| − 2 − İÇTİHADIN ADLANDIRILMASI Lügatte ve Şeriatta Tevil Sa'leb olarak bilinen Ebu Abbas Ahmed b. Yahya (öl. 291 h.k.) şöyle der: Tevil, mana ve tefsir aynı anlama gelirler. Cevherî (öl. 396 h.k. ) şöyle der: Tevil, mananın kendisine döndüğü şeyin tefsiri ve açıklamasıdır. "Evveltu ve tevveltu" kelimeleri aynı anlamda kullanılırlar. Ragıp (öl. 502 h.k. ) der ki: Tevil "evl" kökünden olup bir şeyin asla dönüşüdür. "Mev'il" ise kendisine dönülen yere denir. Lügatte te'vilin anlamı; bir şeyi, o şeyden kastedilen asıl amacına döndürmektir. Kur'ân-ı Kerim'de de bu anlamda geçer: 1- Onun tevilini (maksadını), ancak Allah bilir; ilimde derinleşenler de... 2- Onlar tevilinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onun tevili geldiği gün... Yani onun "tevilinden", yani maksadını açıklamasından başka bir şey mi bekliyorlar? Kur'ân ve sünnette te'vil, rüya tabiri için de kullanılmıştır. Nitekim Hz. Yusuf'un kıssasında, "Bize onun tevilinin haberini ver!.." (Yusuf, 36) şeklinde geçmiştir. Hayber Savaşı'nda Hz. Resulullah da (s.a.a) rüyasının tabirinde şöyle buyurmuştur: "Rüyamda gördüğüm zırhı, Medine şehri olarak tevil ettim." Lügatte tevilin manası budur; bu örnekler de kullanılış şeklini göstermektedir. Sahabe ve tâbiîn tevil ifadesini istiare etmiş ve hükümlerin değiştirilmesine tevil adını vermişlerdir. Böylece Hilâfet Ekolü'nde "te'vil" yeni bir anlam kazandı. İbn Esir şöyle der: Tevil; bir şeyin bir şeyden intikal ederek ona rücu edilmesi ve ona gidilmesidir. Tevilden maksat; sözcüğün ifade ettiği zahirî ve asıl manasından ipuçu ve delil olması durumunda ancak kullanılabilecek bir anlamda kullanılmasıdır; şöyle ki, delil ve ipucu olmaması durumunda, sözcüğün zahirî manası terk edilmez. Sözcüğün anlam ve delaletini böylelikle değiştirdiler; bu değişiklik de hadis kitaplarında yayıldı. Öyle ki Buharî kendi Sahih'inde, "Edep" kitabında, "Bab-u Men Ekfere Ahahu Min Gayr-i Tevilin Fe-huve Kema Kâle" ve "Bab-u Men Lem Yera İkfare Men Kâle Za-like Müteevilen ve Cahilen" başlığında bir bölüm açmıştır. İbn Hacer, Buharî'nin, Fethu'l-Barî şerhinde, "Mâ Câe Fi'l-Mu-teevvilîn" bölümünde şöyle demektedir: Velhasıl; Müslümanı tekfir eden, tevilde bulunmuyorsa, kınanmayı haketmiştir. Belki de kâfir kendisidir. Eğer bunu tevil ederek yapıyorsa, tekfir etmesi doğru olmaz; tekfir eden kişi küfre ulaşmaz; ancak zemmedilir, uyarılır, hatası gösterilir, gerekirse cezalandırılır. Ama fakihlerin çoğunluğunun görüşüne göre birinci seçeneğe ilhak edilmez. Eğer tekfiri câiz olan bir teville olursa, o zaman zemmedilmez, bilakis doğruya gelinceye kadar ona delil getirilir. Alimler demişlerdir ki: Her tevil eden, teviliyle mazurdur. Eğer tevili Arap dilinde câizse ve ilimde yeri varsa, o zaman suçlu değildir. İşte tevil kavramını bu şekilde değiştirdiler ve son zamanlarda örflerinde tevillerini "içtihat" diye adlandırdılar. Şimdi de birinci yüzyıldaki müçtehitler ve onların içtihatlarını inceleyelim. |