Çarsamba 23 Mayıs 2012 - 14:39

الأربعاء ٣ رجب ١٤٣٣

چهارشنبه ۳ خرداد ۱۳۹۱ - ۱۶:۰۹

Kullanıcı adı:

Şifre :

Şifremi Hatırla
Şifremi unuttum   aktivasyon
Üye ol
    
     


Seyyid Radıy'nin dilinden Nehc'ul Belağa

     
eid-elqadir
           

     Allah Rahmet Ve Gufrânina Mazhar Etsin, Seyyid Radıy'nin Önsözünün Türkçe2si

     

      Hamd, Allah"a ki ona hamdetmeyi, nimetlerini edâya, belâdan sığınmaya,  kurtulmaya vesîle, cennetlerine ve razılığına ulaşmaya bir yol kıldı;  ihsanının çoğalmasına sebep etti. Salât-ü Selâm, âlemlere rahmet olarak  gönderdiği, kendilerine uyulanlara bile ona uymalarını emir ve takdir  buyurduğu, ümmeti aydınlatan bir ışık olarak yolladığı, varlığını kerem  hamurundan yoğurduğu, ezelî ululuk soyundan getirdiği, yücelik ağacının  kökünden yaratıp üstünlük dalından büyüterek dallarla, budaklarla,  meyvelerle yetiştirip geliştirdiği Rasûlüne, onun, karanlık-ları  aydınlatan ışıklar, apaçık din yolunun alâmetleri, ölçülemeyecek  üstünlük mîzanları olan Ehlibeytine. Onların hepsine de öylesine  salât-ü selâm ki üstünlüklerine denk ve eşit, lütuflarına karşılık,  soylarına ve asıllarına uygun ve lâyık olsun; tanyeri doğup ağardıkça,  yıldız dolunup battıkça rahmet olsun onlara.

     

      Ömrümün dalı  henüz terü tâzeydi, henüz yeşermişti ki, selâm onlara, İmâmların  husûsiyetlerine, güzel hâllerine ait haberleri, onların incilere  benzeyen sözlerini ihtivâ eden bir kitap yazmaya başlamıştım. O  kitapta, bu husûsu arzederken belirttiğim gibi maksadım,  Emir"ül-mü"minîn"in (a.s) husûsiyetlerini topladıktan sonra zamânın  meydana çıkardığı engeller, o kitabı tamamlamama mâni olmuştu. Kitabımı  birkaç kısma ve bölüme ayırmıştım; son bölümde de, uzun hutbelere değil  de öğütlere, hikmetlere, edeplere ait bâzı sözleri dercetmiştim.

     

      Dostlardan, kardeşlerden bir kısmı o kitabı okudu, beğendi; Hz. Emir"in  (a.s) sözlerinin eşsiz, örneksiz oluşuna, fasâhat ve belâgatına hayrân  oldu; çeşitli konulara, çeşitli dallara ayrılan sözlerinden bir seçme  meydana getirmemi istedi. Çünkü biliyorlardı ki o Hazretin  hutbelerinde, mektuplarında, öğütlerinde, hikmetlerinde toplu olarak  mevcût olan ve Arapça"nın şaşılacak derecede belâgat ve fasâhatını  mündemiç bulunan, dine, dünyâya ait bütün hikmetleri, o derecede toplu  olarak ihtivâ eden hiçbir söz, hiçbir kitap yoktur ve olamaz. Çünkü  Emir"ül-mü"minin (a.s) gerçekten de fasâhat ve belâgatın menşeidir;  belâgat ondan zuhûr etmiştir; fasahât kaideleri, onun sözleriyle  yayılmıştır. Hiçbir hatîp yoktur ki onun sözlerine benzer söz  söyleyebilsin; hiçbir vâiz yoktur ki onun sözlerinden yardım dilemesin.  Bütün bunlarla beraber gene de o, hepsinden de ileridedir; gene de  onlar, Hz. Emir"den (a.s) geri kalmışlardır. Çünkü onun sözleri, Allah  bilgisiyle ışıklanmıştır, parıldamaktadır; o sözlerde Peygamber"in  (s.a.a) kokusu vardır; etrâfa yayılmaktadır.

