Çarsamba 8 Şubat 2012 - 16:45

الأربعاء ١٦ ربيع الأول ١٤٣٣

چهارشنبه ۱۹ بهمن ۱۳۹۰ - ۱۸:۱۵

Kullanıcı adı:

Åžifre :

Şifremi Hatırla
Åžifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
   
     

 TEVBE SURESİ

      Medenîdir, yüzyirmi dokuz âyettir.     

(Yüz  yirmi dokuz âyettir. Bâzılarına göre sondaki iki âyetten baÅŸka bütün âyetleri  Medenîdir. Bu sûre hicretin dokuzuncu yılında vahyedilmiÅŸtir. Mekke, sekizinci  yılda fethedilmiÅŸ ve Hz. Peygamber onuncu yılda Vidâ haccını eda etmiÅŸti.  Katâde ve Mücâhid'e göre Hz. Muhammed (s.a.a)'e Medine'de vahyedilen son sûre  bu sûredir. İçinde tövbeden bahsedildiÄŸi cihetle Tövbe sûresi dendiÄŸi gibi ilk  kelimesine nazaran Berâe, münafıkların ayıplarını ortaya koyduÄŸu için Fâzıha  sûresi de denmiÅŸtir. Azap sûresi diyenler de olmuÅŸtur. Kahrı belirterek  baÅŸladığından, yahut bundan önceki sûreden ayrı bir sûre olduÄŸu şüpheli bulunduÄŸundan  Rahman ve Rahîm adlarını muhtevi bulunan Besmele bu sûrede yoktur.)

      1- Allah ve Resûlü, kendileriyle  ahitleÅŸtiÄŸiniz müşriklerden berîdir.     

2- Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz Allah'ı âciz bir hâle  getiremezsiniz ve şüphe yok ki Allah, kâfirleri aÅŸağılık bir hâle getirecektir.

      3- Hacc-ı ekber günü, Allah'tan ve Peygamberinden insanlara bir ilândır bu: Şüphe  yok ki Allah ve Peygamberi, müşriklerden berîdir. Artık tövbe ederseniz bu, daha  hayırlıdır size. Fakat gene yüz çevirirseniz iyice bilin ki siz hiç şüphe yok,  Allah'ı âciz bırakamazsınız ve kâfir olanlara pek acıklı azapla müjde ver.     

4- Ancak müşriklerden ahitleÅŸtiÄŸiniz kimseler, bu ahitten sonra size karşı  sözlerinden hiçbir sûretle dönmemiÅŸ, ÅŸartlardan hiçbirini bozmamış ve  aleyhinize hiçbir kimseye yardıma kalkışmamış olanlar müstesna. Onlarla olan  ahdinizi, müddeti bitinciyedek tamamlayın. Şüphe yok ki Allah, çekinenleri  sever.     

5- Harâm aylar çıkınca müşrikleri Nerede bulursanız öldürün, yakalayın, kuÅŸatın,  hapsedin onları, gelip geçecekleri bütün yolları tutun. Fakat tövbe ederler,  namaz kılarlar ve zekât verirlerse bırakın onları, şüphe yok ki Allah suçları  örter, rahîmdir.

      6- Müşriklerden biri, senden aman dilerse aman ver ona da Allah sözünü dinlesin,  sonra da emîn olduÄŸu yere dek yolla onu. Bunun  sebebi de, onların, bilmeyen bir topluluk olmalarıdır.
      7- Müşriklerin, Allah ve Peygamberi katında nasıl bir ahitleri olabilir ki? Ancak Mescid-i  Harâm yanında ahitleÅŸtikleriniz müstesna. Onlar, size karşı doÄŸru hareket  ederlerse siz de onlara karşı doÄŸru hareket edin. Şüphe yok ki Allah,  çekinenleri sever.
      8- Nitekim onlar size üstolsaydı hakkınızda ne bir yakınlık gösterirlerdi, ne bir  ahde riâyet ederlerdi. Onlar, sizi ancak ağızlarıyla hoÅŸnut ederler,  yüreklerindeyse düşmanlık ve gadir var ve onların çoÄŸu, buyruktan çıkmış  kiÅŸilerdir.
      9- Allah'ın âyetlerini satarlar da karşılık olarak pek az ve âdî bir ÅŸey elde  ederler ve halkı Allah yolundan menederler. Gerçekten de yaptıkları ÅŸey, ne de  kötü ÅŸeydir.
      10- İnanan  birisine karşı ne bir yakınlık gözetirler, ne bir ahde riâyet ederler ve  onlardır haddi aÅŸanların ta kendileri.
      11- Fakat  tövbe ederler, namaz kılarlar ve zekât verirlerse onlar da din kardeÅŸlerinizdir  ve biz, bilen topluluÄŸa âyetlerimizi açıklar, bildiririz.
      12- Ahitlerinden  sonra gene yeminlerini bozarlar ve dininizi kınarlarsa kâfirliÄŸe baÅŸ olanlarla  savaşın, şüphe yok ki yeminini tutmayan kiÅŸilerdir onlar, belki bu sûretle  yaptıklarından vazgeçerler.     

13- Yeminlerinden  dönen ve Peygamberi, ülkesinden çıkarmaya çabalayan ve size karşı ahitlerini  ilkin bozan bir toplulukla savaÅŸmaz mısınız, korkar mısınız onlardan? İnanmışsanız kendisinden korkulmaya daha lâyık olan  Allah’tır.

