokluksal) arasındaki fark açıktır. Aynı zamanda mümkün ayanların yokluğu ile “vücud-i has” ve “eser” olarak ifade edilen vücudî feyzin eseri arasında fark vardır. Mümkün mahiyette yokluk mahiyetin vücudun gölgesi olduğu ve hikayet (bildirim) dışında bir cihetinin olmayışındandır. Eğer imkani vücuda, ademi (yokluksal) ifadesi kullanılıyorsa bu ilahi isimlerin gölgesi olduğu ve salt irtibat ve hikayet (bağlaç ve bildirim) sayıldığı hasebiyledir.
 
 
Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.