     

     Hâsılı,  isteklerine uydum; bu kitabı, bu kitaptaki sözleri toplamaya koyuldum.  Biliyordum ki halk, bu kitaptan pek büyük faydalar edinecek, bu kitabın  şöhreti, bütün âleme yayılacak; ecri, sevâbı da âhiret gününde bana bir  azık olacak.

     

    Maksadım, o hazretin, ilim, amel, takvâ, şecâat  ve diğer üstünlüklerdeki yüceliği gibi belâgattaki yüceliğinin de  bilinmesi, kendilerinden önce gelip geçen, kendilerinden pek az  rivâyetlerde bulunulan bilginlerin, belâgat sâhiple-rinin, hatîplerin  belâgatından daha üstün bir belâgata sâhip olduğunun, hiçbirinin,  onunla boy ölçüşemeyeceğinin meydana çıkmasıydı. Gerçekten de onun  sözleri, ucu-bucağı, kıyısı-dibi olmayan bir denizden coşmaktadır ki o  deniz, suyunun çoğalmasıyla taşmaz, başkalarının sözleriyle de  bulunmaz. Bunun meydana çıkmasını, böylece de Ferazdak"ın, Cerîr"e dediği gibi, ben de

     

Bunlardır babalarım benim ey Cerîr,

     

Sende de eşitleri varsa bir yere gelince

     

göster onları bana, karşıma getir

     

demeyi isedim.

     

      Gördüm ki o hazretin sözleri birkaç mihver çevresinde dönmede. İlk  olarak hutbeleri, emirleri var; ikinci olarak mektupları, üçüncü de  hikmetleri, öğütleri. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah"ın  tevfîkiyle, önce hutbelerine, sonra mektuplarına, sonra da öğüt ve  hikmetlerine birer bölüm ayırmayı, her bölümü yazdıktan sonra, o bölüme  ait olup o âna kadar elime geçmeyen, fakat zamanla elde etmeme ihtimâl  bulunan sözlerini de ilerde yazmam için birkaç yaprağı açık bırakmayı  esas tutarak, bu bölümlerden başka bölümleri girebilecek olanları,  meselâ konuşmaları sırasında sorulara verdikleri cevapları da yazmayı  gözönünde bulundurarak işe başladım; önce hutbelerini, sonra  mektuplarını, sonra da hikmetlerini, öğütlerini seçmeye başladım. Bu  bölümlerde, birbirine, konu bakımından uymayanlar, yahut birbirine  uyanlar bulunabilir; fakat ben, Hazretin (a.s) sözlerinin tertîbine  değil, sözlerini toplamaya çalıştığım, esas maksadım bu olduğu için  güzel ve hoş olanlarını, elime geçtikçe yazdım.

     

      O Hazretin  şaşılacak hallerinden biri de, hiç kimsenin, üstünlüğünde eşitliği  olmayan fasâhat ve belâgatıdır. Zâhitlikte, öğütte, korkutmada, onun  düşüncesine ulaşan yoktur; o yücelikte söz söylemek, onun ihâtasına  erişmek imkânına hiç kimse sâhip değildir. Bu sözleri okuyup ibretle  düşünen kişi, sanır ki o hazretin, dünyâdan nasîbi, ancak zâhitliktir;  dünyayı terketmektir, Allah"a kullukta bulunmaktır; o, bir bucağa  çekilmiş, yahut bir dağ eteğine sığınmış, halktan ayrılmıştır; kendi  duygusundan başka birşey duymaz; kendi soluğundan başka bir şey  işitmez; kendinden başka kimseyi görmez. Bu sözlerin, savaş  denizlerinde dalgalar yutan, coşup köpüren, savaş deryâla-rına dalıp  çıkan, elinde yalın kılıç, haktan baş çekenlerin başlarını  bedenlerinden ayıran, ünlü kahramanları, Allah kulluğu yolunda helâk  toprağına seren, kılıcından kanlar damlaya-damlaya, canlar  döküle-saçılan meydandan dönen birisinin sözleri olduğuna aslâ inanmaz.  Oysa, bu hâlle beraber gene de zâhitlikte, gönül alçaklığında,  kullukta, dünyânın bütün zâhitlerinin zâhididir; kulluğu üstünlüğe  değişenlerin başıdır. Bu hâl, o Hazrete hâs şaşılacak fazîletlerdendir.  O zıtları nefsinde toplamıştır; yiğitlikle gönül alçaklığını,  üstünlükle kulluğu nefsinde cem"etmiştir.

