| UNSURUL-MEALİ KEYKAVUS Emir Unsûru’l-Me‘âlî Keykâvus b. İskender b. Kâbûs b. Voşmgîr b. Zeyyâr, Zeyyârî hanedanının alim emirlerinden ve Farsça yazan büyük yazarlarındandır. Menûçihr b. Kâbûs’tan sonra özellikle de Selçuklu Türkmenlerin İran’a saldırısından sonra bağımsız bir devlet olmayıp Taberistân’ın bir bölümünde sadece vali ya da mahallî iktidar sahipleri olarak kalmış olan Zeyyârîlerdendir. Emir Keykâvus’un Kâbûs-nâme adlı kitabındaki işaretlerden anlaşıldığına göre, babası İskender, emirlik sahibi biri olup Keykâvus, onu eski bir emîr olarak nitelemiş, kendisi de bir tür emirlik sahibi birisiydi. Fakat galiba bu emirlik Gurgân ve Taberistân ile sınırlı küçük bir bölgeye özgüydü ve çok zayıftı. Nitekim uzun bir süreyi memleketinin dışında geçirmiş ve hanımı, Gazneli Sultan Mahmûd’un çocuğu olmasından dolayı bu dönemin uzun bir kısmını, yani sekiz yıl kadar Sultan Mahmûd’un sarayında yaşadı. Bir süre de Hindistan’daki Gazve’de geçirdi. Gazve’den Rum sınırlarına gitti. Daha sonra birkaç yıl da Gazne’de Şeddâdî padişahı Emir Ebû’s-Suvvâr Şâvûr b. Fazl’ın (422-459/1031-1067) yanında yaşadı. Bir süre de Hac yolculuğuyla geçirdi. Bunların tümü, saltanat uğraşlarından ve memleket sahibi olmaktan uzak olduğuna delâlet etmektedir. Fakat Kâbûs-nâme kitabında yer alan bir başka işaret de vardır ki atalarının toprağında bir teşkilatının olduğuna delil teşkil etmektedir. Ancak Selçukluların gücü bir taraftan, Âl-i Bavend’in etkisinin gelişmesi diğer taraftan kesinlikle onun için ve diğer aile fertleri için saltanat ve hükümdarlık yapısını eskisi gibi sahip oldukları şekilde artık mümkün değildi. Onun vefatını, Târîh-i Taberistân sahibi İbn İsfendiyâr, 462/1070 yılı olarak yazmış fakat bu görüş, Kâbûs-nâme kitabının 475/1082 yılında yazılmasına başlanmasıyla pek uyuşmamaktadır. Unsûru’l-Me‘âlî’nin Kâbûs-nâme’yi adına yazmış olduğu Gîlânşâh adında bir oğlu vardı. İbn İsfendiyâr, Târîh-i Taberistân’da şöyle yazar: “... ve oğlu (Unsûru’l-Me‘âlî’nin oğlu) Gîlânşâh, onun velayet makamına oturdu. Fakat onların (Zeyyârîlerin) yetkisi altında çok az yer kalmıştı. Zira Selçuklu emirleri almışlardı ve sultan Tuğrul, Gurgân yolundan Taberistân’a gelip mal ve haraç alınca yönetimi için de tabii olarak vekil ve naib tayin edecekti...” Unsûru’l-Me‘âlî, Kâbûs-nâme’den de açıkça anlaşıldığı üzere, ilim sahibi bir kişi olup kendi zamanının birçok bilim dalında bilgili bir kişiydi. Onun bu bilgi genişliği de Kâbûs-nâme’de çeşitli konulara girmesine ve birçok bilim dalının ilk bilgilerini sade ve açık bir anlatımla açıklamasına yol açtı. O, bu kitabı, şayet çocuğu kendisinden sonra emirliği korursa ya da zorunlu olarak başka işleri kabul edecek olursa üzerine düşen görevi nasıl yerine getireceği amacıyla yazmıştır. Yine bu kitapta çocuğunu eğitmek amacıyla, genel olarak askerî, memleket yönetimi, sosyal konularındaki kuralları ayrıca zamanın yaygın olan bilim dallarını söz konusu etmiştir. Kitabının V/XI. yüzyıl İran’ının kültür, gelenek ve adetleriyle bağlantılı çeşitli konulardaki çok değerli ve değişik bilgileri içermesi bundan dolayıdır. Bu açıdan da gerçekten özgün bir eserdir. Unsûru’l-Me‘âlî’nin bu kitaptaki yazı üslubu, IV/X. ve V/XI. yüzyılda yazarlar arasında yaygın olan Farsça sade nesir üslubudur. Şayet bunda özel bir üslup aramak istersek bunu, dilin eski oluşu ve müellifin V/XI. yüzyıl başlarında Farsça’da yaygın olan birçok kavram, tabir ve terkibi kullanmaya karşı duyduğu ilgi olarak bilmeliyiz. Kâbûs-nâme kitabı yaklaşık olarak Siyâset-nâme ile aynı dönemde yazılmış olmakla birlikte dil ve yazı üslubu, ondan çok daha eski görünmektedir. Galiba yazar, kitabın metin ve içeriğinden de anlaşıldığı üzere, bu kitabı Nasihat-nâme olarak adlandırmıştı. Nûreddîn Muhammed-i ‘Avfî de Cevâmi’u’l-Hikâyât adlı eserinde onu Keykâvus’un oğluna yapmış olduğu nasihatler diye zikretmiş ve galiba Kâbûs-nâme ismi sonradan verilmiş olmalıdır. Unsûru’l-Me‘âlî, Farsça ve Taberîce orta derecede şiirler de söylemiş olup bunların bir kısmını Kâbûs-nâme’de aktarmıştır. Şu rubailer onlardandır: Ayın üzerine tahtın ayaklarını koysan da, Suleymân gibi devlet ve talih sahibi olsan da Senin ömrün olgunlaşınca kuşağı başlamalısın, Zira olgunlaşan her meyve ağaçtan düşer. * * * Ey ay yüzlü, sen uzak durdukça uzak durdum, Düşünce çok, sabır az, durum perişan. Ten ney gibi, endam nil gibi, yüzün saray gibi, Parmak dudakta, kulak kapıda, göz yolda. |