      14- Savaşın  onlarla da Allah, ellerinizle onları azaplandırsın, aÅŸağılatsın onları, onlara  karşı yardım etsin size ve inanan topluluÄŸun  göğüslerini ferahlatsın.
      15- Ve  yüreklerindeki gazabı gidersin ve Allah, dilediÄŸine tövbe nasîp eder ve  tövbesini kabûl eyler ve Allah, her ÅŸeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
      16- Sanır  mısınız ki kendi hâlinize bırakılacaksınız ve Allah, sizden savaÅŸanlarla  Allah’tan, Peygamberinden ve inananlardan baÅŸkasını sır dostu edinmeyenleri  bilmeyecek? Ve Allah, ne yaparsanız hepsinden de haberdardır.
      17- Kendileri  kendi kâfirliklerine tanık olup dururlarken müşriklerin Allah’a secde edilen  yerleri îmâra hakları yoktur. Onlar, bütün yaptıkları boÅŸa gidenlerdir ve  onlar, ateÅŸte ebedî olarak kalırlar.
      18- Allah’a  secde edilen yerleri, ancak ve ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namaz  kılan, zekât veren ve Allah’tan baÅŸka kimseden korkmayanlar îmâr eder. İşte  doÄŸru yolu bulmaları umulanlar da onlardır.
      19- Hacılara  su verme ve Mescid-i Harâm’ı îmâr etme iÅŸiyle uÄŸraÅŸanların derecesini Allah’a  ve âhiret gününe inanıp Allah yolunda savaÅŸan kimsenin derecesiyle bir mi  tutarsınız? Ve Allah, zulmeden topluluÄŸu doÄŸru yola sevketmez.
      20- İnananların,  yurtlarından göçenlerin ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaÅŸanların  Allah katında dereceleri pek büyüktür ve onlardır muratlarına erenlerin,  kurtulup nusrat bulanların ta kendileri.
      21- Rableri,  onları öz rahmetiyle, râzılığıyla ve tükenmez nîmetleri bulunan cennetlerle  müjdeler.
      22- Orada  ebedî kalırlar. Şüphe yok ki pek büyük mükâfât, Allah katındadır.
      23- Ey  inananlar, kâfirliÄŸi severler ve küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve  kardeÅŸlerinizi de dost edinmeyin ve içinizden kim onları severse onlardır  zulmedenler.
      24- De  ki: Babalarınız, oÄŸullarınız, kardeÅŸleriniz, karılarınız, aşîretiniz, elde  ettiÄŸiniz mallar, kesada uÄŸramasından korktuÄŸunuz alış-veriÅŸ ve hoÅŸunuza giden  evler, sizce Allah’tan, Peygamberinden ve onun yolunda savaÅŸ etmeden daha  sevimliyse bekleyin Allah’ın emri gelinciye dek ve Allah, buyruktan çıkan kötü topluluÄŸu  doÄŸru yola sevketmez.
      25- Andolsun  ki Allah size birçok yerlerde ve Huneyn gününde yardım etmiÅŸti; hani o gün  çokluÄŸunuzla övünüp sevinmiÅŸtiniz de bu çokluk, düşmanı defedememiÅŸti, hiçbir  iÅŸinize yaramamıştı, yeryüzü, o kadar geniÅŸken daralmıştı size, sonra da arka  çevirip geri çekilmiÅŸtiniz.130
      26- Sonra  da Allah, Peygamberine ve inanlara mânevi kuvvetini ihsân etmiÅŸti ve  görmediÄŸiniz orduları indirerek kâfirleri azaplandırmıştı ve iÅŸte kâfirlerin  cezâsı da budur.
      27- Bundan  sonra da Allah, dilediÄŸine tövbe nasîb etmiÅŸ ve tövbesini kabûl eylemiÅŸti ve Allah suçları örter, rahîmdir.
      28- Ey  inananlar, müşrikler, mutlaka pis insanlardır, bu yıldan sonra artık onları  Mescid-i Harâm’a yaklaÅŸtırmayın. Yoksulluktan korkarsanız bilin ki Allah  dilerse yakında sizi lûtfuyla, ihsânıyla zenginleÅŸtirir ve şüphe yok ki Allah  her ÅŸeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
      29- Kendilerine  kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe inanmayanlarla, Allah’la  Peygamberinin harâm ettiÄŸini harâm saymayanlarla ve hak dînini kabûl  etmeyenlerle savaşın cizye vermeye râzı olup bizzat kendi elleriyle ve  alçalarak gelip verinceye dek onlar.     

30- Yahudiler,  Uzeyr, Allah’ın oÄŸludur dedi, Nasrânîler de Mesîh, Allah’ın oÄŸludur dedi. Bu  söz, onların uydurup ağızlarına aldıkları bir söz. Daha önce kâfir olanların  sözlerini taklît etmedeler, hay Allah kahrede-siler, nasıl da yalana  kapılıyorlar, bâtıla uyuyorlar.     

