Temettü Umresine Karşı Ashabın Tutumu Resulullah'ın (s.a.a) hac aylarında temettü umresinin hükmünü nasıl tedricen açıkladığını gördük. Şimdi o gün Hz. Resulullah'ın (s.a.a) ashabının bu hükme karşı nasıl bir tavır takındığını inceleyelim: Sahih-i Müslim'de İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmektedir: Resulullah (s.a.a) ve ashabı zilhicce ayının dördüncü günü, hac için telbiye söyleyip Mekke'ye girdiler. Orada Resu-lullah (s.a.a) onu umre saymalarını buyurdu. Başka bir rivayette bu hadisin sonunda şöyle geçer: Yanlarında kurbanlık getirenler dışında herkes ihramını umreye çevirsin. Üçüncü rivayette ise şöyle geçmiştir: Hz. Resulullah (s.a.a) ve ashabı dördüncü günün sabahı hac telbiyesiyle Mekke'ye girdiler. Orada Resulullah (s.a.a) onu umre saymalarını emretti. Fakat bu emir onlara çok ağır geldi. Bunun üzerine, "Ya Resulallah! Yapılma-sı helâl olan şeyler nelerdir?" diye sordular. Hz. Resulullah (s.a.a), "Bütün helâller." şeklinde cevap verdi. Dördüncü rivayette şöyle geçmektedir: Bu umredir; biz bunda tüm helâllerden yararlanacağız. O hâlde yanında kurbanlık getirmeyenler, tüm helâllerden yararlansınlar; çünkü umre kıyamet gününe kadar hac amellerinin içine girdi. Sahih-i Buharî ve Sahih-i Müslim'de nakledilen diğer bir rivayette, Cabir b. Abdullah-i Ensarî'nin yanında kurban getirdiği hâlde Resulullah (s.a.a) ile birlikte hac yaptığı ve herkesin sadece hac için telbiye söylediği hâlde Hz. Resulullah'ın (s.a.a) şöyle buyurduğu geçer: Kâbe'yi tavaf edip Safa'yla Merve arasında sa'y yapıp taksir ettikten sonra hepiniz ihramlarınızdan çıkın ve ihramdan önce size helâl olan tüm şeylerden faydalanın. Terviye günü (8 zilhicce) olunca hac için telbiye söyleyin ve daha önce yaptığınız amelleri umre sayın. "Biz onu hac kabul etmiştik (hac niyetiyle yapmıştık); şimdi nasıl umre sayalım?!" demeleri üzerine Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Size emrettiğim gibi yapın. Eğer ben de yanımda kurbanlık getirmemiş olsaydım, size söylediğim gibi yapardım; fakat şimdi kurban kesinceye kadar hiçbir haram bana helâl olmaz." Cabir'in Sahih-i Buharî, Sünen-i Ebu Davud, Müsned-i Ahmed ve diğer kaynaklardaki ikinci rivayetinde şöyle geçer (biz Buharî'-den naklediyoruz): Onlar Resulullah'a (s.a.a), "İçimizden birinin şeyinden meni damladığı hâlde Mina'ya mı gidelim?!" dediler. Sahih-i Buharî, Sahih-i Müslim, Sünen-i İbn Mâce, Sünen-i Ebu Davud ve Müsned-i Ahmed'deki üçüncü rivayette Ata'dan şöyle nak-ledilmiştir (biz Buharî'den naklediyoruz): Cabir'in bir gruba şöyle dediğini duydum. Biz Hz. Resu-lullah'ın (s.a.a) ashabı sadece hac için telbiye söylemiştik; niyetimizde umre yoktu. Nihayet Resulullah (s.a.a) zilhicce ayının dördüncü gününün sabahı Mekke'ye girdi. Hepimiz etrafına toplanınca ihramdan çıkmamızı emrederek, "İh-ramlarınızdan çıkın ve eşlerinizle birlikte olun." buyurdu. Cabir diyor ki: Resulullah (s.a.a), eşlerle birlikte olmayı zorunlu kılmadı; fakat bu emirle onlara eşlerini helâl etti. Bunun peşinden aramızda tartışmalar yükseldi. Nihayet, "Arafeye beş gün kadar bir zaman kaldığı hâlde ihramdan çıkıp eşlerimizle ilişkide bulunmamızı ve şeylerimizden meni damladığı hâlde Arefe'ye gitmemizi emrediyor!" şeklindeki sözümüz, Resulullah'a (s.a.a) ulaştı. Bunun üzerine Hazret ayağa kalkarak şöyle buyurdu: Çok iyi biliyorsunuz ki ben sizin içinizde Allah'tan en çok çekinen, en doğru konuşan ve en samimi olanım. Eğer ben de yanımda kurbanlık getirmemiş olsaydım, sizin gibi ihram-dan çıkarak helâl olan şeylerden yararlanırdım. Şimdi ihramdan çıkın... Eğer daha önce bilseydim, ben de yanımda kurbanlık getirmezdim... Sahih-i Buharî'nin dördüncü rivayetinde Cabir'den şöyle nakledilmektedir: Resulullah (s.a.a) zilhicce ayının dördüncü günü hiçbir şeyi de eklemeden hac niyetiyle Mekke'ye girdi. Mekke'ye ula-şınca bize onu umre sayarak ihramdan çıkmamızı, hatta eşlerimizle ilişkide bulunmamızı emretti. Bu söz yayıldı ve itirazlar yükseldi... Nihayet itirazlarımız Resulullah'a (s.a.a) ulaştı. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) ayağa kalkıp bir ko-nuşma yaparak şöyle buyurdu: Bana bazılarının şöyle ve böyle söylediklerini haber verdiler. Vallahi ben Allah için onlardan daha takvalı ve daha salihim... Sünen-i İbn Mâce, Müsned-i Ahmed b. Hanbel ve Mecmau'z-Ze-vaid adlı eserlerde Berâ b. Azib'den şöyle rivayet edilmektedir (biz Sünen-i İbn Mâce'den naklediyoruz): Resulullah (s.a.a) ve ashabı Medine'den çıktılar. Hepimiz hac niyetiyle ihram bağladık; Mekke'ye girince Resulullah (s.a.a) bize, "Haccınızı umre yapın." buyurdu. Bir grup, "Ya Resulullah! Biz hac için ihram bağlamışız; bunu nasıl umre yapalım?!" dedi. Resulullah, "Size neyi emrettiğime bakın ve onu yerine getirin." buyurdu. Tekrar her taraftan itiraz sesleri yükselince Resulullah (s.a.a) öfkelenerek onlardan yüzünü çevirdi ve o öfkeli hâliyle Aişe'nin yanına gitti. Aişe o hazretin çehresindeki öfkeyi görünce, "Kim öfkelendirdi sizi? Allah onu öfkelendirsin!" diye sordu. Bunun üzerine Re-sulullah (s.a.a), "Nasıl öfkelenmeyeyim ki? Ben bir işin yapılmasını emrediyorum, ama emrime itaat edilmiyor!" buyurdu. Aişe bu olayı daha farklı bir şekilde anlatıyor; Aişe'nin rivayetini Buharî ve Müslim kendi Sahih'lerinde ve diğerleri de başka kaynaklarda şöyle kaydetmişlerdir. Zilhicce ayından dört veya beş gün geçmişti; Hz. Resulul-lah (s.a.a) Mekke'ye girdi. O gün Hazret çok öfkeli olduğu bir hâlde bana geldi. Ben, "Ya Resulullah! Kim öfkelendirdi seni? Seni öfkelendireni Allah cehenneme atsın!" diye sordum. Hazret, "Halka bir şeyi emrettiğim hâlde onların onu yapmakta şüpheye düştüklerini fark etmedin mi?!" buyurdu. Abdullah b. Ömer, Resulullah'ın (s.a.a) emirleri karşısında bazı sahabîlerin sözlerini şöyle kaydeder: Onlar, "Ya Resulallah! Yani (içimizden biri) aletinden me-ni damladığı hâlde Mina'ya mı gitsin?!" dediler. Resulullah (s.a.a), "Evet." buyurdu. Sonra buhurdanlardan misk koku-su yükseldi. "Buhurdanlardan misk kokusu yükseldi." cümlesi, kadınlar ilişkiye hazır hâle geldikten sonra erkeklerin onlarla ilişkiye girmelerinden kinayedir. Sahih-i Müslim'de Cabir b. Abdullah'tan şöyle nakledilir: Resulullah (s.a.a) ile birlikte hac için telbiye söylemiştik. Fakat Mekke'ye girince, Resulullah (s.a.a) ihramdan çıkıp onu umre kılmamızı emretti. Gerçekten bu emir bize ağır geldi; tahammül ve sabrımızı aştı. Rahatsızlığımız Resulullah'a (s.a.a) ulaştı. Bu haberin gökten mi, yoksa halktan mı ona ulaştığı-nı bilmiyoruz. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a), "Ey insanlar! İhramdan çıkın. Eğer ben de beraberimde kurbanlık getirmemiş olsaydım, ben de sizin gibi yapardım." buyurdu. Cabir devamla diyor ki: Nihayet ihramdan çıktık; eşlerimizle ilişkide bulunduk ve ihramda olmayanların yaptıklarını yaptık. Sekizinci gün (terviye günü) olunca sırtımızı Mekke'ye dönerek hac için telbiye söyledik. Başka bir rivayette ise şöyle geçer: Resulullah'a (s.a.a), "Hangi helalleri (yapmamızı) söylü-yorsunuz?" diye sorduk. Hazret, "Tüm helâlleri." şeklinde ce-vap verdi. Bunun üzerine hem güzel kokular süründük ve hem de eşlerimizle ilişkide bulunduk; sekizinci gün gelip çatınca da hac için telbiye söyledik. * * * Tüm zorluklarına rağmen hac aylarında hac ile umreyi birleştirmeyi ve umreyle hac arasında helâllerden yararlanmayı işte bu şekilde kabullendiler. Çünkü bu sünnet cahiliye örf ve adabına aykırıydı. Ümmü'l-Müminin Aişe aybaşı görmesi nedeniyle hacdan önce umre yapamadığı için Hz. Resulullah (s.a.a) hac amellerinden sonra umre yapmasını emretti. Aşağıdaki rivayet tüm açıklığıyla bunu beyan etmektedir: |