| Ulemanın, Halifelerin Humusu Harcamasıyla İlgili Görüşleri Resulullah'tan (s.a.a) sonra humusun harcanması gereken yerler konusunda halifeler birbirlerinden farklı davranışlar sergiledikleri gibi ulema da farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Onlardan bazıları Hz. Resulullah'ın (s.a.a) hissesi imama ve onun halifesine, yakınların hakkı ise o hazretin yakınlarına ve akrabalarına verilmelidir demişler; bazıları, yakınların hissesinin savaş araç-gereçleri hazırlamak ve savaşta güçlenmek için harcanmalıdır, söylemişlerdir. Başka bir grup, humusun halifenin içtihadı doğrultusunda harcan-ması gerektiğini ileri sürmüş; bir grup da Ömer'in Ehlibeytin humusunu engellemesiyle ilgili olarak, "Bu içtihadî bir konudur." veya "Ömer hüküm verince içtihat sınırlarını aşmıyordu. Kim bunu eleştirirse gerçekte sahabenin gidişatı olan içtihadı eleştirmiş olur." de-miş veya "Bu mesele içtihadî bir konudur." deyip "Ömer Resululla-h'ın (s.a.a) eşlerine aylık tayin ediyor, fakat Resulullah'ın (s.a.a) kızı ve Ehlibeyt'ini kendi humuslarından alıkoyuyordu. Halbuki Re-sulullah'ın (s.a.a) döneminde böyle yapılmıyordu." diyerek Ömer'i eleştirenlere, "Bu konu içtihadî bir meselede bir müçtehidin başka bir müçtehitle ihtilafı gibidir." diyorlardı! Unutmayalım ki bütün bu sözler savaş ganimetlerinin humusuyla ilgilidir ve bu sözleri söyleyenler, "Bilin ki kazandığınız şeylerin beşte biri, Allah'a, Elçisine ve (Allâh'ın Elçisi ile) akrabalığı bulunan(lar)a… âittir." ayetinin sadece savaş ganimetlerine yönelik olduğunda ittifak içerisindedirler. Buna rağmen diyorlar ki: Allah Teala savaş ganimetlerinin harcanması gereken yerleri bu ayette belirttiği hâlde humusun harcanması gereken yerlerin tayini halifelerin içtihadına bağlıdır!!! Halifeler ise humusun harcanması gereken yerleri şöyle tayin etmişlerdir: Ebu Bekir ve Ömer içtihat ederek Hz. Resulullah'ın (s.a.a) kızı Hz. Fatıma'yı ve o hazretin diğer yakınlarını, Haşimoğulları ve Mut-taliboğulları'ndan olan akrabalarını humustaki hisselerinden mahrum ettiler! Osman daha ileri giderek buna bir içtihat daha ekleyip Resulullah'ın (s.a.a) mirasını ve humusu sıla-i rahim olarak kendi akrabalarına bağışladı! Muaviye de kendi payınca bu konuda yeni bir içtihat ederek savaş ganimetlerindeki bütün altın, gümüş ve nefis şeyleri kendi özel hazinesine ekledi! Emevî ve Abbasî halifeleri de bu halifeleri izleyerek içtihat ederek humusu kendilerine has kılıp kişisel hazinelerine akıttılar ve ondan şairlere, çalgıcılara, şarkı söy-leyen cariyelere bağışladılar!! Nihayet içtihat sırası ulemaya geldi; onlar da içtihat ederek halifelerin tüm yaptıklarını İslâm dininin hükümlerinden bir hüküm saydılar, Müslümanların onları tüm varlıklarıyla kabul etmelerini gerekli görüp ve onlara muhalefet edenlerin sünnet ve cemaatle muhalefet ettiklerini ileri sürdüler! Dolayısıyla, "Bu konuda halife içtihat etmiştir." veya "Bu konu içtihadî bir meseledir." sözü, "Bu konuda halifenin görüşü İslâmî bir hükümdür." anlamındadır. O hâlde "Allah Teala böyle buyurmuştur.", "Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur" ve "halifeler böyle içtihat etmiş, böyle görüş belirtmişlerdir." dendiği zaman halifelerin içtihadı, İslâm dininin yasama kaynaklarından biri olup Allah'ın Kitabı ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetiyle bir ayarda olduğu anlamındadır. O hâlde "inna lillah ve inna ileyhi raciun." * * * Hilâfet Ekolü'nün humus konusundaki görüşlerini biraz ayrıntılı bir şekilde açıklayıp bu konudaki davranış ve delillerine değindik. Bu hususta Ehlibeyt İmamları'nın buyruklarına da işaret edip humusun Ehlibeyt İmamları Ekolü'nde altı eşit kısma ayrıldığını, bunun üç kısmının Allah, Resulü ve o hazretin yakınlarına ait olduğunu ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) kendi hayatında bu üç hisseyi kullandığını ve o hazretten sonra bu hisselerin Ehlibeyt İmamları'na verildiğini, diğer üç hissenin de Haşimoğulları'nın fakirlerine, yetimlerine ve yolda kalmışlarına ait olduğunu açıkladık. Ve yine her Müslümana ister savaşarak düşmandan alsın, ister başka bir yerden alsın, kazançlarının humusunu vermesi farzdır diyor ve her iki konuda humus ayetinin umumiyeti ve ellerine ulaşan Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sünnetiyle delil getiriyorlar. Ehlibeyt