31- Allah’ı  bırakıp bilginleriyle râhiplerini ve MeryemoÄŸlu Mesîh’i Rab tanımışlardır;  halbuki onlara da ancak tek mabuda kulluk etmek emredilmiÅŸtir. Ondan baÅŸka tapacak yok; o onların ÅŸirk koÅŸtukları  ÅŸeylerden münezzehtir.

      32- İsterler  ki Allah’ın nûrunu nefesleriyle söndürsünler, halbuki Allah, kâfirler istemese de,  onlara zor gelse de nûrunu yüceltip itmâm etmekten baÅŸka hiçbir ÅŸeye râzı  deÄŸildir.
      33- Öyle  bir mabuttur ki müşrikler istemese de, zorlarına gitse de Peygamberini,  insanları doÄŸru yola sevkeden apaçık ve kesin delillerle ve bütün dinlere üstolmak  üzere gerçek dinle göndermiÅŸtir.
      34- Ey  inananlar, o bilginlerle râhiplerin çoÄŸu, boÅŸ sebeplerle insanların mallarını  yerler ve halkı Allah yolundan menederler. Altını, gümüşü biriktirip Allah  yolunda harcamayanları elemli bir azapla müjdele.
      35- O  gün, cehennem, o altını, gümüşü alevleyecek ve onlar, cehennem ateÅŸinde  kızdırılıp alınlarına, yanlarına, sırtlarına bastırılacak, onlarla  daÄŸlanacaklar ve iÅŸte bunlardır kendiniz için biriktirdiÄŸiniz ÅŸeyler denecek,  tadın biriktirdiklerinizin azâbını.
      36- Ayların  sayısı, gerçekten de Allah katında on ikidir ve göklerle yeryüzünü yarattığı  günden beri Allah’ın takdîrinde bu, böyledir. Onların dört tânesi harâm  aylardır. Budur dostoÄŸru hesap. Artık bu harâm aylarda kendinize zulmetmeyin,  fakat müşriklerin hepsiyle de savaşın, nitekim onların da topu sizinle  savaÅŸmadadır ve bilin ki Allah, şüphe yok ki çekinenlerle beRaberdir.133
      37- Harâm ayı  geciktirme, ancak kâfirliÄŸi artırmadadır ki kâfir olanlar, bu sûretle doÄŸru  yoldan çıkarılmadadır; onlar, Allah’ın harâm ettiÄŸi ayların sayısını denk  getirsinler de Allah’ın harâm ettiÄŸini helâl etsinler diye harâm ayı bir yıl  helâl sayarlar, bir yıl harâm sayarlar. Onların kötü iÅŸleri, kendilerine hoÅŸ  görünmededir ve Allah, kâfir olan topluluÄŸu doÄŸru yola sevketmez. 134
      38- Ey  inananlar, size ne oldu da Allah yolunda savaÅŸa çıkın dendiÄŸi zaman olduÄŸunuz  yerde mıhlanıp kaldınız. Âhireti bıraktınız da dünyâ yaÅŸayışına mı râzı  oldunuz? Fakat dünyâ hayatının faydası, âhirete nispetle pek azdır.
      39- Hep birden  savaÅŸa çıkmazsanız szi acıklı bir azapla azaplandırır ve yerinize, sizden baÅŸka  bir topluluk getirir ve siz, ona hiçbir zarar vermezsiniz ve Allah’ın, her ÅŸeye  gücü yeter.     

40- Siz ona  yardım etmezseniz hatırlayın o zamanı ki kâfirler, onu yurdundan çıkardıkları  zaman yardım etmiÅŸti ona. O, iki kiÅŸinin ikincisiydi ancak ve hani ikisi de  maÄŸaradaydılar, arkadaşına, mahzun olma demiÅŸti, şüphe yok ki Allah, bizimle  berâberdir. Şüphe yok ki Allah, ona mânevî bir kuvvet ve huzur vermiÅŸti ve onu,  sizin görmediÄŸiniz ordularla kuvvetlendirmiÅŸti ve kâfir olanların sözlerini  alçaltmıştı, Allah’ın sözüyse zâten yüceydi ve Allah, her ÅŸeye üstündür, hüküm  ve hikmet sâhibidir.

      41- Genciniz,  ihtiyarınız, hep berâber savaÅŸa çıkın ve mallarınızla, canlarınızla Allah  yolunda savaşın, bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.     

42- Onları  hazır bir ganîmete, yahut yakın bir yolculuÄŸa çağırsaydın sana uyarlardı, fakat  meÅŸakkatle alınacak olan bu yol, onlara uzak geldi. Allah’a andiçerek gücümüz  yetseydi sizinle berâber çıkardık diyecekler. Onlar, kendilerini helâk  ediyorlar ve Allah biliyor ki onlar yalancıdır.

      43- Allah  seni affetsin, ne diye izin verdin onlara? Vermeseydin de sence gerçekler de  açığa çıksaydı, yalancıları da bilseydin.     

44- Zâten  Allah’a ve âhiret gününe inananlar, mallarıyla, canlarıyla, savaÅŸacaklarından senden izin istemezler ki ve Allah,  çekinenleri tamamıyla bilir.     

45- Senden  ancak Allah’a ve son güne inanmayıp yürekleri şüpheye düşenler ve şüpheleri  içinde tereddüde düşüp bocalayanlar izin isterler.     