     

     Bu kitabın ihtivâ  ettiği sözleri seçerken, söz bakımından tereddüde düşürenlerine, mâna  bakımından tekrar-lanmış olanlarına çok rastladığım olmuştur. Bunun  sebebi de o Hazretin sözlerinin rivâyetlerinde ihtilâflar oluşudur. Çok  kere, bir rivâyet dayanılarak seçilen ve yazılan bir söz, bir başka  rivâyetle, bir başka tarzda da gelmiştir; onda bir cümle fazladır;  hattâ mânâ bakımından daha da güzeldir. Bu yüzden, ihtiyâtı elden  bırakmayıp seçilen sözlerden birşeyin eksik olmamasını gözeterek, o  güzelim sözlerin terkedilmemesine gayret ederek o rivâyeti de yazdım.  Zaman uzadıkça ilk rivâyetin unutulması, yahut bilinmemesi yüzünden,  kasdî olmamak şartıyla aynı anlamda, fakat başka bir tarzda rivâyet  edilmesi de mümkündür.

     

     Bütün bu ihtimâma rağmen o Hazretin  sözlerinden hiçbirini bırakmadım, hepsini yazdım gibi bir dâvâya  girişmeme imkân tasavvur edilemez. Bana ulaşmayan sözlerinin,  ulaşanlardan daha fazla bulunması da mümkündür. Ben ancak, kudretin  yettiği kadar çalıştım, çabaladım; gerçeği aydınlatıp doğru yolu  apaydın göster-mek ancak Allahu Teâlâ"nın sonsuz lütfüyle olur.

     

      Bütün bu çalışmanın sonucu olarak meydana gelen bu kitaba,  "NEHC"ÜL-BELÂGA" adını vermeyi uygun buldum; çünkü bu kitap,  okuyanlara, dileyenlere belâgat kapılarını açan, fasâhat kaidelerini  onlara ulaştıran bir kitaptır; bilgin kişinin de ihtiyâcı vardır bu  kitaba, bilgi öğrenmek isteyenin de; belâgat ve hitâbet erbâbı da ister  bu kitabı, züht ve takvâ ashabı da. Sözlerinde, tevhîd, adl ve Allah-u  Teâlâ"yı mahlûklarına teşbihten tenzîh hususlarında, dileyenlerin  susuzluğunu giderecek, gönüllerdeki dertlere devâ verecek, gözleri her  çeşit şüpheden, körlükten kurtarıp aydınlatacak mazmunlar vardır bu  kitapta.

   

     Allah-u Teâlâ"dan tevfik, hatâdan ismet, doğruyu  bulmada yardım dilerim; dille yapabileceğim hatâlardan önce gönülle  düşebileceğim hatâlardan, ayak sürçmesinden önce dilimin sürçmesinden  O"na sığınırım; O yeter bana ve O, ne de güzel bir vekildir.


Total Visit: 341
Total Rank: 0
Total Rankers: 0
Total Comments: 0

Oy vermek için yetkiniz yok. Lütfen giriş yapınız.