Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 15:04

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۶:۳۴

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    

 

Tenbih

Hikmet ve irfani meselelerin en zor ve en önemli iki konusu bu Misbah’ul-Hidaye kitabında yer almıştır. Merhum İmam (r.a) velayet ve nübüvvet konusuyla ilgisi olmayan konuların ayrıntılarına girmemiş, işaretle yetinmiştir. Bu iki zor meseleden biri beda diğeri ise kaderdir. Son konuyu incelerken kaderin sırrından da söz etmiştir. İkinci konuyu ise detaylıca ele almamış ve bu konuda Hz. Ali’den naklettiği bir hadisle yetinmiştir. Zira Hz. Ali’nin (a.s) bu sözleri bu sır perdesini aralamaktadır. Öyle ki enbiya ve evliyadan hiç biri bu zor mesele hakkında Hz. Ali (a.s) gibi böylesine açık bir açıklamada bulunmamıştır.

 

“Dostlarına üstü kapalı konuştun,

 

Ey Allah’ım! Bu bilmeceyi ifşa et!”

 

İmam (r.a), kader hakkında Hz. Ali’nin bu sözlerini Tevhid-i Seduk’tan nakletmiştir. Ama müşkülatını ele almamış, kısaca işaretlerle yetinmiştir. Zira Hz. Ali’nin maksadını izah etmek daha büyük bir şerhe ihtiyaç duymaktadır ve bu kitabı ise söz konusu gerekli açıklamaları yapmaya müsait görmemiştir.

 

Kader hakkındaki bu hadisin beyanı yüce makama sahiptir. Nitekim hakikatler marifetinin büyükleri ve ilahi sırlara vakıf olanlar dahi bu konuya girememişlerdir. Bu lahuti sözler, vücud gaybından alınmış ve ahadiyet ve vücud gaybı makamından kalbine zahir olmuş sözlerdir. Değeri takdir edilemez ve hiçbir hikmetle ölçülemez hakikattir. Yüce himmetlere sahip hiç kimsenin sözü bu makama erişemez. Kader ve kaza babında Esbağ b. Nebate’den şöyle nakledilmiştir: “Bir adam Müminlerin Emiri’nin yanına gelerek şöyle dedi: “Ey Müminlerin Emiri! Bana kaderi anlat.” Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Kader derin bir denizdir, ona girmeye kalkışma.” O şahıs şöyle dedi: “Ey Müminlerin Emiri! Bana kaderi anlat.” Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Kader karanlık bir yoldur, bu yola girme.” O şahıs yine şöyle dedi: “Ey Müminlerin Emiri! Bana kaderi anlat!” Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Kader Allah’ın bir sırrıdır, bu konuda kendini sıkıntıya sokma!”

 

Değerli yazar da bu hadisi Müminlerin Emiri’nden bütünüyle nakletmiş ve açıklamaya girmemiştir. Zira bu kitap nübüvvet ve velayet konusunu ele almıştır. Gerçi külli velayet sahiplerinin özellikleri ahadiyet ve vahidiyete girmektir. Fiiller cenneti bütün mertebeleriyle Muhammedi kamil velileri (içine) alma kapasitesine sahip değildir. O insanların tekamüli seyir makamları, esma ve zat cennetiyle sona ermektedir. Allah Resulü’nün, “Ali hak iledir ve hak da Ali iledir. O nereye dönerse Ali ile birlikte döner” hadisi de bu zikredilenlere latif bir işaret konumundadır.

 

Fiiller cenneti, misal âlemi ve üst mertebesi ilk akıl alan ceberut âlemidir. “Mubayaat’ul-Kutb” babında kamil arifler ve bu cümleden İbn-i Arabi şöyle demiştir: “Ona ilk biat eden, ilk akıl olmuştur.” İlk akıl, Muhammedi makamın hasenatlarından bir hasenedir. Peygamber’in kutuplardan olan varisleri bu makamdan veraset yoluyla nasiplenmektedir. Misbah’ul-Hidaye kitabında yer alan hadisin son cümlesinde ise şöyle buyrulmuştur: “Vahid ve ferd olan Allah dışında hiç kimse ondan haberdar olamaz.” Burada akla şu soru gelmektedir: “Acaba kamiller kader sırrına vakıf mıdır, değil midir? Bu konu Fusus’ta, şerhlerinde, Şeyh-i Kebir Konevi’nin sözlerinde ve Futuhat-i Mekkiye’de incelenmiş ve onaylanmıştır. Hz. Ali’den nakledilen rivayetin cümlelerinde de onun kader sırrına vakıf olduğuna dair bir takım işaretler vardır.

 

Tevhid-i Saduk’un bazı eski nüshalarında mezkur ifadede “vahid” kelimesinin başına “vav” harfi yer almıştır. Buna göre anlam şöyle olmaktadır: “Onu sadece Allah ve ferd/vahid olan bilir.”