46- SavaÅŸa  çıkmayı kursalardı elbette bir hazırlıkta bulunurlardı, fakat Allah, onların  çıkmasını hoÅŸ görmedi de onları alıkoydu ve kendilerine, oturun oturanlarla  denildi.

      47- Sizin  aranızda onlar da çıksalardı içinizde ÅŸerri ve fesâdı arttırmaktan baÅŸka bir ÅŸey  yapamazlar, mutlaka içinizde fitne ve fesat çıkarmak için koÅŸar-dururlardı.  Sizden onları adamakıllı dinleyecekler, onlara kulak asacaklar da var ve Allah,  zulmedenleri bilir.137
      48- Andolsun ki  onlar, bundan önce de fitne ve fesat peÅŸinde koÅŸmuÅŸlar, iÅŸini gevÅŸetmeye  uÄŸraşıp aleyhine düzenler kurmuÅŸlardı da sonucu gerçek olan yardım vaadi gelip  çatmış ve Allah’ın dîni, onların zoruna gitse de meydana çıkmıştı.
      49- Onlardan  bana izin ver de bir muhâlefete, bir fitneye düşürme beni diyenler de var. Bil  ki onlar, muhâlefetin tam içine düşmüşlerdir ve şüphe yok ki cehennem,  kâfirleri muhakkak sûrette tamamıyla kavramış, kuÅŸatmıştır.
      50- Sana  bir iyilik geldi mi kötüleÅŸir onlar; bir musîbete uÄŸrarsan biz derler, daha  önce tedbir aldık, ihtiyâta riâyet ettik ve güvenle, gururla yüz çevirip  giderler.
      51- De  ki: Bize Allah’ın takdîr ettiÄŸinden baÅŸka bir ÅŸey gelip çatmaz kesin olarak.  Odur yardımcımız ve inananlar, Allah’a dayanmalıdır.
      52- De  ki: Bizim ya gazi yahut ÅŸehît olmamızdan, o iki güzel âkibetten birine uÄŸramamızdan  baÅŸka bir ÅŸey mi gözetmedesiniz? Ve biz de sizin ya Allah katından, yahut da  bizim elimizle, bizim tarafımızdan bir azâba uÄŸramanızı gözleyip beklemedeyiz.  Haydi siz gözetleyedurun, biz de sizinle berâber gözetlemekteyiz.
      53- De ki: İster  gönül rızâsiyle, ister zorla ve istemeyerek Tanrı uÄŸrunda mal harcedin, kesin  olarak bu harcayışınız kabûl edilmeyecek, şüphe yok ki siz, buyruktan çıkmış  kötü bir topluluksunuz.
      54- Mal  harcayışlarının kabûlüne mâni olan da ancak onların Allah’ı ve Peygamberini  inkâr edip kâfir oluÅŸları, namazı, ancak üşene üşene kılışları ve zorla,  istemeyerek Tanrı uÄŸrunda mallarını veriÅŸleridir.
      55- Artık  onların malları ve evlâtları, seni ÅŸaşırtıp imrendirmesin. Şüphe yok ki Allah,  onları o malla, o evlâtla dünya hayâtında azaplandırmayı diler ve kâfir olarak  da güçlükle can vermelerini murâd eder.
      56- Şüphe yok ki  onlar, sizden olduklarına dâir Allah’a andederler, sizden deÄŸildirler, fakat  onlar, ancak korkularından sizden görünen bir topluluktur.     

57- Bir  sığınacak yer, yahut maÄŸaralar, yahut da bir delik bulsalardı yüzlerini derhal  o tarafa döndürüverirlerdi.

      58- Onlardan,  sadakaları vermede seni ayıplayan da var. O maldan diledikleri verilseydi  hoÅŸlanırlardı, verilmeyince de hemen kızarlar.
      59- Ne  olurdu şüpheden sıyrılıp Allah’ın ve Peygamberinin verdiÄŸine hoÅŸnut olsalardı  ve Allah yeter bize, yakında lûtfeder bize de Allah da verir, Peygamberi de,  şüphe yok ki biz, ümîdimizi Allah’a baÄŸlamışız deselerdi.
      60- Söz  budur ancak; sadakalar, yoksulların, hiçbir ÅŸeyi bulunmayanların, o malı  toplayıp devÅŸirmeye memûr olanların, gönülleri Müslümanlıkla uzlaÅŸtırılmak  istenen kiÅŸilerin, kölelerle tutsakların, borçluların, Allah yolunda  savaÅŸanların ve yolda kalmışların hakkıdır, Allah’ın hükmüdür bu ve Allah her ÅŸeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
      61- Onlardan  öyleleri de var ki Peygamberi incitirler ve o derler, her söyleneni dinleyen  bir kulak âdeta. De ki: O, sizin için bir hayır kulağıdır, Allah’a ve inananlara  inanır ve sizden inananlara rahmettir. Allah’ın Peygamberini incitenlere elemli  bir azap vardır.
      62- Sizi  hoÅŸnut etmek için gelirler de Allah’a andederler, halbuki inanmışsalar Allah’ı  ve Resûlünü hoÅŸnût etmeleri daha doÄŸrudur.     

63- Bilmezler  mi ki şüphesiz Allah’tan ve Resûlünden kaçıp onlara yanaÅŸmayanındır cehennem  ateÅŸi ve o, cehennemde ebedî kalır. Buysa pek büyük bir aÅŸağılanmadır.

