| Sema Hankahların birçoğunda şeyhin emriyle mecliste bulunan sufiler için sema meclisleri diye adlandırılan gazel ve sözler okunurdu. Bu esnada ozanlar ruhlara rahatlık veren gazel ve türkülerini okumaları için hankahlara getirilirdi. Kimi zaman sufiler de onlarla birlikte söyler, el ve ayaklarını çırparak eşlik ederlerdi. Sufiler, semaın sema edenin zevkinde ortaya çıkan letafet sonucunda kendisinde bir iştiyak meydana getirdiği ve onu toprak aleminden çalıp toprak darboğazından yücelere götürdüğü ve salikin kalbinde ve ruhunda bir kırgınlık, eksiklik ve hata meydana gelmişse onu ruhundan ve kalbinden silip süpürdüğü, onu kendi işinde heyecan dolu bir hale getirdiği düşüncesindeydiler. Seyfuddîn Bâherzî’nin torunu Ebû’l-Mefâhir-i Bâherzî, sema konusunda şunları yazar: “Semaın özelliği şudur: O vücutta korku, reca, sevinç, hüzün, şevk ve muhabbet olarak var olan her şeyi kimi zaman neşe, kimi zaman da ağlama şeklinde kalpten atıp ortaya serer. Her bir uzvun semada bir çizgisi olduğu ve türlü şekilde insanda tasarrufta bulunduğu söylenmiştir. Kimi zaman ağlatır, kimi zaman feryat ettirir, kimi zaman alkış tutturur, kimi zaman dans ettirir, kimi zaman da kendinden geçirir…” Sufiler, semaı hankahta yada mümkün gördükleri her yerde icra ederlerdi. Ozanların okuduğu şiirler tabii olarak genellikle aşk dolu sözler içeren gazel ve türkülerdi. Fakat tasavvufçular bu sözlere kendileri özel anlamlar yüklemekte ve kendi amaçlarına uygun olan bir anlama çekmekteydiler. Bunların asıl anlamlarında ve yere ait olan aşıkcıklar konusunda kullanılmasını günah sayarlardı. Şarkıcı ve türkücüler, işin başında hankahların dışından hankahlara gelirlerdi. Fakat yavaş yavaş hem dervişlerden sayılacak hem de sema ehlinden olacak hankah türkücüsü şartlarını taşır hale gelirlerdi. |