 

Dolayısıyla bu anlama göre kader sırrını sadece Allah ve kamillerin kamili, kutupların kutbu, İmam-i zaman, halifetullah ve halifet’ur-Resul olarak da adlandırılan ferd ve vahid hakikatten başka hiç kimse derk edemez. İbn-i Fariz’in Taiye’sini şerheden Saiduddin Said Fergani, Taiye beytlerinden birinin anlamını beyan makamında “temkin ve Muhammedi davet sahibi veli” olduğunu ifade etmiştir: “O belaları önemsemez ve olaylara üzülmez. Bunlar ona etki edemez. Bela ve olaylarda sevinçli, tebessümlü ve mutluluk içinde olur. Güler yüzlülük ve sevinç olaylardan etkilenmemenin delilidir. Tıpkı Hz. Ali (a.s) gibi. O sahabenin kendisi hakkında içine düştüğü ihtilaf ve açtıkları savaş gibi büyük ve korkunç olaylar karşısında bile gülümsemiş, tebessüm göstermiştir. Öyle ki onun hakkında, “şakacı olmasaydı…” denilmiştir. Hz. Ali (a.s) bu olayların aslını biliyor, hikmetini tanıyordu. Onlar kesinlikle vuku bulacaktı. Dolayısıyla da her zaman tebessüm ediyordu. Bu olaylar onu asla etkilemiyordu.” Bu nakledilenler muhakkik Fergani’nin, İbn-i Fariz’in Taiye’sinin bir beytinde yaptığı açıklamalardı. O beyit ise şudur:

“İftihar verici şiirler dikkatin irşatlarıdır,

 

Neşeli duruşlar sabah bulutlarından yağan ümit yağmurlarıdır.”

Yani bu zati isimler, iftihar verici şiirlerdedir. Şiirde geçen “şevadi” kelimesi “şadiye” kelimesinin çoğuludur. Bu temkin ve Muhammedi davet makamına ermiş kamil velinin kıvancıyla ezgi ve şiir okuyan muganniye anlamındadır. “el-Kail” ismiyle bu kamil velide tecelli eden de Hak Teala’dır. Onun dili bu makamda Hakk’ın dilidir. İlahi cezbeyle kurb ve vuslat makamına eren kamil velinin dil, el, göz ve kulağı Hakk kesilir. Hakk Teala “Ben onun kulağı, gözü ve dili olurum” ifadesi gereğince bu kamilin kulağı, gözü ve dili olur. Esmaî ve zati tecellinin neticesi olan bu nafileler yakınlığı ile farzlar yakınlığı arasındaki makamda cem tahakkuk etmektedir.

 

Seyyid Muhakkık Damad, İkazat kitabında Tevhid-i Seduk’tan kaderin sırrı hakkında nisbeten geniş bir hadisi naklettikten sonra özellikle bu eşsiz ve ilginç hadisin son cümlesini zikretmektedir: “Bu kader sırrını Allah ile vahid ve ferd dışında hiç kimse bilemez. Her kim ona göz dikerse Allah ile izzetinde çekişmiş, saltanatında niza etmiş, sırrını ve örtüsünü kaldırmış, Allah’ın gazabıyla dönmüş olur. Yeri cehennemdir ve döneceği yer ne de kötüdür.”

 

Şeyh Seduk (r.a) şöyle diyor: “el-Vahid’ul-Ferd” ifadesi Allah’ın yüce fazlına ve ihsanına has kıldığı ilimde derinleşmiş olan ve yüce hikmet sahibi kimseler demektir. Bunlar onu bilme ve sırrı üzerindeki perdeleri kaldırma yolunda derinlik kazanma hakkına sahiptir. Kader sırrı burhan ile tanınır ve hakikati keşfedilir. Kader sırrının hakikatinin künhünü sadece vücud nizamını tümüyle gören ve her mevcudun sebeplerini ihata eden kimse bilebilir. Nitekim İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz onlar rabbani hakikate nail olamazlar.” Bende Allah’ın en zayıf ve fakir kulu olduğum halde “el-Vahid’ul-Ferd”den biri olmayı diliyorum.

 

Dikkat etmek gerekir ki İbn-i Sina kader sırrı hakkında bir kitap yazmıştır. Ama daha çok aynî kader hakkında deliller ortaya koymuştur. Zira kader iki kısımdır: İlmi ve aynî kader. İlmi kaderin ilk zuhur makamı vahidiyet mertebesidir. Hakk’ın tafsili ilminin makamıdır. Zuhurları Hakk’ın ilmi taayyün ve tecelliyle olan ayan-i sabit ve kaderi suret, zatın malumiyet sureti olan a’yan suretleriyle zuhur etmiştir. Bu sırra vakıf olan kamil arifler, her mümkünün hakikatini, onun Hakk’ın ilmindeki taayyün keyfiyeti olarak kabul etmektedir. Her kim aynî şühud ile ayan-i sabite nail olacak olursa, o ayanın bütün hallerini ve eserlerini müşahade eder. Hakikatleri derkten yoksun olan, cahil ve kalpleri hastalıklı bulunan kimselerin gözünden bu sırrın perdesi kaldırılacak olursa ariflerin ve marifet ehlinin emiri olan Hz. Ali’nin sözünün bir örneği haline gelir ki: “Her kim ona göz dikerse Allah ile izzetinde çekişmiş ve saltanatında niza etmiş olur.”

 
 
Total Visit: 1
Total Rank:
Total Rankers:
Total Comments:

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.