      64- Münâfıklar,  yüreklerindekini haber verecek bir sûrenin indirilmesinden ürkmekle berâber  alay da ederler. De ki: Alay edin bakalım, şüphe yok ki Allah, ürküp çekindiÄŸinizi meydana çıkaracaktır.
      65- Kendilerine  sorsan andolsun ki biz diyeceklerdir, ancak dalmıştık da ÅŸakalaÅŸmada,  oynaÅŸmadaydık. De ki: Allah’la, âyetleriyle ve Peygamberiyle mi alay  ediyordunuz?
      66- Özür  dilemeye kalkışmayın, siz kâfir oldunuz sözde iman ettikten sonra. Sizin bir  bölüğünüzü affetsek bile suçlu olduklarından dolayı bir bölüğünüzü  azaplandıracağız.     

67- Nifak  sâhibi erkeklerle kadınların hepsi de birbirindendir, aynıdır; kötülüğü emrederler,  halkı iyilikten vazgeçirmeye uÄŸraşırlar ve ellerini yumarlar. Onlar Allah’ı  unuttular da o da onları unuttu. Şüphe yok ki münâfıklardır buyruktan çıkan  kötü kiÅŸilerin ta kendileri.

      68- Allah,  nifak sâhibi erkeklerle kadınlara ve kâfirlere cehennem ateÅŸini vaadetmiÅŸtir,  orada ebedî kalırlar, o yeter onlara ve Allah onlara lânet etmiÅŸtir ve onlar  içindir bitip tükenmeyen daimî azap.
      69- Siz  de, sizden öncekilere benziyorsunuz; onlar, kuvvetçe daha ileriydi sizden,  malları, evlâtları da daha fazlaydı. Nasîbiniz kadar faydalanmak istediniz,  nitekim sizden öncekiler de nasipleri kadar faydalanmak istediler ve onlar  nasıl kâfirliÄŸe daldılarsa siz de daldınız. Yaptıkları iÅŸ, dünyâda da boÅŸa  gitti, âhirette de ve onlardır ziyankârların ta kendileri.
      70- Sizden  önce gelip geçen Nûh, Âd ve Semûd kavimleriyle İbrahim’in kavmine, Medyen ve  Mu’tefikeler ehline âit haberler gelmedi mi size? Peygamberleri, apaçık  delillerle onlara geldiler de onlara Allah zulmetmedi, fakat onlar kendilerine  zulmettiler.
      71- Erkek  ve kadın müminler, birbirlerinin yardımcısıdır; iyiliÄŸi emrederler, halkı  kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, namaz kılarlar, zekât verirler, Allah’a ve  Peygamberine itaât ederler. Allah’ın rahmet edeceÄŸi insanlar, bunlardır. Şüphe  yok ki Allah üstündür, hüküm ve hikmet sâhibidir.
      72- Allah,  inanan erkek ve kadınlara, kıyılarından ırmaklar akan cennetler, içlerinde  tertemiz zevk ve sefalar edilecek olan ebedî Adn cennetlerinde bulunan  meskenler vaadetmiÅŸtir. Allah’ın râzılığıysa daha da büyüktür. İşte budur en  büyük kurtuluÅŸ ve murâda eriÅŸ.141
      73- Ey  Peygamber, kâfirlerle ve münâfıklarla savaÅŸ, onlara karşı ÅŸiddetli davran.  Onların yurdu cehennemdir ve orası, ne de kötü dönülüp varılacak bir yerdir.
      74- Söylemediklerine  dâir yemin ederler Allah adına, fakat andolsun ki, küfür sözünü söyledi onlar ve Müslüman olduklarını izhâr ettikten  sonra kâfir oldular, elde edemedikleri ÅŸeyi de yapmaya çalıştılar, bu öç almaya kalkışmaları da ancak Allah’ın ve Peygamberinin, lütfedip onları  zenginleÅŸtirmesine karşılıktı. Tövbe ederlerse hayırlı olur onlara, fakat yüz  çevirirlerse Allah, onları dünyâda da, âhirette de elemli bir azapla  azaplandırır ve yeryüzünde onlara ne bir dost bulunur, ne bir yardımcı.
      75- Onlardan,  bize lûtfuyla, keremiyle ihsanda bulunursa biz de yoksullara tasadduk ederiz ve  mutlaka iyi kiÅŸilerden oluruz diye Allah’la ahdedenler de var.
      76- Fakat  lûtfedip ihsân edince verdiÄŸi ÅŸeyde nekesliÄŸe baÅŸlarlar, ahitlerinden dönerler,  zâten onlar dinden dönmüş kiÅŸilerdir.
      77- Böylece  de Allah’a ettikleri vaadi tutmadıklarından ve yalan söylediklerinden dolayı  kendisine kavuÅŸacakları günedek yüreklerine münâfıklığı ilka etti.
      78- Hâlâ  da bilmezler mi ki Allah, şüphe yok ki onların gizlediklerini de bilir,  fısıltıyla konuÅŸup aralarında gizli kalan sözlerini de ve şüphe yok ki gizli  ÅŸeyleri en iyi bilen, Allah’tır.
      79- İnananlardan,  istekleriyle ve farz edilenden fazla tasadduk edenlerle ve güçleri neye  yetiyorsa ancak o kadar verenlerle alay edip onları ayıplayanları Allah, bu  hareketlerinin karşılığı olarak cezâlandırır ve onlar için elemli bir azap var.
      80- İstersen  onların yarlıganma-larını dile, istersen dileme. Suçlarının örtülmesi için  yetmiÅŸ kere niyâz etsen gene de Allah, kesin olarak yarlıga-maz onları. Bu da,  Allah’ı ve Peygamberini inkâr etmeleri, kâfir olmaları dolayısıyladır ve Allah  buyruktan çıkan kötü topluluÄŸu doÄŸru yola sevketmez.
      81- Allah’ın  Peygamberine muhâlefet edenler, savaÅŸa çıkmayıp oldukları yerde oturup  kalmalarına sevindiler ve mallarıyla, canlarıyla, Allah yolunda savaÅŸmak,  onlara zor ve kötü geldi de bu sıcakta savaÅŸa çıkmayın dediler. De ki: Cehennem  ateÅŸi, daha da sıcak; bir anlasalar ÅŸunu.
      82- Artık  az gülsünler de çok aÄŸlasınlar; bu da kazandıkları suç yüzünden uÄŸradıkları  cezâdır.
      83- Allah  seni ÅŸu seferden döndürür de onlardan bir toplulukla buluÅŸursan onlar, savaÅŸa  çıkmak için senden izin istedikleri takdirde hemen de ki: Artık benimle  ebediyen çıkamazsınız siz ve benimle berâber düşmanla kesin olarak  savaÅŸamazsınız. Şüphe yok ki ilk defa oturup kalmaya râzı olmuÅŸtunuz, oturun  geri kalanlarla.
     