Ekolü fakihleri yine buna humus ayetini delil getirirken şöyle diyorlar: Her ne kadar humus ayeti Bedir Savaşı ganimetleri hakkında nazil olduysa da, ancak ayetin bir konuda nazil olması genel hükmü o konuyla sınırlı kılmaz ve delilsiz sınırlandırma da batıldır. Bu istidlale yöneltilen eleştiri ve cevabı şöyledir: Eleştiri: Bu ayet Bedir Savaşı ganimetleri hakkında nazil olmuştur ve savaş ganimetlerinden başka bir şeyi kapsamaz. Cevap: Ayetin Bedir Savaşı'nda nazil olması, ondaki ganimet ve diğer kazançlardan humus verme yönündeki genel hükmü savaş ganimetlerine has kılmaz. Sayıları dörde varmayan zina şahitlerine kırbaç vurma hükmü bunun en açık örneğidir. İfk olayından ibaret olan özel durum, ayetlerdeki sayıları dörde varmayan şahitlere kırbaç vurma yönündeki genel hükmü sınırlandırıp o olaya has kılmamıştır. Diğer bir örneği Mücadele Suresi'nde geçen zıhar hükmüdür. Her ne kadar bu ayet o dönemde böyle bir konuda kocasıyla sorun yaşayan kadın hakkında nazil olduysa da ancak bu hüküm sadece o kadına has değildir. Diğer örnekler de böyledir. Ve yine demişlerdir ki: Ayetin düşman topraklarındaki ganimetlerle sınırlı kılınması için bir delile gerek vardır. Böyle bir iddiada bulunup onu savaş ganimetlerine has bilen bir kimse konuyla ilgili bir delil göstermelidir. Hilâfet Ekolü alimlerinden olan Kurtubî'nin bu ayetin tefsiriyle ilgili söyledikleri bu cevabımızı teyit etmektedir. Kurtubî şöyle diyor: Bu konuda Hilâfet Ekolü uleması, "mâ ganimtum min şey" ayetinden maksadın, Müslümanların savaşarak elde ettikleri savaş ganimetleri olduğunda ittifak etmişlerdir. Fakat bu sözcük böyle bir sınırlandırmayı gerektirmiyor. Dolayısıyla, ganimetlerin, düşman topraklarından elde edilen ganimetlerle sınırlandırılması lügatçilerin bu sözcükten anladıkları anlamla çelişmektedir. Hilâfet Ekolü ulemasının ayeti savaş ganimetleriyle sınırlandırma yönündeki sözleri, bu ayetin sınırlandırılmamış genel anlamına aykırıdır. Ve yine bu iddiaya şöyle cevap vermişlerdir: Bu ayet her ne kadar Bedir Savaşı'ndan ibaret olan özel bir konuda nazil olmuş-sa da, ayetin bu konuyla sınırlandırılmadığı apaçık bellidir. Hatta humusun genel olarak ganimet ve kazançlarda farz olmadığını söyleyen Ehlisünnet âlimleri bile onu sadece Bedir Savaşı ganimetleriyle sınırlı bilmemiş, bütün savaşlarda elde edilen ganimetlere genellemişlerdir. Dolayısıyla, eğer bu ayetten hüküm çıkarma konusunda düşüncemizi kısıtlayıp bu ayetin nazil olduğu konudan kesinlikle dışarı çıkmamak istersek, humusun sadece Bedir Savaşı'nda müşriklerden elde edilen ganimetlerde ve bu savaşa katılanlara farz olduğunu söylememiz gerekir. Oysa bugüne kadar hiç kimse böyle bir şey söylemiş değildir. O hâlde, hükmün bu ayetin nazil olduğu Bedir Savaşı ganimetleri dairesinden dışarı çıkması gerekiyor; dolayısıyla biz onu ister savaş, ister ticaret, ister sanat ve ister diğer mesleklerle olsun "ganimet=gelir" denilebilecek her şeye genelleme yapıyoruz. Ehlibeyt Ekolü uleması bu konuda humus ayetiyle istidlallerinin yanı sıra, diğer hükümlerde de olduğu gibi Ehlibeyt İmamları'ndan rivayet edilen hadislerle de istidlal etmektedirler. Çünkü Hz. Resulullah (s.a.a) Sekaleyn hadisinde ve diğer hadislerde onlara sarılmayı emretmiştir. İster Ehlibeyt İmamları hadislerini Hz. Resulullah'a (s.a.a) [dayandırmasınlar, ister] dayandırsınlar; örneğin Şeyh Saduk'un (r.a) Hisal adlı kitabında Cafer b. Muhammed'den, babasından, dedesinden, Ali b. Ebu Talib'den, Hz. Resulullah'-tan rivayet ettiği şu hadis gibi: Resulullah (s.a.a) Ali'ye (a.s) vasiyetinde şöyle buyurmuştur: "Ey Ali! Abdulmuttalib cahiliye döneminde beş şeyi sünnet etmiş ve yüce Allah da onları İslâm dininde geçerli kılmıştır. Abdulmuttalib, babanın eşini, çocuklara haram kılmış ve Allah Teala da, "Babalarınızın nikâhladığı kadınlarla evlenmeyiniz." buyurmuştur. Bulunan defineyi ve onun humusunu ayırarak sadaka vermiş, Allah Teala da, "Bilin ki kazandığınız şeylerin beşte biri, Allah'a, Elçisine ve (Allâh'ın Elçisi ile) akrabâlığı bulunan(lar)a… âittir." ayetini nazil etmiştir. Zemzem kuyusunu kazınca…" Bu hadis, bu ayetin savaş ganimetleri dışındaki gelirleri de kap-sadığını göstermektedir. Bu konuda Resulullah'ın (s.a.a) sünnetini de daha önce açıklamıştık. Bu, Ehlibeyt Ekolü izleyicilerinin konuyla ilgili delillerinin özetidir. |