84- Ve onlardan biri ölürse kesin  olarak namazını kılma ve mezarının başında durma. Şüphe yok ki onlar Allah’a ve  Peygamberine kâfir oldular ve buyruktan çıkmış kötü kiÅŸi olarak öldüler.142
      85- Onların  malları, evlâtları, seni ÅŸaşırtıp imrendirmesin. Şüphe yok ki Allah, onları o  malla, o evlâtla dünyâda azaplandırmayı diler ve kâfir olarak da güçlükle can  vermelerini murâd eder.
      86- Allah’a  inanın ve Peygamberinin maiyetinde savaşın diye bir sûre indirilince içlerinden  malı, kudreti olanlar, senden izin isterler ve bırak bizi de oturanlarla  kalalım derler.
      87- Onlar,  oturup kalanlarla berâber olmaya râzı olmuÅŸlardır ve kalplerine mühür  vurulmuÅŸtur onların, muhakkak ki onlar anlamazlar.
      88- Fakat  Peygamber ve onunla berâber bulunan iman sâhipleri, mallarıyla, canlarıyla  savaÅŸmışlardır ve onlardır bütün hayırlara sâhip olanlar, onlardır kurtulup  muratlarına erenler.
      89- Allah,  onlara kıyılarından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Budur en büyük  kurtuluÅŸ ve saâdet.
      90- Bedevîlerin  bir kısmı özür dilemek ve izin almak için geldi, Allah’a ve Peygamberine yalan  söyleyenler de oturup kaldı. İçlerinden kâfir olanlar, elemli bir azâba  uÄŸrayacak.
      91- Allah’a  ve Peygamberine baÄŸlı kaldıkça zayıflara, hastalara ve sefer levâzımını  tedârike kudreti yetmeyenlere bir suç yok. Fakat iyilik eden iyi kiÅŸilere  savaÅŸtan geri kalmak için bir vesîle yoktur ve Allah, suçları örter, rahîmdir.
      92- Bir  de sana gelince onları bindirmek için senden binek istemiÅŸlerdi de sizi  bindirecek binek bulamıyorum demiÅŸtin; bu uÄŸurda sarfedecek bir ÅŸey  bulamadıklarından mahzûn olup gözleri yaÅŸlarla dolarak dönmüşlerdi; onlara da  suç yok.
      93- Suçlu  sayılanlar, ancak zengin oldukları halde gelip senden izin isteyenlerdir.  Onlar, geri kalanlarla kalmaya râzı olmuÅŸlardır ve Allah, kalplerini  mühürlemiÅŸtir, fakat anlamaz onlar.
      94- Seferden  dönüp de onlarla buluÅŸtuÄŸunuz zaman size özürler getirecek onlar; de ki: Özür  dilemeyin, kesin olarak size inanmıyoruz; Allah, sizin ahvâlinizi haber  vermiÅŸtir bize ve bundan sonraki hareketlerinizi de Allah ve Peygamberi  görecek, sonra da gizliyi ve açığı bilen Tanrının tapısına döneceksiniz de o,  bütün yaptıklarınızı size bildirecek.
      95- Döndüğünüz  zaman kendilerinden vazgeçmeniz için Allah’a ant verecekler; vazgeçin onlardan,  şüphe yok ki onlar murdardır ve yurtları cehennemdir, bu da kazandıkları  suçların karşılığıdır.
      96- Onlardan  râzı olmanız için size ant verecekler, fakat siz râzı olsanız da Allah, şüphe  yok ki buyruktan çıkan topluluÄŸun hareketlerine râzı olmaz.
      97- Bedevîler,  kâfirlik ve münâfıklık bakımından ÅŸehirlilerden beterdir ve Allah’ın,  Peygamberine indirdiÄŸi hükümlerin sınırlarını daha ziyâde bilmezler, buna daha  fazla onlar lâyıktır ve Allah, her ÅŸeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
      98- Bedevîlerden  öyleleri vardır ki sarfedileni ziyan sayar ve size belâlar gelip çatmasını  gözetir-durur, bekledikleri kötü belâlar, kendi baÅŸlarına gelsin ve Allah, her  ÅŸeyi duyar, bilir.
      99- Bedevîlerden  Allah’a ve son güne inanıp sarfedileni Allah katında hâlis bir ibâdet sayan ve  Peygamberin dualarını kazanmaya vesîle addedenler de var. Haberiniz olsun ki  bu, gerçekten de onlar için bir ibâdettir, Tanrıya yakın olmaya vesîledir.  Allah, onları öz rahmetine ithal edecektir, şüphe yok ki Allah, suçları örter,  rahîmdir.
      100- Muhâcirlerle  ensârdan ilk olarak inanmada ileri dereceyi alanlarla iyilikte onlara uyanlara  gelince: Allah onlardan râzı olmuÅŸtur, onlar da ondan râzı olmuÅŸlardır ve  onlara, kıyılarından ır-maklar akan cennetler hazırlamıştır, orada ebedi kalır  onlar. Budur en büyük kurtuluÅŸ ve saâdet.
      101- Çevrenizdeki  yerlerdeki bedevîlerden münâfıklar olduÄŸu gibi Medinelilerden de münâfıklığa  cüret edenler, münâfıklık edip duranlar var; sen onları bilmezsin, biz biliriz.  Onları iki kere azaplandıracağız da sonra pek büyük bir azâba uÄŸratılacaklar.
      102- Bedevîlerle  Medinelilerden baÅŸka bir bölüğü de günahlarını îtirâf etmiÅŸtir, onlar, iyi bir  iÅŸi bir baÅŸka kötü iÅŸe katmışlardır. Allah’ın, onlara tövbe nasîb etmesi ve  tövbelerini kabûl eylemesi umulur. Şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahîmdir.
      103- Mallarından  sadaka al da temizle, arıt onları o sadakayla ve duâ et onlara. Şüphe yok ki  senin duân, onlara bir sükûn, bir huzur verir ve Allah, her ÅŸeyi duyar, bilir.
      104- Bilmezler  mi, şüphe yok ki Allah, öyle bir mabuttur ki odur kullarının tövbelerini kabûl  eden ve sadakaları alan ve şüphe yok ki Allah öyle bir mabuttur ki odur  tövbeleri kabûl eden rahîm.
      105- Ve  de ki: Yapın yapacağınızı, muhakkak yaptıklarınızı Allah da görür, Peygamberi  de, inananlar da ve gizliyi de, açığı da bilenin tapısına gideceksiniz ve  mutlaka yaptıklarınızı haber verecek size.     

106- Bir  baÅŸka bölük de var ki iÅŸleri, Allah’ın emrine kalmış; dilerse azaplandırır  onları, dilerse tövbelerini kabûl eder ve Allah, her ÅŸeyi bilir, hüküm ve  hikmet sâhibidir.     

107- Zarar  vermek, kâfirlikte bulunmak, inananların aralarını açmak, daha önce Allah’la ve  Peygamberiyle savaÅŸanın gelmesini gözlemek için mescit kuranlara gelince: Biz  ancak iyilik istemekteyiz diye yemin edecekler ve Allah’sa tanıklık etmektedir  ki onlar yalancıdır.

      108- Orada  hiçbir zaman namaz kılma. İlk günden îtibâren Allah’tan çekinmek ve ona itaât  etmek temeli üstüne kurulmuÅŸ olan mescit, elbette namaz kılmana daha lâyıktır.  Orada öyle erler var ki arınmayı severler ve Allah, temizlenip arınanları  sever.
      109- Yapıyı  Allah’tan korkup çekinme ve rızâsını kazanma temelleri üstüne yapan mı daha  hayırlıdır, yoksa temelini, kayıp gitmekte olan bir yarın kıyısına yapıp da o  yapıyla beraber cehennem ateÅŸine yıkılıp göçen mi? Ve Allah, zulmeden topluluÄŸu  doÄŸru yola sevketmez.
      110- Onların  kurdukları yapı, kalpleri parçalanıp gitmedikçe kalplerine şüphe vermeden bir  an bile geri kalmaz ve Allah, her ÅŸeyi bilir, hüküm ve hikmet sâhibidir.
      111- Şüphe  yok ki Allah, kendilerine cenneti vermek üzere inananların canlarını, mallarını  satın almıştır âdeta; onlar öldürürler, öldürülürler, her iki sûrette de vaadi  gerçektir ve Tevrat’ta da sâbittir, İncil’de de, Kur’ân’da da ve ahdine  Allah’tan daha ziyâde vefâ eden kimdir ki? Artık ÅŸu giriÅŸtiÄŸiniz alış-veriÅŸten  dolayı sevinin ve budur iÅŸte en büyük kurtuluÅŸ ve saâdet.
      112- Tövbe  edenler, ibâdette bulunanlar, hamd eyleyenler, oruç tutanlar (savaÅŸ veya bilgi  elde etmek için yurttan yurda gezenler), rükû edenler, secdeye kapananlar,  iyiliÄŸi emredenler, kötülüğü nehyeyleyenler ve Allah sınırlarını koruyanlar.  İşte bu inanmış kiÅŸileri de müjdele.     

113- Şüphesiz  olarak cehennem ehli oldukları kendilerince bilindikten sonra akRabâ bile  olsalar Peygamberin ve inananların, müşriklerin  yarlıganmalarına duâ etmeleri yakışmaz.     

114- İbrahim’in,  atası için yarlıgan-ma dilemesi, ancak ona vaadettiÄŸini tutmak içindi. Fakat  onun, Allah düşmanı olduÄŸu kendisince iyice anlaşıldığı zaman ondan vazgeçti.  Şüphe yok ki İbrahim, çok aÄŸlayıp duâ eden, insanlara fazlasıyla merhamet eden  bir zattı.

      115- Allah,  bir topluluÄŸu doÄŸru yola sevkettikten sonra sakınacakları ÅŸeyleri apaçık  bildirinceye dek tekrar onları sapıklığa terketmez. Şüphe yok ki Allah, her  ÅŸeyi bilir.     

116- Şüphe  yok Allah, öyle bir mabuttur ki onundur göklerin ve yeryüzünün saltanat ve  tedbiri; öldürür, diriltir ve ondan baÅŸka size ne bir dost vardır, ne bir  yardımcı.

      117- Allah,  Peygamberi ve içlerinden bir bölüğünün gönlü nerdeyse imandan dönecekken güçlük  ânında Peygambere uyan muhâcirlerle ensârı tövbeye muvaffak etti ve onların  tövbelerini kabûl eyledi. Şüphe yok ki o, onları fazlasıyle esirger, rahîmdir.
     
118- Geri  kalan üç kiÅŸiye, yeryüzü o kadar geniÅŸken daraldıkça daralmış, gönülleri sıkıldıkça  sıkılmıştı da sonucu Allah’tan, gene ancak Allah’a kaçılabileceÄŸini  anlamışlardı. Sonra Allah, onları da tövbeye muvaffak etmiÅŸti. Şüphe yok ki  Allah bir mabuttur ki odur tövbeleri kabul eden rahîm.
      119- Ey  inananlar, çekinin Allah’ tan ve gerçeklerle berâber olun.     

120- Medinelilerle  çevrelerindeki bedevîlerin, Allah’ın Peygamberinden geri kalmaları ve onun  katlandığı zahmetlere katlanmaları gerekmez. Çünkü Allah yolunda bir susuzluÄŸa,  bir yorgunluÄŸa, bir açlığa düşerlerse, kâfirleri kızdırıp kinlendirecek bir  yere ayak basarlarsa, herhangi bir düşmana karşı baÅŸarı elde ederlerse mutlaka  karşılık olarak iyi bir iÅŸ yaptıkları yazılır; şüphe yok ki Allah iyilik  edenlerin ecrini zâyi etmez.

121- Az  olsun, çok olsun, hiçbir ÅŸey harcamazlar, hiçbir vâdiyi aÅŸmazlar ki Allah  onları, yaptıklarının daha güzeliyle mükâfatlandırmayı takdîr etmemiÅŸ olsun.

      122- İnananların  hepsinin savaÅŸa gitmesi lâzım deÄŸil; bir kısmı savaÅŸa gitmeli, bir topluluk da  çekinmelerini saÄŸlamak için kavimleri savaÅŸtan dönüp gelerek onlarla buluÅŸunca  onları korkutmak için dîni hükümleri iyice öğrenmeye çalışmalıdır.     

123- Ey  inananlar, önce kâfirlerden yakınınızda bulunanlarla savaşın, onlar, sizde bir  ÅŸiddet ve azim bulsunlar ve bilin ki Allah, hiç şüphe yok, çekinenlerle  berâberdir.

      124- Bir  sûre indirilince içlerinden bu hanginizin imanını artırdı diyen de var. Fakat  inen sûreler, inananların inançlarını artırır ve onlar birbirlerini  müjdelerler.
      125- Ama  gönüllerinde hastalık olanların pisliklerine pislik katarak küfürlerini artırır  ve onlar, kâfir olarak ölüp giderler.     

126- Görmezler  mi ki onlar her yıl bir, yahut iki kere musîbetlere uÄŸratılırlar da gene ne  tövbe ederler, ne ibret alırlar.     

127- Bir  sûre indiÄŸi zaman birbirlerine bakarlar, sizi bir gören var mı derler de sonra  dönüp giderler. Allah gönüllerini döndürmüştür onların, çünkü onlar, anlamaz  bir topluluktur.     

128- Andolsun,  size içinizden, sizden öyle bir Peygamber gelmiÅŸtir ki bir sıkıntıya düşmeniz  pek ağır gelir ona, pek düşkündür size, müminleri esirger, rahîmdir.     

129- Fakat  döner, yüz çevirirlerse hemen de ki: Allah yeter bana, yoktur ondan baÅŸka  tapacak, ona dayandım ve odur büyük arşın sâhibi.

     .       
   

Total Visit: 394
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.